Etiket arşivi: amfitiyatro

Şiddet 74| Hayvanlara Yönelik Şiddet 2

Monumentum Ancyranum (Ankara Anıtı), iki dilde, Latince ve Grekçe kaleme alınmıştır. Augustus Tapınağı Yazıtı ve Yazıtlar Kraliçesi de denen yazıt, Roma İmparatorluğu’nun kuruluş günlerinin dünyadaki en önemli belgesidir. Anıtın yer aldığı nokta 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda cami olmuştur. Yazıt, günümüzde Hacı Bayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır. Fotoğraf: www.rehberonur.com

Monumentum Ancyranum (Ankara Anıtı), iki dilde, Latince ve Grekçe kaleme alınmıştır. Augustus Tapınağı Yazıtı ve Yazıtlar Kraliçesi de denen yazıt, Roma İmparatorluğu’nun kuruluş günlerinin dünyadaki en önemli belgesidir.
Anıtın yer aldığı nokta 28 yüzyıl boyunca çok ve tek tanrılı dinlerin kutsal mekanı olmuştur. Frigler döneminde Ay Tanrısı Men ve Kibele Tapınakları; Roma döneminde Augustus Tapınağı olmuş; Hıristiyanlara kilise olarak hizmet vermiş, 15. yüzyılda cami olmuştur. Yazıt, günümüzde Hacı Bayram Camii’nin bitişiğinde yer almaktadır.
Fotoğraf: www.rehberonur.com

  • Ulusuna hesap veren ilk ve tek Roma İmparatoru Augustus’un (MÖ 27 – MS 14) ölümünden hemen önce hazırlattığı yazı, Senato’da okunduktan sonra, Roma’da anıt olarak dikilmiş, ayrıca kopyaları imparatorluğun eyaletlerindeki çeşitli tapınaklara konmuştu. Bu kopyalardan biri Ankara’da; öteki kopyalardan kimi parçalar Isparta’da Yalvaç’ta (Antiochia) ve Uluborlu’dadır (Apollonia). Bu yazıtta Augustus devlet hazinesinden ve kendi servetinden ülke için yaptığı harcamaları, yaptırdığı onarımları ve yeni binaları, nüfus sayımının dökümünü verdiği gibi XXII numaralı bölümde de şunları yazar: “Üç kez kendi adıma, beş kez de oğullarım ve torunlarım adına gladyatör oyunları düzenlettim; bu oyunlarda on bin kadar adam dövüştü. Yirmi altı kez, halk için Circus’ta ya da forumda ya da amfitiyatroda kendi adıma ya da oğullarım ya da torunlarım adına vahşi Afrika hayvanlarıyla gösteriler yaptırdım. Bu gösterilerde üç bin beş yüz dolayında hayvan öldürüldü.”
  • Roma’da Collosseum’da yapılan kutlamalarda 9000 hayvan öldürüldüğü yazılmıştır.
MS 2. yüzyıla tarihlenen, Libya’da Zliten’de bir villada bulunmuş gladyatör taban mozaiği, Trablus Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekteydi. Fotoğraf: Pinterest

MS 2. yüzyıla tarihlenen, Libya’da Zliten’de bir villada bulunmuş gladyatör taban mozaiği, Trablus Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekteydi.
Fotoğraf: Pinterest

  • Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.

    İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Bu yüzden önceleri sadece cenazelerde yapılan oyunlar Senato tarafından halkın eğlence aracı olarak tanındı ve MÖ 3.-2. yüzyılda yayıldı. Oyunlar iki insan arasında yapıldığında Munus, vahşi hayvanla yapılan dövüşler ise Venatio adını aldı. Hayvanların lanetlenmesi anlamına gelen Bestiarii, ölüm cezası almış olanların aç bırakılmış vahşi hayvanlar ile dövüştürülmesi veya Venatio kapsamında düşünülen hayvanlarla gönüllü olarak şöhret için dövüşülmesi olarak zaman içinde çeşitlendi. İlk Hıristiyanların da vahşi hayvanlara atıldığı biliniyor.

 

MS 1.-2. yüzyıllara tarihlenen rölyefte özellikle hayvanlarla dövüşmek üzere eğitilmiş ve dişi bir aslan tarafından saldırıya uğrayan bir savaşçı görülüyor.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, 2017.

MS 1.-2. yüzyıllara tarihlenen rölyefte özellikle hayvanlarla dövüşmek üzere eğitilmiş ve dişi bir aslan tarafından saldırıya uğrayan bir savaşçı görülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Londra, 2017.

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Libya 33 Leptis Magna 5

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Yerel müzenin girişinde Roma anıt mezarı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda  ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış. Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir. Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir. Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı. Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı. Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı. İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır. Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir. Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

MS 56 yapımı 16 bin kişilik amfitiyatroda ilk altı sıra ileri gelenlere ayrılmış (box of honor). Bu sıralar diğerlerinden bir parapetle ayrılmış.
Gladyatör dövüşleri Roma kültürüne, Etrüsklerden ya da Samnitlerden gelip yerleşmiş bir gelenektir.
Gladyatör, iyi kılıç kullanan kişi anlamına gelir.
Gladyatör dövüşlerinin masrafları imparatorlar ve siyasetçiler tarafından karşılanır, gladyatörler okullarda eğitilirdi. Gladyatörler üzerinde uzmanlaşmış doktorlar, dişi gladyatörler de vardı.
Gladyatörler, koruyucu yağ tabakası oluşması açısından fayda sağlayan baklagiller ve arpa ile besleniyorlardı.
Bir Roma lejyonunda teke tek dövüşte uzman olmak en büyük erdemdi ve gladyatörler bu erdemi temsil ediyorlardı.
İlk müsabakanın MÖ 264 yılında gerçekleştirildiği söylenir. Sonradan bu yarışmaların yapılabileceği binalar inşa edilmiştir. Bu yapılar, Romalıların kendilerine has olduğunu iddia edebilecekleri tek bina tipi olan amfitiyatrolardır.
Tüm imparatorlukta yaklaşık olarak 200 tane kagir amfitiyatro inşa edildiği, 200 tane de tiyatrolardan devşirilmiş amfitiyatro olduğu bilinmektedir.
Savaş Tanrısı Mars’ın çocukları olduklarını iddia eden Romalıların Romulus efsanesi de ciddi bir gaddarlık hikayesidir. Dolayısıyla arenalardaki gladyatör oyunlarının sevilmesi normaldi. Şiddet, Romalılara haz veriyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Trablus’ta Cemahiriye Müzesi’nde yer alan gladyatör konulu mozaik tablo.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Amfitiyatronun bir çok girişi var. Burası ana girişi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda,  100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.  Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi. Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı. Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti. Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir. Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Deniz kenarında tümsek şeklinde gözüken yer hipodromun spinası. 2. yüzyılda yapılmış olan hipodromun 460 m uzunluğunda, 100 m genişliğinde, 23 bin kişilik olduğu biliniyor.
Circus ya da hipodrom, araba yarışlarının yapıldığı yerdir. Arabalarla yarışmayı Romalılar kitlesel bir eğlenceye dönüştürmüşlerdi.
Circus’ta arabalar spinanın etrafında saat yönünün tersine yarışırlardı.
Bu tip arenalar MS 2. yüzyılda tam olarak gelişti.
Bu tip arenaların yapım maliyetleri çok yüksek olduğundan Roma İmparatorluğu’nun çeşitli yerlerinde çok az inşa edilmiştir.
Arabaları çekmekte kullanılan atlar için en çok tercih edilen İspanyol ve Afrika atları imiş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Libya 26 Roma Şehri ve Sabratha 2

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar  tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kartaca dönemine ait, tholos denen, obelisk mezar tipi Bes Mozolesi/Anıt Mezarı, tamamen yeniden yapılmış. 24 m yüksekliğindeki yapı, MÖ 2. yüzyıldan kalma bir yeraltı mezar odasının üzerine yapılmış. Tabanı üçgen, fasadı içbükey. Müzede sergilenmekte olan Bes ve Herkül heykelleri ile aslan figürlerinin yapının üzerindeki piramit şekilli parçanın en tepesinde olduğu düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Roma şehri. Romalılar bir yerleşim yeri kurarken, belirli bir planı uygularlardı. Önce, birbirlerini doksan derece kesen iki geniş cadde çizilir, sonra dikdörtgen parseller ayrılırdı. Belli aralarla, cadde yeri bırakılırdı. Yerleşimin merkezinde kamu binaları, iş yerleri, Forum bulunurdu. Aynı işle uğraşan esnafın dükkanları aynı yerde toplanırdı. (Özbekistan yazımızda, Orta Asya’da da aynı sistemin geçerli olduğunu yazmıştık.) Şehirlerin girişi anıt gibi yükselen kemerler, kemerlerin üzerinde heykeller, ana dört yol ağzında tetrapylon denen süslü yapılar olurdu. Şehirlerde hamamlar, tiyatrolar, bazen amfitiyatrolar bulunurdu. Şehir meydanında anıtsal çeşmeler olurdu. Duvarlar genelde mermerle kaplanırdı.
  • MÖ 312 yılında yapılan Roma’dan Capua ’ya uzanan 212 km’lik ünlü Appia Yolu, adına layık ilk Roma yoluydu. Roma’nın yolları, başlangıçta askeri amaçla yapıldı. At üzerinde ve orduya tekerlekli araçlarla eşlik eden destek birimlerinin ve imparatorluğun atlı mesaj servisinin hızlı ve kolay yol alması önemsenmişti. Ticaret ve ulaştırma zaman içinde amaçlar arasına girdi. Yollar yapılırken askeri savunma hesaba katılırdı. Yolların yüzeyinin taşla kaplanması MÖ 174’de başlamıştı. Daha sonra Yunan etkisiyle mermer ve travertenle de yol kaplaması yapıldı. Roma yollarının bazıları günümüze ulaşmıştır. Yollar tam düz bir çizgi halinde olmalıydı. Yolu kesen vadiler ya da suyolları ile karşılaşıldığında ya molozla dolduruluyor ya da üzerine köprü yapılıyordu. Yollara, Roma’ya olan mesafeyi belirtmek için taş sütunlar konur, attan kolay inebilmek için yolun her iki tarafına taşlar dikilirdi. Yollar Roma mili cinsinden ölçülürdü. Bir Roma mili 1000 adım idi (mille passus). Mil kelimesi buradan gelir. Roma, toplamı 85.000 km olan 272 anayol inşa etmişti. Yolları devlet yapıyor, bazen yerel toprak sahiplerinden de yardım alınıyordu.
  • Roma döneminde yapılmış bazı kanalizasyon ve lağım sistemleri de günümüze ulaşmıştır.
  • Peristil (peristyle) denen, Yunan’da sütunlarla çevrili bahçe gibi avluyu Roma aynen uygulamıştır. Yapının ön yüzündeki sütunlu giriş de Roma’da yaygındır.
  • Roma düzeni sütun başlığı genelde, İyon ve Korint tipi başlıkların karışımından oluşan kompozit sütun başlığıdır.
  • Şehirlerde mutlaka çeşitli tapınaklar olurdu. Roma dinlerinin üstün durumunu bozmayacaksa, siyasal bakımdan bir tehlike oluşturmayacaksa, ahlaka aykırı bir yönü yoksa yabancı dinler hoş görülürdü.
Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır'ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış. Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var. Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının  ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur. Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sabratha’daki İsis Tapınağı. 1. yüzyıla ait, Mısır’ın en büyük tanrıçası İsis adına yapılan tapınağın yüzü denize dönük. Mısır’da Annelik ve Bereket Tanrıçası olan İsis, Sabratha’da denizcilerin tanrısı olarak kabul görmüş. Etrafı sekiz sıra korint sütunu ile çevrili olan İsis Tapınağı’nda ilkbaharda denizcilik mevsiminin başlangıcını kutlamak için festival yapılırmış.
Sabratha’da ayrıca Serapis, Antonine adına yapılmış tapınaklar da var.
Kartacalılar ve daha sonra da Romalılar zamanında çalışmış olan Kuzey Afrika mermer ocaklarının bazılarının ocak yolları İkinci Dünya Savaşı sırasında atılan bombalarla bozulmuş ve faaliyetleri durmuştur.
Gezdiğimiz tapınaklarda genellikle beyaz, yeşil dalgalı dairevi bantları olan Cipoline mermeri kullanılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası. Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir. Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir). Romalılar bu modeli, fethettikleri  tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi. Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir. İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu. Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

4. yüzyıldan Curia- Senato Binası.
Sabratha’daki Forum, Roma forumundan çok Yunan agorasına benzetilir. Yunan kenti, kent için; Roma kenti ROMA için yapılır, denir. Dolayısıyla Yunan yapısı daha gösterişsizdir.
Eski Latince erkekler topluluğu teriminden türemiş Curia, meselelerin tartışıldığı yerdi. Başlangıçta şehrin önde gelen yaşlılarının toplanma yeriydi. (Senato, yaşlı adam kelimesinden türetilmiştir).
Romalılar bu modeli, fethettikleri tüm şehirlere ihraç etmişler, böylece her şehir kendi Senatosuna sahip olmuştur. Ama Roma dışındaki tüm şehirlerde seçilmiş yöneticilerin merkezi yönetimin onayını alması gerekirdi.
Roma senatosu ise, Cumhuriyet döneminde, doğrudan vatandaşlar tarafından seçilirdi. İmparatorluk döneminde senatörler seçilmemişler, kalıtsal soyluluklarına göre göreve gelmişlerdir.
İmparatorlukla birlikte, Curia yerel hükümetin bulunduğu, yargılama işlemlerinin yürütüldüğü, yönetimle ilgili toplantıların yapıldığı herhangi bir yer anlamında kullanılmış, kısa bir süre sonra da terim, yerel yönetimin yapıldığı yer anlamında kullanılmaya başlanmıştır.
Roma Forumu’nda bulunan Curia, Senatonun toplandığı ve İmparatorluğun idaresi ile ilgili tartışmalar yaptığı Senato binası işlevine sahipti. Yapı, Forum’un kuzeyinde yer alıyordu ve özellikle bir İmparatorun yönetimi altındaki hükümetin işlerini yürütmek için kullanılıyordu.
Senatör olabilmek için bir milyon ss’lik bir servet gerekiyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu