Etiket arşivi: Aristokrat

Lüks Devrimi 2

  • Paris’in bir turizm şehri haline dönüşmesi de Kral XIV. Louis devrinde gerçekleştirilen dünyadaki bir başka ilk.
  • 1524’te, Paris’te ev sahiplerinin geceleri evlerinin önünde mumla aydınlanan fenerler bulundurmaları gerekliydi. Işık miktarını büyük oranda arttıran cam pencereli fenerlerin icadını takiben, 1594’te Paris polisi şehrin her mahallesine fenerleri yerleştirme sorumluluğunu üstlendi. Yine de 1662’de, eğer yolcular karanlık, rüzgârlı sokaklarda ilerlemek zorundalarsa bir fener taşıyıcısı tutarlardı. 1667’de, Kral XIV. Louis yönetimi altında, kraliyet hükümeti sokaklara fenerler yerleştirmeye başladı. 1669’da üç bin adet olan bu sayı 1729’da iki katına çıkmıştı. Cam pencereli fenerler bir kordon ile sokağın ortasında altı metre yükseğe asılıyordu ve on sekiz metre arayla yerleştiriliyordu. Paris, kralın emriyle, dünyada sokakları geceleyin en yoğun aydınlatılan şehir oldu.
  • Böylece dükkanlar artık akşamları da açık kalabiliyor, yeni zengin sınıfla soylular, gün batımından sonra da güvenle alış veriş edebiliyordu.
  • Sokakların aydınlatılmasıyla Paris, gece hayatının yaşandığı ilk dünya şehrine dönüştü.
  • Gece hayatının özel içkisi şampanya da Kral XIV. Louis döneminde, Dom  Pérignon isimli keşiş tarafından icat edildi. 1674 yılında şampanya Paris sosyetesinin en gözde içkisi oldu.
  • Tüm bu gelişmeler sayesinde bir çok restoran açılıyor. Artık aristokratlar bile dışarıda, Paris caddelerindeki lokantalarda yemek yemeğe başlıyor. Yedikleri yemekler, yeni ve yüksek Fransız mutfağının örnekleri oluyor.

  • 1670 yılından itibaren Versailles Sarayı’nın çok yakından izlediği moda, hızla kent erbabına yayılmaya başlıyor. Kentli zengin sınıf moda yarışına hızla dahil oluyor. Dünyanın ilk moda dergileri ve yine dünyanın ilk moda sezonları ortaya çıkıyor. Artık moda on yılda bir değil, her sezon değişmeye başlıyor. Giysilerin ince ve zarif Fransız kadınlarında daha iyi durduğu kanısı yayılıyor.
  • Rönesans belgelerinde değerli taşlar arasında 18. sırada olan elmas, Kral XIV. Louis’nin bu taşa düşkünlüğü nedeniyle Fransa Avrupa’nın en zengin elmas koleksiyonuna sahip ülkesi oluyor. Aynı zamanda Paris’te elmas mücevher alışverişi, şehrin en önemli etkinliklerinden biri oluyor. Artık bir turizm şehri haline gelen Paris’i ziyaret edenler de elmas alışverişini buradan yapmaya başlıyor. Place Vendome da bu dürtüyle gelişiyor.

 

Japonya 6 | Japonların Özellikleri 6

  • Beşeri duygular ayıplanmaz.
  • İnsanın dünyaya nasıl geldiği ile ilgili bir doktrinleri yoktur.
  • Ferdin kuvvetli bir karaktere sahip olduğu, isyan etmesiyle değil, itaat etmesiyle anlaşılır.
  • Japonlar Çinliler gibi faziletlerin hayırsever kalplerden doğmasını beklemezler. Onlar ilk önce görevlerin yerine getirilmesini gerektiren nizamları ortaya koyarlar, sonra da bunları bir insanın bütün kalbiyle, ruhuyla, kuvveti ve kafasıyla yerine getirmesinin kaçınılmaz olduğunu söylerler.
  • Zor kullanmadan otorite temin ederler.
  • Serbest sahalar tanımlarlar. 0 – 9 yaş ile 60 – ölüm arası, içki, geyşa gibi.
  • Japonların esir düşmemesi şarttır. Şuurunu kaybettiği bir sırada esir edilse bile o Japonya’da bir daha başını kaldıramaz. Japonlar esir olan Amerikalıları teslim oldukları için ayıplıyorlardı.

  • Japonlar bir hareket sahasında başarısızlığa uğradıktan sonra başka bir sahayı tabii olarak ele alabilirler. Japon, gayesine ulaşamamış bir hareket tarzını benimsemekle hata ettiğini anlar. Seçtiği hareket tarzında başarısızlığa uğradığı zaman onu, kaybolmuş bir dava olarak kenara bırakır. Çünkü Japonlar, kaybolmuş davaların peşinde koşacak şekilde şartlandırılmamıştır.
  •  Tahkir edilme ile ağır tazminat verme gibi tabii sonuçları birbirinden ayırırlar. 1905 Rus harbinden sonra Rusların kendilerini tahkir ettiğini düşünmemişlerdi. Hiçbir kıyım yapmadılar. Filipinlerde ABD’ye karşı zafer kazandıktan sonra ise tamamen zıddını yaptılar. Çünkü ABD’nin politikasının Japonya’ya kıymet vermeyen bir politika olduğunu düşünüyorlardı. Tahkir edildikleri zamanki hareket tarzlarıyla, edilmediklerini düşündükleri zamanki hareket tarzları tamamen farklıdır. Tahkirden sonra sadakatsizlik meşrudur.
  • Japonlar aristokrat bir toplumdur. Kendinden daha aşağı ve yukarı olana başka başka kelimeler kullanarak hitap ederler. Hürmet dili denen bir dile sahiptirler. Eğilerek selam verme ve diz çökme adetleri vardır. Sivil, askeri üniformalıya eğilerek selam vermek zorunda idi. 19. yüzyıl ortasına kadar sadece asiller ve samuraylar soyadı kullanabiliyorlardı.
  • Değişmeyen gaye şereftir. Yeryüzünde herşeyden çok, hürmet görmek isterler.
  • Japonya’da zevkler vazife gibi öğretilirler (Budizme ne kadar aykırı).  Kültürlerin pek çoğunda zevkler öğretilmez. Japon felsefesinde beden günahkar değildir, zevkleri tatması suç sayılmaz.
TOMOE – Japon mantığı, ruhu, aklını temsil eden; iki- üç-dört virgül benzeri soyut şekilleri kapsayan, kaynağı bilinemeyecek kadar eski  olan, aile amblemlerinde ve şirket logolarında sıkça kullanılan, Şinto’nun hayat çemberi yer-gök-insan üçlüsünü temsil ettiği düşünülen, samurayların geleneksel sembolü olan bir simgedir. Dörtlüsünün ortasında meydana gelen svastika Hinduizmin ve Caynacılığın seçkin simgelerinden biridir.

TOMOE – Japon mantığı, ruhu, aklını temsil eden; iki- üç-dört virgül benzeri soyut şekilleri kapsayan, kaynağı bilinemeyecek kadar eski olan, aile amblemlerinde ve şirket logolarında sıkça kullanılan, Şinto’nun hayat çemberi yer-gök-insan üçlüsünü temsil ettiği düşünülen, samurayların geleneksel sembolü olan bir simgedir. Dörtlüsünün ortasında meydana gelen svastika Hinduizmin ve Caynacılığın seçkin simgelerinden biridir.

Aşağıdaki fotoğrafta, Kyoto’daki Kinkankuji Altın Tapınak girişinde çatı detayında tomoe.

 

Aydınlanma 4

İngiliz, Fransız Ve Alman Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanmasında Eğitim

İngiliz Aydınlanması eğitim alanında en büyük temsilcisini John Locke (1632-1704)’da bulmuştur. İnsan bilgisinin tek kaynağı olarak tecrübeyi kabul eder. Tasarımlar, kavramlar, bilgiler yalnızca aklın uyanması ile bilinemez. İnsan, Descartes’ın iddiasının aksine, doğuştan hiçbir fikre ve ahlaki görüşe sahip değildir. İnsan zihni boş bir levha gibidir. Locke’a göre, insanların iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız oluşu aldıkları eğitimin sonucudur. Dolayısıyla, insanlar arasındaki zihni ve ahlaki farklılıklar aldıkları eğitimdeki farklılıklara bağlıdır. Locke, bireysel eğitimde natüralist eğitimden, eğitimin tabiatın yolunu izlemesinden, yani, öğrencinin tabii yetenek ve eğilimlerinin geliştirilmesinden, bunu sağlamak için her türlü hürriyetin tanınmasından yanadır. Beden ve ruh da sıhhatli ve kuvvetli olmalıdır. Dayağa, çocuğun hür olan tabiatını yıkacağı ve köle ruhlu bir insan yaratacağı için karşıdır. Eğitim oyun ve eğlence şekline sokularak verilmelidir. Elden geldiğince az kural verilmeli, temrinler yaptırılmalıdır. İyi yetiştirilmiş bir gencin sahip olması gereken dört şey, erdem, pratik beceri, iyi bir hayat tarzı ve bilgidir. Antik metinlerin ezberletilmesine karşı çıkar. Aristokrat bir gencin teorik derslerden aritmetik, astronomi, geometri, tarih ve Fransızca öğrenmesini, pratik beceri olarak dans, at binme, kılıç kullanma, dinlenmek için bir el zenaati öğrenmesini, ticari bilgiler edinmesini, seyahat etmesini salık verir. Her insanın eğitiminin, tıpkı çehresi gibi diğerlerinden ayrı olması gerektiğini düşünmüş, aynı metodla eğitilecek iki çocuğun mevcut olmadığını öne sürmüştür. Yüksek tabakaya mensup bir gencin diğer tabakaların çocuklarından farklı bir eğitim alması gerektiğine inanmıştır. Bu görüşleriyle bireysel eğitimde Rousseau’nun öncüsüdür.

Yoksul halk tabakaları çocuklarını işe alıştırıp, çalışkan ve üretici hale getirebilmek  için cemaatler tarafından kurulmuş iş okullarına gönderip, onları Presbiteryen ahlakı ve dini görüşüne uygun şekilde yetiştirmek gerektiğini savunmuştur. Yoksulların okula gönderilmesini teşvik için bu okullarda bedava yemek verilmesini önermiştir.

 Fransız Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Fransa’da halka yayılmış, radikal, devrimci akımların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Aydınlanma hiçbir ülkede Fransa’da olduğu kadar geniş kitlelere yayılmamıştır. Kültür, devlet ve toplum hayatı ile ilgili sorunlar ön plana çıkmış, Voltaire Fransız Aydınlanmasının örnek tipi olarak dine ve kiliseye savaş açmıştır. Montesquieu, bir devlet teorisyeni olarak Fransa’nın toplumsal ve politik durumunu tenkid etmiştir.

Materyalist ve Sansüalistler (bilgilerimiz duyumlarımızdan gelir diyen görüş) eğitimde her türlü dini ve metafizik dogmalara karşı savaş açmışlar,

“Eğitim az olursa, fikirler de az olur”, “İnsanların zihinleri arasındaki eşitsizliğin nedeni, eğitimdeki eşitsizliktir”, “İnsan aldığı eğitime göre şekillenir”, “İnsan tabiatın değil, eğitimin ürünündür” şeklinde ifade ettikleri gibi eğitime sınırsız bir güç atfetmişlerdir. Eğitim, yükselme ve mutlu olmaya götürecek en etkili araçtır. Ancak hürriyet taraftarı bir devlet ile eğitim reformu yapılabilir. Feodal mutlakiyetçi devletin despotluğu ile Katolik Kilisesi’nin tehlikesi eşit tutulmuş,tüm eğitim ve öğretim kurumlarının hürriyet taraftarı devlete bağlı olması şart koşulmuştur.

Ansiklopediciler: İlk ansiklopedi 1727 yılında İngiltere’de yazılmış ve Fransızcaya tercüme edilmişti. Diderot, 1751-1772 yılları arasında yeni bir bilimler, sanatlar ve zanaatlar ansiklopedisi ya da sözlüğü hazırlamaya girişti.  Halkın tümünün genel bir eğitim ve öğretimden geçirilmesi gerektiğine; eğitimin, ilkokul/halk okulları, liseler/sanat okulları, fakülte/yüksek okullar olarak üç kademeli planlanması gerektiğini; bütün bu okulların devlete bağlı ve devletin kontrolünde olması gerektiğini; bütün ders planlarının entellektüel, ahlaki ve estetik süreçleri olması gerektiğini öne sürmüştür. Diderot, eğitim ve öğretim süreci içinde, zihnin işlenmesi, aydınlatılması ve geliştirilmesine yarayacak olan  entellektüel eğitimin ön planda tutulması gerektiğine inanmıştır. Çünkü, bilgilerdeki her zenginleşme insanı aydınlatır ve akla dayalı davranışlar yapmaya yöneltir. İnsanların haksever ve güvenilir olması için gerekli olan ahlaki eğitim ile ince zevklerin oluşmasına yarayan estetik eğitim de Diderot tarafından çok önemsenmiştir. Bedeni cezalar tamamen yasaklanmalıdır. Diderot, hamisi II.Katerina zamanında Rus hükümeti için hazırladığı eğitim reformu programında Aydınlanmacı görüşlerini yumuşatmış, Rusya’da okullarda din dersi verilmesini önermiştir. Ona göre Ateizm, ancak aydınlar çevresinde geçerli olabilecek bir dünya görüşüdür.

Laik Eğitimciler: Devletin vereceği milli ve laik eğitimden yana olanlar, kültürel geri kalmışlıktan daha çok Cizvitleri sorumlu tutarlar. Milli ve demokratik bir okul sistemi önerilirken, herkesi kendi mensup olduğu zümre içerisinde tutmak da hedeflenmişti. Tabiatın en iyi öğretmen olduğu, öğretimin duyusal olandan başlayarak kademeli bir biçimde basitten karmaşık olana doğru ilerlemesi önerilir. Eğitim ve öğretim, duyulara, hafızaya, duyusal algılara, iç yaşantılara ve tasarımlar üzerinde düşünme yeteneklerine dayanmalıdır. Eğitimde, beden eğitimi ile eğlencelere yer verilmeli, felsefe yalnızca yüksek tabaka çocuklarının eğitiminde yer almalıdır.

Natüralist Eğitimciler: Rousseau, bir süre Ansiklopediciler ile birlikte oldu, sonra ayrıldı. Kültür ile medeniyetin yükselmesi, ilimler ile sanatın gelişmesinin  ahlaki saflığı bozduğuna inanmış, bilim ve sanatlar mükemmelleşmeye çabaladığı ölçüde ahlak yüzeyselleşmekte ve dejenere olmakta, ahlaki nitelikler, entellektüel kültür tarafından zedelenmektedir diye düşündüğü için entelektüalizmi, entelektüel ve hümanist eğitimi reddetmiştir. Eğitimin amacı, Rousseau’ya göre, “tabii insan “ yetiştirmek olmalıdır. Mevcut eğitim sisteminin insan değil, vatandaş yetiştirdiğini, oysa eğitimin, insanı basit, sade ve tabii bir varlık olarak koruyacak tabii bir eğitim olması gerektiğini savunur. Eğitimin çocuğun psikolojik ve fizyolojik durumuna uygun düzenlenmesi gerektiğini öne sürer. Rousseau’ya göre, kızlarla erkeklerin eğitimi farklı olmalı, eğitimde oyun faktörü gözetilmeli, çocuk herhangi bir dine göre yetiştirilmemeli, büyüdüğünde dinini kendisi seçmelidir.

Fransız İhtilali ile gelen özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri ancak bütün zümrelere iyi bir eğitim verilmesi suretiyle hayata geçebilek şeylerdir. Fransız İhtilali’nin zorunlu gördüğü eğitim zümresel bir eğitim değil, genel insan eğitimidir ve herkes eğitim ve öğretimde eşit haklara sahip olmalıdır. İhtilal öncesinde halk tabakalarının eğitimi için mecburi bir öğrenim yoktur. İlkokullar, orta ve yüksek öğrenim kurumları  kilisenin kontrolü altındadır ve zümresel karakter taşır. Mirabeau, eğitimi kilisenin hakimiyetinden kurtarıp, ihtiyaç ve talep ilkelerine göre düzenlemeyi önerir. İnanç hürriyetini savunan Condorcet, devletin kilise bağlarından kurtarılması, kolonilerde zencilere uygulanan kölelik ticaretinin kaldırılması için savaşır. Devlet, sosyal ve ekonomik gelişme için eğitime ağırlık vermeli tezini savunan Milli Eğitim Üzerine Rapor adlı eserini yazar. Raporunda laik bir eğitim önerir. Derslerde, hakikat olan bilgiler öğretilmeli, öğretim tüm vatandaşlara açık, parasız ve faydalı olmalıdır. Lepeletier de bir Milli Eğitim Raporu hazırlamış, fakir çocukların eğitim masraflarını zenginlerin karşılaması suretiyle eğitimi yaygın hale getirmeyi önermiştir.

Alman Aydınlanmasında Eğitim

Aydınlanma akımı Almanya’da, Fransız ve İngiliz Aydınlanmasından aldığı etkilerle gelişmiş ama, farklı bir renk kazanmıştır. Eğitim, ne matematik ve tabiat ilimlerine yönelmiş bir realizm, ne de aristokrat eğitimidir, hedeflenen aydınlanmacı vatandaş eğitimidir. Bu akımın taraftarlarına Filantroplar (insan dostları) denir ve özgün bir Alman akımıdır. Dersler, sadece teorik bilgi vermemeli, çocuklar atölyeleri ziyaret etmeli, seyahat etmeli, dersler çocuklara zevk ve neşe vermelidir. Bu amaçla yapılan çalışmalarda oyun ve oyuncakların geliştirilmesine önemli katkıları olmuştur. Filantroplar, Almanya’daki okul öncesi eğitimin öncüleri olmuşlardır. Bütün okulların kamu yararını gözetmesi gerektiğini savunmuşlar, devletin mutluluğu ile halkın mutluluğunu koşut görmüşlerdir. Kamu okulları bütün çocuklara açık, okullar kiliseden bağımsız olmalı, öğretim vaktinden önce başlatılmamalı, fazla yüklü olmamalıdır. Pratik hayat için faydalılık ilkesi ön plandadır. Antik çağlar ve yabancı ülkeler ile fazla meşgul olmanın kişiyi, kendini ve ülkesini tanımada, geri bıraktığı düşünülür.

Ephraim Lessing’e göre eğitim, her bir insanda gerçekleşen  bir aydınlanmadır. Her bir insan için eğitim ne ise, bütün insan nesli için de din odur. Tevrat’ta, insanlığı eğitmenin ilk kademesini ve ilk temel kitabını görür. İsa peygamber, ilk güvenilir öğretmen, İncil insanlığın ikinci temel kitabıdır.