Etiket arşivi: Arman

Çağdaş Sanata Varış 189| Arte Povera

ARTE POVERA
YOKSUL SANAT/YOKSULLUK  SANATI
1967

 

  • 1960’ların ortalarına gelindiğinde, sanatın artık eskiden olduğu şey olmadığı belirginleşmişti.
  • Eserin fikri veya dayandığı kavram en az eserin fiziksel varlığı kadar önemliydi.
  • En üstün görsel sanat biçimleri artık çevre yaklaşımı, Happeningler, fotoğraf ve sanatçının bedeninin kullanımıydı.
  • Fransa’da seri üretilmiş ürünler kullanılırken (César, Arman), İtalya’da fakir ya da yoksul sanat anlamına gelen Arte Povera grubundan sanatçılar geleneksel sanat materyallerini kullanmayı da, Modernite’ ye, teknolojiye, anımsattıkları geçmişe, yerelliğe ve meta kültürüne dayanmayı da reddettiler.
  • Neo Avangard yaklaşımların ortak özelliği, gündelik yaşamdan sıradan malzemenin sanatsal ortama taşınması oldu.
  • Tüm bunların karşısında Modernistler, sanatın izleyicide estetik bir tepki uyandırması gerektiği fikrini sürdürdüler.
  • Güncel İtalyan politikası ile bağlantılı, deneysel ve kavramsal bir sanat akımı olan Arte Povera, ucuz, gündelik, doğal, gelip geçici, atık malzeme  kullanan; doğa, kültür, tarih ve güncel hayat ile ilgili metaforik ürünler veren; sanat piyasasının ticari çarklarına karşı çıkan bir akım oldu.
  • Pop Sanat gündelik malzemenin sanatıydı; gündelik malzemenin kullanılmasıyla yapılan bir sanat değildi. Gündelik nesneleri yeniden üretiyor veya doğrudan gösteriyordu. Oysa Arte Povera sanatçıları gündelik malzemeyi doğrudan, yapıtlarını üretmekte kullanıyordu. Bunları bazen oldukları gibi bazen de dönüştürerek ve ilişkiler içinde bir araya getiriyorlardı.
  • Toprak, ahşap, halılar, endüstriyel atıklar, çeşitli canlı hayvanlar, kayalar, kağıt, ip, giysiler, aynalar, cam, gazete hatta sebzeler kullanılarak farklı materyallerle pek çok deney yapıldı. Arte Povera, 20. yüzyıl sanatının malzeme dağarcığını zenginleştirmiş; İtalyan sanatçıların deneysel tavrı malzemenin süreç içindeki değişimini izlenebilir kılarak sanat deneyiminin sınırlarını genişletmiştir. Sanat olmaktan ya da sanatsal birer yüzey olmaktan uzak nesneler, farklı doğalara sahip olan şeyler, yeni sanat kapsamında uyumlu bir ilişki kurabilmiştir.
  • Arte Povera sanatçıları yapıtlarında sık sık organik olan ve olmayan malzemeleri bir araya getirmiş, doğal ve doğal olmayan süreçleri irdelemiş, çeşitli doğa yasalarını görünür kılmaya çalışmışlardır.
  • Bu basit, değersiz malzemenin kullanım amacı, sanatı bir meta olarak biriktirilmesi gereken bir şey olmaktan çıkartmaktı. Ancak zaman içinde bu tip sanat eserlerinin de ticari bir meta olmaktan kurtulamadığı görülmüştür.
  • Yoksul sıfatı, kullanılan malzemeyi tanımladığı gibi, anlamsal şifreleri yoksullaştırmayı da tanımlar. Yoksul düştüğü bir başka yön de sanat tarihi ve etrafında oluşturulan elitizmdir. Akım, kültürü klişelerden, hatta tüm simgesel eklemelerden arındırma gerekliliğini savunmuştur.
  • Bazı eserlerde “doğal olmayan” sınırların nasıl yaratıldığı düşüncesi sorgulanır. Aynı zamanda bu konuda da bir süreçsellik söz konusudur: Dünya haritası da doğanın kendisi gibi sürekli bir dönüşüm ve değişim içindedir.
  • Arte Povera sanatçıları, el işine ve emek yoğun süreçlere yönelik belirgin bir eğilim gösterir ve kavramsal olarak sanat ile zanaat arasındaki kültürel ayrımlara değinir.
  • Arte Povera, asamblajdan farklıdır: Performans ve Yerleştirmeye/Enstalasyona yakınlığı ile ve Savaş öncesinin avangard akımları olan Sürrealizm, Dadacılık ve Konstrüktivizme olan yaklaşımıyla asamblajdan ayrılır.
  • Akım, birbiriyle alakası olmayan elemanları bir araya getirmesi ile tanınır.
  • Akımın önde gelen sanatçıları arasında Mario (1925-2003) ve Marisa (1935-)Merz, Luciano Fabro (1936-2007), Giulio Paoloni (1940-), Giuseppe Penone ( 1947-), Michelangelo Pistoletto (1933-), Alighiero Boetti (1940-2004), Giovanni Anselmo (1934-),  Gilberto Zorio (1944-), Pino Pascali (1936-1968) ilk akla gelenlerdir. Bu sanatçıların solo sergileri, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında da açılmaya devam etmiştir.
Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967. Beton, emaye, paçavralar. Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça  gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler. Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez. Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal. Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi. Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur. 2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir. Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967.
Beton, emaye, paçavralar.
Bulunmuş bir obje, değersiz bir parça gibi eserde yer alan klasik bir heykel ve arkasına yığılmış, canlı renklerden seçilmiş, kullanılmış giysiler.
Yüksek sanat sıradan yaşama girmiş, bir enerjiler yığınıyla kaynaşmıştı. Venüs izleyiciden yüzünü çevirir ama çaputlar çevirmez.
Değişen dünyanın değişen sanat eserlerinden bir örnek. İtalya’nın geçmişini temsilen, klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile tüketim toplumunu temsilen parçalara ayrılmış organik materyal.
Heykelin yüzü paçavralara dönük. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi.
Eser, İtalya’nın zengin sanatsal mirası altında ezilen çağdaş sanatçının çıkmazına da göndermede bulunur.
2015 İstanbul Bienali’nde de sergilenen bu eser, Arte Povera sanatının tipik örneğidir.
Pistoletto bu eseri farklı şekillerde pek çok kez tekrar etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979. Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden. Fotoğraf: www.artribune.com

İsimsiz, Pier Paolo Calzolari, 1979.
Arte Povera hareketinin üyelerinden İtalyan sanatçı Pier Paolo Calzolari’nin (1943-) ilgisi ışık, madde ve zaman üzerinde toplanıyor. Buz, ateş, tuz, kalem kurşunu, su, bakır, neon, yosun, çeşitli kuş tüyleri, gül, yumurta, tütün yaprakları , duman gibi farklı elemanları bir arada kullanarak yaptığı genelde kısa ömürlü, süreçsel enstalasyonları sanatçının karakteristik ögelerinden.
Fotoğraf: www.artribune.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968. Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir. Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur. Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

Adsız veya Salata Yiyen Heykel, Giovanni Anselmo,1968.
Bu eser sanatçının en iyi bilinen eserlerinden biridir: Bakır telle bağlanmış bir büyük bir küçük granitin arasına sıkıştırılmış yeşil salatadan oluşur. Yeşil salatanın kurumasına izin verilirse telin gevşemesi ile küçük taş düşer. Heykelin parçalara ayrılmasını önlemek için yeşil salatanın kurumadan değiştirilmesi gerekir.
Anselmo, su, plastik, sebze gibi malzemeler kullanarak gerilim, enerji, yerçekimi gibi olguları görselleştirme çabası içinde olmuştur.
Fotoğraf:contemporaryideas.blogspot.com

  • Marisa Merz, geleneksel bir yöntem olan dokuma eyleminin emek yoğun sürecini yapıtlarının önemli bir parçası yapmıştır.
  • Mario Merz yapıtlarında enerji simgesi olarak neon ışıkları, elektrik, taş ve toprakla kurguladığı enstalasyonlarında insanın barınma gibi temel ihtiyaçlarına ve doğayla ilişkisine göndermede bulunmuştur. Kurşun kalemi kağıttan hiç ayırmadan gerçekleştirdiği resimlerle dikkat çekmiş, Eskimo evlerini andıran enstalasyonları ile tanınmıştır.
  • Arte Povera akımının kurucularından olan Yunan Jannis Kounellis (1936-), 20. yüzyılın önemli sanatçılarından biri. Kounellis, 1960’ların sonunda bir galeride çok sayıda atık toplamış; pamuk, demir, kahve, ahşap, taş, ateş, çuval, bitki ve canlı hayvan gibi malzemelerle ilginç mekanlar kurgulamıştır. Gündelik malzemeyle, sıradan nesnelerle lirik, kavramları tartışmaya açan ve önyargılara karşı çıkan bir hamle başlatmıştır. 1969 yılında 12 atı bir galeriye getirdi. Atlar bir süre galeride kaldılar. İzleyiciler onları gördü, izledi. Dönemin bu sansasyonel enstalasyonu Arte Povera’nın gündeme gelmesinde etkili oldu. Mekana yapılan müdahaleler, performanslar bu işten etkilendi. 12 At, Arte Povera sanatçılarının sanatın alınıp satılan bir meta olmasına yönelik tepkisinin uç noktada bir temsili olmuştur. Ama:
Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu. Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

Contemporary İstanbul 2015’in öne çıkan işlerinden; İstanbul Kongre Merkezi’nde sergilenen Jannis Kounellis’in İsimsiz adlı eseri 1 milyon 400 bin Euro’ya alıcı bularak fuarın satılan en pahalı eseri oldu.
Fotoğraf: www.hurriyet.com.tr

  • Pino Pascali, konserve kutuları, pelüş, saman gibi malzemeleri dönüştürerek hayvan ve bitki formlarını akla getiren heykeller yapmıştır. Sanatçıya göre Amerika bir eylem alanı, Avrupa eylem üzerine düşünme alanıdır. İtalya ise seçici ve içine kapalı bir yerdir.
  • Gilberto Zorio buharlaşma, basınç, ısınma ve nemlenme gibi doğal fizik yasalarına göndermede bulunduğu enstalasyonlarında izleyicinin fiziksel katılımının ortama kattığı enerjiyi bir malzeme gibi kullanmıştır.

 

Çağdaş Sanata Varış 177| Kavramsal Sanat 1

  • Her türden kavram, artık sanatın özü oluyor. Sanat bugün bir eylem.
  • Genellikle muhafazakar beğeniye sahip seçkinler tarafından belirlenen standartlara meydan okuyan; form ve içerik bakımından, toplumsal ve politik bakımdan devrimci olan Postmodern sanatın en belirleyici akımı Kavramsal Sanat.
  • Devrimci olma ile ilgili: dünyaya bakışımızı yenilemek ve yeni anlam bulmak arzusu belki en kısa tarifi olabilir. Totaliter devletler Soyut Sanat, Gerçeküstücülük gibi akımlardan nefret etmiş, bunlara yoz sanat adını vermişler,  avangard sanattan daima korkmuşlardır. Korkmalarının nedeni kısmen bu tür sanatın bireysellikle ilgili olması, bireysel bakış açısını yansıtmasıdır. Onlar ise insanların aynı şeyi düşünmesini, gerçekliğe tek şekilde bakmalarını sağlayarak beyin yıkamak isterler. Sanatsal ifade kontrol edildiğinde insanların iç hayatının da kontrol edilebileceğini bilirler. Oysa zamanla eski görme biçimleri bayatlar ve yeni görme biçimleri kaçınılmaz olur. Kavramsal ve deneysel olan sanat da elbette bu kategoride yer alır.
  • Hazır nesne kavramını hayatın bütününe yayan Marcel Duchamp’tan beri var olan düşüncenin yapıta üstünlüğüne dayalı, 1960’lı yılların ortalarında gelişen bu akım, kavramsal fikirlere ağırlık veren bilgisel bir sanat hareketidir. Kavramsal Sanat’ın düşünsel temellerini Duchamp atmıştır. Aslında Kavramsal Sanat’ın ya da Neo Avangard olarak nitelendirilen tüm ifade biçimlerinin düşünsel kapsamı ona dayanır. Duchamp, yaratıcılık olgusunun tarifini değiştirmiş, sanatın beceri ve yeteneğe dayanması gerektiği yolundaki inanışı sarsmış, sanatsal beğeniyi şekillendiren etkenleri sorgulamış, kavram ve anlamın plastik biçimin önüne geçmesini önermiş, düşünsel deneyimin önem kazanmasına öncülük etmiştir. Biçimci Modernist avangard geleneğin karşısına, avangard içinde daha avangard ve Postmodern öncesi Postmodern tavrı sergilemiş, böylece 1960’ların hemen tüm akımlarını etkilemiştir.
  • Duchamp sonrası, Kavramsallık öncesi üretimlere baktığımızda Robert Rauschenberg, Yves Klein (1928-1962), Arman ve Piero Manzoni’den (1933-1963) özellikle bahsetmemiz gerekir. Rauschenberg’in 1953 yılında Willem de Kooning’in bir desenini 40 adet silgi tüketerek silmesi; Yves Klein’ın boşluğu elle tutulur hale getirmek adına boş galeriyi sergilemesi; 1960 yılında Yeni Gerçekçi sanatçı Arman’ın aynı galeriyi atıklarla doldurması; Piero Manzoni’nin Sanatçının Soluğu (1960), Sanatçının Dışkısı (1961) Kavramsalcı eğilimler gösteren yapıtlar olmuştur. Sanatçının tepkisel tavrı, yapıtın içeriği haline gelmeye başlamıştır.
Saf Pigment (PIG 1), Yves Klein, 1957. Koyu mavi kuru toz pigmentten yapılmış olan eserin yeniden yapımı Sabancı Müzesi’nde ZERO sergisinde izlenebiliyordu. Klein’ın eserlerinde yönlendirici prensipler veya kısıtlayıcı, figüratif ögeler yoktur. Bu, Klein’a göre, en büyük özgürlüktür ve izleyicinin kendi algısını tecrübe etmesine olanak sağlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saf Pigment (PIG 1), Yves Klein, 1957. Koyu mavi kuru toz pigmentten yapılmış olan eserin yeniden yapımı Sabancı Müzesi’nde ZERO sergisinde izlenebiliyordu.
Klein’ın eserlerinde yönlendirici prensipler veya kısıtlayıcı, figüratif ögeler yoktur. Bu, Klein’a göre, en büyük özgürlüktür ve izleyicinin kendi algısını tecrübe etmesine olanak sağlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Achrome , Piero Manzoni, 1959-62. Ahşap üzerine pamuk. Manzoni, hem malzeme hem kavram açısından sanat objesinin doğasına meydan okudu. Geleneksel sanat eserinin sınırlarını aşan, ölçülemeyen ve sonsuz olanın peşinden gitti. Pek çok eserinde kullandığı beyaz renk, Manzoni için hem bir keşif, hem de Yves Klein’ın tek renk felsefesine bir karşı çıkışı temsil ediyordu. Bu karşı çıkışı , hiçliğin ifadesi olan dolayısıyla renk olma niteliği taşımayan beyaz ile yapıyordu. Manzoni’nin benimsediği şekliyle beyaz, izleyiciye sonsuz anlamlar sunma imkanı taşıyordu. Fırça ya da boyanın hüküm sürmediği yepyeni bir resmi de gündeme getiriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Achrome , Piero Manzoni, 1959-62. Ahşap üzerine pamuk.
Manzoni, hem malzeme hem kavram açısından sanat objesinin doğasına meydan okudu. Geleneksel sanat eserinin sınırlarını aşan, ölçülemeyen ve sonsuz olanın peşinden gitti. Pek çok eserinde kullandığı beyaz renk, Manzoni için hem bir keşif, hem de Yves Klein’ın tek renk felsefesine bir karşı çıkışı temsil ediyordu. Bu karşı çıkışı , hiçliğin ifadesi olan dolayısıyla renk olma niteliği taşımayan beyaz ile yapıyordu. Manzoni’nin benimsediği şekliyle beyaz, izleyiciye sonsuz anlamlar sunma imkanı taşıyordu. Fırça ya da boyanın hüküm sürmediği yepyeni bir resmi de gündeme getiriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 176| Zero

  • Zero, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’da ortaya çıkan ve sanatı Modernist resmin ve heykelin sarmalından, bu durağanlıktan kurtaran bir akım.
  • Savaşta yenilmiş olan Almanya’nın, sanat alanında başka ülkeleri etkilemeye başlaması 1960’ların sonunda Zero ve Fluxus akımları ile oldu.
  • Zerocular maddeyi, ışığı, hareketi, nesneyi, rengi baştan değerlendiriyorlar. Malzemeyi deliyorlar, yakıyorlar, parçalıyorlar; defileler, partiler düzenliyorlar, bir arada uyuyorlar, üretiyorlar.
  •  İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın yaşadığı maddi ve manevi yıkıma karşı geleneksel sanat anlayışını sıfırlayarak aydınlık, ışık ve şeffaflık dolu yepyeni bir dünya vaadi ile yola çıkıyorlar. İletişim kurma ve daha iyi bir dünya yaratma ihtiyacı içindeler.
  • Zero, yani başlangıç noktasındalar. Akımın adını koyarken roketlerin geri sayımından etkilenmişler.
  • Zero/Sıfır:  Adlarını “Sıfır sessizliktir, başlangıçtır, yuvarlaktır, devingenliktir, Ay’dır, Güneş’tir, beyazdır. Çöl ve gök kubbe sıfırdır” diye tarif etmişler.
  • Bu Sıfır yaklaşımını, boş levha (tabular asa) gibi beyaz yapıtlara; ay ışığını çağrıştıran ferah ve aydınlık, ışıklı çalışmaları; dinamik, devinimli, titreşimli eserlere dönüştürmüşler.
  • Zaman, boşluk, renk, hareket akımın ana temaları. Zero, özellikle ışık ve mekana odaklanan yapıtları kapsadı.
Kara Işık Bale Tamburu, Otto Piene, 1967. Ahşap, metal, cam, motor, elektrik ışığı. Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kara Işık Bale Tamburu, Otto Piene, 1967.
Ahşap, metal, cam, motor, elektrik ışığı.
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Zero, bir avangard tavırlar çokluğudur.
  • Ressamca olandan kendilerini kurtarmak adına gündelik olandan, yaşamdan yana saf tuttular, Duchamp’tan yadigar hazır yapım seri üretim nesnelerine başvurdular.
  • Sergi mekanlarını bildik koordinatlarından uzaklaştırmak, izleyiciyi de işin içine katmak, kalıcı olmayacak, şaşırtıcı yapıtlar üretmek, deneyimin kendisini sanat konusu, nesnesi yapmaya yönelik bir yaklaşıma sahiptiler.
Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü, Heinz Mack, 2012-2014. Karma malzemeden yapı üzerinde 850.000 mozaik taşı, 24 karat altın varak, çelik platform. Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü, Heinz Mack, 2012-2014.
Karma malzemeden yapı üzerinde 850.000 mozaik taşı, 24 karat altın varak, çelik platform.
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • 1957-1966 arasında yükselen ve daha sonraki akımları etkileyen Zero’nun ve benzeri teknolojik işlemli ve malzemeli yapıt üretiminin başlıca oluşum nedeni,  Informel ve Taşizm gibi, savaşın acılarını sağaltmayı amaçlayan duygusal ve içe dönük soyutlamaların siyasal, ekonomik, bilimsel ve teknolojik gelişmelere artık yanıt veremeyeceğini düşünmeleridir.
  • Teknoloji, İzlenimcilik akımından başlayarak, fotoğrafın yaygınlaşması, yeni boyaların üretilmesi vb sanat üretimine her aşamada etki etmiştir.
  • Akımın kurucuları Heinz Mack (1931-) ve Otto Piene (1928-2014). Günther Uecker (1930-) ise 1961 yılında aralarına katılıyor. Akımın diğer önemli isimleri Yves Klein (1928-1962), Piero Manzoni (1933-1963), Lucio Fontana (1899-1968), Armando (1929-), Daniel Spoerri (1930-), Jean Tinguely (1925-1991), Hans Haacke (1936-) .
  • Zerocular, Beuys’un aksine, kendilerini yaşarken mitleştirmeye çalışmadılar.
Sandalye, Komodin, Yan Sehpa, New Yorklu Dansçı, Günther Uecker, 1963-1967. Sanatçının 1972 yılında yaptığı açıklama: “Artık elimde gerçek mekanın içine giren - tuval ile görünür hale gelen yanılsama mekanının değil - bir malzeme vardı. İçinde yaşadığımız mekanın içine giren, o mekanda bulunan gerçekliğin ışık ve gölgeler aracılığıyla kendini ifadesini sağlayan işte bu malzemeyi, çiviyi, ben daha da geliştirmeye çalıştım.” Sabancı Müzesi, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sandalye, Komodin, Yan Sehpa, New Yorklu Dansçı, Günther Uecker, 1963-1967.
Sanatçının 1972 yılında yaptığı açıklama: “Artık elimde gerçek mekanın içine giren – tuval ile görünür hale gelen yanılsama mekanının değil – bir malzeme vardı. İçinde yaşadığımız mekanın içine giren, o mekanda bulunan gerçekliğin ışık ve gölgeler aracılığıyla kendini ifadesini sağlayan işte bu malzemeyi, çiviyi, ben daha da geliştirmeye çalıştım.”
Sabancı Müzesi, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sanatı kökten değiştirmeye çalışan benzer eğilimler Hollanda’da NUL (Armando, Herman de Vries), Fransa’da Yeni Gerçekçilik (Arman, Yves Klein, Daniel Spoerri), İtalya’da Azimuth (Piero Manzoni, Enrico Castellani), Japonya’da Gutai Grubu olarak ortaya çıktı.
  • Zero akımı bitmiş değil. Ne amaçları bakımından ne de sergileri itibariyle. 2014 yılında New York’ta Guggenheim Müzesi’nde, sonra Berlin Martin-Gropius-Bau galerilerinde, 2015 yılında Amsterdam Stedelijk Müzesi’nde ve tabii Sabancı Müzesi’nde sergileri yapılmaya devam ediyor.
  • Zero’nun siyasal, kültürel bir manifestosu yoktu ancak topluma öngörü, umut ve yaratıcılık öneriyordu; esnekti, yeniliklere ve değişimlere açıktı, disiplinler arası etkileşim ve farklı akımlarla işbirliğine girme olanağı veriyordu. Bu tür sanat içeriği ve estetiği günümüzde de sürüyor.
  • Zero akımına ait eserlerin parasal değerleri de müzayede evlerinde katlanarak artmakta.

 

Çağdaş Sanata Varış 108| Eat Art

Eat Art
1959

  • Dada etkili bir başka akımdır.
  • “Sanat yemek” anlamına Eat Art, sanatın geleneksel değerlerini yıkmak ve bundan zevk almak anlayışını güder.
  • 1959’da Yeni Gerçekçilik ve Fluxus’a yakınlığı ile bilinen Romanya doğumlu İsviçreli Daniel Spoerri (1930), kendi seçtiği sanatçılar olan Warhol, Beuys, Gerstner, Arman, César, Brecht, Lindner, Rot’a çikolata, marzipan (badem ezmesi), ekmek gibi çok sayıda besin maddesi ürettirmiştir. Bu nesneler 1970’de Düsseldorf’ta Eat Art Galerisi’nin ve Spoerri Lokantası’nın açılışında Eat Art ürünler olarak sunulmuştur.
  • Akıma Eat Art adı, Spoerri tarafından 1967 yılında konmuştur.
  • Sanatçılar bazen yenilebilen bazen de yenilemeyen besin maddelerinin sanat yapıtı olarak sunulduğu yemekler düzenlemişlerdir.
  • Beslenme, gastronomi, arkaik güçler ve yamyamlığı kapsar, ölümden söz eder.
  • Yapıtın rastlantının ve seyircinin işe karışmasıyla tamamlanması, yani sanatçının yaratıcılığının gizemini ortadan kaldırma düşüncesine dayanır.
  • Spoerri, sayısız yemek gösterisi düzenlemiş, pek çok tuzak tablo gerçekleştirmiştir.
  • Spoerri, 1961’de gıda maddelerini sanatsal malzeme olarak seçmiştir. Yenebilir olan nedir, yemek hazırlama tarzları ve yemek tarifleri üzerine çalışmalar yapmıştır.
  • Sanatçı, 1970’te Milano’da Yeni Gerçekçilik için Cenaze Yemeği yapmıştı.
Avusturyalı şekerci Wolfgang Phillip tarafından hazırlanmış marzipan ile yapılmış, Daniel Spoerri tasarımı çöp kutusu. Fotoğraf:www.danielspoerri.org

Avusturyalı şekerci Wolfgang Phillip tarafından hazırlanmış marzipan ile yapılmış, Daniel Spoerri tasarımı çöp kutusu.
Fotoğraf:www.danielspoerri.org

Tuzak tablolar, bir yemek sonrasında sofrada kalan her türlü eşyanın ve yemek artıklarının masaya yapıştırılmasından, tuzağa düşürülmesinden oluşmaktadır. Tablo, asıldığı duvarda çürümelerle, farelerin yemesiyle rastlantısal değişimlere uğramaktadır. Yeni Gerçekçilik akımından bahsederken de tuzak tablo konusuna Daniel Spoerri özelinde değinmiştik. www.globalartmagazine.com

Tuzak tablolar, bir yemek sonrasında sofrada kalan her türlü eşyanın ve yemek artıklarının masaya yapıştırılmasından, tuzağa düşürülmesinden oluşmaktadır. Tablo, asıldığı duvarda çürümelerle, farelerin yemesiyle rastlantısal değişimlere uğramaktadır. Yeni Gerçekçilik akımından bahsederken de tuzak tablo konusuna Daniel Spoerri özelinde değinmiştik.
www.globalartmagazine.com

  • 1970’li yıllarda Antoni Mirada ve Dorothée Selz kek-garajlar, mereng-manzaralar, pasta-bahçeler oluşturmuş ve bunları renklendirmişlerdir.
  • 1969-1973 yılları arasında ziyafetler düzenleyen sanatçılar bu tavırlarıyla sahne düzenlemesi ve Performans Sanatı’na yaklaşmışlardır. 1970’li yılların Eat Art etkinliklerinde sanatçının vücudu, besini üretici ve yiyici olarak kullanıldığından, Vücut Sanatı kapsamında değerlendirilmiştir.

 

Çağdaş Sanata Varış 95|Neo Realizm / New Realizm / Nouveau Réalisme 2

Jean Tinguely, Tricycle, 1960. Fotoğraf:theredlist.com

Jean Tinguely, Tricycle, 1960.
Fotoğraf:theredlist.com

  • 1958-1959’da İsviçreli Jean Tinguely (1925-1991), motorları dışarıda makineler sergilemiş, motorların tek başlarına görsel bir bütün oluşturduğunu vurgulamak istemişti. Bir yıl sonra, New York’ta Saygı adlı anıtsal bir konstrüksiyon gerçekleştirmiş, eserini tamamladıktan yarım saat sonra uzaktan kumanda ile kendisi eserini yok etmiştir. Hareketli ve kendini yok eden heykelleriyle tanınır.
César’ın 1960 yılında yaptığı düşünülen sıkıştırma tekniği ile gerçekleştirilmiş bir eseri. Fotoğraf:velorunner.blogspot.com

César’ın 1960 yılında yaptığı düşünülen sıkıştırma tekniği ile gerçekleştirilmiş bir eseri.
Fotoğraf:velorunner.blogspot.com

César’ın genişletme tekniğini kullanarak metal ve epoksiden yapılma heykeli. Fotoğraf:www.mutualart.com

César’ın genişletme tekniğini kullanarak metal ve epoksiden yapılma heykeli.
Fotoğraf:www.mutualart.com

  • 1975 yılından beri pek çok dalda dağıtılan, Fransa’nın ulusal film ödülleri, César Ödülleri’nin de yaratıcısı; Fransız heykeltraş César Baldaccini (1921-1998), 1956 yılından başlayarak demir ve alçıtaşı kullanarak figüratif ve yarı soyut heykeller yapmış, Mayıs 1960’da hurda araba preslerinde sıkıştırılmış otomobiller, motosikletler sergilemiştir. César, sıkıştırma ve genişletme teknikleri ile Yeni Gerçekçilik akımının önde gelen sanatçılarından biri olmuş, hurda metal ve çöp sıkıştırmaları; poliüretan köpük heykelleri; hayvan ve böceklerin fantastik tasvirleriyle tanınmıştır. Pop Art da, eserlerinde,  özellikle renkli plastiklerle yaptığı objelerinde, izini bırakmıştır. César ödülünü kazananlara sanatçının bir heykeli ödül olarak verilmektedir.
Arman’ın 1985 yılındaki bu enstalasyonu da Nouveau Réalisme stilinde. Fotoğraf:wikiart.org

Arman’ın 1985 yılındaki bu enstalasyonu da Nouveau Réalisme stilinde.
Fotoğraf:wikiart.org

Şefin Battaniyesi, Arman, 1989. Stili, Yeni Gerçekçi; janrı soyut. Fotoğraf:wikiart.org

Şefin Battaniyesi, Arman, 1989. Stili, Yeni Gerçekçi; janrı soyut.
Fotoğraf:wikiart.org

  • Ekim 1960’ta Fernandez Arman (1928-2005), Yves Klein’ın Boşluk’u sergilediği galeride Dolu’yu sergiler. Sergide galeri o kadar doludur ki, mekan kullanılamaz olmuştur. César’ın sıkıştırma ve genişletmeleri gibi, yığılma tekniği/akümülasyon da Arman’ın imzası gibidir. Renault parçaları, kemanlar, günlük kullanım eşyaları gibi hazır yapım objelerle gerçekleştirdiği yığıntıları vardır.
  • Ekim 1960’da Yves Klein’ın evinde yapılan toplantıda, çok kısa süren ama Fransa’daki öncü sanat eğilimleri arasında en ünlüsü olan Yeni Gerçekçiler gruplarını kurarlar.
  • Yeni Gerçekçilik kuruluşundan başlayarak başlıca üç olayda belirginleşmiştir:
    *Mayıs 1961’de Paris’te açılan, Dada’nın 40 Derece Üstünde adlı sergi,
    *Temmuz 1961’de Nice’teki ilk Yeni Gerçekçi festivalde düzenlenen karma sergi ve bir dizi etkinlik. Burada sanatçılar, yaratma yöntemlerine ilişkin gösteriler yapmışlar, eylem ile düşüncelerinin nasıl geliştiğini anlatmışlardır. Sanatçı, bedensel ve görsel olarak sanat eylemine katılmıştır. Ana fikir, sanat eserinin, düşüncenin görsel sonucu olduğudur. Festivalde konuşmalar yapıldı, Rotella fonetik şiir okumaları yaptı.
    *1963’te ikinci Yeni Gerçekçilik festivali Münih’te yapıldı. Aynı yıl yapılan San Marino Bienali grubun son sergisi oldu.

Yeni Gerçekçilik ana hatlarıyla:

  • Akademik Realizm’e tabii ki karşıdır. Neo Realizm, gerçeğin algılanmasına yeni yaklaşımlar getirir, Kübizm’in sadeliğini taşır, formalisttir.
  • Avrupalı bir akımdır.
  • Sanatı, birkaç tanımla sınırlama eğilimine karşıdır.
  • Soyut olmadığı iddiasındadır.
  • Anlamsızlığa karşıdır. Eserin ne olduğu anlaşılır.
  • Doğadan ilham alınır ama sanatçı kendi bakış açısını yansıtır.
  • Mesaj vermez.
  • Estetik kaygı taşımaz.
  • Dünyayı betimlemez, dünyanın kendisi sanatçı için bir alan haline gelmiştir.
  •  Ekspresyonist değildir.
  • Deformasyon yapmaz.
  • Assamblaj ve dekolaj akımda kullanılan tekniklerdir.
  • Günlük kullanım malzemeleri, resimleri yapılarak değil, objenin kendisi kullanılarak eserde yer alır.
  • Dış dünyadan alınmış nesneler, gerçeğin bir parçası ve belgesi olarak eserlerde kullanılmıştır.
  •  “Kendini beğenmiş” bir stildir.
Raymond Hains (1926-2005), Jacques Villeglé (d.1926) ve İtalyan Mimmo Rotella (1918-2006) sokakta unutulmuş afişlerde saklı olan şiirselliği ortaya çıkarmak suretiyle gerçekle ilgilenirler. Afiş kalıntılarını toplarlar, günlük yaşamda herhangi bir gözün farketmeyeceği bir gerçeği gün ışığına çıkarmayı amaçlarlar. Yırtılmış afişlerden elde edilen soyut desenler, farklı doku, renk ve şekillerden yararlanırlar. Afişler yırtıldığında altından diğer afişler gözükür, bu da başka bir gerçekliktir. Seçilen afiş parçaları tuvalin üzerine uygulanır. Yukarıda, Raymond Hains’den bir örnek. Fotoğraf:art.findartinfo.com

Raymond Hains (1926-2005), Jacques Villeglé (d.1926) ve İtalyan Mimmo Rotella (1918-2006) sokakta unutulmuş afişlerde saklı olan şiirselliği ortaya çıkarmak suretiyle gerçekle ilgilenirler. Afiş kalıntılarını toplarlar, günlük yaşamda herhangi bir gözün farketmeyeceği bir gerçeği gün ışığına çıkarmayı amaçlarlar.
Yırtılmış afişlerden elde edilen soyut desenler, farklı doku, renk ve şekillerden yararlanırlar. Afişler yırtıldığında altından diğer afişler gözükür, bu da başka bir gerçekliktir. Seçilen afiş parçaları tuvalin üzerine uygulanır.
Yukarıda, Raymond Hains’den bir örnek. Fotoğraf:art.findartinfo.com

1936 yılında doğmuş olan Fransız sanatçı Martial Raysse, 1960’ların seri üretim malları ve plastik nesneleriyle ilgilenmiş; bunların renk zenginliğinden ve sayıca bolluğundan etkilenmiş; reklam dünyasının aldatıcı parlaklığını yansıtmış; eserlerinde neon lambalarından ve floresan boyalardan yararlanmış, kendine özgü boyalarını başka sanatçıların eserleri üzerine de sürmüştür. Raysse’ın, 1965 tarihli bu yapıtı stil olarak hem Yeni Gerçekçilik hem de Pop Art olarak tanımlanabilir. Fotoğraf:www.wikiart.org

1936 yılında doğmuş olan Fransız sanatçı Martial Raysse, 1960’ların seri üretim malları ve plastik nesneleriyle ilgilenmiş; bunların renk zenginliğinden ve sayıca bolluğundan etkilenmiş; reklam dünyasının aldatıcı parlaklığını yansıtmış; eserlerinde neon lambalarından ve floresan boyalardan yararlanmış, kendine özgü boyalarını başka sanatçıların eserleri üzerine de sürmüştür.
Raysse’ın, 1965 tarihli bu yapıtı stil olarak hem Yeni Gerçekçilik hem de Pop Art olarak tanımlanabilir.
Fotoğraf:www.wikiart.org

1930 Romanya doğumlu, İsviçreli sanatçı  Daniel Spoerri yapıtlarında rastlantı ve geçicilik temalarını kullanmıştır. Tuzak tablolarında çeşitli ögeleri bir yüzey üzerine tespit etmiş; kullanılmış, eskimiş nesneleri sanat eserinde tekrar kullanmıştır. Tuzak tablolar (trap pictures), o anı çerçeveler. Böylelikle, bu nesneler, yeniden bir gerçeğin belirtgesi olmuştur. Afişler, yemek artıkları, tabak, çatal, bıçak gibi eşyaları eserlerinde kullanmıştır. Spoerri, Yeni Gerçekçilik akımının yanı sıra Fluxus ve Eat Art ile de ilişkilendirilir. Restaurant de la City Galerie, Daniel Spoerri, 1965. Fotoğraf:www.flickr.com

1930 Romanya doğumlu, İsviçreli sanatçı Daniel Spoerri yapıtlarında rastlantı ve geçicilik temalarını kullanmıştır. Tuzak tablolarında çeşitli ögeleri bir yüzey üzerine tespit etmiş; kullanılmış, eskimiş nesneleri sanat eserinde tekrar kullanmıştır. Tuzak tablolar (trap pictures), o anı çerçeveler. Böylelikle, bu nesneler, yeniden bir gerçeğin belirtgesi olmuştur. Afişler, yemek artıkları, tabak, çatal, bıçak gibi eşyaları eserlerinde kullanmıştır. Spoerri, Yeni Gerçekçilik akımının yanı sıra Fluxus ve Eat Art ile de ilişkilendirilir.
Restaurant de la City Galerie, Daniel Spoerri, 1965.
Fotoğraf:www.flickr.com