Etiket arşivi: Alpay Pasinli

Libya 39 Cyrene 1

  • UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki kenti, MÖ 7. yüzyılda Santorini Adası’ndan gelen Yunanlar’ın kurduğuna inanılır.
  • MÖ 331’de Büyük İskender, daha sonra Ptolemy Hanedanı, MÖ 96’da ise Roma’nın eline geçen kent, Roma’nın önemli kentlerinden biri, bölgenin başkenti oldu ve Yunan özelliklerini korumaya devam etti.
  • MS 115’te yaşanan Yahudi ayaklanmasında kent yağmalandı, şehir harap oldu.
  • Roma İmparatoru Hadrianus (76-138) şehri neredeyse yeniden inşa etti. Hadrianus, kentin ikinci kurucusu sayılır. Artık kent mimarisine Roma özellikleri hakimdi.
  • 262 ve 365 yıllarında yaşanan iki depremde şehir yerle bir oldu, başkent Tulmeyse’ye taşındı. Sonra Cyrene yavaş yavaş tarihten silindi.
  • Cyrene’nin yeniden keşfedilmesi 1705’te Fransızlar sayesinde oldu. İlk kazılar yıllar sonra İtalyan ordusu tarafından yapıldı.
  • Cyrene, felsefe okulunun kurucusu, Sokrates’in öğrencisi Aristippos’a (MÖ 435-386); aritmetik, geometri, astronomi bilgini Theodorus’a; matematik, coğrafya, astronomi bilgini Eratosthenes’e (MÖ 276-194) ev sahipliği yapmış bir kentti. Eratosthenes, dünyanın çevresini hesapladığı bilinen ilk insandır, İskenderiye’de ölmüştür. 5. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen, kendi adı ile anılan spirali hesap eden bilgin Theodorus için, Platon’un onunla birlikte çalışmak için Cyrene’ye geldiği rivayet edilir. Bilgin hakkındaki tek ilk elden bilgi Platon’un üç yerinde ondan bahsettiği Diyaloglar’dır.
Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler. Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor. Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin Atina tarzı Agora’sından görüntüler.
Dört bir yanı Dorik sütunlarla çevrili meydanın Yunanlar tarafından sivil ve askeri spor alanı olarak yapıldığı; Romalılar tarafından politik tartışmaların ve toplantıların yapıldığı Forum’a dönüştürüldüğü düşünülüyor. Yunanlar tarafından spor amaçlı kullanılan kapalı mekanlar Roma döneminde resmi daireler olarak kullanılmaya başlanmış. Tam ortada bulunan, basamakları kalmış olan yükseltinin Jul Sezar’a adanmış bir tapınak olduğu sanılıyor.
Şehrin kurucusu olduğu düşünülen Kral Batus’un mezarı da Agora’daymış. Kentin iki ana caddesi var: Biri Apollon Tapınağı’ndan Agora’ya uzanan Kutsal Yol, diğeri ise Agora’dan Akropolis’e uzanan Kral Batus Yolu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Meydana girişler doğu ve güney kapılarından sağlanıyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu. Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi. Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı. Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş. Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Cyrene’nin tiyatrosu.
Kentin en zengin dönemi olan MÖ 4. yüzyılda Artemis Tapınağı yapıldı ve nekropol kuruldu. MÖ 331 yılında Cyrene Büyük İskender’in idaresine geçti. Sonra gelen Ptolemy Hanedanı döneminde kente tiyatro ve gimnasyum yapıldı, kentin her yanı çeşmelerle süslendi ve kent, 5,5 km uzunluğunda bir sur ile çevrildi.
Kentin en eski yapılarından biri olan tiyatronun Yunanlar tarafından yapıldığı düşünülüyor. Buradaki en eski kalıntılar, sahne ve orkestraya çok yakın oturma yerleri Yunanları işaret ediyor. Tiyatro bin kişi alabiliyor. Burası Romalılar tarafından amfitiyatroya dönüştürülmüş. Amfitiyatro, gladyatör ve vahşi hayvan oyunları için kullanılan, daire ya da elips biçimli, yükselen tribünlerden oluşan bir yapıdır. Tiyatro, yarım daire bir yapı iken, amfitiyatro çift tiyatro, yani dairesel ya da elips şeklindedir. Amfitiyatrolar ahşap malzeme yerine taşla yapılırdı.
Cyrene’de de vahşi hayvan oyunları için yapıyı kullanabilmek için, ilave oturma yerleri eklenmiş, sahneye çok yakın olan oturma yerlerinin bulunduğu yere bir duvar yapılmış, sahneye giriş çıkış için bir tünel inşa edilmiş.
Cyrene’de bir tiyatro daha olduğu ama 262 yılındaki büyük depremde yıkıldığı düşünülüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kral Batus Yolu’nda muhteşem sivil bir yapı var: 2. yüzyılda Apollon Tapınağı’nın baş rahibi Jason Magnus’un evi. Girişi mermerle süslenmiş. Evin odaları iç avlunun etrafına sıralanmış. Avluyu heykeller süslüyormuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mermer zeminin süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Jason Magnus’un evinin mozaik süslemeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kentteki en eski tapınaklardan biri Apollon Tapınağı. Apollon, ışık ve güneş tanrısıdır. Leto ile Zeus’un oğludur. Elinde güneş ışınlarını tutar. Yunan mitolojisindeki güneş tanrısı Helios ile bir tutulur. Apollon, Cyrene’nin koruyucu tanrısıdır. İki yanı altışar, diğer iki kenarı on birer sütunlu tapınak, MÖ 364 yılındaki depremde yıkılmış, yeniden yapılmış. MS 115 yılındaki Yahudi ayaklanmasında tekrar zarar görmüş. 2. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan tapınak eskilerinin temeli üzerine kurulmuş. Yıkılan birinci ve ikinci tapınağın izleri barizdi. 1861’de tapınakta bulunan Lir Çalan Apollo heykeli British Museum’da sergileniyor. Tapınağın yanındaki anıtsal çeşme de görülmeye değer.
120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri. Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

120-150 yıllarına tarihlendiği düşünülen, Cyrene’nin Apollon Tapınağı’nda 1861 yılında İngiliz arkeologlar tarafından yapılan kazılarda ele geçirilip British Museum’a götürülen mermer heykellerden biri.
Fotoğraf:www.britishmuseum.org/collectiononline

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Artemis heykeli. Cyrene’den ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 2. yüzyılda yapılmış Helenistik orijinalinin Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

 

Libya 31 Leptis Magna 3

  • Kartacalıların kurduğu ilk yerleşmenin yakınlarında Roma egemenliğinin başlarında kentin merkezini oluşturan eski forumun kalıntıları yer alır. Roma kentinin iç kesimlere ve kıyı boyunca batıya doğru hızla yayıldığı anlaşılmaktadır.
  • Leptis Magna’nın yerleşim yeri olarak seçilmesinde önemli rol oynayan Lebda Irmağı’nın ağzındaki doğal demirleme yeri, Severus döneminde yapay olarak geliştirilmiştir.
  • Bu kentin yapılarının başlıca örnekleri yeniden inşa edilen liman, 19 km uzunluğundaki su kemeri, işlemeli zafer takı, arkadların sıralandığı 410 m uzunluğunda anıtsal bir cadde ve ırmağın sol yakasında inşa edilmiş yapı topluluğudur. Irmağın yanına inşa edilmiş olan yeni mahalle, anıtsal caddenin çevresine planlanmıştır. Mahallenin girişindeki dev nympheum (anıtsal çeşme), daire biçimli meydanda yer alır. Limandaki iskelelere açılan mahallede anıtsal bir forum ve bazilika vardır.
Leptis Magna’da nympheum. Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Leptis Magna’da nympheum.
Çeşmeler, suyu getirmiş olmanın gururu ile anıtsal yapılırdı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nymph Tapınağı. Leptis Magna’da bir de Serapis Tapınağı gördük.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1686 ve 1708 yıllarında, yani Osmanlı döneminde, Fransızlar Leptis Magna’daki yüzlerce granit ve mermer parçayı ülkelerine götürmüş. Parçalar, Versailles ve St. Germain des Pres’nin yapımında kullanılmış. Fransızlar, gemiye taşıyamadıkları bu üç sütunu sahilde bırakmışlar. Londra’ya da bazı sütunlar götürülmüş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki  kopyası. Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.


İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan, mermer Athena heykeli. Leptis Magna’dan ülkemize getirilmiş olan bu heykel, MÖ 5. yüzyılda yapılmış olanın Roma dönemindeki kopyası.
Fotoğraf: İstanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.

 

Kütüphane Geleneği 1| Mezopotamya 1 Ebla

Kütüphane Geleneği Dosyasında Yararlanılan Kaynaklar

  • Türkiye’nin Antik Kentleri, Yaşar Yılmaz, YEM Yayın, 2014.
  • Efes Rehberi, Peter Scherrer, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Selçuk Efes Müzesi işbirliği, 2000.
  • Bergama Tarihinde İnanç Coğrafyası, Eyüp Eriş, Bergama Kültür Sanat Vakfı, 2003.
  • www.ephesus-foundation.org/kazi-tarihcesi.
  • Zirvedeki Medeniyet: Bergama, Mehmet Yaşin, Hürriyet 25.03.2001.
  • http://dergi.mo.org.tr/dergiler/2/189/2495.pdf, Arkeolog  Mehmet İ. Tunç
  • İskenderiye Kütüphanesi, Derleyen Roy MacLeod, Dost Kitabevi, 2006.
  • Tarihte ve Mitolojide İskenderiye, Roy MacLeod, Sydney Üniversitesi.
  • İskenderiye’den Önce: Antik Yakındoğu’daki Kütüphaneler, D. T. Potts, 1986.
  • İskenderiye: Eski Dünyanın Merkezi, Wendy Brazil.
  • Musaların Tavuk Kümesinde Dünyadan Uzak Yaşayan Kitapkurtları: Antik İskenderiye Kütüphanesi, Robert Barnes.
  • Aristoteles’in Eserleri: İskenderiye Koleksiyonunun Muhtemel Kökenleri, R. G. Tanner.
  • Kütüphanedeki Doktorlar: Kitapkurdu Apollonios’un Tuhaf Öyküsü ve Diğer Öyküler, John Vallance.
  • Romalı Doğu’da Alimler ve Öğrenciler, Samuel N. C. Lieu.
  • Neo-Platoncular ve Akdeniz’in Gizem Okulları, Patricia Cannon Johnson.
  • Antik Dünya’daki Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Istanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.
  • Anadolu Kültür Tarihi, Ekrem Akurgal, TÜBİTAK Kitapları, 1998.
  • Acı Hayatlar, Nedim Gürsel, Doğan Kitap, 2014.
  • Yahudiler, Dünya ve Para, Jacques Attali, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2009.
  • İskenderiye 1860-1960, Robert Ilbert- Ilios Yannakakis-Jacques Hassoun, İletişim Yayınları, 2006.
  • AnaBritannica Cilt 2, Ana Yayıncılık, 2000.
  • AnaBritannica Cilt 4, Ana Yayıncılık, 2000.
  • https://tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi/1677616
  • Edebiyat ve Kuramlar, Fatma Erkman-Akerson, İthaki Yayınları, 2010.

 

EBLA

  • Tarihçiler, yazının icadıyla başlayan devirlere Tarihsel Çağlar, yazının bilinmediği devirlere de Tarih Öncesi Çağlar adını verirler. Tarih, yazıyla başlar.
  • İlk yazının Mezopotamya’da veya Mezopotamya’da ve Mısır’da, yaklaşık olarak aynı sıralarda bulunduğu ve MÖ 3000-3500’lere tarihlendiği düşünülür.
  • Kitap toplama, yazının icat edilmesinden beri süregelen bir olaydır. Bibliyotek kelimesi (biblion: tomar), tomar deposu anlamındadır.
  • Eski Mısır tapınaklarında rahiplerin hem dini görevlerle ilgili metinleri içeren küçük koleksiyonları, hem de Yaşam Evi adı verilen ve rahip ya da resmi görevli olmak isteyenler için okul olarak kullanılan özel oda ya da binalarda duran daha büyük koleksiyonlar vardı.
  • Mezopotamya’da çeşitli kraliyet kütüphanelerine ait kalıntılar bulunmuştur. Bunların arasında en ünlü olanı, Ninova’da bulunan ve binlerce tableti barındıran MÖ 7. yüzyıla tarihlenen Asur Kralı Assurbanipal’e ait olandır.
  • Hitit Krallığı’nın pek çok dilde eseri kapsayan büyük bir arşivi vardı.
  • Atina demokrasisinin ve Roma Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman bir halk kütüphanesi kurmadığı biliniyor.
  • Yunanlılar arasında ilk kütüphane kuran kişinin Atinalı zorba hükümdar Peisistratos (ölümü MÖ 527) olduğu, bu kütüphanenin Kserkes/Serhas tarafından İran’a götürüldüğü düşünülüyor.
  • Yunan dünyasında ilk kütüphaneler MÖ 6. yüzyılda Atina’da, Samos’ta ortaya çıkar, Neleos’un kütüphanesi Aristo külliyatı ile ünlüdür.
  • Strabon (MÖ 64 – MS 24), Aristo’nun kitap toplayan ve bir kütüphanenin nasıl düzenleneceğini öğreten ilk insan olduğunu öne sürer.
  • Irak’ın güneyindeki antik Uruk şehrinde bulunmış metinlerin hala dünya üzerinde bulunan en eski yazılı belgeler olduğu düşünülmektedir. Bu metinler binaların dışında bulunmuştur. Yönetimin artık ihtiyaç duymadığı eski kayıtları attığı, inşaat malzemesi olarak kullandığı sanılmaktadır. Ancak Eski Uruk metinlerinin başlangıçta nasıl saklandığına dair bilgimiz yoktur.
  • MÖ üçüncü bin yılın ortalarına gelindiğinde tabletlerin sistematik şekilde saklandığına dair ilk örneklere rastlanır. Geçmişi yaklaşık MÖ 2600-2400’e uzanan Fara’daki tablet evi ve Tell Mardikh’deki Ebla’da bulunan tablet koleksiyonları buna tanıklık etmektedir.
Tabletlerin sistematik şekilde saklandığı Ebla’da Kraliyet Sarayı G’de bulunan L. 2769 numaralı oda tarafından kanıtlanmıştır. Bilginin saklanması ve yazı yazma Ebla’da fiziksel olarak ikiye ayrılmıştır. Oda L. 2769 metinlerin saklandığı ve başvurulduğu arşiv odası iken, bitişikteki L. 2875 daha çok yazıcıların odanın duvarlarındaki alçak sıralara oturup yeni metinler oluşturdukları yerdir. Kazıları 1964 yılından beri İtalyanlar yürütüyor. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Tabletlerin sistematik şekilde saklandığı Ebla’da Kraliyet Sarayı G’de bulunan L. 2769 numaralı oda tarafından kanıtlanmıştır.
Bilginin saklanması ve yazı yazma Ebla’da fiziksel olarak ikiye ayrılmıştır. Oda L. 2769 metinlerin saklandığı ve başvurulduğu arşiv odası iken, bitişikteki L. 2875 daha çok yazıcıların odanın duvarlarındaki alçak sıralara oturup yeni metinler oluşturdukları yerdir.
Kazıları 1964 yılından beri İtalyanlar yürütüyor.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

  • Eski Mezopotamya arşiv odasının ortasında ve duvarlarda üzerlerinde belli ki kronolojik düzende altı sıraya kadar tabletlerin bulunduğu; yaklaşık 50 cm genişliğinde, çamur kerpiç karışımı sıralar olduğu saptanmıştır.
  • Ur, Ebla, Kültepe ve Boğazköy’de ahşap raflara dair ipuçları bulunmuştur.
  • Önce arşivler oluşmuş, sonra kütüphanelere geçilmiştir. Tapınak ve saray arşivleri gibi resmi arşivler olduğu gibi özel arşivler de vardı.
Ebla Şehir Devleti kazısında 15.000 kil tablet bulunmuş. Çoğu okunmuş. Dilleri  Batı Semitik dillerinin öncüsü olan Proto-İbrani dili imiş. Çivi yazısı ile yazmışlar. Eblalılar Sümerlerin edebi geleneklerini almışlar, Sümer hece işeretlerini kullanmışlar. Kazılarda bulunan tabletlerin %80’i Sümerce, %20’si Ebla dilinde. Suriye’de Halep Müzesi’nde sergilenmekte olan çivi yazılı bu tablet MÖ 3000’e tarihlendirilmiş.

Ebla Şehir Devleti kazısında 15.000 kil tablet bulunmuş. Çoğu okunmuş. Dilleri Batı Semitik dillerinin öncüsü olan Proto-İbrani dili imiş. Çivi yazısı ile yazmışlar. Eblalılar Sümerlerin edebi geleneklerini almışlar, Sümer hece işeretlerini kullanmışlar. Kazılarda bulunan tabletlerin %80’i Sümerce, %20’si Ebla dilinde.
Suriye’de Halep Müzesi’nde sergilenmekte olan çivi yazılı bu tablet MÖ 3000’e tarihlendirilmiş.

Ebla’da bulunan tablet koleksiyonlarında ekonomik, kimileri edebi bölümler içeren yönetimsel kayıtlar, öğretici uygulama tabletleri, okul metinleri yer almaktadır. Tabletlerden anlaşıldığı üzere, yazı yazma eğitimi sürekli verilmekte, günlük yönetimle birlikte yürütülmekteydi. Yazı yazma öğrencileri metinleri kopyalar, gerekli metinler daha sonra arşivlenirdi. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’da bulunan tablet koleksiyonlarında ekonomik, kimileri edebi bölümler içeren yönetimsel kayıtlar, öğretici uygulama tabletleri, okul metinleri yer almaktadır.
Tabletlerden anlaşıldığı üzere, yazı yazma eğitimi sürekli verilmekte, günlük yönetimle birlikte yürütülmekteydi.
Yazı yazma öğrencileri metinleri kopyalar, gerekli metinler daha sonra arşivlenirdi.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’daki L. 2769’da bulunan en büyük tabletler raflar üzerinde, tabii ki devrilmiş halde, dizilmişken, Nippur’da tabletler bir raf üzerinde kitapların durduğu gibi dikey duruyordu. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’daki L. 2769’da bulunan en büyük tabletler raflar üzerinde, tabii ki devrilmiş halde, dizilmişken, Nippur’da tabletler bir raf üzerinde kitapların durduğu gibi dikey duruyordu.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.