Etiket arşivi: Alfred Hitchcock

Çağdaş Sanata Varış 288|Video Sanatı 1

  • Video çalışmaları 1970’lerden başlayarak, Kavramsal Sanat çalışmaları, anında kayıtlardan oluşan çalışmalar, feminist-performans, video heykeli, video düzenlemeleri gibi oldukça geniş bir üretim yaygınlığı göstermiştir. Genellikle alternatif sanat yapma biçimlerine ilgi duyan çevrelerin yaptığı çalışmalardır. 1990’larda internetin yaygınlaşmasına paralel olarak, Yeni Medya, intermedya olarak kavramsallaştırılmaya başlanan bir sanat biçimidir.
  • Kore doğumlu Nam June Paik (1932-2006), video kamerasına sanatçının gözünün uzantısı ve perdeye resmin eş değeri muamelesi yapmıştır. Video, yeni bir metaforik anlatım türü olmuştur.
  • 1980’lere gelindiğinde video artık göz değil zihindir; süreç gözle bakış değil düşünce üretimidir. Video, bilinç akışını yakalayabilecek bir mecra haline gelmiştir.
  • Saf görselin ötesine geçen, izleyicide çeşitli ve derinleşen düşünceler uyandıran bir sanat türüdür. Bakma ve bakılma arasındaki ilişkiyi gündeme getirir.
  • Farklı kombinasyonlar içinde oynatılan, iki izleyicinin aynı şeyi görmesinin mümkün olmadığı video çalışmaları yapılmıştır. 3, 5, 6 gibi birden çok kanaldan yansıtılan video filminin; renkli veya siyah-beyaz, sesli veya sessiz; muhtelif kanallı (örneğin sekiz kanallı) ses eşliğinde sunulduğu örnekler verilmiştir.
  • Video sanatı; sanatçıların, mühendislerin ve yönetmenlerin bir arada çalışabildiği bir sanat türüdür.
  • Deneysel videolarda yapay renklendirme, biçim bozma, geri besleme, film hilesi gibi işlemler bilgisayarlarla yapılmaya başlandı. Bu görüntüler, iletişim ve yaratma alanlarında devrim yaptı.
  • Donanım ve yazılımın daha rafine ve ucuz hale gelmesiyle sanatta, Video Sanatı’nın yanı sıra Dijital Sanat, Çoklu Ortam Sanatı, Yeni Medya Sanatı terimleri de kullanılmıştır.
  • Ekran tabanlı ortamlar artık Çağdaş Sanat’ın önemli bir parçasıdır.
  • Dijital teknolojinin gelişimi, yüksek çözünürlüklü görüntüler üretmeyi de mümkün kıldı. 1990’ da yüksek netlikte HDTV sistemli televizyonlar geliştirildi.
  • İskoçyalı sanatçı Douglas Gordon (1966-), 1993’te yaptığı 24 Hour Psycho adlı çalışması ile yönetmen Alfred Hitchcock’un 1960 yapımı filminin bütün bir güne yayılan yavaşlatılmış sürümünü yaptı. Popüler bir filmi kendine mal ederken, orijinal filmin anlatı, tempo ve sinematografiye ilişkin kurallarını karmakarışık hale getirerek beklentileri alt üst etti.
  • 2005 yılında video sanatçısı Candice Breitz (1972-), Mother and Father adlı video Enstalasyonunda Hollywood filmlerinden görüntüler ile popüler filmlerin basmakalıp özelliklerine ve görsel kurallarına meydan okumuştur.
  • Gordon ve Breitz’in işleri hikaye oluşturan bir okumayı sınırlar; popüler yapımların tipik anlatı ve karakter gelişimi, eylem ve drama reddedilir. Her iki sanatçı da işini sanat galerisi için üretmiştir. Breitz, orijinal filmleri yeni bir anlatı oluşturacak şekilde organize eder.
  • Video Sanatının karakteristikleri arasında dramatik eylem, anlatı ve karakter rollerinin yokluğu; içeriğin sıradanlığı; gelişmiş kamera tekniklerinin ve düzenlemenin yokluğu; zamana karşı alışılmadık tutumlar; filmin bölümlerinin bir döngü halinde gösterimi; filmin anlatı potansiyelinden faydalanmama; hareketsiz kamera; popüler eğlence ve belgesel kurallarına karşı çıkma sayılabilir.
  • Video sinemadan, üretimin kişiselleştirilmesi ve bakışın öznelleştirilmesine verdiği olanak ile ayrılır.
  • Bu sanat dalının kendi uluslararası festivalleri de oluşmuştur.
  • Bu sanat dalı, bir arşiv, bir bellek oluşturulması gereğini de doğurmuştur.
  • Farklı ülkelerden video içerik üreticileri ile birlikte çalışan; onlara eğitim veren; teknik, stratejik ve dağıtım altyapısı için destek sağlayan; doğru izleyici kitlesine ulaşmalarına yardımcı olan firmalar ortaya çıkıyor.
  • Audio-Video çalışmalarına bir örnek olarak Hale Tenger ile besteci Serdar Ateşer’in 2005-2007 yılları arasında birlikte hazırladığı ve Paris’teki Centre Pompidou’da daimi koleksiyona alınan Beyrut adlı yapıtı verebiliriz.
  • 2010 yılında dünyanın ilk taşınabilir üç boyutlu kayıt yapan video kamerası üretilmiştir.
2084: bir bilimkurgu gösterisi/2. Bölüm: Cumhuriyeti’nin Çöküşü; Pelin Tan (1974-), Anton Vidokle (1965-); video, ses; 2014. Sanatçıların yönetimi altındaki bir cumhuriyet ve devamında, yaşamı durmaksızın sanata dönüştürme gayreti yüzünden bu cumhuriyetin çöküşü.  Bu cumhuriyette müzeler veri merkezleridir, hiç kimsenin bir mesleği yoktur, para kaldırılmıştır, artık iş de yoktur. 14. İstanbul Bienali, Adahan Sarnıcı, 2015. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2084: bir bilimkurgu gösterisi/2. Bölüm: Cumhuriyeti’nin Çöküşü; Pelin Tan (1974-), Anton Vidokle (1965-); video, ses; 2014.
Sanatçıların yönetimi altındaki bir cumhuriyet ve devamında, yaşamı durmaksızın sanata dönüştürme gayreti yüzünden bu cumhuriyetin çöküşü.
Bu cumhuriyette müzeler veri merkezleridir, hiç kimsenin bir mesleği yoktur, para kaldırılmıştır, artık iş de yoktur.
14. İstanbul Bienali, Adahan Sarnıcı, 2015.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 98|Fransız Yeni Dalga Sineması 2|Chabrol, Truffaut, Resnais

  • Jean-Luc Godard, François Truffaut, Claude Chabrol, Eric Rohmer, Jacques Rivette önce Cahier du Cinéma dergisinin yazarları, sonra Yeni Dalga’nın ünlü yönetmenleri olmuşlardır. Louis Malle ve Alain Resnais yönetmenliğe eleştirmen olarak başlamadılar ama paralel tutumlar sergilediler.
  • Yeni Dalga, sinemaya özgürlük getiren bir akım olmuştur.
  • Fransız sineması Yeni Dalga ile çok köklü bir değişime uğrar. 1950-1965 yılları arası Fransız sinemasının yükseliş dönemidir.
  • ABD filmleri, Fransız Sinematek’i, Bazin ve Cahiers du Cinéma dergisi ile auteur kuramı, Fransız Yeni Dalga akımının oluşmasında etkili olmuş gelişmelerdir. Yönetmenler bir sinema kültürüne ve sinema mirasına sahiptiler.
  • Dolayısıyla hiçbir  zaman örgütlü bir hareket haline gelmemiş olan Yeni Dalga’da her film ayrı bir sanat manifestosu olmakla birlikte:

    *Yeni Dalga, film üzerine düşünen film yapar.
    *deneysel anlatım özellikleri taşır,
    *klasik film formunu reddetmesi,
    *toplumsal ve siyasi değişimlere filmlerde yer vermesi,
    *burjuva karşıtlığı,
    *öteki ben (alter ego),
    *non-diagetic ses kullanımı,(kameranın çektiği alan içindeki herşey diagetic; kameranın çektiği alan dışından gelen sesler non-diagetic olarak adlandırılır. Örneğin üst ses non-diagetic’tir.)
    * doğrudan ses kaydı,
    *tabuları yıkma cesareti,
    *kurgu, görsel biçim ve sinematografik anlatımlarda farklılıklar yaratması,
    *dışarıda çekim,
    *açık bırakılmış senaryo,
    *lineer olmayan kurgu,
    *jump-cut (kameranın açısı değişmeden sahnenin, aksiyonun değişmesi)  kullanımı,
    *sesle görüntü arasında eşzamanlılık olmayışı ortak noktalar olarak belirtilebilir.
    * Fransız Yeni Dalga akımı kültürel nostaljiyi bayrak yaptığı için, edebiyattan, eski filmlerden alıntılar, göndermeler yapar.
    *50’li yıllar TV’nin Batı’da yaygınlaştığı, popüler kültürün yayıldığı ve entelektüellerin bu durumu sorgulamaya başladıkları bir dönemdir.

 

İlk Yeni Dalga filmleri:
1958  Louis Malle, İdam Sehpası
1958  Claude Chabrol, Yakışıklı Serge
1959  François Truffaut,  400 Darbe
1959 Alain Resnais,  Hiroşima Sevgilim
1959 Jean-Luc Goddard,  Serseri Aşıklar

Yakışıklı Serge’in afişi. Fotoğraf:www.tersninja.com

Yakışıklı Serge’in afişi.
Fotoğraf:www.tersninja.com

Claude Chabrol (1930-2010)

  • Yeni Dalga’nın kimi özelliklerini ilk kez perdeye getiren Yakışıklı Serge (1958), Chabrol’ün filmi.
  • Yeni Dalga’nın en verimli yönetmenidir.
  • Hitchcock’tan çok etkilenmiştir.
  • Burjuva değerlerini yeren filmler yaptı.
  • Konulara mesafeyle, akılcı biçimde yaklaşan bir yönetmen oldu. Bu tavır onu Hitchcock ve Truffaut’dan ayırt eden başlıca özelliklerden biriydi.
  • 60’ların sonlarında, sinemada lezbiyen bir ilişkiyi ele alan ilk filmlerden birini yapmıştır.

François Truffaut, Alfred Hitchcock ile. Fotoğraflar:thehitchcockreport.wordpress.com ve www.goodreads.com

François Truffaut, Alfred Hitchcock ile.
Fotoğraflar:thehitchcockreport.wordpress.com ve www.goodreads.com

François Truffaut (1932-1984)

  • Çok önemli ve etkili bir yönetmen olmadan önce, yazıları yankılar yapan, makaleleri önemsenen bir sinema yazarı idi.
  • 1954’te, Cahiers du Cinéma dergisinde 22 yaşında iken yazdığı, yönetmenin filmin tek ve son sahibi olduğunu söyleyerek auteur kuramının temellerini güçlendirmiştir.
  • Filmlerindeki ana amaç, o gün yaşananları en uç noktaya taşıyarak, böyle devam edilirse neler olabileceğini anlatmak, toplumun farkındalığını korkutarak artırmaktır. İçinde bulunulan duruma yabancılaştırıp, dışardan bakmayı sağlayarak, toplumu uyarmaya çalışır. TV onun görüşüne göre beyin yıkayan bir alettir.
  • Yenisini alınca eskisini atan tüketim toplumunu eleştirir.
  • 1959’da ilk uzun metraj filmi olan 400 Darbe ile Cannes Film Festivali’nde ödül aldı. Bu film ile Yeni Dalga’nın belki de en etkileyici ve manifesto filmini yapmış oldu.
  • Truffaut 400 Darbe’de seyirciye bir tuzak kurar. Seyirciyi bir beklenti içine sokar, sahne ansızın biter. Bu tuzak ile, kentsoylu ahlakının ikiyüzlülüğünü sergileyerek seyircinin kendisiyle yüzleşmesini, bilinçli bir özeleştiri yapmasını ister.
  • Piyanisti Vurun (1960), Amerikan sinemasına ve polisiye romanına olan hayranlığının yansıdığı bir film olmuştur.
  • Farklı olanın dışlanmasını; kurumların görev alanlarının gerektirdiğinin tam ters yönde faaliyet göstermesini işlemiştir.
  • Fahrenheit 451 (1966) adlı filmde, toplumsal hafızanın kasası olan kitaplar yok edilmektedir. Filmde jenerik, filmin özüne uygun olarak, yazılı değil sözlüdür; yakılan kitaplar Truffault’nun kendi sevdiği kitaplardır. İlk yakılan kitap Don Kişot’tur. Filmde kitapların yasaklanma nedeni, kitapların insanları mutsuz etmesidir. (Ignorance is bliss)
  • Ray Bradbury’den yaptığı bu uyarlamadan sonra başka edebiyat uyarlamaları da yaptı.
  • Bazı filmlerinde kendisi de rol aldı.
  • 1973 yılında yaptığı La Nuit Américaine ile En İyi Yabancı Film Oscarı’nı aldı.
  • Onun için Fransa’nın yeni Renoir’ı dendi.
  • Ölümü, Fransa’da neredeyse ulusal matem havası yaratmıştır.

 

Alain Resnais (1922-2014)

  • Fransa’da 1953-1963 arasında denenen Yeni Roman’ı sinemaya taşıdı. (Yeni Roman, 24.9.2013 tarihinde bloğumuzda yayımlanmıştı.) Romancılarla yakın bir iş birliği içinde çalıştı.
  • Çağdaş sorunlar karşısındaki kaygısını yansıttığı, 1959 yılında ilk uzun metraj filmi Hiroşima Sevgilim, Marguerite Duras’nın aynı adlı eserinin uyarlamasıdır.
  • Hiroşima Sevgilim’de, bir iç monoloğu leit-motiv olarak kullandı: “Sen Hiroşima’da hiçbir şey görmedin”.
  • Sinemaya, yaşanan zaman ile geçmişin yer aldığı, zaman içinde bir yolculuğa çıkmayı; bellek sahibi olmayı, hatırlama ve geçmişe uzanmayı öğretti. Düşünme eyleminin karmaşık mekanizmasına dikkat çekti.
  • 1961’de Alain-Robbe Grillet’nin eserinden uyarladığı Geçen Yıl Marienbad’da adlı filmde bir kadınla bir erkek geçmişi arıyorlardı.
  • Hem şiirsel, hem toplumsal, siyasal bilinç taşıyan filmler yaptı. Zeki, düşünen, öğretici ve sürükleyici yapıtlar ortaya koydu.
  • Filmlerinin, seyircinin bilinçaltının toplanma yeri olduğunu yazdı.
  • Biçimi önemsediğini, ancak biçim aracılığıyla seyirciyle iletişim kurulabileceğine inandığını belirtmişti.