Etiket arşivi: alegori

Gabriel Garcia Marquez

GABRIEL GARCIA MARQUEZ
(1927-2014)

  • Kolombiyalı.
  • İspanyolca konuşulan dünyada Gabo diye anılan,
  • Kendisini “Mercedes’in kocası” olarak tanıtan,
    (Karısına ilk kez evlenme teklif ettiğinde kendisi 18, Mercedes 13 yaşında.)
  • Cervantes’ten sonra dünyada en çok dile çevrilen yazar.
  • Her sabah sözlüğü açıp birkaç sayfa okuma alışkanlığı olan,
  • Romanlarını yayımlandıktan sonra bir daha okumayan,
  • Ağır sigara tiryakisi,
  • Eserlerinde hayali Macondo ülkesini anlatan yazar. Macondo, Bantu dilinde muz demek. Muz, Latin Amerika sömürüsünün simgesi olan bir ürün.
Fotoğraf: Alinteri.org

Fotoğraf: Alinteri.org

  • Gabriel Garcia Marquez, daima görsel bir imgenin romanlarının çıkış noktası olduğunu söyler. Hafızamızın ve beklentilerimizin seçtiği fotografik imgeleri seçebilen; ölü ve gereksiz olan her şeyi eleyen ve bunu edebi bir dille aktarabilen kişiyi yazar olarak tanımlar.
  • Ruhsal durumlardan, düşüncelerden, duygulardan, iç hesaplaşmalardan uzun uzun bahsetmez; olayları yalın bir biçimde anlatır. Söyleyeceğini satır aralarında söyleyerek, iç dünyayı okuyucunun sezgisine bırakır.
  • Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı eserini okuduktan sonra, içinde yazmak için büyük bir istek uyandığını, ilk öykülerini o sıralarda, 1946’da yazdığını; Kral Oidipus adlı yapıtın ve Ernest Hemingway ile William Faulkner’ın da kendisini etkilediğini belirtir.
  • Yanlarında büyüdüğü liberal görüşlü emekli bir subay olan ve ona savaşı, ölümü, siyasi olay ve çatışmaları anlatan dedesi ile ona masallar, yerli mitolojisinden hikayeler anlatan anneannesinin öykülerinin kitaplarının özünü oluşturduğu söyler.
  • Marquez, yazdıkları içinde en çok, en kendiliğinden, en içten bulduğu 1950’de yazdığı, önce reddedilip ancak 1955 yılında basılabilen, ilk romanı Yaprak Fırtınası’nı beğendiğini söyler.
  • 1965 yılına kadar basılan eserleri hiç satmıyor. O yıl, 18 ay, günde 8 saat bir odaya kapanıp, dedesi ile anneannesinin çocukluğunda ona anlattıklarından esinlenen Yüzyıllık Yalnızlık adlı eserini yazıyor. İnanılmaz olanları gerçekmiş gibi gösterme hünerini çok etkileyici biçimde ortaya koyduğu kitap, basıldığı 1967 yılında ilk hafta 8000 adet, sonraki 3 yılda 500.000 adet satıyor. Marquez, dünyanın en çok tanınan ve okunan yazarlarından biri oluyor. Yüzyıllık Yalnızlık için, İspanyolca’nın Don Kişot’tan sonra yazılmış en bilinen kitabı deniyor. Kitap, günümüze kadar 60 milyona yakın sattı.
  • Yüzyıllık Yalnızlık’ta şiirsel dil, alegori, doğaüstü iç içe. Bireyleri, klasik roman dünyasının bireyleri değil. Romanın öznesi tarih. Düşle gerçekliği, gerçekçilikle fantastiği iç içe anlatıyor. Eserin dünyasında zamanın ampirik zaman kavramıyla ilgisi yok; isterse geri dönüyor, isterse yavaş, isterse hızlı akıyor. Tarihi düşlerle iç içe geçirerek, dönüştürerek, döngüsel hale getirerek anlatıyor. Aynı mitlerin zamanı gibi, geri dönüşlerden, tekrarlardan oluşuyor. Doğa ile insan arasındaki denge durmadan bozulup yeniden kuruluyor.
  • Fantastik ögelerle kurulan metinlerinde okur yabancılaşmaz, anlatıya katılır. İrkiltici ögeler, okuyucuda bir korku, kaygı yaratmaz, yadırgatıcı olmaz.
  • Büyülü Gerçekçilik’in yaratıcısı olarak bilinse de Rulfo ve Borges’in açtığı yolda yürüyor ve bu anlatımın bilinirliğini artırıyor.
  • 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülüyor.
  • Kolera Günlerinde Aşk (1986), ailenin muhalefetine rağmen büyük bir aşk yaşayan anne-babasının hikayesini anlatıyor. Bu romanı yazarken bilgisayar kullanmaya başlayan yazar; o zamana dek bir romanı yedi yılda bitirirken, bilgisayar kullanmaya başladıktan sonra sürenin üç yıla düştüğünü ve bilgisayarda yazmanın daktiloda yazmaktan daha az yorucu olduğunu Newsweek röportajında belirtmişti.
  • Benim Hüzünlü Orospularım (2005) adlı eseri, 2005 yılında İspanyolca konuşulan dünyada bir milyon adet basıldı ve daha yayımlanmadan korsan baskıları çıktı.
  • Fidel Castro’nun (1926-2016) yakın arkadaşı olan Marquez’in, her röportaj için talep ettiği 50 bin doları Küba’ya gönderdiği söylenirdi. Ama Castro’nun Susan Sontag’ın kitaplarını yasaklamasına karşı çıkmış, Kuba’daki ölüm cezasına karşı çıkarak sayısız insanın Kuba hapishanelerinden çıkıp ülkeyi terk etmesini sağlamıştı. Castro’nun ona Havana’nın en ayrıcalıklı mahallesi Savoney’de devasa bahçeli bir villa hediye ettiği söylenirdi.
  • Kendisi de gazeteci olan Marquez, genç gazetecilerin eğitimine son anına kadar destek oldu.
  • 1980’li yıllarda Kolombiya devletine karşı yıllardan beri silahlı mücadele veren FARC gerillalarıyla haşır neşir olmakla suçlandı. Bu yüzden ülkesinden sürgün oldu, Meksika’ya yerleşti.
  • Kolombiya hükümeti ile FARC gerillaları arasında; Washington-Bogota-Kuba arasında arabuluculuk yapmış; El Salvador ve Nikaragua’daki iç savaşların önlenmesi için çaba göstermişti.
  • ABD’ye giriş yasağı Başkan Bill Clinton (1993-2001) tarafından kaldırılmış; Clinton, Yüzyıllık Yalnızlık’ın en sevdiği eser olduğunu söylemişti.
  • Lenf kanserinden öldüğü gün, kendisini sürgüne göndermiş olan Kolombiya devletinin Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos onu, “Bugüne kadar yaşamış en büyük Kolombiyalı” olarak nitelendirdi.
  • Gabriel Garcia Marquez’in külleri, doğduğu ülke olan Kolombiya ile 30 yıla yakın yaşadığı ve öldüğü ülke olan Meksika arasında bölüştürüldü.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kafka’nın Dönüşüm’ü Bende Yazma İsteği Uyandırdı, Rita Guibert, Cumhuriyet Kitap Sayı 803.
  • Çevirmenin Gözünden G. G. Marquez, İnci Kut, Cumhuriyet Kitap 803.
  • Büyü Bunun Gerçekliğinde, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 13 Mayıs 2005.
  • Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Füsun Akatlı, Yeni Yayınlar, 1980.
  • Aslolan Hatırlanandır, A. Ömer Türkeş, Milliyet Sanat.
  • Marquez ve Romanda Yenilik, Murat Belge, 1981 ve www.aymavisi.org.
  • Gabo Bugünlerde Ne Yapıyor?, Pınar Savaş, Milliyet Sanat.
  • http://www.haberturk.com/yazarlar/muhsin-kizilkaya-2291/1246131-gabonun-kulleri

 

 

Çağdaş Sanata Varış 198| Yeni Dışavurumculuk Neo Ekspresyonizm 1

1970’LER, 1980’LER

  • 1960-1980 sürecine damgasını vuran kavramsal temelli yaklaşımlara bir tür tepki olarak ortaya çıkan; hem Modernizm’in hem kavramsalcı eğilimlerin dışladığı geleneksel sanat unsurlarına sahip çıkan bir akımdır.
  • Yeni Dışavurumcular, gözden düşürülmüş olan her şeyi, figürasyon, objektiflik, duyguların belli edilmesi, otobiyografi, hafıza, psikoloji, sembolizm, cinsellik, edebiyat ve anlatıyı öne çıkarıyorlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk, 1970’lerden itibaren Avrupa’da ve ABD’de gündeme gelen yeni resimsel yaklaşımların tümünü tanımlamakta kullanılan çok genel bir terimdir. Yeni Dışavurumculuk terimi, 20. yüzyılın başlarında Ekspresyonizm’de olduğu gibi özgün bir üsluptan ziyade ortak bir eğilimi yansıtacak şekilde genişlemişti.
  • Bu isim altında anılan sanatçıların farklı resimsel kaygıları vardır. Sanatçıların mensubu oldukları farklı ulusal/kültürel kimliklerin de zaman zaman eserlerinde belirgin hale geldiği bir sanatsal ifade biçimidir. Üslupsal özgürlükler ön plandadır.
  • Genel hatlarıyla Neo Ekspresyonist çalışmalar, teknik ve tematik özellikleriyle ayırt edilirken, malzemeler dokunsal etkiye sahip materyalden veya hammaddelerden seçiliyor, duyguların belirgin bir şekilde ifade edilmesi isteniyordu. Seçilen konularda sıklıkla geçmişle, ya da kolektif tarihle ya da kişisel bellekle derin bir ilişki kurmaya yarayan, alegori ve sembolizm aracılığıyla işlenen sorunlardı.
  • Yeni Dışavurumculuk’un, pek ortak noktası olmayan sanatçılar için yaratılmış bir pazarlama etiketi olduğu da savunulmuştur.
  • Akımdaki sanatçıların ortak noktası, vurguladıkları bireysellikleridir. Yeni Dışavurumcu resim, sanatçıların kişisel fantezi dünyasını, anılarını, korkularını, tarihsel olayların algı ve yorumunu yansıtır.
  • Akım, resmin, boyanın, figürün, anlatının sanat ortamına geri dönüşüdür.
  • Yeni Dışavurumcu resim, Modernizm’e hakim olan biçimsel kaygıları geri plana iter.
  • Figüratif resim yeniden ilgi odağı olmuştur.
Dağ, Balthus, 1937, MOMA. Fotoğraf: www.newrepublic.com

Dağ, Balthus, 1937, MOMA.
Fotoğraf: www.newrepublic.com

  • Yeni Dışavurumculuk’ta Ekspresyonizm, Post Ekspresyonizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm, İnformel Sanat ve Pop Sanat’ın etkisi çok belirgindi.
  • Eski kuşak figüratif ressamlardan Polonya asıllı Fransız ressam Balthus (1908-2001) ve Britanyalı ressam Lucian Freud (1922-2011) bu dönemde yeniden önem kazandılar.
  • Bazı çevreler bu resimsel uyanışı duygu ve ifadenin geri dönüşü olarak değerlendirdiler.
  • 1981 yılında Londra’da yapılan farklı kuşaklardan pek çok figüratif yapıta yer veren sergiler büyük ilgi gördü.
  • Resim sanatına yönelik ilginin temelinde, 1970’lerin ekonomik durgunluğundan sonra 1980’lerde yaşanan ekonomik canlanmanın ve sanatın önemli bir yatırım aracı olarak değerlendirilmeye başlanmasının etkileri olduğu düşünülür.
  • Neo Ekspresyonizm’in ortaya çıkışı ile uzun zamandan beri Dışavurumcu üslupta çalışmakta olan, eski kuşaktan sanatçılar da  Yeni Dışavurumcu olarak anılmaya başlandı: Louise Bourgeois (1911 – ), Leon Golub (1922 – ), Cy Twombly (1929 – ), Fransız Jean Rustin (1928 – ), Avusturyalı Arnulf Rainer (1929 – ) gibi.
  • Neo Ekspresyonizm terimi mimarlar ve heykeltıraşlar için de kullanılmıştır. Jorn Utzon’un (1918 – ) Sydney Opera Binası (1956-74) gibi binalar,  1970’lerde ABD’de inşa edilen mağazalar ve Frank Ghery’nin (1929 – ) İspanya, Bilbao’daki Guggenheim Müzesi (1997) de Neo Ekspresyonist olarak değerlendirilmiştir.
  • ABD’li Charles Simonds (1945 – ), İngiliz Antony Gormley (1950 – ), Anish Kapoor (1954 – ) ve Rachel Whiteread (1963 – ), Çek Magdelena Jetelova (1946 – ), Alman Isa Genzken (1948 – ) ve Polonyalı Magdalena Abakanowicz (1930 – ), çalışmalarında Ekspresyonist özelliklere yer veren heykeltıraşlardır. Bu sanatçılar, soyut-figüratif, sade-duyumsal, ufak-anıtsal çok değişik çalışmalar yapmışlardır ama hepsinde duygusal bir yoğunluk gözlenir.
  • Anish Kapoor canlı renklerle saf toz boya, kireç taşı ve yansıtmalı yüzeyler dahil olmak üzere çeşitli dışavurumcu malzemelerle çalışan heykeltıraşların çarpıcı bir örneğidir. Bunlar, izleyiciyi insanın durumunun fiziksel ve tinsel bileşenleri üzerine düşünmeye sevk eden malzemelerdir. Kapoor’un “olma halinin göstergeleri” olarak da tanımlanan çalışmaları, kendisinin 1990’da açıkladığı üzere, genellikle boşlukları da içerir.
Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7. Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

Francis Bacon, Lucian Freud, 1956-7.
Fotoğraf: www.telegraph.co.uk

  • Sotheby’s rakamlarına göre, 1980’li yıllarda sanata yatırım yapanların sayısı 1970’li yıllara göre dört kat artmış; sanata yatırım yapan koleksiyoncuların sayısı 400 bini bulmuştu.
  • Akım, 1980’lere uzanan süreçte özellikle Almanya ve İtalya’da yaygındır.
  • Georg Baselitz (1938-), Anselm Kiefer (1945-), Markus Lüpertz (1941-), Jorg Immendorf (1945-2007), Rainer Fetting (1949-), A.R.Penck (1939-), Yeni Alman Dışavurumculuğunun önde gelen sanatçıları arasındadır.
  • İtalya’da Sandro Chia (1946-), Francesco Clemente (1952-), Enzo Cucchi (1949-), Yeni Dışavurumculuk’un ünlü sanatçılarıdır.
  • Yeni Dışavurumculuk, ABD’de Julian Schnabel (1951-), Eric Fischl (1948-), David Salle (1952-) tarafından temsil edilir.