Etiket arşivi: Arap Baharı

Şiddet 70| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 6

Gözetim, Mitra Tabrizian, 1990. Okuduğu Westminster Universitesi’nde şimdi ders vermekte olan İran kökenli İngiliz fotoğraf sanatçısı ve film yönetmeni Mitra Tabrizian’ın (1959-) temaları sosyal ve politik konulardır.  Gözetim adlı eserde İran tarihinin üç dönemi ve bu dönemlerde Batı’nın ve İranlı politikacıların rolleri betimleniyor. Solda, demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı, 1953 yılında ABD ve İngiltere tarafından düzenlenen darbe temsil ediliyor.  Merkezde, İran İslam Devrimi sonrasında başlayan İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) ilk yılları çarşaflı kadınlar ve bir asker figürüyle gösteriliyor. Sağda ise 1979 yılındaki devrim ile Humeyni’nin iktidara gelişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nde tek yetkili oluşu canlandırılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, Victoria&Albert Museum, 2017.

Gözetim, Mitra Tabrizian, 1990.
Okuduğu Westminster Universitesi’nde şimdi ders vermekte olan İran kökenli İngiliz fotoğraf sanatçısı ve film yönetmeni Mitra Tabrizian’ın (1959-) temaları sosyal ve politik konulardır.
Gözetim adlı eserde İran tarihinin üç dönemi ve bu dönemlerde Batı’nın ve İranlı politikacıların rolleri betimleniyor.
Solda, demokratik yollarla seçilmiş Başbakan Muhammed Musaddık’a karşı, 1953 yılında ABD ve İngiltere tarafından düzenlenen darbe temsil ediliyor.
Merkezde, İran İslam Devrimi sonrasında başlayan İran-Irak Savaşı’nın (1980-1988) ilk yılları çarşaflı kadınlar ve bir asker figürüyle gösteriliyor.
Sağda ise 1979 yılındaki devrim ile Humeyni’nin iktidara gelişi ve İran İslam Cumhuriyeti’nde tek yetkili oluşu canlandırılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, Victoria&Albert Museum, 2017.

  • Irak Savaşı, 2003′te Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekatla Irak’a girmesiyle başladı. Kitle imha silahları yalanı ile ve diktatör Saddam Hüseyin’i devirme amacıyla başlatılan savaş, Saddam’ın devrilmesi ve ölmesine ilaveten bölgede daima alttan alta devam eden etnik ve mezhep ayrılıklarının körüklenmesi ve alevlenmesine de neden oldu. Çokuluslu Koalisyon Kuvvetleri ülkeden çekildi ama terör olayları ve iç savaş devam ediyor.
Fotoğraf: https://twitter.com/drsteveneu/status/684099332421767168

Fotoğraf: https://twitter.com/drsteveneu/status/684099332421767168

  • Libya’da 2011 yılında iç savaş başladı.
    Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’nin kararına dayanarak Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin önderliğinde Libya’ya 18 Mart 2011 akşamı havadan askeri operasyon başlattı. Operasyonun gerekçesi, Libya lideri Muammer Kaddafi‘ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi olarak açıklandı. BM ve halk 22 Ağustos 2011′de Kaddafi’yi devirdi. Ayaklanmanın sonlarında Sirte yakınlarında Kaddafi’nin konvoyuna NATO destekli saldırı düzenlenmiş, bu saldırıdan yara almadan kurtulan Kaddafi, 20 Ekim 2011 tarihinde saklandığı bir geçitte isyancılar tarafından yakalanarak linç edilmiştir.Bazı yorumlara göre, Libya’da hükumet ve Muammer Kaddafi karşıtı gösteriler halkın, 2010-2011 yılı boyunca Arap dünyasını saran protestoların bir ayağı olan 2011 Mısır Devrimi’nden/Arap Baharı’ndan etkilenmesiyle başlamıştır.

    Başkanlığının son yılı 2016’da Barack Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslararası arenada konuşulan konular oldu.

    İç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybının 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olduğu söyleniyor. Ülkede sivillere karşı (kaçırma ve işkence gibi) savaş suçlarının işlendiği de basında yer aldı.

  • Filipinler’de de ordu ile isyancılar arasında yaklaşık yarım yüzyıldır iç savaş sürmektedir.
  • Dünya üzerinde, 1914’ten beri var olan ve yönetim biçimleri şiddet yoluyla değiştirilmemiş yalnızca sekiz devlet bulunuyor. Bunlar Birleşik Krallık ve İngiliz Milletler Topluluğu’nun eski dört üyesi, ABD, İsveç ve İsviçre’dir. Geriye kalan ülkelerin tümü etnik çatışmaya sahne olmuştur.

 

Şiddet 51| Doğu’da Kadının Konumu 9

  • Pakistan’da bir kadın tecavüze uğramışsa, mahkemeye başvurabilmek için dört erkeğin tanıklığına ihtiyacı var! Tecavüze uğrayan kadının yanında bu eylem anında erkek koruyucusu yoksa peşinen kötü karakterli olarak suçlanıyor! Ziya ül Hak döneminde (1978-1988) kadınların ve Müslüman olmayan kimselerin mahkemede tanık olarak dinlenmesi yasaklanmıştı.
  • Pakistan diktatörü Ziya ül Hak, peçe takma zorunluluğu getirdi. Onun döneminde kadınlar, bozulmuşluğun kökeni olarak ilan edildi. Kadınların meslek sahibi olması, ahlaksal çöküntünün ve ailenin parçalanmasının nedeni sayıldı. Yeni rejim, kadınları çalışma hayatından dışladı. Ziya ül Hak’ın sıkı rejimi sona erdikten sonra da Pakistan’da mizojini günümüze kadar devam etti.
Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015. Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi. 1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Miles After Miles, Tayeba Begum Lipi, 2015.
Paslanmaz çelik tıraş bıçaklarından, 36 numara ayaklar için yapılmış kadın ayakkabısı İstanbul’da, Art International 2015’te sergilendi.
1965 Bangladeş doğumlu sanatçı resim, baskı, video ve Enstalasyonlarında kadının dünyadaki marjinalliği ve kadın bedeni temalarını kullanıyor. Objelerini küvet, tekerlekli sandalye, tuvalet masası ve kadın iç çamaşırı gibi gündelik eşyalardan seçiyor ve bunların yapımında çoğunlukla çengelli iğne ve jilet kullanıyor. Materyal seçiminde Bangladeş’teki kadına karşı şiddeti simgelemek için batıcı ve kesici aletler kullanmayı tercih ediyor. Kırsal kesimde doğumda kullanılan jilet, sanatçının çocukluğunda gözlemcisi olduğu evde, ebe ile doğan yeğenlerinin ve kuzenlerinin doğumunda kullanıldığı için görsel hafızasına kazınmış bir malzeme. Lipi, ilkin fabrikasyon jilet kullanırken, daha sonra farklı büyüklüklerdeki objeleri için özel üretim jilet kullanmaya başlamış. Kadın bedeninin düşündürdüğü yumuşaklık ile zıtlık oluşturan, bedene koruyucu bir zırh olan eserler yaratıyor. Aktivist sanatçı duvara asılı, saç telleri bakırdan yapılma beş peruk ile ülkesinde cinsiyet değiştirmiş bireylerin sesi olmak, onların korkusunu yansıtmak ve toplumdan yalıtılmışlıklarını ifade etmek için Aynı Olamayız adlı eserini yaratmıştı. Ülkesinin önde gelen çağdaş sanatçılarından biri olan Lipi, iki kez ülkesini Venedik Bienali’nde temsil etmiş, bol ödüllü bir sanatçı. Kendisi gibi sanatçı olan eşi ile birlikte 2002 yılında Bangladeşli sanatçılara yardımcı olmak için bir vakıf kurdu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2002 yılında, Pakistan’ın Pencab Eyaleti’nde, erkek kardeşinin daha yüksek kasttan bir kadınla ilişki kurmasını cezalandırmak için bir kadın, yaşadığı köyün heyeti tarafından, yüzlerce tanık önünde, bir saat boyunca, birden çok erkeğin kendisine tecavüz etmesi cezasına mahkum oluyor. Tepkiler o kadar büyük oluyor ki, polis olaya karışan erkekleri tutuklamak zorunda kalıyor, kadına da tazminat ödeniyor.
  • Yine 2002 yılında bir kadın, eniştesini kendisine tecavüz etmekle suçladığı için taşlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Tepkiler üzerine ceza kaldırıldı.
  • Sharmeen Obaid-Chinoy (1978-), günümüzdeki en ünlü Pakistanlı kadın. 2012 ve 2016 yıllarında belgesel dalında almış olduğu iki Akademi Ödülü, altı Emmy Ödülü ile tanınan bir sinemacı. 2012 yılında Time Dergisi onu dünyanın en etkili yüz kişisinden biri seçmiş. Davos’ta yüzlerine kezzap atılan Pakistanlı kadınları anlatan belgeselinin izlenmesinden iki yıl sonra, 2017’de Dünya Ekonomik Forumu’nda eş başkanlık yapan ilk sanatçı oldu. Ülkesindeki namus cinayetlerine yoğunlaşıp, karılarına işkence uygulayan kocaları cezalandıran yasaların çıkmasını sağlamış.
  • 2002 yılında Kuzey Kore’de, kadın tutukevinde doğum yapan kadınların çıplak beton zemin üzerinde, doktorun doğumu çizmesi ile kadının karnına basarak yaptırdığı, doğan çocuğun ise hemen öldürüldüğü Washington’da Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komisyonu önünde anlatılmıştı.
  • 2002 yılında Nijerya’da evlilik dışı hamile kalan bir kadın, boynuna kadar toprağa gömülerek halk tarafından başı parçalanana kadar taşlanma cezası aldı.
  • Klitoridektomi, İngiltere’de Viktoryen Dönemde (1837-1901) de uygulanan bir metottu. Kadınları melankoli, histeri ve nemfomani gibi kadın hastalıklarından koruduğu düşünülüyordu. Günümüzde de Mısır’dan Somali’ye kadar uzanan bölgede, Arap Yarımadası’nda ve Asya’nın bazı yörelerinde kadınların ve genç kızların %80-100’ü klitoris sünnetine maruz kalıyor.
  • Kenyalı kadınların yaklaşık yarısı bugün de cinsel organ sakatlanmasının tehdidi altında.
  • Nijerya’da her insanın bir erkek bir de kadın ruhuyla dünyaya geldiğine inanılıyor. Bir kadında kadınlık ruhunun tam olarak gelişmesi için, erkek ruhunun bulunduğu beden parçasının alınması gerekiyor. Kadınsal ruh, sünnet edilen deri parçasının altında olduğu için de erkeklerde sünnet zorunlu.
  • Mısır’da1996 yılında kadın sünneti resmen yasaklandı.
  • Arap dünyasındaki kadınların peçe takma zorunluluğu, Batı için geriliğin simgesi iken, peçe takma, Batı’nın siyasal, ekonomik ve kültürel baskısını yıkmanın da sembolü oldu.
  • 11 Eylül 2001 olaylarının planlayıcısı Mohammed Atta, vasiyetinde hiçbir kadının cesedine değmemesini, hiçbir hamile kadının veya kirlenmiş kişilerin kendisine veda etmemesini ve taziye için evine ayak basmamasını istemişti!
  • Yemen’de Arap Baharı ile başlayan kaosta 2011 yılında imzalanan Girişim’de istenen hususlardan biri “çocuklar ile kadınlar başta olmak üzere dezavantajlı kesimlerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması” olmuştur.
Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

Kadın Ev, Louise Bourgeois, 1990.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 15. istanbul Bienali, Pera Müzesi, 2017.

2017 yılı itibarıyla dünya genelindeki çocuk gelin (18 yaşın altında) sayısının 700 milyon olduğu basında yer aldı.

Hindistan’da Yüksek Mahkeme 18 yaş altı kız çocuklarla evlilikte cinsel ilişkinin tecavüz kapsamına alınmasına karar verdi.

İngiliz tıp dergisi Lancet’te yayımlanan Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmasına göre dünya genelinde 2010-2014 arasında her yıl güvensiz koşullarda 25 milyon kürtaj operasyonu yapıldı. Bunların %97’si Afrika, Asya ve Latin Amerika’da gerçekleşti.

Dünyada okuma yazma bilmeyen ve eğitim hakkından mahrum bir milyara yakın yetişkinin üçte ikisinin kadın olduğu biliniyor.

Dünyada 131 milyon okul çağındaki kız çocuğu eğitim almıyor.

10 kız çocuğundan biri 20 yaşından önce cinsel şiddete uğruyor.

Dünyadaki arazilerin %1’i, 300 trilyon dolarlık mal varlığının 14 trilyon doları kadınlara ait.

Üniversiteyi yeni bitirmiş kadınlar erkeklerden %20 daha az para kazanıyor. Bu fark on yıl içerisinde %31’e kadar artıyor.

Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın, sürdürülebilir kalkınmaya giden önemli bir yol; müreffeh, barışçıl ve dirençli toplumlar oluşturmak için gerekli olduğu, yalnızca kadınların değil, insanlığın geleceğine de yatırım olduğu düşünülüyor.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Çin Halk Cumhuriyeti, Luoyang Eski Kent, 2017.

 

Çağdaş Sanata Varış 244|Çağdaş Dönem 19 Politika 2

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014. Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor. Art International 2015, İstanbul. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Communism Peak, Yerbossyn Meldibekov, 2006-2014.
Kazak sanatçı metal objelerden yaptığı enstalasyonunda, 20. yüzyıl boyunca, dağların tepelerine politik ve ideolojik şartlara uygun olarak farklı isimler verildiğini, örneğin Tacikistan’daki bir tepenin altı kez isim değiştirdiğini, özellikle Kazakistan’da üretilmiş emaye kapları deforme ederek bizlere hatırlatıyor.
Art International 2015, İstanbul.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 2011 yılında Tunus’ta başlayan sivil ayaklanmalar olan Arap Baharı, İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi, Occupy Wall Street ve Gezi hareketleri, lidersiz ve kendi kendine örgütlenmiş sıradan yurttaşların ayaklanmaları idi. Katılımcıları toplumsal ve ideolojik anlamda heterojendi. Önceden belirlenmiş bir gündem veya ideolojileri yoktu. Sosyal ağ teknolojisinden yoğun biçimde yararlanmışlardı.
  • İspanyol indignatos, Yunan aganaktismenoi ve Occupy hareketleri, küresel sermayenin dışında işleyebilecek yeni bir toplumsal model ve alternatif üretim modelleri geliştirmek istiyordu.
  • Alain Badiou ve Slavoj Žižek, bu ayaklanmaları sağlam örgütlenme kavramından yoksun buldular; düşünce üretmediğini, programa dönüşme gücünden yoksun, yalnızca hiddet dile getiren eylemler olarak nitelediler.
  • Žižek, toplumsal hareketlerinaracısız, tamamen kendi kendine yönetilmesinin imkansız olduğunu iddia eder. Kolektif eylemin siyaset alanına hakim olabileceğine inanmanın ütopik olduğunu; mevcut liberal demokratik rejimlerin yerine, ne tür bir temsil kurulması gerektiğinin araştırılmasını önerir.
  • Çağımızın özerk, katılımcı ve temsile dayanmayan siyasetinin etkili teorisyenleri Antonio Negri ve Michael Hardt, bu hareketleri hem kamusal hem özel mülkiyetin ötesinde, hiyerarşiler olmadan karar vermeyi ve kolektif katılımı mümkün kılan, çokluğun yatay örgütlenmesi olarak gördüler. Bu iki teorisyen, Neoliberal sermaye düzeninin ötesinde, demokrasinin yenilenmesi gerektiğini düşünüyorlar.
  • Ernesto Laclau, Chantal Mouffe ve Slavoj Žižek gibi teorisyenler, güç ilişkileri ve hegemonyanın kökünün kazınamayacağını; hegemonyanın radikal değişim amaçlı her sosyal hareket ve kolektif projenin ana unsuru haline geleceğini kabul ederler.
  • Richard Day, John Holloway, Saul Newman, Manuel Castells, Antonio Negri ve Michael Hardt, hiyerarşikgüç ilişkilerini reddeden ve özerk bir biçimde belirlenmiş bağlantılar, fikirler, duygular ve programlar üreterek, açık yatay ağlarda eşit ve dolaysız olarak işbirliğinde bulunan birçok toplumsal aracı vasıtasıyla çalışan, devletçi olmayan ve temsile dayanmayan demokratik siyaset formlarını uygun görürler. Hegemonik olmayan, eşitlikçi faaliyet tarzlarını, fiili demokratik yapının başlıca yeniliği olarak görüp, bunları toplumsal ve siyasi dönüşümün etkili süreçleri olarak desteklerler.
  • Avrupa Marksizminin önemli figürü Althusser, ideolojinin açıktan değil örtük bir şekilde işlediğini söyler; ideoloji verili saydığımız pratikler, yapılar ve imgelerde yaşar. İdeolojiyi içselleştiririz ve varlığının ya da etkilerinin çok da bilincinde olmayız; ideoloji bilinçdışıdır.

 

Libya 14 Kaddafi Sonrası 1 İç Savaş

  • Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi’nin kararına dayanarak Fransa, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nin önderliğinde Libya’ya 18 Mart 2011 akşamı havadan askeri operasyon başlattı.
  • Operasyonun gerekçesi, Libya lideri Muammer Kaddafi’ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi olarak açıklandı. BM ve halk 22 Ağustos 2011′de Kaddafi’yi devirdi. Ayaklanmanın sonlarında Sirte yakınlarında Kaddafi’nin konvoyuna NATO destekli saldırı düzenlenmiş, bu saldırıdan yara almadan kurtulan Kaddafi, 20 Ekim 2011 tarihinde saklandığı bir geçitte isyancılar tarafından yakalanarak linç edilmiştir.
  • Hemen her gün uluslararası medyaya brifingler veren, eski hükumet sözcüsü, Kaddafi rejiminin uluslararası medya yüzü olan Musa İbrahim‘e ne olduğu hakkında hemen hiçbir bilgi yok.
Michigan State University mezunu, tez konusu Kaddafi olan, Kaddafi rejiminin bir zamanlar en güçlü adamı olarak görülen eski dış istihbarat örgütü başkanı Musa Kusa’nın ayaklanmanın ikinci ayında Tunus üzerinden İngiltere'ye kaçtığı, sonra Katar’a geçtiği ve Libya'daki yeni rejimin en büyük mali destekçilerinden biri olduğu söyleniyor. Kusa, 1994 ile 2009 yılları arasında Libya istihbarat servislerini yönetmiş, daha sonra da kaçtığı tarihe kadar dışişleri bakanlığı yapmıştı. BBC'nin Panorama adlı araştırma programında, Kusa'nın tutuklulara bizzat işkence yaptığı ve 1996 yılında Ebu Salim Cezaevi’nde 1200 mahkumun öldüğü katliamda rol aldığı ileri sürülmüştü. Fotoğraf: www.dailymail.co.uk

Michigan State University mezunu, tez konusu Kaddafi olan, Kaddafi rejiminin bir zamanlar en güçlü adamı olarak görülen eski dış istihbarat örgütü başkanı Musa Kusa’nın ayaklanmanın ikinci ayında Tunus üzerinden İngiltere’ye kaçtığı, sonra Katar’a geçtiği ve Libya’daki yeni rejimin en büyük mali destekçilerinden biri olduğu söyleniyor. Kusa, 1994 ile 2009 yılları arasında Libya istihbarat servislerini yönetmiş, daha sonra da kaçtığı tarihe kadar dışişleri bakanlığı yapmıştı. BBC’nin Panorama adlı araştırma programında, Kusa’nın tutuklulara bizzat işkence yaptığı ve 1996 yılında Ebu Salim Cezaevi’nde 1200 mahkumun öldüğü katliamda rol aldığı ileri sürülmüştü.
Fotoğraf: www.dailymail.co.uk

  • Kaddafi, dünyada bir kraliyet ailesi dışında en uzun süreli devlet yöneticilerinden biriydi (1969-2011). Diğerleri Fidel Castro (1959-2008) ile Gabon Devlet Başkanı Ömer Bongo’dur (1967-2009).
  • Bazı yorumlara göre, Libya’da hükumet ve Muammer Kaddafi karşıtı gösteriler halkın, 2010-2011 yılı boyunca Arap dünyasını saran protestoların bir ayağı olan 2011 Mısır Devrimi’nden/Arap Baharı’ndan etkilenmesiyle başlamıştır.
  • Libya operasyonu sonrasında ülke kaosa girdi. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, İngiltere Başbakanı David Cameron, ABD Başkanı Obama, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Almanya Başbakanı Angela Merkel idi. Başkanlığının son yılı 2016’da Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslar arası arenada konuşulan konular oldu.
  • Kaynaklara göre, iç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybı 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olmuştur.
  • İç savaş sonunda Libya’nın tamamı Geçici Konsey Güçleri‘nin kontrolüne geçti ve yönetim Genel Ulusal Kongre‘ye devredildi.
  • Kaddafi sonrası Libya, iki farklı parlamento arasında bölündü. Tobruk hükumetine bağlı birlikler ile Trablus hükumeti güçleri arasında çatışmalar oldu. Ülkede sivillere karşı (kaçırma ve işkence gibi) savaş suçlarının işlendiği basında yer aldı.
  • Trablus ve Tobruk merkezli iki hükümet 17 Aralık 2015′te Fas’ın Suheyrat kentinde Libya Siyasi Anlaşması‘nı imzaladı.
Trablus Parlamentosu üyesi Fayez al-Sarraj, Libya Ulusal Uzlaşı Hükümetinin başbakan adayı oldu, Tobruk Meclisi tarafından defalarca veto edildi ve güvenoyu alamadı. Fotoğraf: libyaprospect.com

Trablus Parlamentosu üyesi Fayez al-Sarraj, Libya Ulusal Uzlaşı Hükümetinin başbakan adayı oldu, Tobruk Meclisi tarafından defalarca veto edildi ve güvenoyu alamadı.
Fotoğraf: libyaprospect.com

  • Deutsche Welle’ye göre, Nisan 2016’da, Libya’nın yeni hükumeti, henüz başkente bile hakim olamamıştı.
  • Kaddafi, son röportajlarından birinde “Libya’nın güvenliği sağlanmazsa Akdeniz bir kaos denizine dönüşür” diyerek, Libya’daki otorite boşluğunun Avrupa’yı tehdit edeceğini vurgulamıştı.
  • Avrupalılar öncelikle Libya’nın kaotik bir yer olarak kalmasından ve terörizm, silah kaçakçılığı ve insan ticareti merkezi haline gelmesinden endişe ediyorlar. Aynı zamanda İtalya yakınlarındaki bu Kuzey Afrika ülkesinin Balkan rotasının yerini alıp mültecilerin Avrupa’ya geçiş güzergahı haline gelmesinden de çekiniyorlar.
  • Avrupa Birliği, Muammer Kaddafi döneminde mülteci akınını durdurmak için Libya’yla anlaşmış, Kaddafi bu iş için ülkesinde kamptan çok hapishaneye benzetilen yerler inşa etmişti.
  • 2016 yılına gelindiğinde Avrupalı istihbaratçılar, Akdeniz kıyılarının IŞİD tehdidine açık olduğunu; resmi rakamlara göre 200 bin, gayri resmi bilgilere göre 500 bin kişinin Avrupa’ya göç etmek istediğini bildiriyor. AB, Afrika’dan Avrupa’ya göç etmek için Libya üzerinden İtalya’ya geçmek isteyen mültecilerin Libya’da bulunan kamplarda tutulmasını istiyor.
  • Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere dışişleri bakanları yeni Libya yönetimiyle sıkı temas halindeler. Avrupa hükümetlerinin desteği sürerse Fayez al-Sarraj‘ın başarılı olma şansı yüksek olur yorumları yapılıyor. İtalya ve İngiltere’nin askeri destek üzerinde de durduğu ve önce ülkenin doğusunda yuvalanan IŞİD’in yayılmasını önlemeyi, silah ticareti ile mücadele etmeyi ve mültecilerin yolunu kesmeyi amaçladığı söyleniyor. Yeni yönetim beklendiğinin aksine Batı’dan şimdiye kadar askeri yardım istemedi. Libyalılar da ülkeye yeniden askeri müdahalede bulunulmasına karşılar.
  • Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin önce halkın can güvenliğini sağlaması, petrol endüstrisini de yeniden çalışır hale getirmesi, memur maaşlarını ödeyebilmesi, ülkenin yeniden imarı gerekiyor.
  • Libya’da sokak çatışmaları sürmekte.