Etiket arşivi: altın

Süslenmeye Dair 2

El ve Saç

  • Çinli alimlerin çoğu el emeğiyle çalışamayacak kadar zeki ve alim olduklarını göstermek için tırnaklarının uzatırlardı. Kimisi sadece bir tırnağını uzatırdı. Dul İmparatoriçe Ci Hi (1835-1908) her tırnağını ellerinin yaklaşık iki katı kadar uzatmıştı.
  • Değişik giysiler, bazı inançlara göre, uğur ya da uğursuzluk getirebilir. Ayrıca bedenin belirli bir yerinin herhangi bir giysi ile kapatılması, o yere büyülü bir nitelik katar. El, bir güç ve üstünlük kaynağı olarak düşünülmüştür. Ortaçağ saray geleneklerine göre, düğün töreninde kadının eli tutulurdu. Kadının elini öpmek, evlenirken parmağına yüzük takmak hep ele verilen önemin göstergeleri olmuştur.
  • Homeros’un eserlerinden birinde Kral Laertes’in elinde eldiven bulunduğu yazılıdır. Tarihçi Herodot da Leotkhides’in bir eldiveni rüşvet alınan altın paralarla doldurduğunu yazar.
  • Elin giysisi olan eldivene aşk, sevgi, saygı nitelikleri uygun görülmüştür. Eldiven, çok uzun süre, bütün toplum kesimlerinde bir numaralı süs eşyası olarak görülmüştür. İnsanın düşürdüğü eldiveni eğilip yerden kendisinin alması uğursuzluk, bir başkasının eldivenini yerden almak ise uğur getirirdi (nezakete davet). Bir kadının kayıp eldivenini bulmak, o kadınla aşk yaşanacağına işaretti. Eldiven hediye etmek ise uğursuzluk getirirdi.
  • Eldiven ile düello arasındaki bağlantı da çok ünlüdür.
  • Nepal’de kadınlar sadece tek ellerine, yemek yemedikleri ellerine oje sürerler.
1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi. Fotoğraf: Filoji.com

1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi.
Fotoğraf: Filoji.com

  • Sümer saray kadınları uzun saçlarını tek örgü haline getirip başlarının çevresine sarar; iğneler, kurdeleler ve boncuklarla işlenmiş başlıklar takarlardı.
  • Eski Mısır’da ergenliğe kadar çocukların saçları kazınır, genellikle bir çocuk olarak tasvir edilen Tanrı Horus’a atfen, sadece kulaklarının arkasında bir tek örgü bırakılırdı.
  • Eski Mısırlılar, saç losyonları kullanırlardı.  Eski Mısır metinlerinde saç bitlerinden kurtulmak için kullanılan zeytinyağlı losyon tariflerine rastlanmış. Zengin erkekler ve kadınlar peruka takardı.
  • Antik Mısır’da kadınlar kocaları ölünce saçlarını keserlerdi.
  • Yunan kadınların saçları uzun ve bağlıydı. Sadece kadın kölelerin ve yas tutan kadınların saçları kısa olurdu.
  • Yunan erkekleri sakallıydı. Roma’da sakal modasını İmparator Hadrianus (117-138) başlatmıştı.
  • Çinli kadınların yüksek saç modelleri vardı. Bunun için takma saç da kullanırlardı. Yeşim taşından, altından, gümüşten, camdan veya fildişinden iğneler ve taraklar kullanarak saç modellerini tamamlarlardı.
  • Saç, önceleri gücün, sağlığın, diriliğin bereketin simgesiydi. Samson, gücünü uzun saçlarından alıyordu. ABD’de günümüzde yıldız falına bakıp, burçlara göre saç biçimleri öneren uzmanlar var.

 

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.

 

 

Libya 12 Kaddafi 5

  • Kaddafi, muhalefetin de liderlikten geleceğini söylemişti.
  • Kaddafi kendisiyle yapılan bir söyleşide, Sun Yat Sen’in ihtilali konusunda, ideolojisi için değil, kullandığı metot ve araçları öğrenmek için, çok okuduğunu söylemişti.
  • Kaddafi, Senusiler’in sade ve çilekeş birer derviş değil, birer aristokrat olduğunu söyler. Bedevilerin bir atasözünün “Adamlar Senusiler gibi yiyorlardı” dediğini, bununla zengin bir sofrayı anlatmak istediklerini söyler.
  • Zekatın devlet eliyle toplanmasını yasalaştırmıştır.
  • Kur’an-ı Kerim’i bütün dillere çevirtme emri vermiştir. Kur’an-ı Kerim’in yalnızca Arapça olmasının diğer milletlere ulaşamamasına, dolayısıyla anlaşılamamasına sebep olduğunu; İslam’ın yalnızca Arap milletine özgü ırkçı bir din olarak görülmesine neden olacağını öne sürmüştür.
Kaddafi’nin çadırı meşhurdu. Libya’ya gelen önemli konuklarını keçi kılından yapılma çadırında ağırladığı gibi, gittiği yabancı ülkelerde de çadırını kurardı. Fotoğraf: www.ntv.com.tr

Kaddafi’nin çadırı meşhurdu. Libya’ya gelen önemli konuklarını keçi kılından yapılma çadırında ağırladığı gibi, gittiği yabancı ülkelerde de çadırını kurardı.
Fotoğraf: www.ntv.com.tr

KADDAFİ DÖNEMİNDE LİBYA’DA

 

  • Kamulaştırılan araziler çok düşük bedellerle köylülere dağıtılmış, tarıma geniş çaplı destek verilmişti.
  • Kaddafi’nin Vaii Tilal Projesi Libya’nın hemen her yanındaki vadi ve nehir yataklarının ıslah edilerek tarıma elverişli kılınmasını amaçlıyordu. Zincirleme açılan kuyularla yeryüzüne çıkarılan yeraltı suları daha sonra yüzer metre ara ile yapılmış büyük su havuzlarında toplanarak sulama yapılmaktaydı.
  • Libya, IMF veya Dünya Bankası kredisi kullanmamıştı.
  • Kredi faizi Libya vatandaşlarına sıfırdı.
  • Öğrencilere yaptıkları tahsile göre ücret ödeniyordu.
  • Yurt dışında tahsil yapanlara 2500 Euro harçlık yanında, barınma ve araç yardımı da yapılıyordu.
  • Nüfusun %25’i yüksek tahsilliydi.
  • Sağlık hizmetleri tüm yurttaşlara bedelsizdi.
  • İşsizlere iş bulana kadar tam ücret ödeniyordu .
  • Evlenen çiftlere bedelsiz olarak konut veriliyordu.
  • Sokaklarda evsiz veya dilenci yoktu.
  • Ülkede otomobiller fabrika maliyetine satılıyordu.
  • Kaddafi, Petrol İhraç Eden Ülkeler’e (OPEC) Dolar ve Euro yerine, altın karşılığı satış yapmalarını önermişti.

 

Bizans İmparatorluğu 128| Patrikhane 7

Ayios Yeoryios, Aziz Georgios Kilisesi’nin içinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayios Yeoryios, Aziz Georgios Kilisesi’nin içinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1964 yılında Fener Patriği I. Athenagoras (1948-1972) ile Papa VI. Paul, 1054’te Katoliklerin ve Ortodoksların ilan ettikleri karşılıklı lanetlemeyi iptal ettiler, karşılıklı ilan edilen aforozları kaldırdılar.
  • Şubat 2016’da Papa Francesco ile Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill, 1054’ten bu yana ilk kez Havana’da bir araya geldi. İki liderin Ortadoğu ve diğer bölgelerde eziyete uğrayan Hıristiyanların kurtarılması için çabaların birleştirilmesinin de konuşulduğu; Papa ile Patrik’in ortak bildiriye imza attığı duyuruldu. Vatikan Sözcüsü, daha önce Papa ile birkaç kez görüşmüş ve bu yüzden Moskova tarafından eleştirilmiş Fener Rum Patriği Bartholomeos’un görüşmeden haberdar olduğunu ve görüşme dini nedenlerle gerçekleştirildiyse memnuniyet duyduğunu belirtti. Bu buluşmanın ve Bartholomeos’un memnuniyet bildirmesinin zamanlamasının Rus uçaklarının TC tarafından düşürülmesi sonunda meydana gelen Rus-Türk gerilimi sonrasına rastlaması dikkat çekici bulunmuş; Putin’in Papa üzerinden Batı’yı etkilemeye çalıştığı yorumları yapılmıştır.
  • Ortodokslar için zeytin ve zeytinyağının ayrıcalıklı ve kutsal bir yönü vardır. İsa’nın doğumundan sonra, üç müneccim kralın getirdikleri hediyeler altın, buhur ve miron adı verilen kutsanmış zeytinyağı idi. Çarmıha gerilmeden önce, Hazreti İsa’nın çektiği acılara, Zeytin Dağı eteklerindeki, Yetsimani adı verilen bahçede sekiz ulu zeytin ağacı tanıklık etmişti. Ortodoksların miron, Müslümanların mür adını verdikleri kutsanmış yağ, Fener Rum Ortodoks Patrikhane Kilisesi’nin avlusunda, bu iş için özel olarak kullanılan küçük bir binanın içinde yapılmakta; dünyadaki tüm Ortodoks kiliselerine gönderilmektedir. Vaftizlerde vaftiz teknesinin içine bu yağdan katılır, ölen kişinin bedenine sürülür. Kutsal yağ mironun yapımı, 14. yüzyıldan günümüze Patrikhane’de yapılmaktadır. Eski Mısır’a kadar uzanan kutsanmış yağ geleneğinin ritüelleri itibarı ile eski geleneklere en yakın ve en gizemli olanının Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi’nde yapılan miron olduğu düşünülüyormuş.
  • 451 Khalkedon Konsili’nde duofizitlerin metnini seçtiği düşünülen Azize Euphemia’nın bu metni tutan elinin bugün İstanbul’da Patrikhane’de olduğu düşünülmektedir. Azizenin rölikleri 1454 yılında Patrik II. Gennadios Skolarios tarafından Patriklik kilisesi olan Pammakaristos Manastırı’na taşınmıştır. Azizenin Ortodoksların bildirisini tuttuğu sağ eli, gümüş bir muhafaza içinde Patrikhane kilisesi Aziz Georgios Kilisesi’nde saklanmaktadır. Röliklerin 7. yüzyılda Roma’ya götürülmüş olduğu ve orada saklandığı da bir başka iddiadır.
  • Nazianzoslu Aziz Gregorio’nun na’şı Roma’da, San Pietro Kilisesi’ndedir. Ama bir kısmı Papa II. Jean Paul tarafından 2004 yılında Fener Patrikliğine bağışlanmıştır.
  • Patrikhane’nin kütüphanesi el yazması eserler, padişah fermanları, minyatür, resim, gravür, fotoğraf gibi görsel dokumanlar da içermekte, Fener’de yaklaşık 26.000 cilt kitap bulunmaktadır.

 

 

Bizans İmparatorluğu 69 | Bizans’ta Mücevher 2

  • Diokletianus (284-305), gizemli bir hava benimsemesinin kendisini daha önce birçok Roma imparatorunun uğradığına benzer siyasal bir cinayetten koruyacağını umarak İran’dan krallık simgeleri olan taç, asa ve saray törenlerini almıştı.
  • MS 2. yüzyıldan başlayarak Roma mücevher anlayışı Anadolu’ya yayılır.
  • Nişan ve evlilik yüzükleri ilk kez Romalılar tarafından kullanılır.
  • Altın bir statü simgesidir, olabildiğince az kullanılmasına dikkat edilir.
  • MS 4. yüzyıldan itibaren takılarda değerli taşlar özellikle de elmas, yakut, zümrüt, safir, akik ve topaz çok kullanılır. Renkli taklit taşların kullanımına ve mine işine de rastlanır.
  • Taşlar kazınarak mühür yüzükler yapılır, portreler taşların üzerine kazınarak kameo denilen takılar oluşturulur.
  • İskenderiye ve Antakya Roma döneminde mücevher merkezleridir.
  • Kuyumcular loncası Roma İmparatorluğu’nda ilk kurulan loncalardandır ve bu ayrıcalıklı konumunu Bizans’ta da sürdürür. 6. yüzyılda kuyumcular Bizans İmparatoru Justinyen’e suikast düzenleyecek güçtedir.
  • I. Konstantin, İskenderiye ve Antakya’daki kuyum ustalarını Yeni Roma’ya davet etmişti. Böylece zaman içinde Konstantinopolis de önemli bir mücevher merkezi oldu.
  • Kuyumcular ipekçiler gibi değerli esnaf olarak görüldüğünden imparatorun himayesinde, Büyük Saray’ın yakınında toplanmıştır.
  • Yalnızca imparator taçlarıyla törensel mücevherleri üretenler ayrı bir gruptur.
  • Babadan oğula geçerdi kuyumculuk. Vergiden muaftı.
  • Formlar Roma’yı takip ederken, yeni Hristiyan figür ve sembolleri Bizans mücevher modasına hakim oldu.
  • Mücevher Bizans’ta tam bir hükümdarlık göstergesidir. Mücevher taç, altın ve incilerle süslü mor kıyafet imparator ve imparatoriçelerin vazgeçilmezidir. Mozaiklerde görülen taçlardan sarkan incilerin saltanatın uzunluğunu dileyen simgeler olduğu söylenir.
  • Krallara tacını Bizans imparatoru gönderirdi. Macar kralına gönderilen tacın üzerinde “Türklerin Hükümdarına” yazar. Genel olarak Karadeniz’in kuzeyinden gelenlere Türk, doğudan gelenlere Pers derler.
  • Bizans İmparatorluk taçlarından üçü günümüze ulaşmış. İkisi Budapeşte’de, biri ise Vatikan’da!
  • Devletin dinini yüceltmeyi amaçlandığından kutsal kitap, haç, asalar, maketler, Hıristiyan röliklerinin mahfazaları da mücevherlerle bezenirdi. Asa, Tanrı buyruğunu ilettiği kabul edilen kutsal bir simgeydi.
  • İmparatorluk ailelerince altın yaldızlı ve mücevher kakma cildi olan İnciller ve haçlar kullanıldığı bilinmektedir.
Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bizans mücevherinde döküm, dövme, kabartma, kazıma, baskı, granüle, ajur, filigran, mine ve zincir örme gibi çeşitli teknikler kullanılmıştır. Altın takılar 3.-7. yüzyıllarda kafes işi tekniğiyle yapıldı; cam macunları veya değerli taşlar kafes işinin üzerine oturtuluyordu.
  • Orta ve Geç Bizans döneminde kafes işi ortadan kalkmış, yerini boncuklama, telkari, kabartma süsler, mineler almıştır.
  • Konstantinopolis kuyumcuları 9. yüzyıl ortasına doğru Çin’den Batı’ya gitmiş bölmeli mine uygulamaları (cloisonné) tekniğini Batı’dan almışlar, son derece ince işçilikler yapmışlardır.
  • 5. yüzyılda İmparator Leon kuyumcuların dışarıya iş yapmasını ve saray dışında mücevher takıp gezmeyi yasaklamıştı. Ama kendi tacı çok görkemliydi.
  • 6. yüzyıldan itibaren haç motifleri ve dini figürler takı bezemesinin ayrılmaz parçası haline geldi. Bu imgelerin takı sahiplerini süslemenin yanı sıra koruduğu da düşünülürdü.
  • İkona kırıcılıktan sonraki dönemde ortaya çıkan dindarlık eğilimleri kişisel ibadet objelerine bir talep yaratmıştı. Bu objelerin en revaçta olanı, göğse takılan ve birbirine kenetlenen iki parçadan oluşan röliker haçtı. Bu haçın içine, genellikle pelesenk yağı ile kaplı, İsa’nın üzerinde gerildiğine inanılan bir haç parçası, kutsal yerlerden getirilmiş çakıl taşları, toprak ya da aziz kemikleri konurdu. Altın, gümüş ve bakır alaşımından yapılan bu tür haçlar 9. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu’nun her yerine yayıldı.
  • İki yarım daireden oluşan altın ve gümüş bilezikler 11. ve 12. yüzyıllarda çok beğeniliyordu.
Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo'nun İsa'dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya'daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir. Fotoğraf:P20, Kış 2001.

Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo’nun İsa’dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya’daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir.
Fotoğraf:P20, Kış 2001.

  • 9. yüzyıldan başlayarak mozaiklerde de altın kullanımı görülür. Altın eritilerek ince plakalar halinde cam tesseralara yerleştirilip üzerlerine tekrar cam kapatılıp fırınlanıyordu.
  • Bronz, bakır, cam sıradan halk için önemliydi. Bizans’ta yakutun kötü ruhlara iyi geldiği düşünülüyordu. Safir çok sevilirdi. Elmas İskenderiye’den gelirdi. Baharat ve taş için Bizans altın paraları İran üzerinden     Hindistan’a giderdi. Çok büyük bir meblağ dışarı gidiyordu. Yarı değerli taşlar Anadolu’da boldu.
  • Hilal biçimli küpeler 14. yüzyıla kadar Bizans’ta çok revaçtaydı.
  • Yüzük kadının evli olduğunu gösterirdi, aynı zamanda mühürdü. İmparatorların mühürleri altın, halkınki kurşundu.
Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625. The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625.
The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Göğüste taşınan muskalar,  giysi üzerine dikilen metal, taşlı süsler….10. yüzyıldan sonra kemer tokaları, hepsi Bizans’ta çok seviliyordu.
  • Halk ise cam, sırlı pişmiş toprak boncuklar ve kurşun haç takardı.
  • Yakutun aşk illetine; agat ve hematitin kadın hastalıklarına iyi geldiği, agatın kanamayı kestiğine inanılırdı. Şeytanları kovmak için, nazara ve büyüye karşı ise haç gerekirdi. Ciddi hastalık için rölik taşımak iyiydi.
  • Takılarda kullanılan motiflerin uzun ömür simgeleri olarak takanı kem gözden koruduğuna, ona bu yaşam ve öteki yaşamda bereket getirdiğine inanılıyordu.
Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi  müşterisiydi. Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi müşterisiydi.
Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

  • Bizans tarihi boyunca toprak, konutlar, giysiler de lüksün başka türleri olmuştu.