Etiket arşivi: Apollon Tapınağı

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Bizans İmparatorluğu 116| Hipodrom 2

  • Hipodrom üç bölümden oluşmaktaydı: Spina, Carceres ve Sphendone.
  • Spina, hipodromun tam ortasına, eksen duvarına, omurgasına verilen addı. Bugünkü seviyeden 5 metre aşağıda bulunan arenayı, alçak bir duvar olan spina ortadan ikiye böler ve atlı arabalar, bu duvar etrafında dönerlerdi.
  • Spina genellikle obelisk ile süslenirdi. Spinayı süsleyen yapıtlar zamanla artmış ama günümüze üçü ulaşmıştır. Büyük Konstantin zamanında spinada Romus ve Romulus’u emziren dişi kurdun ve Adem ile Havva’nın heykellerinin de olduğu düşünülüyor.
  • Büyük Konstantin’in Yunanistan’ın Delphi şehrindeki Apollon Tapınağı’ndan getirttiği savaş ganimeti Yılanlı Sütun ya da Burmalı Sütun önce Aya Sofya’nın önündeydi, sonra spinaya getirildi. Yılanlı Sütun, Antik Yunanistan’ın Persler’e karşı verdiği sonuncu savaşın, 31 Yunan sitesinin birleşerek MÖ 479 yılında Platea’da kazandıkları zaferin anıtıydı. Sütunun malzemesi savaşta edinilen tunç ganimetlerin eritilmesi ile elde edilmişti. Sütun, gövdesi birbirlerine dolanmış üç yılandan oluşur. Sütunun bir de tılsımı vardı: Burma dikiti oluşturan yılan motifleri, şehri zararlı sürüngenlerden koruyacaktı. Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da obelisklerin tılsımlı olduğu düşünülürdü. Yılanlı Sütun, 17. yüzyıla kadar sağlamken, bir yeniçeri kılıcıyla yılan başlarını uçurduktan sonra tılsımını yitirdi denir. Bir başka görüşe göre ise burma dikitin yılan başlarının 1700 yılında sarhoş bir Leh diplomat tarafından kırıldığı yönündedir. Kayıp yılan başlarından biri sonradan bulunmuştur; İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmektedir. Sütunun orijinalinin yüksekliğinin 8 metre olduğu söylenir. Anıttan günümüze 5.30 metrelik bir bölüm ulaşmıştır.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, günümüze ulaşabilmiş tek bronz yılan başı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Spina’nın ikinci obeliski ise, Büyük Konstantin’in şehri imarı sırasında, Hipodrom’u süslemek amacıyla kente getirtmek üzere Mısır’da yerinden indirttiği dikilitaştır. İmparator I. Theodosius’un (379-395), 390 yılında Hierapolis’ten, Karnak’taki Amon-Ra Tapınağı’ndan  getirtip Hipodrom’a koydurduğu Antik Mısır eseri III. Tutmosis Dikilitaşı’dır. Dikilitaşın spina üzerine yerleştirilme çalışmalarının 32 gün sürdüğü bilinmektedir. Anıtın taşınma sırasında kırılması veya hafifletilmek istenmesi nedeniyle alt kısmından yaklaşık üçte birinin kesilmiş olduğu düşünülmektedir. Taşın bugünkü yüksekliği 19.59 metredir. Kaidesinin iki yüzünde Grekçe ve Latince yazıtlar yer almaktadır. Diğer iki yüzünde ise, anıtın dikilişi ve araba yarışları ile ilgili sahneler kabartma olarak betimlenmiştir. Bu bölümün üzerindeki esas kaidenin dört yüzünde ise, İmparator I. Theodosius, ailesi ve saray erkanı kabartmaları vardır. Dikilitaşın piramit biçimli en üst bölümünde, dikdörtgen çerçeve içinde Firavun III. Tutmosis ile tanrı Amon-Ra el eledir. Anıt üzerinde Amon-Ra’nın betimlendiği yerlerde onun her şeye hayat, ebedilik ve tat veren, tanrıların kralı ve gökyüzünün sahibi olduğu bildirilmiştir. Firavun ise, Yukarı ve Aşağı Mısır’ın kralı, Ra’nın oğlu, ebedi hayat, devamlılık ve hazza sahip olan şeklinde yüceltilerek tanımlanmıştır. Anıtın en tepesinde yer alan çam kozalağı biçimli tepeliğin 869 yılındaki depremde düştüğü bilinmektedir.
  • Spinaya 4.-5. yüzyılda dikildiği düşünülen Örme Sütun, İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos (913-959) ve oğlu Romanos tarafından onarılmış ve üstü altın yaldızlı bronz levhalarla kaplanmıştır. Bununla ilgili yazıt, kaidenin doğu kenarında yer almaktadır. Yazıtta anıt, Rodos’un ünlü bronz Apollon heykeli ile karşılaştırılmaktadır. Yaklaşık 32 metre boyundaki anıtın üstündeki bronz levhalar Haçlılar tarafından sökülmüştür. Bugün anıtın üzerinde görülen delikler, sökülen bronz levhaların kenetlerinin yuvalarıdır.
  • Hipodrom’un ikinci bölümü olan Carceres, spinanın kuzeyinde yer alan, yarış arabalarının giriş yeri idi. Günümüzde burada, 1898 yılında Alman imparatoru II. Wilhelm’in İstanbul’u ziyaretinin anısına Almanya’da yapılarak 1901’de alana yerleştirilen Alman Çeşmesi bulunmaktadır.
Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri  İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler. Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Günümüzde de Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Theodosius Dikilitaşı’nın kaidesindeki rölyeflerden biri İmparator Theodosius ve ailesini, Hipodrom’da katishma’da gösterileri izlerken betimler.
Fotoğraf: Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

 

 

Bizans İmparatorluğu 113| Aya Sofya

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı  Aya Yorgi Bazilikası. İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Şam’dan güneye inerken, Bosra yolu üzerinde El Ezra’a kasabasındaki, 5. yüzyıl yapımı Aya Yorgi Bazilikası.
İlk merkezi planlı kilise 5. yüzyılda Bosra’da yapılmış ama kubbesi çökmüş. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kubbeli kilise bu. Kubbesi yıkılan kilise ile aynı yüzyılda yapılmış ama yıl olarak bakıldığında daha yeni. Bu kilisenin, üçüncü Aya Sofya’ya örnek olduğu söyleniyor. Burada daha önce bir pagan mabedi varmış. Bu bilgi giriş kapısı üzerinde yer alıyor. Levhanın tarihi ise 515.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • En büyük pagan, en büyük Hıristiyan ve en büyük İslam imparatorluklarının başkenti İstanbul’un en önemli Bizans eseridir.
  • Aya İrini ve Aya Sofya kiliselerinin eski pagan tapınakları üzerine kurulduğu yolunda görüşler vardır. Aya Sofya’nın yerinde görkemli bir Apollon Tapınağı olduğu düşünülür.
  • Tartışmalı olmakla birlikte ilk Aya Sofya, genelde Büyük Konstantin yapısı olarak kabul edilmez. Yapım emrini onun verdiği düşünülse de, İlk Aya Sofya 360 yılında II. Konstantius tarafından bitirilmiştir. Ama bu Büyük Kilise’nin (Megale Ecclesia) I. Konstantin’in kent tasarımının önemli bir ögesi olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Dinsel otoritenin kent içindeki merkezidir.
  • Önünde Augusteion adı verilen kentin ana meydanı vardır.
  • İlk yapının bazilika tipinde ve ahşap çatılı olduğu sanılıyor.
  • İlk Aya Sofya, 404 yılında çıkan bir ayaklanmada önemli hasar gördü, II. Theodosius onarttı, 415 yılında tekrar ibadete açıldı. Bugün Ayasofya Müzesi’nin bahçesinde bulunan yapı parçalarının bu ikinci Aya Sofya’nın anıtsal girişine ait olduğu ileri sürülür. İkinci Aya Sofya’nın yine bazilika tipinde ve ahşap tavanlı olduğu ve Sofya-Hikmet adının bu binaya verildiği düşünülür.
  • İkinci Aya Sofya, 532’deki Nika İsyanı sırasında yandı. I. Justinyen, isyan bastırıldıktan hemen sonra, bugüne kadar gelen üçüncü Aya Sofya’nın yapımını başlattı. Beş yılda tamamlanarak 537 yılında açılışı yapılan kilise bu kez Aya Sofya-Kutsal Hikmet adını aldı.
  • İki Egeli mimar-mühendis, Miletoslu (Söke) İsidoros ile Trallesli (Aydın) Anthemios o güne kadar yapılmış en büyük kilise kubbesini gerçekleştirdiler. Altı yıl süren mabedin inşaatında, yüz ustanın gözetiminde on bin işçinin çalıştığı düşünülür. Daha sonra Aya Sofya’yı sadece üç kilise, Londra’da St. Paul, Roma’da St. Peter ve Milano’da Duomo geçebildi. Bizans mimarisi büyük kiliseler yapacak ancak bir daha bu büyüklükte bir kilise yapamayacaktı.
  • Aya Sofya, Bizans imparatorlarının taç giydikleri, dolayısıyla Tanrı tarafından tayin edilerek ilahi niteliğe büründükleri mekandı.
  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu


Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma, Bizans ve Osmanlı kültürlerinin kubbeye yaklaşımları hem bir süreklilik, hem de bir farklılık gösterir. Bu ilişki Roma’daki Pantheon’dan Aya Sofya’ya, sonra da Şehzade Camii’ne uzanır.
  • Kubbe, üç kültürde de iktidarın simgesidir.
  • Roma’da pagan kültürün anıtsal tapınağı olan Pantheon Roma’daki en eski beton kubbeli binadır. 118-125 yılları arasında inşa edilmiştir. 43 metre çapında tek bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin yükü 6 m genişliğindeki duvarlarla karşılanır ve kubbenin ortasında daire biçiminde bir boşluk vardır.
  • Konstantinopolis’te Doğu Roma kültürünü simgeleyen yapı Aya Sofya’dır (532-537).  32.81 m çapındaki kubbenin yükü ayak, sütun ve payandalarla (piers, columns, buttresses) karşılanır.
  • Osmanlı dönemi İstanbul’undaki  Mimar Sinan yapısı Şehzade Camii’nin (1548) 18 m çapındaki merkez kubbesi yarım kubbelerin desteği ile iç mekanda 39 metreye çıkar.
  • Aya Sofya patrikliğin mekanıydı ama imparatorun sorumluluğu altındaydı ve onun büyük yortu günlerinde ibadet ettiği kiliseydi. Konstantinopolis’i siyasi bir başkent olarak tanımlayan iktidar mekanının önemli bir parçasıydı.
  • Aya Sofya 916 yıl boyunca Ortodoks dünyasına hizmet etmiştir.
  • Kubbe, tonoz ve kemerlerindeki bitkisel dekorasyonu nedeniyle “çiçekli tapınak” olarak da anılırdı.
  • 9. yüzyıldan başlayarak kilisedeki eserlerin yaratılmasında altın, gümüş, renkli taş ve renkli cam ağırlıklı malzeme kullanılmıştır.
  • Aya Sofya’nın apsisine İkonaklazm sonrası hemen bir Meryem Ana ile İsa betimlemesi konmuştur. Osmanlının zayıflamasını yeterince dine bağlı olmamaya bağlayan, 1720 Patrona Halil İsyanı sonrası bu betimlemenin üzeri kapatılmıştır.
  • Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Aya Sofya’ya ahşaptan bir minare yaptırarak camiye dönüştürmüş ve ibadete açmıştır. İsmi değiştirilmemiş, mozaiklere de dokunulmamış, kalın perdelerle örtülmüştür. Aya Sofya’nın mozaikleri 18. yüzyılda kapatılmıştır. Binanın bakımı için Fatih döneminde bir vakıf kurularak önemli bir gelir kaynağı yaratılmıştı. Aya Sofya’nın avlusundaki padişah türbeleri Osmanlı’nın yapıya verdiği önemin işaretidir.
  • Mimar Sinan Aya Sofya’yı depreme karşı daha dayanıklı olması için sağlamlaştırmıştır.
  • ABD Araştırma Enstitüsü’nden Thomas Wittemore Aya Sofya’da kasıtlı tahribat yapılmadığını söylemiştir.
  • 1935 yılında dışardan başka bir girişi olan hünkar mahfili ibadethane olarak açık bırakılarak ana yapı müze haline dönüştürülmüştür.
  • Aya Sofya’nın dünyada tek imam ve müezzin kadrosu olan müze olduğu söylenir.