Etiket arşivi: Araplar

Dövme – Tendeki Nakış 4

  • 1960’lardan itibaren beden, kültürün izlerini üzerine kaydettiği bir alan olarak düşünüldü. Beden, kültürün ve tarihsel gelişmelerin canlı bir tanığı olarak kabul edildi. Antropoloji metinlerinde beden, kültürün ve sosyal yapının dövmeyle, giysiyle, ritüelle, dansla yansıdığı bir alan olarak yerini aldı. M. Foucault, G. Deleuze, J. Derrida, J. F. Lyotard, J. Baudrillard gibi çağdaş filozoflar bu alana özel bir ilgi göstermişlerdir.
  • Beden yüzeyindeki yazılar, bedenin boyanması, dövmeler kültürün bir biçimde beden üzerine yazılmasını simgeler.
  • Modern insanların yaptırdıkları dövmeler de birer kimlik göstergesi olarak okunabilirler ama geleneksel topluluklarda görülen dövme, kültürel bağlamın tüm örüntülerini sergiler. Dövme yaptırmaya kendi iradeleriyle karar vermiş olsalar da, buna yol açan kültürel ortamın varlığı esas belirleyicidir.
  • Süs için, inanç nedeniyle, bir sağaltma tekniği, bekaretin simgesi olarak yapılan dövmeler vardır. Ülkemizde geleneksel dövmelerin sembolleri aşiretleri ya da bazı aileleri simgeler.
  • Etnisite, din, coğrafya, yaş ve cinsiyet gibi değişkenler dövmede kullanılan sembolleri etkileyebilir. Dolayısıyla dinler tarihi, antropoloji, sosyoloji, halkbilim, sanat tarihi, göstergebilim dövme söz konusu olduğunda kavramsal tartışmalarda kendilerine yer bulabilecek disiplinlerdir.
Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.  Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mardin’de kadınların yüzlerinde, ellerinde dövmeler vardır. Bazı kadınların alt dudağı mosmordur. Peygamberin kızı Fatma’yı bir kölenin ısırdığına, bu kutsal insanın alt dudağını yaraladığına inanırlar, bu yüzden alt dudaklarını dövmeyle morartırlar. Hazreti Fatma’yı zenci bir kölenin öpmesi ile/şeytanın öpmesi ile dudağının morardığı da söylencenin başka şekilleridir. Zamanın genç kızlarının Hz. Fatma bundan utanç duymasın diye, Hz. Fatma’ya benzemek için, alt dudaklarına dövme yaptırdıklarına inanılır. Bu yüzden alt dudağa yapılan dövme helal, diğerleri haramdır da denir.
Dara’da yalnızca fotoğraf yoluyla iletişim kurabildiğimiz bu hanımın da dudağında küçük, mor bir dövmesi vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ülkemizde dövmenin birçok bölgede var olduğu bilinmektedir. Ama geleneksel dövmenin nispeten yoğun görüldüğü iller Şanlıurfa, Mardin ve Gaziantep’tir. Diyarbakır, Batman ve Kilis de listeye eklenebilir. Dövme taşıyan kişi sayısının Şanlıurfa’da ve özellikle Harran çevresinde en yoğun olduğu saptanmıştır. Bölgede dövme daha çok Araplar ve Kürtler arasında; Kürtlerde ise daha çok Ezidilerde yaygındır. Aynı bölgede vücutların mahrem bölgelerine de dövme yapılabildiği bilinmektedir.
  • Bölgede yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, Karaçi, Ezidi topluluklarının benzer dövme simgeleri ve teknikleri kullandığı söylenebilir. Coğrafi açıdan dövme görülme sıklığı, Suriye sınır bölgesine yaklaştıkça artmaktadır.
  • Süryaniler, haç ziyareti sırasında kollarına haç sembolü ve haccın gerçekleştiği yılı dövme ile işlerler.

 

Dövme – Tendeki Nakış 1

  • Günümüzde çok yaygın olarak karşılaştığımız dövme arkaik bir gelenektir.
  • Cilalı Taş ile Bronz Çağı arasında, yaklaşık 5300 yıl önce yaşamış Avusturya-İtalya sınırındaki Ötztal Alpleri’nde doğal yolla korunmuş Buz Adamı Ötzi’nin vücudunun çeşitli yerlerinde 57 dövme olduğu görülmüştür. Mumyalanmış cesetlerde de dövmelere rastlanmıştır. MÖ 2000’lerden kalma Mısır mumyalarında kamış ve yaprak boyalarıyla yapılmış dövmeler bulunmuştur. Mısır’da görülen dövme figürleri onların ilah ve ilahelerinin sembolleriydi. MÖ 500-300’lere tarihlenen Altaylarda Hun Devleti’nin kültürünü temsil eden başlıca kurganlardan olan Pazırık kurganlarında mumyalanmış cesetlerde iğneyle ve genç yaşta yapıldığı tespit edilmiş dövmelere rastlanmıştır. Mısır ve Pazırık’taki buluntular yönetici sınıflarda vücuda dövme yaptırma geleneğinin olduğunu göstermiştir.
Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme. Fotoğraf: Okur Yazarım

Pazırık kurganında ele geçen mumyalardan birinin kolundaki dövme.
Fotoğraf: Okur Yazarım

  • Antikçağ yazarları dövmenin Trakyalılar, Eski Yunanlar, Galyalılar, Germenler ve Britonlar tarafından kullanıldığını yazmışlardır.
  • Heredot, Tarih adlı eserinde Trakya’da dövme yaptırmak soyluluk işaretidir; dövmesiz olmak kötülük getirir, diye yazar.
  • Eski Roma’da ise suçlulara ve kölelere dövme yapılırdı. Hıristiyanlık sonrası Avrupa’da dövme yapımı yasaklandı. Büyük geziler döneminde Amerika yerlileri ve Polinezyalılarla tanışınca Avrupalılar dövmeyi yeniden keşfettiler. Hıristiyanlık’ta dövmeyi yasaklayan açık bir hüküm de yoktur.
  • Zerdüştlükte, dövme yoluyla vücudun deforme edilmesine olumlu bakılmadığı rivayet ediliyor.
  • Tek tanrılı dinler, pagan inancın dışavurumu olarak gördükleri dövmeyi yasaklamışlardır. Tevrat, bedeninizde yara açmayacaksınız, kendinize dövme işaret koymayacaksınız, der.
  • Hz. Muhammed’inyaşadığı dönemde Araplar, özellikle Arap kadınlararasında dövmenin uygulandığı, Peygamber’in bu konuda menfi bir fikri olduğu bazı kaynaklarca ifade edilmektedir. Dövme, Cahiliye devrinin bir uzantısı olarak görülmüştür. Ama yasaklamalara rağmen Araplar arasında varlığını korumuştur. Araplarda özellikle el, bilek ve kola dövme yapılır.
  • Dinler içindeki heterodoks gruplar bu kadim geleneği devam ettirmiştir.
  • Osmanlı dünyasına dövme Cezayirli gemiciler aracılığıyla girmiştir. Cezayir ve Tunus’ta, özellikle de Berberilerde dövme geleneği yaygındır. 17. yüzyıldan itibaren yeniçeriler tarafından bulundukları ortayı (taburu)/bölüğü belirtmek amacıyla o bölük veya ortanın nişanı vücudun görünen bir yerine dövme olarak yapılmıştır; bu ocaklarına bir bağlılık  göstergesi ve yeniçerinin en önemli süsü idi. Ama genel olarak Osmanlıda dövme kabadayılık alameti sayılırdı. Yeniçeri ocağının kapatılması İstanbul’daki dövme geleneğinin bitmesinde etkili olmuş, diye düşünülüyor.

 

 

Libya 49 Fizan ve Metkanduş Vadisi

  • Gıdamis’ten sabah ayrıldık. Yağmurlu bir havada 13 saat içinde Karyat-Sebha-Germe yolunu yaptık.
  • Sebha, Fizan’ın merkezi. 11. yüzyıldan beri kervan yollarının geçtiği işlek bir nokta. Günümüzde de bir ticaret ve taşımacılık merkezi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ertesi sabah Metkanduş Vadisi’ne gitmek üzere 4x4’lerle Fizan Çölü’nü geçtik.
  • Tarihçi Heredot, Fizan’dan Garamantlar’ın Ülkesi diye söz eder. MÖ 19’da Romalılar bölgeyi kendilerine bağladılar. Bir dönemde Vandal istilasına uğrayan bölge, 666 yılında Araplar tarafından alındı ve halkı Müslüman oldu.
  • 1842’de Osmanlı İmparatorluğu’na bağlandı. Senusiye Tarikatı bölgede tekkeler kurarak en etkili güç haline geldi. Önce Afrika’nın Ekvator bölgesinden yayılan Fransızlar, 1911’de de İtalyanlar bölgenin egemeni oldu. 1912’de Osmanlı-İtalyan Savaşı’nı sona erdiren Ouchy (Uşi) Antlaşması ile Fizan İtalyan egemenliğindeki Trablus ve Berka ile birleştirildi. 1951 yılında ilan edilen Birleşik Libya Krallığı altında Fizan bir eyalet oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Metkanduş artık var olmayan, kurumuş bir nehrin adı.
  • Vadi’nin Messak Settafet bölgesinde bulunan prehistorik kaya sanatı gerçekten görülmeye değer: Çok geniş bir alana yayılıyor, pek çok çizim var.
  • MÖ 8500’lerde tropik bir iklimi olan Sahra’nın MÖ 4000’li yıllarda çöl olduğu biliniyor.
  • Çizimler, kumtaşı oyularak yapılmış. Daha sonra parlatmak için üzerleri zımparalanmış ve şu anda kireçtaşının içinde bulunmayan mineraller içeren koyu renk bir vernik ile mikron kalınlığında kaplanmış. Demir ve manganez oksidin 5000 yıl önce, iklim daha nemli iken bölgede bulunduğu düşünülüyor. Figürlerin önce çizildiği, sonra oyulduğu sanılıyor.
  • Kaya oyma resimlere petrogrif deniyor.
  • Resimler, MÖ 2000’lere tarihleniyor.
    Güney Fransa’da bulunan Chavet Mağarası’nda 32 bin yıllık olduğu tahmin edilen insan yapımı resimlerle dolu mağaranın, ayinler ve saklanmak için kullanıldığı düşünülüyor. İspanya’daki Altamira Mağarası ise 16 bin yıllık resimlere ev sahipliği yapıyor.
  • Resmedilmiş hayvanların çoğu Sahra’nın kuzeyinde bulunmayan hayvanlar.
  • Bir şey iyi taklit edilirse ona ulaşılabileceği inancı vardır. İyi av resmi çizersen, avın iyi olur, diye inanılmıştır. Ama buradaki resimlerin çok azı av ile ilgili. Burada anlatılan hikaye çözülebilmiş değil. Belki sembolik, belki dini inanç var anlattıklarında? Çizimlerin hangi koşullarda, kimler tarafından yapıldıkları da bilinmiyor.

 

Kaya oyma resimlerden bazılarının fotoğraflarını paylaşıyoruz.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Uzmanlar bu tabloya Savaşan Kediler adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Akakus Dağı ve Metkanduş Vadisi çevresindeki duvar resimlerinin, kaya oyma resimlerin ve yazıların Cezayir’in Tasili Dağı’nda da uzantısı görülüyor. Bu yazılar günümüzde Berberiler ve Tuaregler tarafından kullanılan Tıfinagh yazılarıdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Görebildiğimiz kadarıyla çizimler içinde insan figürü barındıran bir tek bu vardı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Libya 24 Tripolitanae / Üç Kent

Sabratha’ya girerken ilk tiyatro binasını gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’ya girerken ilk tiyatro binasını gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Trablus, Romalıların Tripolitanae (Üç Kent) adını verdiği bölgenin odak noktasıdır. Bu üç kent Oea, Leptis Magna ve Sabratha’dır. Bunlar,MÖ 7. yüzyılda kurulmuş üç Fenike kolonisidir.
  • Romalı yazarlar bu üç yerleşimden Fenike şehri diye bahsediyorlar ama Fenike dönemine ait ele geçmiş bir çömlek parçası bile bulunamamış.
  • Romalı yazarlar, Tyre’den (Sur, Tunus) kolonicilerin Sabratha’ya; Sicilya ve Afrika’daki Fenikelilerin ise Oea’ya yerleştiğini yazmışlar. (Fenikelilere İncil’de Kenanlılar denir. Onlar, Sur, Sidon, Biblos halkıdır. Yeni bir şehir bulmak için düzenlenen sefere Kraliçe Dido/Elissa öncülük etmişti. Kartacalılar sofistike ve kültürlü bir halktı. Bir Kartaca gemisi karaya oturarak Romalıların eline düşmüş, Romalılar da bu gemiyi model olarak kullanmıştı. Yaşlı Cato (MÖ 234-149), MÖ 153’te Kartaca’yı ziyaret ettiğinde, Roma’nın burayı mutlaka yok etmesi gerektiği sonucuna varmıştı.)
  • Bu kentler daha sonra Kartaca’nın doğu eyaletini oluşturmuş. Kartaca döneminde Lepsis, üç kentin merkezi imiş.
  • MÖ 810, Kartaca’nın geleneksel olarak kabul edilen kuruluş tarihidir. Kuzey Afrika sahilinde yer alan denizci devlet Kartaca güçlü bir devletti ve tahıl zenginiydi.
  • Bu üç kentin en yüksek yönetici suffecti idi. Kartaca’dan sonra da aristokrasinin ve halkın temsilcilerinden oluşan iki meclis vardı ve yılda bir kere toplanarak temsilcilerini seçerlerdi.
  • Kartaca ile Roma Cumhuriyeti arasında Akdeniz ticaretini ele geçirmek amacıyla üç evrede yapılan savaşlara (MÖ 264-146) verilen Pön Savaşları (Punic Wars) adı, Kartacalıların Fenike kökenini belirtir.
  • Kartaca’nın MÖ 146 yılında yıkılmasıyla kentler, yüz yıl Numidya egemenliğinde kalmış. Başkenti Cirta olan Berberi Krallığı Numidya (MÖ 202-46), Sahra’nın kuzeyinde, günümüzde Cezayir ve Batı Tunus topraklarında yer alır. Numidyalılar, MÖ 6. yüzyıldan başlayarak kıyı bölgelerini işgal eden Kartaca ordularına katılmıştır, Romalılar tarafından tarih sahnesinden silinmiştir.
  • Cumhuriyet devrinde Roma (MÖ 509-27), önce İtalya’da, sonra Akdeniz’de hakimiyet kurmuştur.
  • Antik dünyada deniz, ağır yüklerin uzak mesafelere nakledilmesinin en ucuz yoluydu. Özellikle geçiş ücretinden, fidyeden ve köle pazarlarından çok para kazanan korsanlar ise daima bir tehdit unsuruydu. Kıyı toplumları, kendi korsan filolarını kurmuşlardı. MÖ 67 yılında Roma, korsanları durdurma kararı aldı ve görevlendirilen Pompeius, uluslararası korsan halkasını üç ayda kırınca Roma, Akdeniz’de egemenliğini sağladı.
  • Kentler, MÖ 46’da Roma eyaleti Yeni Afrika’ya bağlanmış. MÖ 46 yılında yapılan Thapsus Savaşı’nda bu üç şehir Numidia Kralı Juba’yasilah, para ve asker yardımı yaptıkları için Jul Sezar tarafındanbir milyon litre zeytinyağı ödemecezasına çarptırılmış.
Sabratha’da eski limanın kalıntıları. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’da eski limanın kalıntıları.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Augustus döneminde (MÖ 27- MS 19) bu üç şehir otonomdular. MÖ 1. yüzyılda üç şehir de kendi bronz parasını bastırdı. Lepsis’in gümüş parası da vardı.
  • Geç Roma döneminde bölgeye Tripolitanae/Tripolitanian Emporia (Üç Kent) adı verilmiş.
  • MS 4. yüzyılda Leptis ve Sabratha’yı yıkan bir deprem olmuş.
  • Bir Cermen halkı olan Vandalların ve Alanların Kralı Gaiseric 439 yılında inanılmaz derecede zengin bir bölge olan Kuzey Afrika’yı Roma İmparatorluğu’nun elinden almıştır.
  • Üç Kent, 534’te Bizans’ın eline geçmiş.
  • 643’te Araplar Oea’yı ele geçirip, Leptis Magna ve Sabratha’yı yağmalamışlar.
  • Bölge Emevi ve Abbasilerden sonra 1146-58 arasında Sicilyalı Normanların, 16. yüzyıl başlarında St. Jean Şövalyeleri’nin, 1551’de de Osmanlıların eline geçti ve 1912’ye kadar Osmanlı egemenliğinde kaldı.
  • Bölgede İtalyan hakimiyeti sürerken, 1942 yılında Alman ve İngiliz zırhlı birlikleri arasındaki şiddetli çatışmalara sahne oldu. Şehirdeki İtalyan hakimiyeti 1943’te İngiliz müdahalesiyle sona erdi ve şehir, Libya’nın bağımsızlığa kavuştuğu 1951 yılına kadar İngiliz işgali altındaydı.
  • Afrika’daki yaygın inşa tekniği mermerlerin arkasının taş ve molozla doldurulmasıdır. Arkeologlar bu tekniğe opus africanum derler.
  • Leptis ve Sabratha’da kullanılmış mermerlerin Roma döneminde ithal edildiği düşünülüyor.
  • Bu üç şehrin dışında zengin Helenistik mezarlar bulunmuş.
  • Bugünkü Trablus şehrinin yerine kurulu olan Oea, diğer iki şehirden farklı olarak tarih boyunca sürekli olarak işgal edilmiş, Fenike şehrinden hiçbir yapı günümüze ulaşmamış, antik Roma şehrinden günümüze ulaşan tek yapı Marcus Aurelius Takı olmuştur. Oea’nın diğer yapıları Ortaçağ ve modern dönem binalarının altında kalmıştır.

 

 

Özbekistan Gezisi 40 Semerkand 1

Şehr-i Sebz’den sonra, Semerkand’a gittik.

Buhara’dan sonra Semerkand biraz daha yeni geliyor. Bu durum muhtemelen, onarımdan çok, yeniden yapmaya dayanan Rus restorasyon anlayışının etkisi var.

Nadir Divan Beyi Medresesi. Hayat ağacı motifleri ve hayvan figürleri ile İran etkili bu medrese 17. yüzyılda yapılmış. Timur Semerkand’ı, efsaneleşen bir başkent olmuş, ününü Özbek fethinden sonra da korumuştur. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nadir Divan Beyi Medresesi. Hayat ağacı motifleri ve hayvan figürleri ile İran etkili bu medrese 17. yüzyılda yapılmış.
Timur Semerkand’ı, efsaneleşen bir başkent olmuş, ününü Özbek fethinden sonra da korumuştur.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Babür Han Çağatayca yazdığı Babürname adlı eserinde Semerkand için şöyle der: “Kentin adı Semerkand, yer aldığı eyaletin adı ise Maveraünnehir’dir. Bugüne dek hiçbir düşman onu zorla ele geçiremediği için, ona ‘iyi korunan kent’ denir.”
  • Eski Yunancada adı Markandadır.
  • Büyük İskender şehri zapt ettiğinde, “Marakanda hakkında duyduğum her şey doğruymuş, bir tek farkla, hayal ettiğimden daha da güzelmiş,” demiş.
  • Edgar Allan Poe için Semerkand yeryüzünün kraliçesidir.
  • Amin Maalouf için Semerkand dünyanın güneşe dönük en güzel yüzüdür.
  Bibi Hatun Camii’nden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Bibi Hatun Camii’nden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Semerkand’ın ilk kuruluşu MÖ 5. yüzyıla gider.
  • MÖ 328 yılının sonbaharında Büyük İskender’in burada karargah kurduğu ve ilk Semerkand’ın İskender’in başkenti olduğundan kuşku duyulmuyor.
  • Semerkand, yerleşik ve göçebe iki dünyanın sınırında yer alır.
  • 9.-14.yüzyıllar arası, Maveraünnehir’in Türkleşmesinin ve Sir Derya ötesindeki göçebelerin Müslümanlaşmasının gerçekleştiği bir dönem oldu.
  • İpek Yolu’nun en işlek metropolü olarak sayısız kültüre ev sahipliği yapan Semerkand, her üç yüz yılda bir el değiştirdi. Makedonyalılar, Türkler, Araplar, Farsça konuşan Samaniler, Moğollar, Karahitaylar, Harzemşahlılar.
  • En az yüz yıl boyunca İpek Yolu ticareti Timurlu topraklarından geçen güney eksenleri üzerinden işledi.
  • 1220 yılında Cengiz Han’ın orduları şehri harabeye çevirdi. Cengiz Han’dan sonra şehir 150 yıl uykuya yatmış.
  • 1220’deki Moğol saldırısına kadar, kent daha kuzeyde, bugün neredeyse bomboş olan Efrasiyab diye bilinen yüksek yaylanın üzerindeydi. Eski İran destanlarının şeytani kralı Efrasiyab rivayete göre burada bir yeraltı sarayı inşa ettirmişti. Modern dönemde burada kazılar yapılıyor. Efrasiyab sit alanını önce Rus, sonra Özbek şimdi de Fransız arkeologlar kazıyor.
  • Timur şehri başkenti yapmaya karar verince, 35 yılda Semerkand’ı bugünkü ününe kavuşturacak eserler inşa ettirdi.
  • Timur’un torunu Uluğ Bey ise 1449 yılına kadar bu görkemli şehri bilim, sanat ve edebiyat başkenti yaptı.
  • Özbek Şeybaniler, 16. yüzyılda başkentlerini Buhara’ya taşıyınca Buhara, Semerkand’ın önüne geçti.
  • 1868’de Çarlık Rusya’nın eline geçen Semerkand, bu tarihten 20 yıl sonra Trans-Kafkasya demiryolunun buradan geçmesiyle yeniden canlandı.
  • 1924 yılında kurulan Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin başkenti oldu. Ama altı yıl sonra başkent Taşkent’e taşındı.
  • Depremlerle yıkılmış binalar Rus restoratörler tarafından yeniden inşa edildi.
  • Stalin’in terörüne uğrayan Koreliler, artık egemenlikleri sona erdiği halde devlet işlerinden daha iyi anladıkları için kendilerine ihtiyaç duyulan Ruslar, Farsça konuşan Tacikler, Afganlar ve İpek Yolu’nun en önemli kavşak noktası Fergana Vadisi’nden gelmiş arkaik uygarlıkların zamanla Müslüman olmuş birbirinden çok farklı tiplerdeki tüccarları bugün şehrin sakinleri.
  • Tarih boyunca deve kervanlarının konak yeri olmuş kentin tüccarları da ünlüydü. Maveraünnehir’e özgü görünen her tüccara Buharalı denirdi ama, erken devirlerde bile Semerkandlı tüccarlar Çin’e yerleşerek orada koloniler kurmuşlardı.
  • Samaniler döneminde Semerkandlı tüccarlar Hazar Denizi ve Volga üzerinden Vikingler ile temasa geçmişlerdi. Bunu, İskandinav mezarlarında bulunan Semerkand sikkeleri ile süslü kolyelerden biliyoruz.
  • Orta Asya’nın zenginliği daima mevcut su miktarına bağlı olmuştur. Kış sona ererken, yağmurlar ve eriyen kar sularıyla biriken çamur dışarı atılarak su kanalları temizleniyordu. Her sulama sisteminde çalışan binlerce adam, toprağı tesviye ediyor, suyun her parsele dağıtımını sağlayan arklar kazıyor veya su sistemini elden geçiriyordu. Bu geniş çaplı çalışmalar büyük toprak sahipleri veya emirler tarafından tasarlanıp yürütülürdü. Emirler, sulama ve vergi tahsilat sistemlerini gözetmeleri karşılığında devletin onlara tahsis ettiği geniş arazilerin tasarrufunu ellerinde bulunduruyordu. Timur tutsak ve kölelere büyük kanallar kazdırmıştı. Ancak su kanalları işinde sadece onlar çalışmıyordu. Nüfusun aşağı yukarı tamamı düzenli olarak su yollarını temizleme angaryasıyla yükümlüydü. Vakıf topraklarına su payları ayrılırdı.
  • İslam fethinin başlangıcından itibaren Semerkand, ünlü kağıt üretim merkezlerinden biri olmuş, ününü 18. yüzyıla kadar korumuştur. 8.yüzyılda Çinli tutsakların Araplara kağıt üretiminin sırlarını verdiği düşünülüyor. Semerkand kağıdının ünü, aşırı inceliği ve sağlamlığından kaynaklanıyordu.