Etiket arşivi: Apollon

Lüks Devrimi 3

  • Fransız Baroğu da saraydan çıkmıştır.
  • XIV. Louis, babasının bir av köşkü olarak inşa ettirdiği Versailles‘i genişleterek Fransa Krallığı’nın yönetildiği bir saray haline getirmiştir. Dönemin aristokratlarını Paris’ten uzaklaştırıp, Versailles Sarayı’na taşımıştır. Kral, Versailles Sarayı’nın bahçesini de Barok eserlerle süsletmiştir.
  • Barok sanatın en tipik örnekleri arasına giren Fransız bahçesi, en sıradan ayrıntısına kadar biçimlendirilmiştir. Duvar ya da mihrabı andıran çitler, vazo yahut hayvan şeklini alan ağaçlar, geometrik tarhlar, özenle hazırlanmış kanallar ve çeşmeler, fıskiyelerle yaratılan su oyunları ile Fransız bahçesi, aristokrasi ve görkemli yaşamla ayrılmaz bir bütündür. Kontrollü bahçe, “Devlet benim” (l’État c’est moi) diyen, Fransa’yı mutlak monarşiyle yöneten XIV. Louis’nin idari anlayışının bir yansımasıdır.
  • Gerek Versailles Sarayı gerekse bahçesi Avrupa sarayları tarafından örnek alınmıştır.
Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm. Fotoğraf: Gruppal

Versaille Sarayı ve bahçesinden bir görünüm.
Fotoğraf: Gruppal

  • Fransa Bilimler Akademisi de XIV. Louis tarafından kurulmuştur.
  • 1648 yılında Paris’te ressamlar Kral XIV. Louis’yi bir akademinin oluşumunu desteklemeye ikna etmişlerdir. Floransa, Roma , Milano akademilerinden sonra kurulan Fransa Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi, zamanla sanatın eğitimi ve sergilenmesi konusunda tekel durumuna gelmiştir. Sanatın ve sanatsal zevkin belirli kurallar çerçevesinde öğretilebileceğine inanılmış, akademiler okul işlevi görmeye başlamıştır. Fransız Kraliyet Akademisi’nin sanat sergileri Salon’da yapılırdı. Zaman içinde Salon, Fransa’nın yüksek kültürünü etkiler hale geldi. Sonraki 200 yıl boyunca, Fransa’da başarı elde etmek isteyen tüm sanatçılar için Paris Salonu’nda yer almak çok önemliydi.
  • Kralın kendisi de dans/bale yapıyor, koreografiler tasarlıyordu. (Bu durum, Gérard Corbiau’nun 2000 yılında vizyona giren Le Roi Danse adlı filminin konusudur.) Kralın hazırladığı koreografilerin bazıları dans, bazıları törenler içindi. Koreografilerde aristokratlara da görev veriyordu. Fransa Dans Akademisi’ni de XIV. Louis kurmuştur.
  • Hayatının hemen hemen tümünü XIV. Louis’in sarayında geçiren; Fransız opera stilinin babası sayılan Floransalı besteci, kemancı ve balet Giovanni Battista Lully (1632-1687) ile kral birçok işe birlikte imza atıyor. Lully, Kral için birçok bale eserinin müziğini ve dansların koreografisini hazırlıyor ve balet olarak da görev yapıyor. Kral da şahsen dans ederek eserlere katılıyor. Avrupa sarayları bu ikiliyi taklit ediyor.
  • Lully ayrıca sarayda oyun yazarı olarak görev yapan Moliere’in eserleri için besteler yapıyor, Moliere ile birlikte komedi-bale janrını geliştiriyor. Kral yaşlanıp dans edememeye başlayınca temsillere katkısı ve ilgisi azalıyor, Lully de opera bestelemeye daha çok önem veriyor.
  • Babasının kurduğu Müzik Akademisi’nden sonra XIV. Louis de Kralın 24 Kemanı adlı orkestrayı kurarak ilk kraliyet orkestrasını kurmuş oluyor.
  • Kral, bir piyeste Apollon‘u oynamıştır. Apollon, güneş tanrısıdır, XIV. Louis de Güneş Kral’dır.
  • Fransa’da kastrato geleneği kabul görmemiştir; kastrato star’dır; Fransa’daki tek star ise XIV. Louis’dir.

 

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • The Essence of Style, Joan E. De Jean, Simon and Schuster, 2005.
  • Fransa Nasıl Şıklık ve Lüksün Markası Oldu?, Arman Kırım, Hürriyet, 16 Temmuz 2006.
  • Çitlenen Doğa, Mehmet Ergüven, YKY Sanat Dünyamız Sayı 58 Bahçe Kültürü, Kış 1995.
  • www.zetamar.com

 

 

Libya 50 Çölde Son Çay

Metkanduş Vadisi gezisi bitince 4x4’lerle yola çıktık, bir süre bu kamping’de çay içtik, dinlendik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Metkanduş Vadisi gezisi bitince 4x4’lerle yola çıktık, bir süre bu kamping’de çay içtik, dinlendik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Geceyi çölde, çadırda geçirdik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Geceyi çölde, çadırda geçirdik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahra’nın kuzeyinde Ubari (Awbari) Kum Denizi’ndeyiz. Efsaneye göre, Okenaos'un kızı Klymene ile Apollon'un oğlu Phaethon güneşin arabasını sürerken kontrolü kaybedince uçsuz bucaksız toprakların yanmasına ve çöllerin oluşmasına sebep olur. “Sahra’da nem oranı %40 iken, Libya çöllerinde nem oranı %18. Bedeviler, seyyahlar, sömürge memurları orada insanın bir şey içmeden 19 saat yaşayabileceğini söylerler.” İnsanların Dünyası, Antoine de Saint-Exupéry. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sahra’nın kuzeyinde Ubari (Awbari) Kum Denizi’ndeyiz.
Efsaneye göre, Okenaos‘un kızı Klymene ile Apollon’un oğlu Phaethon güneşin arabasını sürerken kontrolü kaybedince uçsuz bucaksız toprakların yanmasına ve çöllerin oluşmasına sebep olur.
“Sahra’da nem oranı %40 iken, Libya çöllerinde nem oranı %18. Bedeviler, seyyahlar, sömürge memurları orada insanın bir şey içmeden 19 saat yaşayabileceğini söylerler.” İnsanların Dünyası, Antoine de Saint-Exupéry.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Um il Me, Suyun Anası, denen vahadayız. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Um il Me, Suyun Anası, denen vahadayız.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burası kuruyan Mandara Gölü’nün kıyısı.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burası kuruyan Mandara Gölü’nün kıyısı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tuaregler’in hediyelik eşya satışı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tuaregler’in hediyelik eşya satışı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu vahanın adı da Mafu. Gaberon’daki gölün suyu çok tuzluymuş.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu vahanın adı da Mafu. Gaberon’daki gölün suyu çok tuzluymuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çöldeki safarimiz bitince Sabha’dan Trablus’a uçtuk. Trablus Havalimanı’ndan İstanbul’a döndük. Böylece Libya gezimiz bitmiş oldu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Çöldeki safarimiz bitince Sabha’dan Trablus’a uçtuk.
Trablus Havalimanı’ndan İstanbul’a döndük. Böylece Libya gezimiz bitmiş oldu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

 

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Goethe ve Schiller

  • 19. yüzyıl Macar burjuva kütüphaneleri Goethe’yi pek sevmezdi, “sulu klasik” derlerdi ona; Schiller’i kütüphanelere daha çok yakıştırırlardı. Schiller’de liberalizm pırıltıları görüyorlardı, bir devrimciydi o, Goethe ise “katı biçim”, “klasik bir muhafazakarlık”tı.
  • Goethe’nin tanımıyla weltliteratur, yani dünya edebiyatının ortak hazinesi olan bir edebiyatın en önemli kişilerinden ikisi bugünkü konumuz.
  • Goethe, “Alman Atinası” adıyla da anılan Weimar’da yalnızca sanatsal etkinlikleri ve tiyatroyu değil, bayındırlık işlerini de yönetti, Weimar-Saksonya Dükü Karl August’un başdanışmanı oldu. Goethe Napoléon’un huzuruna çıktığında İmparator’un Goethe’nin eseri Werther’den hayranlıkla söz etmesi ve Karl August’u Prusya Birliği’nden ayrılması koşuluyla tahtta bırakması, yazarın Weimar’a belki de en büyük hizmeti oldu.
  • Weimar’da Schiller ile arkadaşlıkları, sürekli bilgi alış verişleri, ortak estetik anlayışları, dayanışmaları, yazışmaları ile edebiyat tarihinde az rastlanır türden bir ilişkileri oldu. Bugün her ikisi de, Alman edebiyatının kurucuları arasında yer alıyor. Ama, Schiller’in Alman ulusunun kalbinde daha önemli bir yeri olduğu düşünülüyor.
  • Goethe’nin, Jena’da tanıştığı Schiller’i Weimar’a gelmesi için ikna ettiği biliniyor. Schiller, ordudaki doktorluk görevinden istifa ederek ömrünü şiir ve tiyatroya adamış, beş parasız yollara düşmüştü. Weimar’da, taşkın kişiliğine hiç de benzemeyen Goethe’nin bilgeliğinde, yerleşik ve sakin bir yaşamı olmuştu. Coşkulu ve duygusal bir karakteri vardı, durmuş oturmuş Goethe’nin tam tersiydi. Nedim Gürsel’in benzetmesiyle, biri Dionysos, öteki Apollon geleneğini benimsemişti. Schiller’in Weimar’a geldiği ilk yıllarda Goethe, Dük ile İtalya gezisindeydi, bir müddet beraber olamadılar ve ne yazık ki Schiller, Goethe ile tam on yıl süren iş birliğinden sonra 46 yaşında öldü.
  • Schiller’in erken ölümü Goethe’yi çok sarsmış. Goethe, “Sanki kendimi yitirmişim gibi hissediyorum….Benliğimin yarısı öldü artık” diye yazmış.
Goethe ve Schiller, Faust’un prömiyerinin yapıldığı Ulusal Tiyatro önündeki heykel, Weimar. Ernst Rietschel tarafından 1857’de yapılan bu heykel, tıknaz Goethe’yi Schiller ile aynı boyda gösteriyor. Goethe elindeki defne dalından çelengi şaire sunuyor. Fotoğraf:blog.kavrakoglu.com

Goethe ve Schiller, Faust’un prömiyerinin yapıldığı Ulusal Tiyatro önündeki heykel, Weimar.
Ernst Rietschel tarafından 1857’de yapılan bu heykel, tıknaz Goethe’yi Schiller ile aynı boyda gösteriyor. Goethe elindeki defne dalından çelengi şaire sunuyor.
Fotoğraf:blog.kavrakoglu.com

  • Weimar’daki Goethe ve Schiller Arşivi, Almanya’nın ilk edebiyat arşividir. 1892-96 yılları arasında inşa edilen bina, müze ve arşiv için özel olarak yapılmıştır. 1960 yılından sonra Arşiv genişletilmiş, korumaya aldığı Alman sanatçıların sayısı 130’a çıkmıştır. Almanya’nın aynı zamanda en büyük edebiyat arşivi de olan Goethe-Schiller Arşivi, 2001 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alındı. Arşiv, 2010 yılında restorasyona girdi.
  • Goethe de öldükten sonra Weimar bu iki şair sayesinde, pek çok ünvanının yanı sıra, edebiyat tarihine de geçti.
  • Şimdi bu iki üstat da Weimar’da uyumakta.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Bir Burjuvanın İtirafları, Sándor Márai, Can Yayınları, 2010.
  • Acı Hayatlar, Nedim Gürsel, Doğan Kitap, 2014.
  • Goethe-Schiller Arşivi Yenileniyor, Fulya Canşen, ntvmsnbc, 04.01.2014.

Trajedi 3

forum.donanimhaber.com

forum.donanimhaber.com

  • Aristo’dan beri trajedi kahramanları soylulardan seçiliyordu. Alman Lessing  “krallara acıyorsak, kral oldukları için değil, insan oldukları içindir” diyerek insanın en çok kendi durumunu anımsatan durumlardan etkilendiğini savundu.
  • İngiliz Coleridge duyguyu trajedinin temel öğesi saydı.  18. yüzyılda  prenslerin yerini sıradan kentliler, Tanrı’nın buyruklarının yerini de yüreğin sesi aldı.
  • 19. yüzyılda insani ve toplumsal ilerlemeye duyulan güven, karanlık ve olumsuz trajik bakış ile çelişti.
  • Hegel’e göre klasik trajedide kahramanlar, kişiliklerindeki ahlaki zayıflıktan çok, iki ahlak sistemi arasında kaldıkları, birine bağlı kalırken kaçınılmaz olarak ötekiyle çatışmaya girdikleri için sonunda yenik düşerler. Trajedinin sonunda kahraman yenilsede süreç tamamlanmakta, tam da o yenildiği için daha kapsamlı bir iyiye ulaşılmaktadır.
  • Schopenhauer’e göre gerçek trajedi, kahramanın kendi günahlarından değil, varoluşun temelinde yatan ilk günahtan ( Adem ile Havva ) kaynaklanır. İnsan ancak acı çekerek bu günahtan, kendi bencilliğinden arınabilir.
  • Nietzcshe’ye göre Eski Yunan trajedisinin iki önemli bileşeni vardı:

1)      Apollon’un simgelediği ölçülülük ve düzen
2)      Dionysos’un simgelediği çoşku ve taşkınlık.

  • Trajedi, Yunanlıların bu iki ucu birleştirmeleri ve yaşamı bir oyun olarak görmelerinin ürünüydü.
  • 20. yüzyılda İbsen, Çehov, Strindberg’in oyunlarında trajik bir boyut vardır. Eugene O’Neill klasik trajediyi çağdaş bir ortamda ve psikanalitik  bir yorumla yenilemeye çalışan tek oyun yazarıdır.
  • II. Dünya Savaşı sonrasında ise, trajediyi bir tiyatro türü olmaktan çok, felsefi bir bakış açısı olarak ele alma eğilimi güçlendi. Klasik trajedinin boyutlarına en çok ulaşabilmiş yapıtlar, roman alanında Dostoyevski, Thomas Hardy, Joseph Conrad, William Faulkner tarafından verilmiştir.
www.greenpeace.org

www.greenpeace.org