Etiket arşivi: Allan Kaprow

Çağdaş Sanata Varış 194| Performans Sanatı’nın Öncülleri 2

  • 1915 yılında, Fütüristik Sentetik Tiyatro, çeşitli durumları, duyuşları, fikirleri, olguları ve simgeleri birkaç sözcüğe ya da harekete sığdırarak ifade etmeyi önermiştir. Fütüristik Sentetik Tiyatro, genelde tek bir fikri işleyen performanslar olmuştur.
  • Fütürizm’in öncüsü Filippo Tommaso Marinetti’nin (1876-1944) 1915 tarihli Ayaklar adlı performansı, 1960’lardan itibaren görülen performanslara çok yakındır.
  • 1910’larda Rusya’da bir grup Fütürist sanatçı da alternatif tiyatro, dans, kitle gösterileri düzenlemiştir.
  • 1916’da Zürih’te Cabaret Voltaire’de gerçekleştirilen kabare tipi Dada gösterileri de Performans Sanatı’nın öncülleri arasındadır. Berlin’deki Dadacılardan George Grosz (1893-1959), Ölüm kılığına girerek sokaklarda yürümüştür.
  • 1920’lerde Weimar’da kurulan ilk performans atölyesi Bauhaus Sahnesi, resim, heykel, dans, tiyatro gibi farklı disiplinleri buluşturan deneysel bir atölye olmuş; disiplinler arası bir sanatsal anlayışın temellerinin atılmasında önemli rol oynamıştır.
  • Ailesi İzmir’den göç etmiş Rumlardan olan Fransız oyun yazarı, oyuncu, yönetmen ve şair Antonin Artaud’nun (1896-1948) 1948 yılında, tiyatrodaki vurguyu oyunun kendisinden, oyuncunun performansının üzerine çekmesi ve izleyiciyi de dramın bir parçası olarak görmesi, Performans Sanatı’na ilişkin bir öngörüyü içermiştir.
  • Soyut Dışavurumcu hareketin en bilinen temsilcisi ABD’li ressam Jackson Pollock’un (1912-1956) ABD’de 1940’ların sonu ve 1950’lerin başında damlatma ve sıçratma (drip and splash) ya da hareketli boyama (action painting) olarak adlandırılan devrim yaratan performatif tarzından da söz etmemiz gerekir.
  • 1954-1972 yılları arasında Japonya’da Gutai grubu performansa dayalı Soyut Dışavurumcu resimler gerçekleştirmiştir. Grup aksiyon resmine ilgi duyan, aksiyon resmi ile performans arası gösteriler düzenleyen bir gruptur. Jackson Pollock ve Georges Mathieu’nün sanatına saygı duyarlar. Gutai grubunun amacı Soyut Sanat’ın sınırlarını aşmak olmuştur. Malzemeye hayat vermek olarak tanımladıkları deneysel çalışmalar yapmışlardır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz. Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. "Gutai Venice 1" by Serwertje - Own work. Licensed.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, savaşa reaksiyona odaklanan Gutai grubu, yıkımın estetiğini bir sanat formu olarak belirlemiştir. Psikolojik rahatlama amacı da taşıyan boya kutularını tuvale fırlatmak, kağıt Japon paravanlarında delikler açmak, yırtmak değişim/dönüşüm arzusunu da yansıtmaktaydı. 1962 yılına tarihlenen grubun ikinci döneminde ise daha çok Japonya’da nüfus artışı ve teknolojik gelişme ile oluşan kültürel oluşuma cevap niteliği taşıdı. Geleneksel sergi mekanlarına muhalefet, dış mekanlarda açılan, katılımcı, deneysel sergiler ile gösterildi. Gutai, dağıldıktan sonra da sergileri devam etti. 2009 yılındaki Venedik Bienali’ni ve 2013 yılında Solomon R. Guggenheim Müzesi’ni 25 Gutai sanatçısının 145 eserini misafir eden kurumlara örnek verebiliriz.
Fotoğraf: 2009 yılında Venedik Bienali’nde Gutai köşesi. “Gutai Venice 1″ by Serwertje – Own work. Licensed.

  • 1950’lerde Fransız ressam Georges Mathieu’nün (1921-2012) Uzakdoğu kıyafetleri ile izleyici önünde resim yaptığı etkinliklerden de söz etmek gerekir.
  • 1950’lerde performanstan ziyade Happening (oluşum) olarak adlandırılan ve tiyatro dışında sahnelenen bu tür yaklaşımların ilk örnekleri, ABD’li besteci, yazar ve eğitimci John Cage (1912-1992) tarafından gerçekleştirilmiştir. Etkinliğe katılanlar da daha önce sözünü ettiğimiz sanatçılardır: Merce Cunningham, David Tudor, Charles Olsen, Robert Rauschenberg, Mary Caroline Richards ve bir köpek. Cage, rastlantı ve doğaçlamaya yer vererek müzisyenlerin bir notasyonu aynen uygulamasını önlemiş, onların daha performatif olmasını sağlamıştır. Cage’in 4’33’’ adlı performansını da dosyamızın Neo Dada 2 adlı bölümünde anlatmıştık.
  • Cage’in öğrencisi Allan Kaprow (1927-2006), bu tür performanslara Happening adını vermiş; 1959’dan itibaren çeşitli Happeningler gerçekleştirmiş; Happening ve Environment (Çevre Sanatı) gibi yeni sanat türlerinin gelişmesinde rol oynamış; resim, müzik, tiyatro, çevre düzenlemesi gibi farklı türleri barındıran bir sanatsal anlayışın öncülüğünü yapmıştır. Kaprow, Enstalasyon sanatının gelişiminde de etkili olmuş bir kişidir. Sanatın seyirlik bir olgu olmaktan çok bir deneyim olması fikrinden hareket etmiştir.
  • Aynı dönemde ABD’li sanatçı Jim Dine (1935-) da pek çok Happening gerçekleştirmiştir.
  • Fütüristler, Dadacılar, Gerçeküstücüler performans kapsamında düşünülebilecek çeşitli etkinliklerde bulunmuşlardır. Rastlantı ögesi, performans geleneğine Dadacı ve Gerçeküstücü denemelerle, Happeningler ile, John Cage’in yapıtları ile girmiştir. Rastlantı ögesi geleneksel tiyatrodan uzaklaşma imkanı getirmiştir.
  • Yves Klein’ın (1928-1962) 1958’deki Boşluk sergisinin yanı sıra ilkini 1960’ta gerçekleştirdiği bir dizi performans, erken örnekler arasındadır.
  • 1950-1970 arasındaki süreçte Fluxus, performans kökenli bir oluşum olarak dikkat çeker.
  • Performansın,  bastırılmış dürtülere, duygu ve düşüncelere yönelik bir başkaldırı simgesi; bir eylem alanı ve aracı olarak kullanılması, kişisel ya da toplumsal düzeyde politik bir ifade biçimine dönüşmesi, bedene yönelik performansları, 1960’ların gençlik hareketlerinin, savaş karşıtı protestoların, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı ayaklanmaların bir yansıması olmuştur.
  • Viyana Eylemcileri, 1960’larda bedene yönelik sadomazoşistik tavırlarıyla gündeme gelmiştir. Grubun, genellikle çıplak gerçekleştirdiği, müstehcen, kan ve dışkının kullanıldığı pek çok performansı polisin müdahalesi ile sona ermiştir. Ana fikir, sanatçıların ve izleyicilerin bu tip performanslar aracılığıyla, bastırdıkları şiddet ve şehvet duygularından arınması, sağaltım imiş.
  • 1970’lerde yazınsal bir metnin temsilini değil, mimesis üzerine değil, daha ziyade fiziksel etkinlik ve bedensel ifadeyi ön plana çıkararak, yeni eleştirel araçlar geliştiriliyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 105|Happening

1950’ler

Yeni dönemin tutkusu, sanatçının tam ve sonsuz  özgürlüğe sahip olması.
Mondrian’ın aksine bir tutumla, resmin/eserin planlanmaması, sanatsal eylemlerin rastlantısal bir şekilde oluşması için fırsat yaratılması hali öne çıkmıştır.
İletişim de yeni dönemin en önemli konularından olmuştur.
Bu temel prensipler 1950’lerden itibaren tüm sanat akımlarına yön vermiştir.

Happening,

  • ABD kökenli,
  • Sanat ve yaşam arasında iletişim kurmak isteyen,
  • Bunu, seyirci ile doğrudan ilişki kurarak yapmayı hedefleyen,
  • Amacına tıpkı yaşamda olduğu gibi rastlantısal, programsız, tasarlanmamış eylemlerle erişmeyi amaçlayan,
  • Gösterilerin resim, dans, müzik, şiir, filmler, diapozitifler ve plaklarla yapılan,
  • Görsel sanatlarla sahne sanatları arasında bir girişim; sergi ile teatral sunum karışımı bir çalışma türü olan,
  • Belli bir öykü anlatmayan,
  • Konu, oyuncu, senaryo ile provadan kaçınan,
  • Doğaçlama, bağımsız, taşınamaz, yeniden üretilemez ve asla ikinci kez tekrarlanmamış eylemlerle,
  • Sanatçının özgürlüğünü güçlü bir biçimde doğrulayan,
  • Sanatın ve sanatçının Pazar tarafından kullanılmasını reddeden,
  • Gösterilerin garaj, sokak, apartman dairesi gibi herhangi bir mekanda ve arkadaşlar arasında gerçekleştirildiği sanat olayına Happening denmiştir.
Claes Oldenburg ile sonradan eşi olan Pat Muschinski’nin, New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Kilisesi’nde sergiledikleri Snapshots from the City adlı Happening’i, 1960. Fotoğraf:Martha Holmes—Time Life Pictures/Getty Images Alıntı:www.britannica.com

Claes Oldenburg ile sonradan eşi olan Pat Muschinski’nin, New York, Greenwich Village’daki Judson Memorial Kilisesi’nde sergiledikleri Snapshots from the City adlı Happening’i, 1960.
Fotoğraf:Martha Holmes—Time Life Pictures/Getty Images
Alıntı:www.britannica.com

  • Happening, ilk belirtileri Fütürizm ve Dada akımlarında ve Marcel Duchamp’ın yaklaşımında olan; Action Painting’e dayanan, ortaya çıkış hazırlıkları Merce Cunningham, John Cage ve Robert Rauschenberg tarafından yapılan, Neo Dada bölümünde kendisine yer verdiğimiz, Performans Sanatı kavramının oluşumunda öncü Allan Kaprow’un (1927-2006) gelişmesine ve teorisine katkıda bulunduğu bir oluşumdur.
  • Neo Dadacı sanatçıların çoğu gibi Kaprow da eserlerinde sanat ile hayatı bağdaştırmanın yeni yollarını aramış, Action Painting yapan sanatçıların sanatı tuvalin dışına çıkarma, hayata yayma hedeflerini benimsemişti.
  • Kalıcı olmayan bir sanat talep ettiği 1958 yılında yazdığı makalesinde Kaprow Happening  (Etkinlik/Oluşum) terimini ilk defa kullandı.
  • Allan Kaprow’un yaptığı  1959’da New York Reuben Galerisi’nde Altı Bölümde 18 Happening adlı gösteri Happening’in doğuşu olmuştur. Kaprow Happening’i “burada olan, hazırlıksız olarak ortaya çıkan” şeklinde tanımlamıştır.
  • Claes Oldenburg, Red Grooms, Jim Dine ve daha pek çok sanatçı Happening’ler yapmışlardır.
  • Happening’ler aracılığıyla yaşam, sanat, sanatçı ve seyirci ayrımı bulanık hale gelir.
  • Happening sanatçının beden hareketleriyle, kaydedilen seslerle, yazılı ve sözlü metinlerle ve hatta kokularla denemeler yapmasını mümkün kılar.
  • John Cage’in düşüncelerini yeniden ele alarak ve Happening’in tek bir olay olmasına karşı çıkan Happening sanatçıları Fluxus adı altında birleşmeleriyle Happening hızlı biçimde yayılmıştır.
  • 1960’lı yılların sonunda Happening’den esinlenen iki eğilim ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri, sanatçının kendi vücudunu sanat malzemesi olarak kullandığı Vücut Sanatı, diğeri ise bünyesinde küçük anlatım parçalarına da yer veren Action Performance’dır.
  • Happening’ler daha sonra Performans Sanatı olarak adlandırılmıştır. Performans’ın Happening’den farkı, Performans’ın tasarlanmış olmasıdır.

 

Çağdaş Sanata Varış 103|Amerikan Pop Sanatı 2 | Lichtenstein, Oldenburg, Wesselmann, Rosenquist

ROY LICHTENSTEIN
(1923-1997)

Boğulan Kız, Roy Lichtenstein, 1963. The Museum of Modern Art, New York. Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

Boğulan Kız, Roy Lichtenstein, 1963.
The Museum of Modern Art, New York.
Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

  • Tablolarının özelliği, yüzeyinin matbaacılıkta kullanılan küçük noktacıklardan oluşan bir ağla, tramla kaplanmasıdır. Tram ile anonim etki yaratır.
  • Çizgi romanlardan seçtiği bir kesiti alarak onu büyütür; güncel ve popüler konu, olay ve kahramanları büyük bir yalınlık içinde sunar. Sanatı için “çizgi film estetiği” denir.
  • Bir antik çağ tapınağını, tarihi bir sanat resmini, bir Art Déco parodisini ya da Picasso’nun bir resmini çizgi roman dili ve bağlamı içinde yeniden oluşturur, popülarize eder.
  • Resimlerinde tablodan taşan büyük biçimlere, kesin kalın çizgili konturlara ve geniş renk alanlarına yer verir. Bu tavrı ile Geç Resimsel Soyutlama sanatçılarına bağlanabilir.
  • Mizah, sanatçının kişisel ve mesleki hayatının önemli bir parçasıydı.
  • Lichtenstein, New York’ta Rutgers Üniversitesi’nde ders vermek üzere kadroya dahil olduğunda, kendini aralarında Allan Kaprow, George Segal gibi isimlerin de bulunduğu Fluxus ve onların Happening adını verdiği performansların orta noktasında buldu. Bu dönemde stilinde değişiklikler olmaya başladı.
  • Pop Art’ı şöyle tanımladı: “Bir ağaç düşündüğümde aklıma ilk gelen, bir ağacın medya tarafından yapılan taklididir. Nesnenin kendisinden çok, o nesnenin bir film, bir fotoğraf veya reklamdaki taklidi aklımıza gelir. Nesnenin kendisinden çok, taklidi algılanır”.
  • Sanatçı üç boyutlu  ve soyut çalışmalar ve takı tasarımları da yapmıştır.
  • 1966’da Whaam adlı eseri Tate tarafından, halk tarafından saçma olarak algılanıp eleştirilmesine rağmen, 3.946 Sterlin’e satılmıştı. Tate Modern’deki 2012 yılında yapılan retrospektif sergisi 55 binden fazla ziyaretçi tarafından gezildi.

 

CLAES OLDENBURG
(1929)

Claes Oldenburg, The Store (Dükkan), 1961. Eserlerini bir dükkanda sergileyerek sanata, teşhir edilen ve satın alınan bir meta rolü yüklüyor, sanatı gündelik yaşamla bağlantılı hale getiriyordu. 1961 yılında New York Manhattan’da, eserlerini satacağı bir dükkan kiraladı. Bu tutumu ile, sanat eserinin galeride satılması alışkanlığını sorgulamayı amaçladı. Dükkan’da, kadın iç çamaşırından, bifteğe kadar çok çeşitli nesnelerin taklitleri vardı. Objeler tuhaf oranlarda, çok büyük yapılmıştı. Sanatçı bu şekilde sanat ile mal fikrini tartışmaya açıyordu. Objeler üst üste yığılmış, duvarlara asılmış, tavandan sarkıtılmış, tezgahların üzerine yayılmıştı. Dükkan’ın yerleşimi, herşeyin tasfiye öncesi satılmak istendiği bir yeri andırıyordu. Claes Oldenburg, bir nesneyi sahneleme olgusunun bile onu değiştireceğini vurgular. Bu tüketim malları  Enstalasyonu bir ay boyunca açık kaldı. Dükkan, sadece resim, sinema ve müzik dünyasını değil, tasarımcıları da büyük ölçüde etkiledi. Dükkan, Enstalasyon Sanatı’nın kökeninde yatan eserlerden biri olarak kabul edilir. Fotoğraf:plazalondon.wordpress.com

Claes Oldenburg, The Store (Dükkan), 1961.
Eserlerini bir dükkanda sergileyerek sanata, teşhir edilen ve satın alınan bir meta rolü yüklüyor, sanatı gündelik yaşamla bağlantılı hale getiriyordu.
1961 yılında New York Manhattan’da, eserlerini satacağı bir dükkan kiraladı. Bu tutumu ile, sanat eserinin galeride satılması alışkanlığını sorgulamayı amaçladı.
Dükkan’da, kadın iç çamaşırından, bifteğe kadar çok çeşitli nesnelerin taklitleri vardı. Objeler tuhaf oranlarda, çok büyük yapılmıştı. Sanatçı bu şekilde sanat ile mal fikrini tartışmaya açıyordu.
Objeler üst üste yığılmış, duvarlara asılmış, tavandan sarkıtılmış, tezgahların üzerine yayılmıştı. Dükkan’ın yerleşimi, herşeyin tasfiye öncesi satılmak istendiği bir yeri andırıyordu. Claes Oldenburg, bir nesneyi sahneleme olgusunun bile onu değiştireceğini vurgular.
Bu tüketim malları Enstalasyonu bir ay boyunca açık kaldı. Dükkan, sadece resim, sinema ve müzik dünyasını değil, tasarımcıları da büyük ölçüde etkiledi.
Dükkan, Enstalasyon Sanatı’nın kökeninde yatan eserlerden biri olarak kabul edilir.
Fotoğraf:plazalondon.wordpress.com

  • İsveç doğumlu Oldenburg, Chicago’da büyümüş, daha sonra New York ve Los Angeles’da yaşamıştır.
  • Oldenburg’un ilk zamanlardaki işleri içerik yönünden belirleyici olması ile beraber Ekspresyonist akımının etkisindedir.
  • Amerikan insanının her gün tükettiği hamburger, dondurma ve pasta gibi popüler yiyecek maddelerinden, klozet kapağı, elektrik düğmesi, ruj, mandal, araba sileceği, yazı makinesi gibi çeşitli günlük kullanım nesnelerini konu alarak, onları olduğundan farklı bir bağlamda sunar.
New York’ta MOMA’da sergilenen 1962 yılı eseri bir yumuşak heykel. Fotoğraf:www.southwestjournal.com

New York’ta MOMA’da sergilenen 1962 yılı eseri bir yumuşak heykel.
Fotoğraf:www.southwestjournal.com

  • 1957 yılında yumuşak heykel fikrini geliştirdi. Bir kadın naylon çorabı içine gazete kağıtları doldurup astığı objesi o zaman isimsizdi, sonradan Sosis adını aldı.
  • Tüketim mallarını büyük boyutlu heykellere dönüştürürken patiska, branda gibi bezleri kağıt ve paçavralarla doldurup nesnenin biçimini verdikten sonra alçı ile kaplamış, sentetik boyalarla renklendirmiştir.
  • 1959 yılında üç boyutlu eserlerinin ilk sergisini açtı. İlk eşi, yumuşak heykellerinin dikimini yaptı. Yumuşak heykelleri 1970’lerde Soft Art’a (Yumuşak Sanat) öncülük etmiştir.
  • Pek çok Happening sergiledi.
  • Dev Dondurma Külahı, Hamburger, Lolipop 1962 yılının, Yumuşak Daktilo 1963’ün, Elektrik Düğmesi 1964, Yale Üniversitesi’nin bahçesinde yer alan Ruj 1969 yılının ürünleridir.
  • 1965 yılından itibaren kamusal alanda sergilenecek anıtlar üzerinde çalışmaya başladı. Bunlardan ilki 1965 yılında New York’ta Central Park’ta yerini buldu. 1966 yılında ise Londra’da Piccadilly Meydanı’nda Ruj sergilenmeye başladı.
  • Daha sonra bazı mimari projelere eserleriyle katkıda bulunmaya devam etti.
Oldenburg’un Köln’de binanın tepesine düşmüş dondurma külahı. Fotoğraf:thechive.com

Oldenburg’un Köln’de binanın tepesine düşmüş dondurma külahı.
Fotoğraf:thechive.com

Tom Wesselmann (1931-2004), 1960’tan başlayarak çıplak kadın figürünü çok nesnel bir yaklaşımla ele alır. Wesselmann’ın çıplakları Amerikan kadınını, orta sınıf Amerikan beğenisini yansıtan mekanlar ve eşyalar eşliğinde gösterir. Bu resimler, popüler kültürün toplumsal ve psikolojik boyutta yansıtıldığı örneklerdir. Fotoğraf:everybodyknows.ca

Tom Wesselmann (1931-2004), 1960’tan başlayarak çıplak kadın figürünü çok nesnel bir yaklaşımla ele alır. Wesselmann’ın çıplakları Amerikan kadınını, orta sınıf Amerikan beğenisini yansıtan mekanlar ve eşyalar eşliğinde gösterir. Bu resimler, popüler kültürün toplumsal ve psikolojik boyutta yansıtıldığı örneklerdir.
Fotoğraf:everybodyknows.ca

James Rosenquist (1933), F-111, 1965. Çağdaş kent yaşamından alınmış görüntülere yer veren sanatçı, çok büyük boyutlarda resimler gerçekleştirmiş ve endüstri boyalarından yararlanmıştır. Resimleri çoğu kez gerçeküstü bir etki yaratır. 1965 yılından sonra çevre ile ilgili ve seyirciye yoğun duyumsal bir deney sağlayan yapıtlar gerçekleştirmiştir. Bunlardan ilki F-111, 3 metre X 25 metre boyutlarındadır. Yapıtta, bir F-111 uçağı; uçağın üstünde Amerikan günlük yaşantısından alınmış görüntüler bulunmaktadır. Sanatçı bu çalışmasıyla, Amerika’daki ekonomik savaşla eşdeğerde bir çılgınlık yaratmak istediğini belirtmiştir. Tavrının basit bir gözlemi aştığı açıktır. Fotoğraf:www.moma.org

James Rosenquist (1933), F-111, 1965.
Çağdaş kent yaşamından alınmış görüntülere yer veren sanatçı, çok büyük boyutlarda resimler gerçekleştirmiş ve endüstri boyalarından yararlanmıştır. Resimleri çoğu kez gerçeküstü bir etki yaratır. 1965 yılından sonra çevre ile ilgili ve seyirciye yoğun duyumsal bir deney sağlayan yapıtlar gerçekleştirmiştir. Bunlardan ilki F-111, 3 metre X 25 metre boyutlarındadır. Yapıtta, bir F-111 uçağı; uçağın üstünde Amerikan günlük yaşantısından alınmış görüntüler bulunmaktadır. Sanatçı bu çalışmasıyla, Amerika’daki ekonomik savaşla eşdeğerde bir çılgınlık yaratmak istediğini belirtmiştir. Tavrının basit bir gözlemi aştığı açıktır.
Fotoğraf:www.moma.org

Çağdaş Sanata Varış 92|Neo Dada 3| Jasper Johns, Allan Kaprow

  • ABD’li Jasper Johns (1930) ressam, heykeltraş ve baskı sanatçısıdır. Rauschenberg’in iyi arkadaşı olan sanatçı hem Neo Dadacılar hem de Pop Art’çılar ile anılır. Soyut Dışavurumculuk’un zengin imkanlarından, özellikle de fırçayı kullanış tarzından yararlanmayı da hiç bırakmamıştır. Gündelik nesneler kullanarak yapılan ilk resmin ona ait olduğu söylenir. Bayrak serisi, hedef tahtaları, haritalar gözde konuları olmuştur. Zihnin halihazırda bildiği objeleri kullanmak istediğini belirtmiştir. Malzeme olarak kullandığı gazete ile bayrak, harf, hedef tahtası ve rakamlar yaparak kitle iletişim araçlarının sembollerine saldırmayı sürdürmüştür. İlerleyen yıllarda, 1960’larda, ürettiği eserleri daha pervasız olmaya ve buluntu objeleri (cetvel, fırça vs.) daha fazla barındırmaya, şablon baskı ve vücut baskısı ihtiva etmeye başladı. Balmumu ve alçı sıkça kullandığı malzemeler oldu.
Jasper Johns, Beyaz Bayrak, 1955. Sanatçı sadece 1950’lerde değil, 2000’lerde de bayrak serisini yapmaya devam etmiştir. Beyaz Bayrak, serinin en büyüğü (199x307cm) ve ilk monochrome olanıdır. Bu seri Johns’un erken dönemini en iyi temsil eden işidir. Kullandığı sıcak balmumu sayesinde her fırça darbesini görünür kılmış; yüzey girintili çıkıntılı olmuş; renk şeffaftan opak’a değişiklik göstermiştir. Tablo, üç ayrı tuvalden oluşmaktadır: yıldızların yer aldığı, yıldızların yanındaki yedi şeritli bölüm ve altta uzun şeritli olan. Astar olarak doğal balmumunu sürmüş, yıldızların çevresi ve şeritler için kağıt ve kumaş parçalarını eritilmiş balmumuna batırıp tuvalde yerlerine yerleştirerek kolajını tamamlamış, üç paneli birleştirdikten sonra en üste tekrar balmumu sürmüş, bu defa balmumunun içine renk katmıştır. Bu eser, 1998 yılında Metropolitan Müzesi tarafından 20 milyon dolara satın alınana kadar sanatçının koleksiyonunda kalmıştır. Fotoğraf:www.jasper-johns.org

Jasper Johns, Beyaz Bayrak, 1955.
Sanatçı sadece 1950’lerde değil, 2000’lerde de bayrak serisini yapmaya devam etmiştir.
Beyaz Bayrak, serinin en büyüğü (199x307cm) ve ilk monochrome olanıdır. Bu seri Johns’un erken dönemini en iyi temsil eden işidir.
Kullandığı sıcak balmumu sayesinde her fırça darbesini görünür kılmış; yüzey girintili çıkıntılı olmuş; renk şeffaftan opak’a değişiklik göstermiştir. Tablo, üç ayrı tuvalden oluşmaktadır: yıldızların yer aldığı, yıldızların yanındaki yedi şeritli bölüm ve altta uzun şeritli olan. Astar olarak doğal balmumunu sürmüş, yıldızların çevresi ve şeritler için kağıt ve kumaş parçalarını eritilmiş balmumuna batırıp tuvalde yerlerine yerleştirerek kolajını tamamlamış, üç paneli birleştirdikten sonra en üste tekrar balmumu sürmüş, bu defa balmumunun içine renk katmıştır.
Bu eser, 1998 yılında Metropolitan Müzesi tarafından 20 milyon dolara satın alınana kadar sanatçının koleksiyonunda kalmıştır.
Fotoğraf:www.jasper-johns.org

Jasper Johns, Gri Numaralar, 1958. Aynı sıklıkla yerleştirilmiş rakamlar elde edebilmek için kullanılan ızgara planın sol üst köşesi hariç tüm kutuları doludur. Fotoğraf:www.jasper-johns.org

Jasper Johns, Gri Numaralar, 1958.
Aynı sıklıkla yerleştirilmiş rakamlar elde edebilmek için kullanılan ızgara planın sol üst köşesi hariç tüm kutuları doludur.
Fotoğraf:www.jasper-johns.org

  • ABD’li Allan Kaprow (1927-2006), ressam, asamblaj sanatçısı, eğitmen, sanat teorisyeni, Performans Sanatı kavramının oluşumunda öncü, Happening’in gelişmesine ve teorisine katkıda bulunmuş bir sanatçıdır.
  • Rauschenberg gibi Allan Kaprow da John Cage’den çok etkilenmişti. Aynı zamanda Soyut Dışavurumcuların da hayranıydı. Neo Dadacı sanatçıların çoğu gibi Kaprow da eserlerinde sanat ile hayatı bağdaştırmanın yeni yollarını aradı. Action Painting yapan sanatçıların sanatı tuvalin dışına çıkarma, hayata yayma hedeflerini benimsedi.
  • 1958’de Kaprow “Jackson Pollock’un Mirası” başlıklı makaleyi yayınladı. Bu makalede Kaprow boya, sandalye, yiyecek, neon ışıkları, duman, su, eski çoraplar, bir köpek, filmler gibi  nesnelerden yapılan, kalıcı olmayan bir sanat talep etti. Bu metinde Kaprow Happening  (Etkinlik/Oluşum) terimini ilk defa kullandı.
  • Kaprow’un yapıtları sanat ve yaşamı kaynaştırmaya çalışır. Happening’ler aracılığıyla yaşam, sanat, sanatçı ve seyirci ayrımı bulanık hale gelir. Happening sanatçının beden hareketleriyle, kaydedilen seslerle, yazılı ve sözlü metinlerle ve hatta kokularla denemeler yapmasını mümkün kılar.
Fotoğraf: www.culturela.org

Fotoğraf: www.culturela.org

  • Kaprow’un Happening’leri, ilk olarak kısa senaryolu etkinlikler şeklinde başlamıştır. Kaprow için bir Happening,  bir oyun, bir macera ya da bir dizi etkinlikti. Kaprow Happening’lerin ortaya çıkıveren olaylar olduğunu söylüyordu. Happening’lerde belli bir yapıyı izleyen başlangıç, gelişme ve son olmadığı gibi, sanatçı ve izleyici arasında bir ayrım ya da hiyerarşi de yoktu. Sanat yapıtını belirleyen seyircinin tepkisiydi ve bu da her Happening’i tekrarlanamayan eşsiz bir deneyime dönüştürüyordu. Happening’ler sanatçı ve izleyiciler arasındaki duvarı yıkıyordu, katılımcı ve etkileşimliydi. Böylece izleyiciler yapıtları sadece “okumuyorlar”, aynı zamanda onunla etkileşime geçerek sanatın bir parçası haline geliyorlardı. İzleyiciyi sanata dahil etmek Neo Dadacı hedeflerden biriydi. İzleyicileri buz küpleriyle dolu bir odaya alıp, onların buzlara dokunarak, erimelerini sağlayıp, döngüyü tamamlamaları Kaprow’un bir etkinliği idi.
  • Kaprow’un sayıları 200’ü aşan Happening’leri zaman içinde değişime uğramıştır. En sonunda Kaprow çalışmalarını “Etkinlikler” diye adlandırdığı, gündelik hayatla uyum içindeki normal insan etkinliğinin araştırılmasına adanmış, bir ya da birkaç oyuncu için yazılmış parçalara çevirmiştir.
  • 1961 ve 1962 yıllarında Kaprow izleyicileri yaratıcı tepkiler verme yönünde harekete geçiren teknikler geliştirdi. Kaprow Happening’lerini tek kullanımlık ögelerle yaptı ve çok nadir olarak kaydetti. Sanatı, alınıp satılan bir mal olmaktan çıkartmak, deneyimlenen bir şeye dönüştürmek de Neo Dadacı bir hedefti. Bu da onları tek seferlik Etkinlikler/Oluşumlar yaptı ama bazı yapıtları daha sonraları yeniden gerçekleştirildi.
  • Happening  türünün gelişmekte olduğu 1961’de Kaprow bunları geleneksel olmayan tiyatro eserleri diye de adlandırıyordu. Kaprow Happening’lerin tavan aralarında, depolarda, bodrum katlarında sergilenmesinin seyirci ve oyun arasındaki engeli yıkarak yeni bir tiyatro kavramı geliştirdiğini belirtiyor, sanatın geleneksel sergilenme mekanlarını kullanmayarak da bir Karşı Sanat sergiliyordu.
  • Kaprow ayrıca  sanat-olmayan-sanat kavramıyla da bilinmektedir.
  • Red Grooms, Jim Dine, Robert Whitman, David Tudor ve Yves Klein o dönemin Happening sanatçılarından bazılarıdır.
  •  Happening sanatçısı olan ve adı Pop Art ile de anılan Claes Oldenburg gibi çok sayıda ünlü sanatçı Kaprow’u kendilerini etkileyen kaynaklardan birisi olarak anar. Allan Karpow sırasıyla Fluxus, Performans Sanatı ve Yerleştirme Sanatı’nı (Enstalasyon) etkilemiştir.
  •  Karpow’un Happening’leri Fluxus’u; geç 60’larda ve 70’lerde Performans Sanatını; Çağdaş Sanat’a çok büyük etkisi olan çoklu ortam (multimedia) ve günlük hayatın sanatını önemli ölçüde yönlendirmiştir.
Allan Kaprow Yard 2 adlı sanatçının vefatından sonra, 2009 yılında gerçekleştirilen bir Happening. Fotoğraf:animalnewyork.com

Allan Kaprow Yard 2 adlı sanatçının vefatından sonra, 2009 yılında gerçekleştirilen bir Happening.
Fotoğraf:animalnewyork.com

Çağdaş Sanata Varış 90| Anti Sanat | Karşı Sanat | Anti Estetik | Neo Dada 1

1950’ler, New York

  • Marcel Duchamp (1887-1968) (Çağdaş Sanata Varış 49’da Duchamp’tan uzun uzun söz etmiştik.), pisuvar, bisiklet tekerleği, şişe kurutucusu gibi gündelik malzemeleri sanatın alanına sokarak o objeye bakış açımızı değiştirmiş;  o eşyanın fonksiyonunu dışlayıp, estetik anlam getirdiğini öne sürmüş; sanatı yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini söylemiştir.
  • Neo Dada akımı da Duchamp’ın New York’ta olduğu sırada, New York’ta doğmuştu.
  • Neo Dada, bir Soğuk Savaş dönemi sanatıdır.
  • Bu akımda da Dada akımına benzer, buluntu nesnelerden yapılan kolajlar, anti sanat/estetik tarzı eserler verilmiştir.
  • Anti sanat kendisi bir akım olmayan, ama koyduğu normlarla, bir akımdan daha uzun süren, devrimci sanat akımları tarafından benimsenmiş, devrimci sanat formlarını ifade eder.

Anti sanat / Anti estetik / Karşı sanat:

  • Geleneksel sanat kavramlarına,
  • Geleneksel sanata,
  • Sanatçı kavramına,
  • Geleneksel sanatsal standartlara,
  • “Yüksek sanat” değerlendirmesine,
  • Sanat piyasasına,
  • Sanatta bireyciliğe,
  • Sanatta globalliğe,
  • Bir meslek olarak sanata,
  • Sanatın toplum üzerinde baskı kurmasına,
  • Sanat ile hayat arasındaki ayrıma karşı çıkar.
  • Anti sanatçılar, sanat piyasasına karşı oldukları için, sanat eseri olarak satılamayacak ürünler verme yolunu seçer.
  • Anti sanat zamanla sanat dünyası tarafından sanat olarak kabul gördü. Ama günümüzde de Duchamp’ın hazır objelerini sanat olarak kabul etmeyenler var. Bunlara ise anti-anti-sanatçılar deniyor.
  • İlk anti sanat olarak kabul edilen Dadacılık, Avrupa çıkışlı bir akım olmasına ve 1916-1922 arasına tarihlenmiş olmasına rağmen, 1950’lerde ABD’de Neo Dada ile, 1960’lar ve sonrasında ise Happenings, Performans Sanatı ve Kavramsal Sanat ile etkileri çok uzun sürmüş bir akım/felsefedir.
  • Zıtlıklar, çelişkiler, paradokslar ve ironiler, Dadacılarda sıkça rastlanan özelliklerdir.
  • Neo Dadacı eserlerde modern malzemeler, popüler kişilerin fotoğrafları veya ikonları, çarpıcı çelişkiler yaratan düzenlemeler kullanıldı. Zaman zaman da bu işlere işitsel ögeler eklendi.
  • Kolajlarda buluntu nesneler tercih edildi.
  • Sanat dünyası, 1953 yılında Jean Dubuffet tarafından adı konan yeni bir terim sahibi oldu: asamblaj. Doğal veya hazır malzeme parçalarından oluşturulan; fotomontajdan mekan düzenlemesine kadar çok çeşitli alanlarda kullanılabilen; üç boyutlu sanat eserleridir (kolaj iki boyutludur).
Robert Rauschenberg, Erased de Kooning Drawing, 1953. Fotoğraf:www.sfmoma.org

Robert Rauschenberg, Erased de Kooning Drawing, 1953.
Fotoğraf:www.sfmoma.org

  • Neo Dadacılar, Soğuk Savaş dönemine uygun olarak, Dadacılar kadar militan olmadılar.
  • Tüketici kültürüyle hem alay etmişler hem de bu kültürü kutsamışlardır.
  • Soyut Sanat’ın ve Realizm’in geleneklerine karşı olmuşlardır.
  • Neo Dadacılar izleyiciyi geleneksel estetik değerlerin ötesine bakmaya teşvik etmeye; çelişkilerin, saçmanın, karışık sinyallerin arkasında yatan anlamı düşünmeye yönlendirmek istemişlerdir.
  • Neo Dadacılar, izleyicinin eserleri karşısında hislerine değil, aklına müracaat etmesini tercih etmişlerdir.
  • Marcel Duchamp, sanat eserinin sanatçı ile başlayan, izleyici ile biten bir araç olduğunu söyleşmişti. Neo Dadacılar da bu görüşe katılıyorlardı. İzleyiciyi sanat eserinin bir parçası olarak görmüşler; sanatçının niyetinin değil, izleyicinin o esere getirdiği yorumun eserin anlamını belirlediğine inanmışlardı. Çağdaş pek çok sanat akımı da bu inancı temel almıştır.
  • 1916-22 yıllarına tarihlenen ve Avrupa’da ortaya konan Dadacılık prensipleri, ABD’ye ve 1950’li yılların şartlarına uyarlanmıştır.
  • Dadacılar Birinci Dünya Savaşı’nın bir nesli ortadan kaldırmasına cevaben, burjuva kültürüne bir karşı çıkış olarak sanatı kullanmışlardı; amaçları  yaşadıkları toplumu ve kültürü aşağılamaktı. Neo Dadacılar ise, benzer yöntemler kullandılar ama amaçları güzel sanatların sınırlarını genişletmekti.
  • Neo Dadacı sanatçılar, Robert Rauschenberg, Jasper Johns, John Cage, Merce Cunningham ve Allan Kaprow hepsi New York’ta yaşadılar, çalıştılar, bu şehirde sergilerini açtılar.
  • 1950’lerin başında Amerikan Avangardı, Soyut Dışavurumculuk’un kanatları altındaydı. (Soyut Dışavurumculuk/Soyut Ekspresyonizm Soyut Sanat bölümünde anlatılmıştı.)Pollock, de Kooning, Kline, Rothko gibi akımla adı özdeşleşmiş olan sanatçılar hem eserleri ile hem de yaşantıları ile, hızlı yaşamaları, çapkınlıkları ve içki tüketimleri ile, dikkatleri üzerlerinde topluyorlardı. Neo Dadacılar ortaya çıkmaya başladıklarında, on yıldan beri Soyut Dışavurumculuk Modern Amerikan Sanatı’nın önde gelen stiliydi. 1949’da akım o kadar gözde idi ki, Life Dergisi’nin sayfaları Pollock haberleri ile doluydu. 1950’lere gelindiğinde akım, ABD’deki sanat üretim ve eğitiminde öne çıkmış, ikinci, üçüncü nesil sanatçılarını yetiştirmeye başlamıştı.
  • Rauschenberg 1953’de Soyut Dışavurumculuk ustalarından de Kooning’in çizgilerini silerek, Neo Dadacılar’ın Soyut Dışavurumculuk’un yaratmış olduğu psikolojik engeli ve formalist estetiği yıkma arzusunu simgelemişti.
  • 1962 yılında sanat eleştirmenleri tarafından Neo Dadacı olarak anılan sanatçılar kendilerini aynı avangard stilin üyeleri olarak görmüyorlardı.
  • Neo Dada akımını başlatanlar arasında üç isim öne çıkar: John Cage, Robert Rauschenberg ve Merce Cuningham.