Etiket arşivi: antikapitalist

Troçki’nin Sürgün Evleri 5

Troçki’nin vurulduğu ev. Günümüzde müze. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin vurulduğu ev. Günümüzde müze.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin son çalışma odası. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin son çalışma odası.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bir müddet sonra, 1938 sonbaharında, Rivera ile Troçki’nin şahsi ve siyasi nedenlerden ötürü arası açıldı. Rivera, sık sık Troçki aleyhine açıklamalarda bulunmaya başladı. Troçki ve eşi, Nisan 1939’da Mavi Ev’den ayrıldılar. Dördüncü Enternasyonal Rivera’yı sosyalizmi terk ederek muhafazakar cumhurbaşkanı adayı Juan Andreu Almazan’ı desteklediği için kınadı.
  • Mayıs 1940’da Troçki’nin evine silahlı baskın oldu. Meksikalı Stalinci grupların yaptığı baskını yöneten ve finanse eden İspanyol iç savaşından ülkesi Meksika’ya dönen komünist ressam David Alfaro Siqueiros’dur (1896-1974). Kapıdaki nöbetçiler pusuya düşürülmüş, Troçki’nin yatak odasına kadar girilmiş, etrafı makineli tüfeklerle taramışlardı. Troçki gürültülerle uyanmış, yandaki odanın dolabına gizlenmiş, bu suretle kurtulmuştu. Troçki’nin oturduğu evin bütün pencerelerinde çelik kepenkler, bahçe duvarlarının üzerinde makineli tüfek yuvaları vardı, ev iyi korunuyordu. Mayıs baskınından sonra güvenlik önlemleri daha da artırıldı. Siqueiros, Diego Rivera ve José Clemente Orozco (1883-1949) kadar ünlü Meksikalı duvar ressamıdır. Siqueiros, Troçki olayındaki rolünden ötürü 1941 yılında Şili’ye sürülmüştür.
  • Troçki ile arası bozuk olan Rivera’dan şüphe edildi, Rivera San Francisco’ya kaçtı.
  • Ağustos 1940’da ikinci saldırı meydana geldi. Fail bu defa uzun yıllardan beri Troçki’yi öldürmek için fırsat kollayan, bu amaçla katibesine sevgili olan, sık sık pasaport değiştiren Frank Jacson/Ramon Mercader’dir. Jacson, pardösüsünün içine saklayabilmek için sapını kestiği dağ kazmasını Troçki’nin kafasına indirdi. Troçki adama yapıştı, bağırdı, muhafızlar adamı yakaladı. Troçki, kaldırıldığı hastanede ertesi gün 62 yaşında öldü. Katil ile tanışıklığı olan Kahlo, sorguya çekildi. Jacson 20 yıla mahkum oldu. Katilin hakiki hüviyeti hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadı; Stalinist bir İspanyol olduğu düşünülen Jacson, 1960 yılında cezası bitince serbest bırakıldı ve Çekoslovakya’ya giderek kayboldu.
  • Troçki öldürüldüğü zaman Sovyet Güvenlik Sekreteri ve Sovyet Gizli Polisi şefi Lavrenti Beria (1899-1953) idi.
Troçki’nin vurulduğu evin bahçesinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Troçki’nin vurulduğu evin bahçesinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Troçki’nin Stalin’e muhalefeti sertti:
    “Stalin, partimizin en fazla dikkati çeken en değersiz adamıdır. Siyasi ufku son derece dardır. Teorik seviyesi iptidaidir. Leninizm’in Temelleri adlı kitabı, ancak öğrencilerin yapabileceği hatalarla doludur. Hiçbir yabancı dil bilmez. Diğer memleketlerdeki gelişmeleri başkalarının görüşlerinden takip eder. Lenin vasiyetnamesinde onun iki özelliğini belirtmiştir: Kabalığı ve vefasızlığı! Yalancıdır. Namussuz ve ahlaksızdır.”
  • Troçki sürgün günlerinde bir taraftan Rusya’daki sol muhalefeti kuvvetlendirmeye, diğer yandan da Avrupa ve Amerika’da komünist partilerini kontrolü altına almaya, Rusya dışındaki Troçkist grupları birleştirmeye  çalışır. En büyük arzularından biri de Çin Komünist Partisi’ni Stalin’in kontrolünden kurtarmak idi.
  • Meksiko Kenti’nde öldürüldükten sonra Troçki’nin bütün arşivi, Harvard Üniversitesi’nde Houghton Kütüphanesi’nde toplanmıştır.
  • İspanya’nın yeni siyasi partisi Podemos Ocak 2014’te Troçkist antikapitalist bir sol grup tarafından kuruldu. Kuruluşundan dört ay sonra yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde 4. parti oldu; 2015 yerel seçimlerinde stratejik kentlerde belediye başkanlıklarını Podemos’un desteklediği adaylar kazandı; Aralık 2015’teki genel seçimlerde ülke genelinde desteklenen 3. parti, kritik merkezlerde 2. parti, ayrılıkçı bölgeler Katalonya ve Bask ülkesinde ise birinci parti oldu. Podemos, Troçki’nin adını başarıyla yaşatan en güncel örnektir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Troçki İstanbul’da, Ömer Sami Coşar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.
  • %100 İstanbul, Erk Acarer, İnkilap Kitabevi, 2009.
  • Frida Kahlo, Rauda Jamis, Afa Yayınları, 1991.
  • 14. İstanbul Bienali, Tuzlu Su, Katalog, 2015.
  • Kahlo, Taschen, 1993.
  • Diego Rivera, Founders Society Detroit Institute of Arts, 1986.
  • Podemos’tan ‘Taht Oyunları’ dersleri, Nilgün Cerrahoğlu, Cumhuriyet Gazetesi, 26.12.2015.

 

Çağdaş Sanata Varış 150| Postmodern Politika 4 Jean Baudrillard

  • Jean Baudrillard 1986 yılında yayımlanan Amerika adlı kitabında ABD’yi ve oradaki hayatı değerlendiriyor. Las Vegas için büyük orospu, Los Angeles için estetiğin sonu diyor.
  • “İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yirmi yıllık sürede ABD daha güçlü idi.  Kendisine karşı olan düşünceler ve tutkular da daha güçlü idiler. Amerikan sistemi şiddetle eleştirilebilir, hatta 60’lı, 70’li yıllarda bu eleştiri içeriden gelebilirdi. Bugün Amerika’nın artık aynı hegemonyası yok ve aynı tekeli de uygulayamıyorlar, ama Amerika benimsenmiştir ve kendisine karşı çıkılamaz. Amerikan sistemi Çin’e kadar bütün dünyaya yayılan iş, pazar, hür teşebbüs ve performansta bir model oldu. Ulular arası stil, Amerikan stili oldu. Artık hiçbir şey Amerika’ya karşı çıkmıyor; Çin, Küba, Vietnam gibi saldırgan dış çevreler sindirildiler, büyük antikapitalist ideolojinin içi boşaldı.”
  • Baudrillard, üstünde düşünülecek geçmişi olmayan, dolayısıyla temelden ilkel olan ABD, yeri, teknik üstünlüğü, o hoyratça vicdan rahatlığı ile ve simülasyona açtığı alanlarda şimdiki en ilkel toplumdur, diyor. Amerikalılarda simülasyon kavramı olmadığını, simülasyonun en güzel örneğinin kendileri olduğunu yazıyor.
  • “Başka hiçbir yerde böyle köklü bir kültürsüzlüğün ve böyle bir doğal güzelliğin, doğal mucizenin ve salt taklidin şaşırtıcı bir biçimde birleştiği görülmez.”
  • “Amerikalılar başka ülke halkları gibi yöneticilerinin değerliliğine, hatta iktidarın gerçekliğine inanıp inanmadıklarını kendilerine sormaya meraklı değiller, buna inanıyormuş gibi yapmayı yeğliyorlar. Onlar için siyasi zayıflıkların ya da budalalığın önemi yoktur. Yalnızca imaja bakıp karar veriyorlar. Bu, simülasyon üzerinde bir uzlaşmadır.”
  • Dünyanın merkezi olan New York’un başka kentlerin yüzyıllar boyunca kazandıkları güzelliği elli yılda kazandığını; firavunlara özgü kentin tümünün dikilitaşlardan oyulmuş gibi durduğunu; bu barok dikeyliğin tuhaflığın son sınırı olduğunu; Amerika’nın kendisine bir anlam ya da kimlik vermeye çalışmayan; ırk sorunlarını ortak bir etnik düzey durumuna dönüştürmüş bir toplum olduğunu söylüyor.
  • Baudrillard, Beyaz Saray’ı dünya gücünün müzesi olarak tanımlıyor.
  • Baudrillard’a göre, demokrasi ile eşitlik arasında fark vardır: Demokrasi vatandaşların hepsinin yarışa eşit başlamalarını ister. Eşitlikçilik (Egalitarianism)ise hepsinin yarışı eşit bitirmesine denir.
  • Baudrillard, ABD’nin dünyaya sunulmuş ideal dünya imgesi olduğunu söylüyor.
  • “Avrupa belli bir feodalite, aristokrasi, burjuvazi, ideoloji ve devrim tipi icat etti: Bütün bunların bizim için bir anlamı oldu, ama aslında bunlar başka bir yerde anlam taşımadılar. Amerika ise bütün bunlardan koptu ve kendisini köklü bir modernlik içinde buldu: Demek ki modernlik Amerika’da olduğu kadar başka hiçbir yerde özgün değil; Modernliğin bütün mitleri Amerikalıdır. Amerika, modernliğin özgün versiyonudur; bizler dublajı yapılmış, altyazılı versiyonuyuz. Amerika köken sorununa boş veriyor; kökenle ya da otantik olmayla uğraşmıyor; ne geçmişi, ne de bir gerçekliği var. Zamanla ilgili bir ilk birikimi olmadığı için sürekli bir güncellik içinde yaşıyor. Amerika’nın kimlik sorunu yok. Avrupa’nınki gerçekleştirilmesi olanaksız tarihsel idealler bunalımıdır. Onlarınki ise gerçekleşmiş ütopya bunalımıdır. Avrupa’da kültürsüzlüğün gücü yoktur. Amerika’nınki, acı çektirdiği kimseleri bile dünya çapında büyüleyen bir kültürdür.”
  • “Amerika’da kültür mekan demektir, hız demektir, sinema ve teknoloji demektir.”
  • “California, taklidin ve otantik olmayanın evrensel yeridir. Burada otantik olan Disneyland’dır.”
Fotoğraf: www.aksam.com.tr

Fotoğraf: www.aksam.com.tr

  • Baudrillard, devletlerin politikası artık pek o kadar sosyalleştirmeyi, bütünleştirmeyi, yeni haklar yaratmayı amaçlamıyor, diyor.
  • Televizyonda görüntüleri yayınlanan ilk savaş olan Vietnam Savaşı’nda Amerikalıların kullandığı iki silah, düşmanın fiziksel bombardımanı ile dünyanın geri kalan bölümünün elektronik bombardımanı oldu, diyor.
  • Baudrillard, Ortaçağ’ın işkence aletlerinden, vücut geliştirme tekniklerine kadar giden doğru bir çizgi olduğunu; jogging’in de yeni bir gönüllü kölelik ve yeni bir zina şekli olduğunu söylüyor.
Baudrillard, ABD’de insanlar arasında hiçbir bağ olmadığını; kimsenin kimseye bakmadığını; gülümsemelerinin yalnızca gülümsemek zorunluluğunu anlattığını; yalnız yemek yemenin çok yaygın olduğunu, bunun ölüm anlamına geldiğini yazmış. Fotoğraf:yemek.com

Baudrillard, ABD’de insanlar arasında hiçbir bağ olmadığını; kimsenin kimseye bakmadığını; gülümsemelerinin yalnızca gülümsemek zorunluluğunu anlattığını; yalnız yemek yemenin çok yaygın olduğunu, bunun ölüm anlamına geldiğini yazmış.
Fotoğraf:yemek.com

  • Obezlerin her şeyim eksik, öyleyse ne bulursam yerim, diye düşündüğünü; Amerikan toplumunun takıntılı, fobili (save time, save energy, save money, save our souls…); iştahsız bir toplum (low tar, low energy, low calories, low speed, low sex…) olduğunu söylüyor.
  • Amerikan televizyonlarında gülmelerin Yunan tragedyasındaki koronun yerini aldığını; başka ülkelerde gülüp gülmemenin seyirciye bırakıldığını, burada izleyicinin gülmesinin gösterinin içine sokularak ekrana getirildiğine dikkatimizi çekiyor.
  • Baudrillard, 1991 yılında Körfez Savaşı’nın bir simülasyon olduğunu iddia ettiğinde, birçok kişi ona olan ilgisini kaybetmiştir. Eleştirmenler Baudrillard’ın yaklaşımının etkileri abarttığını; teknolojiden sanki insani dürtülere sahipmiş gibi söz ettiğini; Baudrillard’ın medyasının, sanki kişisel, tarihsel, politik ve ekonomik etkilerden bağımsızmış gibi kendi teknolojik gelişmelerinin seyrini izlediğini ileri sürerler.