Etiket arşivi: Antik Çağ

Şiddet 26 | Eski Yunan’da Kadına Şiddet 1

  • Eski Yunan’daki kadın düşmanlığı, aile hanedanlığının sona erdiği, iktidarın kent devletlerine geçtiği MÖ 8. yüzyıla tarihlendirilir. Aile hanedanlıkları döneminde kadınların ittifakların kurulmasında önemli rolleri vardı.
  • MÖ 8. yüzyıldan başlayarak Doğu Akdeniz’de sefalet ve acıların nedeni olarak kadın gösterilmeye başlandı. Bu söylenceler, Antik Çağ’ı izleyen dönemlerin Batı kültürlerinde aynen yer buldu.
Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için yaratıldığına inanılan, Yunan mitolojisindeki ilk kadın Pandora, içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan kutuyu açarken. Fotoğraf: Üstüngel Arı

Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için yaratıldığına inanılan, Yunan mitolojisindeki ilk kadın Pandora, içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan kutuyu açarken.
Fotoğraf: Üstüngel Arı

  • Hesiodos, MÖ 8. yüzyılda Pandora söylencesini yazdı. Bütün kadın sürüleri, Güzel Felaket Pandora’dan doğmuş, o andan itibaren insanlar üzüntü, yaşlanma, hastalık ve ölüme mahkum olmuştu.
  • Homeros’un MÖ 8. yüzyılda İlyada’da yazdığı Truvalı Helen, en yoğun nefret edilen kadın olmuştu. Pandora’nınki gibi, Helen’in güzelliği de tuzaktı. Bedensel sunu ile ölümün birlikteliği, dokunulmamışlığın kaybı, ölümü ve savaşı getiriyordu.
  • MÖ 7. yüzyılda Eski Yunan şairi Semonides, Zeus’un yarattığı en büyük felaket kadınlardı, diye yazmıştı.
  • Mora Yarımadası’nda Dorlar tarafından kurulan ve Atina’nın en güçlü rakibi olan şehir devleti Sparta’da, doğan bebekler arasında kız-oğlan ayrımı yapılmıyor, sağlıklı-hasta bebek ayrımı yapılıyordu. Spartalı kadınlar, Atina’dakilere göre daha geç yaşta evleniyorlar, erkekler gibi çıplak olarak beden sporları yapıyorlar, spor yarışmalarına katılıyorlar, miras olarak eşinin mülküne sahip olabiliyor, onu işletebiliyorlardı. MÖ 4. yüzyılda Sparta’da toprakların üçte ikisi kadınların elindeydi. Sparta’da kadınlar Atina’dakilere göre daha yüksek statü sahibiydi.
  • MÖ 6. yüzyılda Solon Yasaları uyarınca kadınlar toprak alamıyor, satamıyor; evli değillerse, erkek kardeşleri de yoksa babalarının ölümünden sonra ailenin en yakın erkek akrabası ile evlendiriliyorlardı. Baba isterse kızının evliliğini sonlandırabiliyor, onu başka biriyle evlendirebiliyordu. Baba, evlenmeden bekaretini kaybeden kızını köle olarak satabiliyordu.
  • Bu yüzyılda Atina’da kadınlar için kısıtlayıcı davranış kalıpları vardı: Atina’da bir kadın, yasalar karşısında bir çocukla eşit tutuluyor, yaşamı boyunca bir erkeğin vesayetinde kalıyordu. Evini sadece bir nezaretçinin eşliğinde terk edebiliyor, nadiren kocasıyla birlikte yemeğe davet ediliyor, kendi evinde ayrı bir bölümde oturuyor, evin kadınlar bölümüne sadece yakın akrabalar girebiliyor, resmi eğitim kurumlarından yararlanamıyordu. Ergenliğe ulaşan kızlar, hemen, kendilerinden yaşça çok büyük erkeklerle evlendiriliyorlardı.
  • Sadece bir Demeter rahibesinin Olimpiyat Oyunları’nı izlemesine izin verilirdi. Bir başka kadının oyunları izlediği tespit edilirse, uçurumdan aşağı atılırdı. Olimpiyat Oyunları’nda kadınların katıldığı ve izlediği Heraia denen bir müsabaka vardı; burada sadece koşu yarışları yapılırdı.
  • Filozof Demokritos (MÖ 460-370), bir kadının düşünmeyi öğrenmesinin çok kötü sonuçlar doğuracağını öne sürmüştü.
  • Panteon Tanrıları içinde yüksek konumda dört tanrıça vardır. Bunlar ya bakiredir ya da hem erkeğe hem kadına özgü nitelikler taşır, yani androjendir.
  • İki erkeğin homoseksüel ilişkisinde ikisinin de 18 yaşından büyük olması uygun bulunmaz, kadın rolünde olanın vatandaşlığı düşürülürdü.

 

Şiddet 10 | Ritüellerdeki Şiddet 2 |Kurban Olarak İnsan 1

  • Tanrıların bedenlenmişi olarak bakılan insanların kurban olarak seçilmesi pek çok yerde görülen bir uygulamaydı.
  • Eski Mısır’daki Osiris mitine göre ürünün kötü olmasını ve kıtlığın yeniden başlamasını önlemek için her yıl insan kurban edilirdi. Kurbanın cesedinin en az bir parçası yağmur büyüsü olarak ve Nil’in taşmasını önlemek amacıyla Nil Nehri’ne atılırdı.
  • Keltler toprağın verimini artırmak için sazdan dev tasvirler kurar (belki de onları bitki ruhu olarak düşündükleri için), suçluları, savaş esirlerini canlı olarak bunun içine koyup yakarlardı. Her beş yılda bir suçlular tanrılara kurban edilirdi. Kurban sayısı ne kadar yüksek olursa toprağın veriminin o kadar artacağı düşünülürdü.
  • Antik çağın neredeyse bütün inanç sistemlerinin odak noktası kurban ayinleriydi.
  • Uganda’da, kral erişkin yaşa ulaşınca, iki ya da üçü dışında bütün erkek kardeşleri yakılır, diğerleri krallığı sürdürmek için saklanırdı.
  • Tanrı-kralın güçlerinin zayıfladığına inanıldığında öldürülür, bu insan-tanrının ruhunun kaybolması ve dünyanın da bu bozulmaya sürüklenmesi böylece önlenmiş olurdu.
  • Yüzü kırışan, saçı kırlaşan kralı öldürmek bir Zulu töresiydi.
Aztekler, tanrıları ve kurbanları. Fotoğraf: Forum - Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

Aztekler, tanrıları ve kurbanları.
Fotoğraf: Forum – Edebiyat, Eğitim, Genel Kültür Forumu.

  • Eski Çin’deki Shang (MÖ 1600-1027) ve Chou (MÖ 1122-256) Hanedanları döneminde, köleler efendilerine ve hanımlarına ölümden sonraki hayatta hizmet etmek üzere diri diri gömülürlerdi.
  • Viking savaşçılarının, ölümden sonraki hayatta şeflerine eşlik etsin diye köle kızları kurban ettikleri düşünülüyor.
  • İnsanlar zayıf düşmeden ölürlerse, gelecek yaşamda ruhlarının taptaze ve güçlü olacağına inanılırdı. Fiji’de yaşlı erkeklerin kendi ölümlerine karar vermesi yaygındı. O zaman yakınları onu canlı canlı gömerlerdi. Yaşlı aile reisinin bu töreye uymaması ailesi için bir yüz karasıydı. Habeşistan’da yaşlının boğazının bir rahip tarafından kesilmesi, ruhunun kutsanmış kişilerin sarayına kabulü için bir garantiydi.
  • Bazı halklar ise kralı en canlı döneminde öldürmeyi yeğlerdi. Güney Hindistan’ın bazı bölgelerinde kral on iki yıl hüküm sürer sonra kendini kurban ederdi.
  • Bu inancı taşıyan yerlerde öldürülen kral, tanrı kimliğinde öldürülmektedir.
  • Batı Asya’nın Sami ırkları arasında kral, ulusal bir tehlike olduğunda kendi oğlunu halk adına kurban ederdi. Yahudiler arasında, büyük bir tehlike anında kentin ya da ulusun yöneticisinin, öç alıcı meleklere bir fidye olarak bütün halk adına kendi oğlunu kurban vermesi eski bir töreydi. Samiler arasında çocuklarını kurban etmek yalnızca krallara ait değildi; Fenikeliler en sevdikleri çocuklarından birini Baal’e kurban ederlerdi. Daha sonra çocuklar satın alıp kurban olarak yetiştirmek adet olmuştu. Çocukların, özellikle ilk çocukların tanrılara kurban edilmesi töresi, Samilere özgü değildi. New South Wales’de her kadının ilk doğan çocuğu dinsel bir törenin parçası olarak kabile tarafından yenirdi. Florida Kızılderilileri ilk erkek çocuklarını kurban ederdi. Doğu Afrika’da bir halk ilk doğan oğullarını kurban vermek zorundaydı. Ruslar, çoğunlukla ilk çocuklarını tanrı Perun’a kurban ederlerdi.
  • İnsan kurban etme ayininin Keltler, Tötonlar ve Slavlar tarafından uygulandığına kesin gözüyle bakılır.
  • Rodos’ta da her yıl Baal’e insan kurban verilirdi.

 

Felsefe Denen Şey Ne Ki?

Giriş 1

Roger-Pol Droit’in kitabı karmaşık ve korkulan bir konuyu çok iyi açıklıyor diye düşündüğüm için paylaşmak istedim.

Yazar siyasal bilgiler dersi veren, Le Monde ve Point gibi ciddi yayın organlarında yazılar yazan bir araştırmacı. Say Yayınları’ndan çıkmış dört felsefe kitabı var:

*Kısa Felsefe Tarihi
*20. Yüzyıla Yön Veren 20 Büyük Filozof
*101 Gündelik Felsefe Deneyimi
*Kızıma Felsefe Öğretiyorum

 

  • Felsefe hakikatin ne olduğunu araştırır.
  • Filozoflar da kendi fikirlerinden kuşkulanırlar.
  • Filozoflar hakikati ahlak ya da politika alanında aramışlardır.
  • Ahlak, iyinin kötünün ne olduğunu bilmek, doğruyu yanlışı tanımlamak; politika ise yurttaşlar, iktidar ve karar mekanizmaları hakkındadır.
  • Filozoflar bilimle, sanatla, mantıkla, psikolojiyle, politikayla, tarihle ilgilenirler.
  • Filozoflar hakikati fikirler alanında arar.
  • Filozoflar adalet fikriyle, iktidar fikriyle, kanıt fikriyle, kanıtlama fikriyle, sayı fikriyle; olay, devrim, şiddet, barış fikriyle; iyi ve kötü fikriyle, günah, sorumluluk, kural fikriyle ilgilenir.
  • Filozoflar, fikir uzmanlarıdır.
  • Aradıkları şey, her fikrin olası en iyi tanımıdır.
  • Fikirler eylemleri, yaşama biçimlerini, davranışları yönetir.
  • Felsefenin işi bu fikirleri test etmek, deneyden geçirmek, incelemek, doğru fikirlerle yanlış fikirleri ayırmaktır.
  • İncelenmezse, yakından bakılmazsa yanlış bir düşüncenin doğru olduğu sanılır.
  • Beynimizdeki fikirlerin hemen hepsi dışardan gelir ve içimize yerleşip “bizim” fikirlerimiz olur.
  • Felsefe eleştirel bir etkinliktir. Yanlış fikirleri, zarar vermelerini engellemek için, yok etmeye çalışır.
www.forumgercek.com

www.forumgercek.com

  • Felsefe yapmak, insanın kendi düşüncelerini incelemeye başlamasıdır.
  • Felsefenin rüyası her şeyi bilebilmek, bütün bilgileri kucaklayabilmekti. Hakikatin, birbirinden bağımsız alanlara ayrılmış olmadığına inanıyorlardı. Bilginin birliği anlayışı, uzun süreli ve çok etkili olmuştur.
  • “Bilgin” ve “bilge” Yunanca tek kelime ile ifade edilir: sophos. Filozof, sophos olmak isteyen kişidir.
  • Bilgin olmak aynı zamanda iyi ve doğru yaşamayı bilmektir.
  • Bilge olmak mutlak biçimde bilgili olmaktır.
  • Hakikat bilgisinin iyi olanın bilgisini de içerdiğine inanıldı.
  • Bilmek, sadece eğitilmek değildi; aynı zamanda değişmek, dönüşmek ve iyiye doğru gitmekti.
  • Felsefe bilgelik sevgisidir, bilgiyi aramaktır.
  • Bilim dünyasında eski kavramlar güncel bilim tarafından aşılmıştır. Felsefede ise perspektifler değişmiştir, yeni görüşler ortaya çıkmıştır ama bunlar eskileri bütünüyle yok edemezler. Felsefede düşünceler tekrarlanır, tartışılır, çürütülmek istenir, değiştirilir… Felsefede Antik Çağ çok önemlidir, çünkü her zaman o döneme geri dönülmektedir.
  • Antik dönem Yunanlılar çok önemli felsefi eserler bıraktılar. Bu eserler filozoflar için model oluşturdu. Bu metinlerin okunmaları ve tartışılmaları hiç durmamıştır.
  • Dostoyevski, ”Yahudiler gerçek Tanrı’yı, Yunanlılar felsefe ve sanatı, Romalılar devleti hediye etti uluslara” demiştir.
  • MÖ 6. yüzyıla doğru Yunanistan’da bir tür inanç bunalımı yaşandığı, geleneklere ve efsanelere inancın azaldığı, bunların yerine anlama isteğinin geldiği zannediliyor.
  • Başka kültürlerde de Hindistan’da, Çin’de, Yahudi ve Arap kültürlerinde de felsefe ve filozof vardır.
  • Yine aynı yüzyılda, MÖ 6. yüzyılda, Hindistan’da Buda düşüncesi, Çin’de ise Lao-Tzu ortaya çıkmıştır. (Bu iki başlık Çin İmparatorluğu adlı dosyamızda incelenmiştir.) Buda’nın sözleri ile Lao-Tzu’nun Tao Te Çing adlı kitabı da günümüzde halen izlenmektedir.
  • Filozof sözcüğünü Pisagor’un bulduğu söylenir.
  • Filozoflar bilgeliği ararlar.
  • Bilgelik, inşa edilmesi gereken, mantıksal ve rasyonel bir amaçtır.
  • Batı felsefesi tarihi çok kabaca iki döneme ayrılabilir: İlk dönem bilge olmak istenen dönemdir. Antik Çağ. // İkinci dönemde ise bilgin olmak istenir. Modern Çağ.

 

Aydınlanma 6

Aydınlanma Çağında Arkeoloji Müzeleri ve Neoklasiğin Doğuşu

Melaart'ın açması, Çatalhöyük, 2006

Melaart’ın açması, Çatalhöyük, 2006

Bu çağda arkeoloji bir bilim dalı niteliği kazanmıştır. Antik Çağ yapıtlarına yönelen Rönesans hümanistleri ile 15.-16. yüzyıllarda başlayan arkeoloji, 18. yüzyılda İtalya’da Pompei ve Herculaneum adlı Roma kentlerinin kazılması ile, önemli bir aşama kaydetmiştir. Arkeoloji’nin bilim haline gelmesinde ve arkeolojiye bir metod kazandırmada en büyük katkıyı Alman J.J.Winckelmann (1717-1769) sağlamıştır. Winckelmann, o güne dek yapılan kazılar üzerine yazdığı yazılarla ve hazırladığı taş koleksiyonu kataloğuyla arkeoloji alanında çalışan ilk bilim adamı olmuştur. Bu nedenle kendisi,  “arkeolojinin babası” sayılır. O güne dek yalnız filolojiye dayanarak yapılan geçmiş kültürlere ait açıklamaların yeterli olmadığını gören Winckelmann, mitolojiden yararlanmaya, bunun ötesinde, eski insanları, yaşayışlarını, yapıtlarını ve kültürlerini öğrenmek için, onların yer altında kalmış sanat ürünlerini kazı yaparak aydınlığa çıkarmanın gerekliliğine inanmıştır. İmparator Napolyon’un 1798’de Mısır Seferi’ne götürdüğü bilim adamları da Mısır Arkeolojisi’nin temelini atmışlardır.

Alacahöyük Müzesi, Boğazköy, 2006

Alacahöyük Müzesi, Boğazköy, 2006

18. yüzyıl önemli kültür yapılarının da hizmete girdiği bir çağdır. Roma’daki St. Peter ve 1571 yılında Roma’da kurulan Capitoline Müzeleri ile yine Roma’da 1610 yılında kurulan Galeri Borghese dini kurumlarca açılmış müzelerdir. Onsekinci yüzyılda durum değişir. 1752-1764 yıllarında Büyük Katerina tarafından St. Petersburg’da kurulan Hermitage Müzeleri, bugün barındırdığı 3 milyon eser ile yılda 5 milyon ziyaretçi çekmektedir. 1753 yılında kurulan 5000 yıllık tarihi kapsayan British Museum, Napolyon’un Mısır Seferi sonrası Amiral Nelson’a yenilmesi ile toplattığı Mısır eserlerinin İngilizlerin eline geçmesi ile zenginliğini artıran müze, 8 milyon tarihi eseri ile yılda 6 milyon ziyaretçi çekmektedir. Güney Carolina’da 1773 yılında kurulan Charleston Müzesi ABD’nin ilk müzesi olmuştur. 1776 yılında Moskova’da Bolşoy Tiyatrosu açılmıştır. Devlet tarafından, 1793 yılında kurulan Louvre Müzesi, 3 milyon eseri ile günümüzde, yılda 7.5 milyon ziyaretçiye hizmet vermektedir. Bu yapılar, barındırdıkları hazinelerin çoğunu, günümüz anlayışına göre, gasp yoluyla elde etmiş olsalar bile tarih, kültür ve sanat bilinci hizmeti vermekte, halkı aydınlatmaya devam etmektedirler. 18. yüzyıl, arkeolojinin gelişmesi ile gün yüzüne çıkarılan eserlerin sergilendiği büyük kültür yapılarının hizmete sokulduğu devir olmuştur.

Galeri Borghese, Roma

Galeri Borghese, Roma

Arkeoloji kazılarının, genellikle Neoklasizim’in yaygınlaşmasına yol açan düşünce hareketinin kaynağında yer aldığı kabul edilir. 1751′de İngiliz arkeologları James Stuart ve Nicholas Revett tarafından Atina harabelerinin rölövesinin çıkarılması, 1752′de Caylus Kontu’nun İlkçağ  Mısır, Etrüsk, Yunan, Roma ve Galya yapıtları derlemesini yayımlaması ve sanat kuramcısı Joachim Winckelmann’ın Eskiçağ Sanatı Tarihi (1764) çalışmaları, Barok ve Rokoko’nun taşkın süslemeli tavrına tepki doğmasına yol açtı. 18. yüzyılın ilk yarısından itibaren Avrupa sanatında gözlenmeye başlayan belirgin değişim, Barok öncesi dönemin saf kabul ettikleri sanat anlayışına dönerek, Antik form anlayışını her şeye hakim kılmayı amaçlamıştır. Rönesans ile başlayan resim sanatının zengin biçim ve içeriği Aydınlanma Çağına da taşınmış, Akıl Çağı etkisi doğrultusunda resim sanatı daha demokratik içerik kazanmıştır. Heykel sanatı açısından Aydınlanma dönemi eserleri, Rönesans’ın katı heykel biçimlerinin yerine daha duygusal, hareketli ve serbest figürleri tercih etmiştir.