Etiket arşivi: Amu Derya

Çağdaş Sanata Varış 301|Ekolojik Sanat 1

İsimsiz, Herbert Golser, 2014. ArtInternational İstanbul, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Herbert Golser, 2014.
ArtInternational İstanbul, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Antik dönemde Stoacılar, ilahi akışa kendimizi bırakarak mutlu olmamızı tavsiye etmişlerdi. Çünkü evren böyle işliyordu. Ya da akıntının tersine yüzmeye çalışıp mutsuz olabilirdik.
  • İspanya, gümüş ve demir yataklarının zenginliği nedeniyle Hanibal’ in ailesi Barcalar’ı kendine çekmişti. Romalılar döneminde, bu madenlerde yaklaşık 40.000 köle çalıştırılıyordu ve günde yaklaşık 5 ton gümüş üretiliyordu. Bu bölgede ve Roma İmparatorluğu’ nun hemen her yerinde bu kadar çok metal işlenmesi, Roma döneminde Grönland’ın buz çekirdeklerinde büyük bir kirlilik oluşması sonucunu doğurmuştu. Böylesi bir kirlilik, 19. ve 20. yüzyıla kadar bir daha görülmedi.
    Yani, çevre sorunu yeni değil.

 

 

  • Orta Asya’yı dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline getirmeyi tasarlayan Sovyetler Birliği döneminde Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya’nın suları pamuk tarlalarının sulanması için kullanılmaya başladı. Bu politikanın sonucunda Özbekistan 1980′lerde dünyanın en büyük pamuk üreticisi haline geldi. Beslenemeyen Aral’ın kurumasıyla bölgedeki iklim de değişti. Yağmurlar azaldı, yeşil alanlar kuraklaştı. Aral’a yakın tatlı su göletleri de Aral’la birlikte kurudu. Aral’ın beslediği bitki örtüsü içerisinde yaşayan antilop sürüleri yeryüzünden silindi. Balıkçılık bitti. Aral, sadece bir örnek.
  • Endüstri için olmazsa olmaz üç hammadde var: çelik yapımında kullanılmak üzere demir, makineleri çalıştırmak için yakıt ve tüm hareketli parçaları birbirine bağlamak ve korumak için kauçuk.
  • Sık tropikal ormanlar kesilerek, yakılarak, yağmur ormanları yok edilerek  yerine  kauçuk ağacı dikiliyor.
  • Ürün, dünyanın bu yoksul kesiminde yaşayan insanlara refah getiriyor, bölgenin yalıtılmışlığına son veriyor.
  • Dünyanın büyük çeşitliliğe sahip ekosistemleri monokültür yapılan tarım alanlarına dönüşüyor. Monokültür, belirli bir bitki türünün bir bölgede çok yaygın olarak uzun yıllar boyunca yetiştirilmesine dayanan bir tarımsal yöntem. Endüstriyel tarımda sıklıkla kullanılan bu yöntem, kısıtlı işgücü olanaklarına sahip bölgelerde yüksek hasat oranlarına ulaşılmasına yardımcı olmaktadır.
  • Kauçuk ağacı ekimi, dünya tarihinin en büyük ve en hızlı ekolojik değişimlerinden birine neden oluyor.
  • Kauçuk ağaçlarının çok fazla suya gereksinim duyması nedeniyle kuyular ve nehirler kuruyor, bu durumda ekosistemlerin zarar görmesinden kaygılanılıyor.
Global Karaköy’deki Banksy sergisinden. Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir. Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

Global Karaköy’deki Banksy sergisinden.
Yakıt üretiminde kullanılmak üzere genetiği değiştirilmiş soya ekiminin yaygınlaşması, kozmetik ihtiyacı için Endonezya’da palmiye yağı üretimi amacıyla ormanların kesilmesi önemli ekolojik zararlara yol açmaktadır. Toplumsal eşitsizlikler ve ekolojik yıkımlar tırmanışa geçmektedir.
Fosil yakıt türleri, aşırı kullanıldığında çevreye birtakım zararlar verir. Asit yağmuru oluşumuna neden olmak, havanın karbondioksit oranını artırmak, iklim değişikliği yaratmak, küresel ısınma fosil yakıtların yol açtığı başlıca çevresel zararlar arasındadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2016.

 

 

 

Özbekistan Gezisi 39 Orta Asya Mimarisi

  • Türklerin şehir kültürü gelişmiş bölgelere doğru göçleri 11.-12. yüzyıllarda yoğunluk kazanmıştır. Selçuklu Türkleri’nin Horasan’ın kuzey doğu topraklarını (bugünkü Güney Türkmenistan) ele geçirerek İran üzerinden Küçük Asya’ya doğru ilerlemeleri; Karahanlılar’ın Orta Asya’da Samaniler devletini yıkarak Fergana’dan Amu Derya kıyılarına kadar olan bölgelerde hakimiyet kurmaları bu dönemde gerçekleşir. Kuzey bölgelerde göçebe ve yarı göçebe bir yaşam tarzı sürdüren ve hayvancılıkla geçinen Türkçe konuşan halklar büyük ticaret yolları etrafında küçük yerleşim merkezleri kurmuşlardır. En önemli merkezleri Semerkand, Buhara ve Merv’dir.
  • En yaygın mimari türü olan meskenlerin inşaat malzemeleri kil, balçık, balçık karışımları, dövme sistemiyle yapılan örtülerdir. Orta Asya’nın kuzey bölgelerindeki meskenler, güney bölgelerindeki meskenlerden birçok yönüyle farklıdır. Bu farklılık, iklim koşullarına bağlı olduğu kadar, toplumun çoğunluğunu oluşturan yerli Türk halkının etnik yapısına da bağlıdır. Meskenlerde bir merkezi koridor, iki büyük oturma odası, bu odaların ortak duvarına inşa edilen tandır denen ocaklar  bulunur.
  • Ortaçağda büyük bloklar halinde geniş mahalleler içinde, akraba aileler için yapılmış, birbirine bitişik çok odalı meskenler kullanılmıştır. Güneyde mesken alanları yükseltilmiş bir kare platform üzerine kerpiçten yapılmıştır. Birbirini dikey kesen sokaklar, yan yana  dizili konutlarla hayvanlara ayrılmış olan geniş avlular vardır. Konutlarda, iki-üç oturma odası, koridor ve yardımcı hacimler bulunur.
  • Duvarların üçte bir bölümü taş, üst kısımları ise pişmemiş kerpiçten örülür. Güney bölgelerdeki çatılar düz iken, uzun kış ve bol kar yağışından dolayı kuzeyde binaların çatıları iki, bazen de dört tabakadan yapılır. Bu dört katlı çatılar, darbazı denilen birbirine 45 derece açılarla birleşen elemanlarla kurulur.
  • Güney bölgelerinde yaz aylarında oturmak amacıyla kullanılan, kolonlar üzerine inşa edilen yarı açık sundurmalar vazgeçilmezdir. Kuzey bölgelerde çardak yoktur, hayvanlar için yapılmış saçaklar vardır.
  • Hamamlarda yıkanma, masaj, soyunma ve dinlenme için yapılmış ayrı bölümler vardır. Hamamlarda pişmiş tuğla ve örtü olarak kubbe kullanılmıştır. Kentlerin tümünde hamamlar yeraltı su kanallarıyla birbirine bağlıdır.
  • İslamiyet’in kabulünden sonra büyük kentlerde Cuma Camileri, küçük yerleşimlerde mescitler inşa edilmiştir. Her hükümdar camiler yaptırmış, vakıflar kurmuştur.
  • Minarelerin en ünlü örneği Buhara’daki Kalyan Minare’dir. Minarelerde pişmiş tuğla yalnızca inşaat malzemesi olarak değil, süs malzemesi olarak da kullanılmıştır. Oyma bezeme ile süslenmiş, çok sayıda ağaç sütunlarıyla Hiva’nın Cuma Camisi döneminin ünlü yapılarındandır.
Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ürgenç’te (Türkmenistan), 62 m yüksekliğindeki minare 14. yüzyılın başında, Kutluğ Timur ve eşi Turabek Hanım döneminde yapılmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mezar yapısı olan kurganlarla göçer yurdu arasında biçimsel benzerlik vardır.
  • Maveraünnehir ve Horasan’da değişik kompozisyonlarda anıt kabirler yapılmıştır.
  • 10. yüzyıla doğru anıtsal mimaride pişmiş tuğla geniş çapta kullanılmaya başlamış olmasına rağmen kerpiç kullanımı da devam etmiştir.
  • 13. yüzyıl Moğol istilaları dönemidir. Bu dönemde Kuzey Türkistan’da kent yaşamı büyük zarar görmüş, yöre halkı göçer ve yarı-göçer olup hayvancılığa dönmüştür. Fırtına geçtikten sonra, kuzey bölgelerde inşaat etkinliği sınırlı kalmış, ama Başta Semerkand ve Buhara olmak üzere Maveraünnehir bölgesinde büyük bir inşaat faaliyeti başlamıştır.
  • Moğol dönemi öncesinde cephelerdeki renkli bantlarda ve kubbelerde çoğunlukla firuze çini, bazen özellikle cephe panolarında mavi beyaz çini, daha sonraları oymalı terakota levhalar kullanılmıştır, renkler tek tonlu tercih edilmiştir.
  • 14. yüzyılda hem kaplama teknikleri değişmiş, hem de renk çeşitleri artmıştır. 12.-13. yüzyılların geometrik bezemelerinin yerini bitkisel motifler alırken, geometrik bir hat türü olan kufi yazının yerini de sülüs ve nesih gibi daha hareketli ve yeni bezeme üslubuna uygun yazılar almıştır.
Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl. Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Semerkand’da Şah-ı Zinde Külliyesi’ndeki türbe ve ziyaretgahlar, 14. yüzyıl.
Şah-ı Zinde, yaşayan şah demek. İnanca göre İslamiyet uğruna can verenler, ölmeyeceği için onlara yaşayan şah adı verilirmiş. Sufiler, velileri mutlak anlamda ölü olarak kabul etmezler, onların bedenleriyle ölü olsalar bile, ruhaniyetleriyle hayatta olduklarına inanırlar. Burada Hazreti Muhammed’in amca oğlu Kusam ibn Abbas’ın sözde mezarı vardır. Efsaneye göre, Kusam ibn Abbas 8. yüzyılda Sogd ülkesini Müslüman yapmıştı. Düşmanları peşine düşünce bir kuyuya saklanmıştı. Bu mucizevi kuyu, İslamiyet öncesine ait bir Sogd tapınağının olduğu yerdedir. Kusam’ın kaybolduğuna inanılıyor, dönmesi bekleniyor. Kusam’ın buraya gelmiş olması imkansız ama İslam’ın merkezi ile ilişki kurmak amaçlanıyor. Bu külliyedeki bütün türbeler kubbeyle örtülü, kare planlı ve taçkapılı geleneksel tasarımda yapılardır. Şah-ı Zinde külliyesinin inşaatı Uluğ Bey zamanında tamamlanmıştır. Şah-ı Zinde, Afrasiyab yamacına inşa edilmiş türbelerden oluşur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı. Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Biz gittiğimizde Şah-ı Zinde restorasyondaydı.
Timur, Semerkand’ı 1370 yılında başkent yapınca Kusam İbn Abbas için bir türbe ve cami inşa ettirip, kendi yakınları ile ordusunun yararlık göstermiş komutanlarının da kutsal sayılan topraklara, buraya gömülmesini istedi.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  •  “Geçtiği yerlerde ne bir köpek havlaması, ne bir kuş sesi, ne de bir çocuk ağlaması işitilir” denen Timur’un programında muazzam binalar yaptırmak da yer alıyordu. Kudretini, yaptırdığı binalarda da göstermek istemişti. Başkentine çok sayıda mimar ve ustalar akın etmiş, Semerkand, “yeryüzünün parlak noktası” diye anılmaya başlamıştır. Timur döneminde inşa edilen eserlerde birçok mimar ve nakkaşın doğum yerleri belirtilmiştir.
  • Timur’un emri ile Kazakistan’daki Yesi şehrinde (diğer adı ile Türkistan) bulunan Hoca Ahmet Yesevi’nin kabrinin üzerine dev boyutta bir yapı inşa edildi. Hoca Ahmet Yesevi, Orta Asya’nın kuzey bölgelerinde Türkler arasında İslamiyet’i yaymak için büyük gayretler gösterdiği için, türbesi Türkler’in önemli bir ziyaretgahıdır. Bir ibadet ve sosyal etkinlik merkezi olan bu türbe, politik önem taşıyan bir yapıdır.
  • 15. yüzyılın başında, “tahttaki bilim adamı” Uluğ Bey döneminde, Semerkand, Buhara gibi kentlerde yaptırılan medreseler, Orta Asya mimarisinin en görkemli yapılarıdır. Dört ya da iki bölümden oluşan bir avlu, avluyu çevreleyen hücreler, büyük cami mekanları ve dershanelerden oluşan bu binalar, olağanüstü boyutları, eyvanlı taçkapıları ve bezemeleriyle çarpıcı yapılardır.
  • Maveraünnehir mimarisi, kemer ve kubbeye dayalı strüktürde geometrik oran sistemleri kullanan tasarımlara dayanır. Bu mimaride cami, medrese, han, kervansaray ve türbeleri de içine alan anıtsal mimarinin tutarlı tipolojileri ortaya çıkmıştır.
  • 15. yüzyılın ikinci yarısında Timurlu kültür merkezi Herat’tır. Bazı uzmanlar, Timurlu mimarisinin gerçek doruk noktasına Herat ve Meşhed külliyelerinde erişildiği kanısındadır.
  • Kervansaraylar için, sağlam duvarlar, korumalı bir giriş bölümü, gözetleme kuleleri, çevre galeriler ve odalarla çevrili geniş bir avlu karakteristik ögelerdir.
  • 16. yüzyılın mühendislik eserleri su bendleri ve köprülerdir. 1502 yılında Zerefşan Nehri’nin iki kola ayrılmasını sağlayan inşaatlar eşsiz çalışmalardır.
  • Bu dönemin önemli tesislerinden biri de hanaklardır. Bunlar ünlü din adamlarının defnedildiği yapılardır.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda türbelerin ayrı bir bina olarak inşa edilmelerine ender rastlanır. Önemli şeyhlerin türbeleri çok işlevli yapıların içinde yer alır. Örneğin, medresenin kurucusu medresenin içindeki türbesine gömülür. Aynı dönemde çift medrese inşa etme eğilimi doğar. Bu çift yapılara koş denir. Buhara’da Medari Han Medresesi ile Abdullah Han Medresesi aynı alan üzerinde bir sokağın iki yanına inşa edilmiştir.
  • Diğer tipik düzen üç yapıdan oluşan sistemdir: cami, hanak ve medrese. Bu binalar arasında bir avlu bulunur. Üçlü sistem, cami, hamam ve medreseden de oluşabilir. Üçlü külliyelerin en muhteşem örneği Semerkand’da Registan Meydanı’nda uygulanmıştır.
  • 18. yüzyılda Orta Asya’da patlak veren sosyal ve ekonomik kriz, açlık ve veba sonucu bölgede inşaat faaliyetleri durmuştur. Bu durum, 18.yüzyılın sonunda sırasıyla Buhara, Hiva ve Hokand Hanlığı’nın kuruluşlarına kadar devam eder. Bundan sonraki dönem Orta Asya tarihinin tümüyle değişik nitelikli bir başka evresidir.

 

Özbekistan Gezisi 10 Ülke Olarak Özbekistan 1 Seyhun, Ceyhun Nehri ve Aral Gölü

  • Özbekistan, nüfusu, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve ekonomisi ile bölgenin güçlü devleti konumundadır.
  • Özbekistan Cumhuriyeti Orta Asya’nın tam ortasında; SSCB zamanında bölgedeki cumhuriyetlerin tam merkezinde yer alan, bugün her biri bağımsız cumhuriyet olmuş bu devletlerin hepsi ile komşu olan tek devlettir.
  • Komşu ülkeler Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Afganistan’ın aksine Özbekistan nüfusu ağırlıklı olarak belli bir etnik yapıya dayanır. 25 milyonu geçen nüfusunun %80’inden fazlası Özbek’tir.
  • Topraklarının yaklaşık %80’i Amu Derya (Ceyhun) ile Siri Derya (Seyhun) arasında bulunur. Siri Derya, tarihin her döneminde kuzeyde göçebelerin yaşadığı steplerin sınırını oluşturmuştur. Amu Derya ise tarihin her döneminde Türk ve Fars dünyalarının sınırını oluşturmuştur. Siri Derya Tienşan Dağları’ndan (Tanrı Dağları), Kırgızistan’dan; Orta Asya’nın en büyük nehri Amu Derya Hindikuş Dağları’ndan, Afganistan’ın merkezi ile Pakistan’ın kuzeyinden, Tacikistan’dan doğar. Her ikisi de Aral Gölü’ne dökülür. Bir rivayete göre, Amu Derya bir zamanlar Hazar Denizi’ne dökülüyormuş.
  • Ülkenin konumu bir anlamda Mezopotamya ile kıyaslanabilir ve bu özelliği ona tarihte kültürel ve ticari anlamda çok büyük bir zenginlik sağlamıştır.
  • Özbekistan’ın topraklarının üçte ikisi steplerden ve çöllerden oluşur. Doğusunda 4500 metreye ulaşan zirvelere sahiptir.
  • Özbekistan altın üretiminde dünyada yedinci sıradadır. Özbekistan petrol, doğal gaz, uranyum, gümüş, bakır, çinko ve kömür rezervlerine sahiptir.
Bir zamanlar Aral Gölü vardı. Fotoğraf:www.ntv.com

Bir zamanlar Aral Gölü vardı.
Fotoğraf:www.ntv.com

  • Orta Asya’nın en kaliteli toprakları, güneydeki dağların eteklerinde yer alan vahalarda ve büyük nehirlerin alüvyon ovalarında bulunmaktadır. Verimli vahalar, fazla sularını Seyhun Nehri’nin aldığı Fergana Vadisi ve Taşkent vahaları dahil, Ceyhun Nehri  ile Semerkand ve Buhara vahaları arasında akan Zerefşan boyunca sıralanmış, daha çok, löslü dağ kenarı ovalarındadır. Rüzgarlar etkili olduğu alanlarda, yerden havalandırdıkları kum ve toz boyutunda­ki malzemeyi hızlarının azaldığı yerlerde biriktirirler. Kum boyutundaki malzemelerin biriktiği alanlarda kumullar, toz boyutundaki malzemenin biriktiği alanlarda ise lös adı verilen topraklar oluşur. Lösler mineral bakımından zengin oldukları için en verimli toprak gruplarındandır.
  • Ceyhun Nehri Deltası’nın alüvyonlu toprakları, insanların en eski çağlardan beri, Harezm vahasının deltasında yaşamlarını desteklemiştir. Orta Asya ırmakları yılda iki kez büyük bir debiyle akar: Önce yağmurların en çok yağdığı ve alçak yamaçlardaki karların eridiği ilkbaharda, sonra da, dağ buzullarının çözüldüğü yaz ortasında. Vahaların çevresindeyse, çalı ve yarı-çalıların yoğun olduğu bitki örtülü çöller bulunmaktadır.
  • Özbekistan topraklarının %10’undan fazlası sulu tarıma elverişlidir. SSCB döneminde Sovyetler’in tüm pamuk gereksinimi buradan sağlanmıştır. 1980 yılında pamuk üretimi 9.000.000 tona ulaşmıştır. Bu hedefe ulaşmak için akarsuların olağanüstü ölçülerde tarım alanlarına yönlendirilmesi Aral Gölü’nün giderek kurumasına, gölün yayıldığı alanın yarı yarıya küçülmesine, yani tam bir çevre felaketine yol açmıştır. Batı Türkistan’da Özbekistan ile Kazakistan arasındaki gölün büyük kısmı Özbekistan’a aittir. Aral, Özbekistan’ın Karakalpakistan bölgesindedir. Gölün etrafı Karakum, Kızılkum ve Üstyurt çölleri ile çevrili olduğundan göl kıyısında şehir yoktur. Nehirler uzun yıllardır tüm güçlerini pamuğa harcıyorlar. Öyle ki, kurak bozkırlar ve çöller bile pamuk tarlasına çevrilmiş. 1200 kilometre karelik Karakum Kanalı, bu iş için hayata geçirilmiş dev bir proje. Kanal şimdi Türkmenistan’a ait. Bazı yerlerde Dicle’nin iki katı genişliğe ulaşan bu kanal, Amu Derya’nın suyunu Karakum Çölü’ne taşıyor ve bu sayede çölde pamuk yetiştiriliyor. Nehirlerin suyu pamuk tarlalarına akıtıldığı için Aral’a su ulaşamıyor. Aral’ın üzerindeki pek çok ada ve adacıktan biri olan Rönesans Adası, Soğuk Savaş döneminde ölümcül biyolojik silahların geliştirildiği bir laboratuvar olarak kullanıldı. Aral, orijinal halinde iken Marmara Denizi’nin yaklaşık üç katı büyüklüğünde bir iç denizdi; Asya’nın ikinci, dünyanın dördüncü (Hazar Denizi, Kuzey Amerika’daki Superior ve Afrika’daki Victoria’dan sonra) büyük gölü idi. Son yıllarda eski yüzölçümünün %10’una kadar gerilemiştir. Çevre sorunlarının baş göstermesine karşın, Özbekistan ekonomisi pamuk üretimine bağımlı olduğu için durum çok karmaşıktır. Çözüm olarak sulanabilen toprakların bir bölümü daha az sulama gerektiren tahıl üretimine ayrılmıştır ama, pamuk üretimi hala çok önemlidir. 1996 yılında 4.000.000 ton olan pamuk rekoltesi ile Özbekistan dünya dördüncüsüdür.
  • Kırgızistan ve Tacikistan’daki dağlardan doğan Seyhun ve Ceyhun ırmakları dışında, ülkedeki 600’ü aşkın akarsuyun hepsi Aral Gölü’nün havzası içinde kalır. Tarım ve sanayi amaçlı aşırı kullanım nedeniyle iki ırmağın su düzeyinde ortaya çıkan düşüş, Aral Gölü’nün küçülmesine ve geniş çaplı çevre sorunlarına yol açmıştır.
  • Aral Gölü, Hazar Denizi’nden daha yüksek rakımdadır. Jeolojik Diluvyal devirde, Aral Gölü’nün güney tarafından Hazar Denizi ile bağlantısı olduğu düşünülüyor. Aral’ı Hazar Denizi ile birleştirme projesi üzerinde çalışılmaktadır. Obi Irmağı’nın suları Aral’a akıtılarak, Aral Gölü ile Hazar Denizi bir kanalla birleştirilmek istenmektedir.
  • Ergun Çağatay’ınprojesi doğrultusunda, Nihat Gökyiğit ve TEMA Vakfı sponsorluğu ile çekilen Aral belgesel filminden kısaltılarak hazırlanan 30 dakikalık bir film Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Kısa Belgesel Film dalında 98 yerli ve yabancı katılımcı arasında birincilik ödülü olan Altın Portakal kazanmıştır.
Fotoğraf:haberciburada.com

Fotoğraf:haberciburada.com

  • Meşhur bozkır bitkisi saksaul, belli başlı yakacak kaynaklarından biri olmuştur.

 

Özbekistan Gezisi 7 Büyük Oyun 2

  • 1916 yılına kadar Ruslar, Orta Asya’nın yerli halkını askere almazdı. Ancak 1916 yılının başında, gerek Doğu Cephesi’nde gerekse Anadolu’da uğradıkları ağır kayıplar nedeniyle Ruslar, Müslüman halktan asker olmasa bile savunma işlerinde kullanılmak üzere işçi sağlamalarını istedi. Orta Asya’da doğum kayıtları tutulmuyordu. Bu yüzden her köy ve kasabaya bir kota verilmiş ve uygun gördüklerini seçme işi mollalara ve köy büyüklerine bırakılmıştı. Kotalar, hem yerel ekonomi, hem de savaş için çok gerekli olan Türkistan’ın büyük pamuk ürününün kaldırılması da göz önünde bulundurularak hazırlanmış, pamuk üreten bölgelerde kotalar daha düşük tutulmuştu. Ancak pek çok küçük çiftçi için harman zamanı bir tek kişinin bile eksilmesi felaket demekti. Üstelik, yiyecek fiyatları yükselmiş, hükümet pamuk fiyatını yapay olarak düşük tutmuştu. Zengin aileler rüşvet ile oğullarını kurtarmıştı. Ayrıca gençler yurtlarından ayrıldıktan sonra hangi amaçla çalıştırılacakları da belirsizdi. Böylece kargaşa çıktı.
  • Taşkent ve Semerkand’ın zengin aileleri kentten uzaklaşmaya ve en değerli mallarını saklamaya başlamışlardı.
  • Ruslar’da Orta Asya’ya yabancı müdahalesi korkusu, Büyük Oyun yıllarında İngilizler’le başlamış ve 1890’larda İstanbul’dan yayılan Pan-Türkist görüşlerle büyümüştü. Berlin ve İstanbul’da hazırlanmış cihad bröşürleri Amu Derya’nın ötesine ulaşmıştı.
Fotoğraf:myweb.tiscali.co.uk

Fotoğraf:myweb.tiscali.co.uk

  • Rus yetkililer Türkistan’ın tümünde sıkıyönetim ilan ettiler ve olay yerlerine acımasız Kazak birliklerini yolladılar. Müslümanlar verilen ağır kayıplardan sonra daha fazla direnmenin anlamsız olduğuna karar verdiler ve durumu kabullendiler; Ruslar da pamuk ürünü kaldırılana kadar uygulamayı ertelediler. Hasat sonrası bir ay içinde 36 tren dolusu genç yurdundan ayrıldı.
  • Büyük ölçüde göçer olan Kazaklar ve Kırgızlar ile de aynı sorunlar yaşandı. Kazaklar ve Kırgızlar, kıyımdan kurtulmak için toplu halde dağları aşarak Çin Türkistanı’na kaçtılar. Çoğu yolda soğuktan ve açlıktan, bir kısmı da geri dönmeye çalışırken öldüler. Ancak onlar da altı aylık bir direniş ve verdikleri ağır kayıplar sonunda askere alınmayı kabul etmek zorunda kaldılar.
  • Türkistan’ın tümünde yaklaşık 4000 Rus siville 200 memur ve asker ölmüş, buna karşılık ölen Müslüman sayısı bilinmemekte, on binleri bulduğu tahmin edilmektedir. Bir Sovyet uzmanı, Çarlık Rusya döneminde, özellikle 1916 olayları sırasında  Orta Asya’daki Müslüman nüfusun bir milyon eksildiğini hesaplamıştır.
  • 1918 yılında Kokand’da kurulan özerk Müslüman hükümeti girişimi 14.000 kişinin ölümü sonunda engellendi.
  • Şiddet ortamı, 1917 Ekim Devrimi ile ortaya çıkan açlık, anarşi, kaos ile devam etti. Bolşevikler bölgede Beyaz Ruslar’a, İngiliz ajanlara, Müslüman savaşçılara karşı savaştılar. Bolşeviklerin de Çarlık rejimi gibi Müslüman halkların bağımsızlığından yana olmadıkları ortaya çıkınca Fergana Vadisi’nde isyan başlatıldı. Afganistan’da sürgünde olan Buhara Emiri de isyanı destekliyordu. Çeşitli anlaşmazlıklar, iç çekişmeler ve Bolşevikler’in giderek güçlenmesi isyanın başarısızlıkla sonuçlanmasını getirdi.
  • 1920 yılında tüm bölge Türkistan Sovyet Cumhuriyeti’ne bağlandı.
Fotoğraf:www.metamute.org

Fotoğraf:www.metamute.org

  • Enver Paşa, önce Berlin’e sonra Moskova’ya kaçmıştı. Bazı kaynaklara göre Enver Paşa, Lenin’e yeniden iktidara gelmesine yardım ederlerse, İngiliz Hindistanı’nı Ruslara teslim edeceğine söz verdi. Lenin, 1921 Kasım’ında Müslümanları cihad bayrağı altında  toplayarak seferine başlayabilmesi için onun Orta Asya’ya gitmesine izin verdi. Ancak, Orta Asya’da yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurma hayalini terk etmemiş olan Enver Paşa, Bolşevikler’e karşı, Moskova’dan bağımsızlık isteyen yerli Müslüman özgürlük savaşçıları Basmacılar’ın başına geçip başarılar kazandı. 1922 yılında Duşanbe’yi (Tacikistan) ele geçirdi. Bolşevikler’e  karşı zaferleri Orta Asya’da duyulmaya başlayınca, savunduğu Pan-Türkizm kavramı çoğuna uzak da olsa, bayrağı altına giderek daha çok insan toplandı. Ancak Bolşevikler örgütlenmeye başlayınca işler tersine döndü ve Enver Paşa, Lenin’in askerleri tarafından bugünkü Tacikistan’da 1922 Ağustos’unda öldürüldü.
Basmacılar. Fotoğraf:e-paylas.com

Basmacılar.
Fotoğraf:e-paylas.com

  • Çarlık döneminde Ruslar’a karşı olan ayaklanmalara Türkmenler Basmacı adını veriyordu. Sovyet yönetimine karşı olan, 1917’de başlayan Basmacı Ayaklanması 1931 yılına dek sürdü. Basmak ve baskın kelimesi temel alınarak verilen bu isim yerine Türkistan’da ayaklanmalar Korbaşılar Hareketi olarak adlandırılmaktadır. Basmacı adı özgürlük yanlısı direnişçiler için kullanılan bir ad oldu: Cezayir Basmacıları, Hint Basmacıları gibi. 1917 yılında Mehmet Emin Bey Fergana’da Basmacılar’ı örgütlemişti. Ama Bolşevikler 1918’de Hokand’ı ele geçirdiler. Basmacılar 1921’de Buhara’da örgütlendi. Lakay Aşireti reisi İbrahim Bey, Enver Paşa Buhara’ya geldiğinde padişahın otoritesini sarstığı ve II. Abdülhamid’in devrilmesini sağladığı için onu tutsak etmişti.
  • 1923’te Kızıl Ordu Türkmenistan’ı ele geçirince yakaladığı Basmacı önderlerini idam etti. 1924’te Hive Hanı Basmacılarla Hive’yi yeniden ele geçirdi, 1929 yılına kadar direnebildi. Sovyetler, yakaladıkları Basmacılar’ın tüm kabilesini sorumlu tutmaya karar verdiler. 1931′de Lakaylı Ali Bey’in yakalanmasıyla Basmacı direnişi sona erdi. Orta Asya’da bu kadar uzun süren ve bu kadar geniş grupları kapsayan bir başka halk hareketi daha olmadı.

 

 

Özbekistan Gezisi 2

2005 yılında Fest ile yaptığım Türkmenistan, Özbekistan ve Türkistan (Kazakistan) gezisinde rehberimiz sevgili Yıldırım Büktel idi. Merak ettiğim ülkeler olmasına rağmen bu kadar beğeneceğimi, bu kadar çok şey öğreneceğimi de beklemiyordum. Harika bir gezi idi. Bu gezinin Özbekistan kısmını sizlerle paylaşacağım. Ancak Özbekistan’da gördüğümüz yerleri,  Hiva, Buhara, Şehr-i Sebz, Semerkand ve Taşkent’i paylaşmadan önce, bazı temel noktaları anlatacağım.

2005 yılında Fest ile yaptığım Türkmenistan, Özbekistan ve Türkistan (Kazakistan) gezisinde rehberimiz sevgili Yıldırım Büktel idi. Merak ettiğim ülkeler olmasına rağmen bu kadar beğeneceğimi, bu kadar çok şey öğreneceğimi de beklemiyordum. Harika bir gezi idi. Bu gezinin Özbekistan kısmını sizlerle paylaşacağım. Ancak Özbekistan’da gördüğümüz yerleri, Hiva, Buhara, Şehr-i Sebz, Semerkand ve Taşkent’i paylaşmadan önce, bazı temel noktaları anlatacağım.

  • Özbekistan, göçebe yaşam tarzı ile yerleşik yaşam tarzlarının aynı anda yaşandığı bir ülkedir ve step, çöl, vaha, dağ gibi farklı coğrafi unsurların bileşiminden oluşur. Ülke kabaca hayvan besleyen kuzey ile toprağı işleyen güney olarak tanımlanabilir. Kızılkum Çölü’nde ne bir damla su, ne de bir tutam ot olmadığı, Karakum Çölü’nün ise yürüyerek 20 günde geçilebildiği bilinir.
  • Tarih kitaplarımızdan bildiğimiz Maveraünnehir’in büyük kısmı  burasıdır. Maveraünnehir, Ceyhun (Amu Derya) ve Seyhun (Siri Derya) nehirleri arasında kalan bölgedir. Günümüzde burası Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan arasında bölünmüştür. Türkçede, nehrin ötesi anlamına gelir. Ceyhun Nehri’nin adı Yunancada Oxus olduğu için bölgeye Batı dillerinde Transoxiana denir. Orta Çağ Arap coğrafyacıları ise bölgeye Türkistan adını vermiştir.
  • MÖ 800’den itibaren İskitler (Sakalar), Fergana Vadisi’nden Harezm vahasına kadar olan topraklar üzerinde göçebe bir hanedan kurarlar. Çadırlarda yaşayan bu halkın tarihe en büyük katkısı at üzerindeyken ok atmayı başarmaları ve bunu başkalarına öğretmeleridir.
  • MÖ 530 yılında Persler bölgeye hakim olurlar ve üç satraplığa ayırırlar: Harezm, Sogdian (Zeravşan ve Fergana Vadileri) ve Baktrian (Özbekistan’ın güneyi, Tacikistan ve Afganistan’ın kuzeyi). Bu dönemde şehirleşme hızlanır, Zerdüşt dini bölgede yayılır. Zerdüşt kutsal kitabı Avesta’da bu bölgenin adı zikredilir.
  • MÖ 329’da Büyük İskender gelir, Semerkand’ı ve Zeravşan’ı fetheder, şişirilmiş koyun postlarıyla ordusuna Amu Derya Nehri’ni geçirtir, Fergana Vadisi’ne ulaşır ve en doğudaki İskenderiye şehrini kurar (bugünkü Hocent). Bölgedeki direnişi yatıştırmak için burada Roksana ile evlenir ve tek oğluna bu evlilikten sahip olur.
  • İskender’in MÖ 323’teki ölümünden sonra Selevkoslar, imparatorluğun doğu kısmına hakim olurlar; MÖ 250 yıllarından itibaren bölgede Part Devleti egemendir.
  • MÖ 138 yılında Çin imparatorunun elçisi Ferganalıların çok hızlı koşmaları ile tanınan (kan terleyen) küçük atlarından almak için bölgeye gelir. Çin elçi grubu gittikleri yerlerde Çin ipeğine gösterilen ilgiyi fark eder. Bu bilgi, İpek Yolu’nun doğmasını sağlar. MS 1. yüzyıldan itibaren ticaret bölgede önemli bir etkinlik haline gelir.
  • Budizm, Sogdianlılar vasıtasıyla Çin’e ulaşır.
  • 3. yüzyıldan itibaren Sasaniler döneminde yeni ticaret yollarının da devreye girmesi ile Sogdian ülkesi çok zengin olur.
  • Yeni göçebe akınları Altaylar’dan Beyaz Hunlar’ın (Heftalitler) gelişine kadar devam eder. 5. yüzyılda onlar Sasani İmparatorluğu’nun doğusunu işgal ederken, Siyah Hunlar da Avrupa’yı titretmektedir. “Tanrı’nın Okları” diye adlandırılan Hunlar, geçtikleri her yerde kalıcı etnik ve dilsel etki bırakırlar.
(A) Horasan, (B) Maveraünnehir, (C) Harezm Fotoğraf: Phoenix2, de.wikipedia.org

(A) Horasan, (B) Maveraünnehir, (C) Harezm
Fotoğraf: Phoenix2, de.wikipedia.org

  • Fergana ve Zeravşan tüccar ve sanatçıları çok başarılı ve zengin oldular. Ayrıca bölge Zerdüşt dininin, Budizm’in, Nasturilik’in, Yahudilik’in ve Manicilik’in karşılaştığı bir kavşak oldu.
  • Sasaniler’i mağlup eden Müslüman Araplar 649’da yeni inancı Maveraünnehir’e yaymaya başladı. 706-713 yılları arasında Buhara, Semerkand, Harezm, Taşkent Emevi Halifesi’ne düşman Horasan yöneticisi Kutayba’nın hakimiyetine girdi. 715 yılında Kutayba kendi askerleri tarafından öldürülünce Sogdianlılar ve Türkler doğan iktidar boşluğunu değerlendirdi. Abbasi Halifesi’nin otoritesi buralara ulaşamayınca bölge, bağımsız davranan yerel emirlerin eline geçti. Bölgeyi ele geçirme teşebbüsünde bulunan Tang Hanedanı bozguna uğradı.
  • 9. yüzyılda Samanoğulları bölgeyi bir asır boyunca egemenlikleri altında tuttu. Sünni İslam bölgede kök saldı. Buhara, çağın önemli sanatçı ve bilim adamlarının toplandığı bir merkez oldu.
  • 999 yılında İslamiyeti yeni kabul etmiş Türk hanedanlarından Gazneliler Horasan ve Harezm’i, Karahanlılar ise Maveraünnehir’i fethettiler.
  • 11. yüzyılda Selçuklular bölgeyi ele geçirdi. 1141 yılında Selçuklu sultanı Sancar Moğollar karşısında bozguna uğradı. Karahitay Moğolları Çin’in batısından Aral Gölü’ne kadar olan alanı çok kısa bir zamanda fethetti. Harezm ülkesi, Moğolları 13. yüzyıla kadar frenlemeyi başardı.