Etiket arşivi: Albert Einstein

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 323|Çağdaş Dönemde Edebiyat 5

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.  Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış. Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar. Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.
Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış.
Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.”
Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar.
Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.  Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.” Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..  Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”  Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra. Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik. Fotoğraf:www.beralmadra.net

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.
Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.”
Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..
Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”
Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra.
Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik.
Fotoğraf:www.beralmadra.net

Fotoğraf: www.narsanat.com

Fotoğraf: www.narsanat.com

  • Alt kültürler, kendini toplumdan ayrıştırma, düzene başkaldırı gibi saiklerle ortaya çıkar.
  • Fanzin, var olan sosyal yapıyı oluşturan tüm değerlere karşı çıkışın simgesidir. Adını fanatik’in fan’ıyla magazinin zin’inin birleşmesinden alır. Kökleri Nazi dönemi Almanya’sındaki antifaşist direnişe kadar uzanan fanzin, zamanla düzene atılan tokat niteliğine bürünerek karşı çıkışın simgesi durumuna geldi. Anarşist, sosyalist, nihilist, anti militarist başkaldırıların yanı sıra, bireysel/toplumsal isyanı içinde barındıran müzik türleri ve bunların paralelindeki yaşam biçimleri kendilerine özgün fanzinleri yarattılar. En önemli fanzin hareketlerinden biri, punk müziğin çok güçlü olduğu bir dönemde İngiltere’de yaşandı. Basının eleştirilerine ve saldırılarına maruz kalan punklar yoğun olarak alternatif yayın organlarını çıkartarak basına karşı saldırıya geçtiler. Önemli birer anti-medya silahı olanfanzinler,antifaşist, anti militarist karşı çıkışlar sergiler; savaşa, nükleer santrallere, doğanın rant uğruna yağmalanmasına, insanın sömürülmesine, hayvan türlerinin yok edilmesine kayıtsız kalmayan bir yazın türüdür. Bu konudaki tek sapma, bazı black metal gruplarının yaptığı müzikler ve onları destekleyen fanzinlerdir. Medya, çağdaş dönemin şeytan aleti sayılır. Alt kültürlerin/yer altı kültürünün elindeki iletişim araçları fanzinler, demolar ve afişlerdir.
Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

 

Çağdaş Sanata Varış 236|Çağdaş Dönem 11 Teknoloji 3

Fotoğraf: glokalweb.com

Fotoğraf: glokalweb.com

  • Alman fizikçi Albert Einstein’ın çığır açan genel görelilik teorisine göre yerçekimi, maddenin varlığı nedeniyle uzay ve zamanı da büküyor. Einstein, 1916 yılında bu teorinin bir uzantısı olarak, yerçekimsel dalgaların varlığını savunmuştu. Tam yüz yıl sonra, ABD’de, Einstein’ın öngördüğü uzayı ve zamanı büken kütlesel çekim dalgalarının varlığı kanıtlandı.
  • 1990 yılında başlatılan, 2003 yılında tamamlanan  İnsan Genom Projesi, 1953 yılında ABD’de yapısı açıklanan DNA adı verilen moleküler materyalin taşıdığı tüm spesifik bilgilerin haritalanmasını gerçekleştirdi.
  • İnsan Genom Projesi, davranış ve duygusal tepkilerimizin genlerimize programlanmış olup olmadığını araştıran bir projeydi. Doğuştan gelen farklılık ve yeteneklerin genlerimizde yazılı olduğunu kabul etmek zorunda kalmamız halinde bu projenin hiyerarşinin insan doğasında kayıtlı olduğunu da kabul etmeyi gerektirecek, statükoyu meşrulaştırmanın aracı  haline gelecektir, şeklinde eleştiriler de geliyor.
  • 1963 yılında Çin’de bir sazan balığının kopyalanması çalışmaları, 1996 yılında İskoçya’da bir koyunun klonlanması ile devam etti. Klonlama, canlı bir varlığın birebir kopyasını üretmekti. İlk klon koyun Dolly, 2003 yılına kadar, altı yıl, yaşadı.
Fotoğraf: www.nanof1x.com

Fotoğraf: www.nanof1x.com

  • Nanoteknoloji de yeni bir teknoloji devrimi. Bu teknolojinin, 2025 yılına kadar gelişme sürecini ilerletip, hayatın her alanına gireceği düşünülmekte.
  • Gen teknolojileri, kök hücre tedavileri, doku mühendisliği; genetik çalışmalarda etik, sosyal ve yasal düzenlemeler; nanoteknoloji uygulamaları, fonksiyon kazandırılmış nano-mikro yüzey tasarımları; genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO); biyo enformatik, biyo materyaller, biyomedikal uygulamalar, spor teknolojisi üreten sistemler gibi pek çok alanda teknoloji işin içindedir.
  • Çağdaş Dönem’de odak noktası, ürün standartlarından hizmet standartlarına kaydı. 1980’lerde kalite güvencesi standartları, 1990’larda çevresel belgeleme gelişti. Çevreyle ilgili kurallar, teknik kurallar olduğu kadar şirketler ile çıkar grupları arasında siyasi konuları da içerir. Avrupalılar ile Amerikalılar arasında genetik olarak değiştirilmiş gıdaların güvenliği üzerine yaşanan uyuşmazlıklar örneğinde olduğu gibi son derece politikleşen konulardan biri gıda güvenliğidir.
  • Tekstilde kullanılan malzemelere, nanometre boyutlarında farklı özellikler kazandırılması tekstilde önemli gelişmelere yol açtı. İleri teknoloji ile dokunan, örülen ve geliştirilen kumaşlar hayatımıza girmeye başladı. Suyu itme özelliği olan, buruşmayan, UV ışınlarından koruyan, sürtündükçe güzel koku yayan, anti bakteriyel, anti alerjik, yüksek esneme kabiliyetine sahip, nefes alan, vücut ısısını dengeleyen kumaşlar üretildi. Bunlara giyilebilir teknoloji adını verebiliriz.
  • Afrika’daki HIV taşıyıcısı kadınları kurtarmak için yürürlüğe konan projeyi tanımlamak için yaratıcı kapitalizm veya bilinçli tüketicilik kavramları kullanılıyor.
3. İstanbul Tasarım Bienali’nde yer alan Sokak Yiyeceği Yazıcısı projesi, Galata Rum İlköğretim Okulu, 2013. Sıradan plastik yerine çikolata ya da peynirle çalışmak üzere modifiye edilmiş üç boyutlu bir yazıcı olan Sokak Yiyeceği Yazıcısı, dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğinde. GG Lab’in projesi  üç boyutlu printerların yakın gelecekte mutfaklarımıza nasıl dahil olabileceğini ve yepyeni deneysel yiyeceklerin üretiminde kullanılabileceğini kanıtlıyor. Bu projeyle üretim teknolojisi, mimarlık ve avangard mutfak arasında ortak bir buluşma noktası oluşturuluyor. Sokak Yiyeceği Yazıcısı, halkı yemek tasarımlarıyla buluştururken, aynı zamanda dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğine de sahip. Aynı sergide yer alan, doğaçlamayı seri üretime katmak için tasarlanan bir döner kalıp makinası olan ve Annika Frye tarafından geliştirilen Improvisation Machine/Doğaçlama Makinesi ise seramik objelerin sabit bir kalıp olmadan, polimer bir harç kullanarak yapılmasını sağlıyor ve üretime müthiş bir özgürlük kazandırıyor. Fotoğraf:http://www.poetikhars.com/webblog/sepp/adhokrasi

3. İstanbul Tasarım Bienali’nde yer alan Sokak Yiyeceği Yazıcısı projesi, Galata Rum İlköğretim Okulu, 2013.
Sıradan plastik yerine çikolata ya da peynirle çalışmak üzere modifiye edilmiş üç boyutlu bir yazıcı olan Sokak Yiyeceği Yazıcısı, dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğinde.
GG Lab’in projesi üç boyutlu printerların yakın gelecekte mutfaklarımıza nasıl dahil olabileceğini ve yepyeni deneysel yiyeceklerin üretiminde kullanılabileceğini kanıtlıyor. Bu projeyle üretim teknolojisi, mimarlık ve avangard mutfak arasında ortak bir buluşma noktası oluşturuluyor. Sokak Yiyeceği Yazıcısı, halkı yemek tasarımlarıyla buluştururken, aynı zamanda dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğine de sahip.
Aynı sergide yer alan, doğaçlamayı seri üretime katmak için tasarlanan bir döner kalıp makinası olan ve Annika Frye tarafından geliştirilen Improvisation Machine/Doğaçlama Makinesi ise seramik objelerin sabit bir kalıp olmadan, polimer bir harç kullanarak yapılmasını sağlıyor ve üretime müthiş bir özgürlük kazandırıyor.
Fotoğraf:http://www.poetikhars.com/webblog/sepp/adhokrasi

2015 yılına kadar:

Higgs Bozonu için 5 milyar Avro,
Genom Projesi için 4,6 milyar Dolar,
Yeni enerji nükleer füzyon için 15 milyar Avro,
Dünyanın en güçlü gözü E-ELT Teleskobu için 1,5 milyar Dolar harcandı.

 

Okur Türleri

  • Thomas Mann, Kafka’nın bir romanını Albert Einstein’a ödünç veriyor. Einstein kitabı geri getirdiğinde, “Okuyamadım bu kitabı. İnsan beyni bu derece karmaşık değil!” diyor.
  • “Çoğu zaman karmakarışık olmuş zihinlerle alırız kitapları elimize; romanın doğruyu anlatmasını, şiirin yalan söylemesini, biyografinin methiyeler düzmesini, tarih yazılarının da önyargılarımızı desteklemesini bekleriz.” Virginia Woolf. Woolf’un okuma biçimi, hikaye gerçek hayatı anlatır gibi okumak; romanın geçtiği sokakları, evleri, parkları romanın kişileri gibi yaşayarak anlamaya çalışmak.
  • Hiçbir şey beklemeden okumalıyız. Çünkü iyi kitaplar, çoğu kez size beklediklerinizden daha çoğunu verir, diyor Semih Gümüş.

  • Umberto Eco’dan:

Örnek Okur, oyunda kalmayı bilen kimsedir, metinle birlikte doğar, o üsluba uyma yeteneği gösterir, yani başından itibaren kendisine önerilen metne dayalı oyunun kurallarını kabul etmekle bin yıl sonra bile olsa o kitabın ideal okuru olacak olan kişidir.”

“Bir anlatı metnini kat etmenin iki yolu vardır. Birinci düzey bir örnek okur metni, öykünün nasıl sona ereceğini bilmek isteyerek okur. İkinci düzey bir örnek okur ise, okuduğu metnin kendisinden nasıl bir okur olmasını istediğini kendisine sorarak, yazarın nasıl ilerlediğini keşfetmek için okur. Öykünün nasıl sona erdiğini bilmek için, genellikle bir kez okumak yeterlidir. Yazarı tanımak için birçok kez okumak gerekir, belli öyküleri ise sonsuza dek okumak. Örnek okur, yazarın kendisinden istediklerini anladığında, tam anlamıyla örnek okur olur. Birinci düzey örnek okurun hissetmesi, ikinci düzey örnek okurun keşfetmesi beklenir. Okurlar metinlerden, metinlerin açıkça söylemediği şeyleri çıkarsayabilirler, ancak metinlere söylediklerinin tersini söyletemezler. Üç Silahşörler’in öngördüğü örnek okur, 17. yüzyıl Paris’inde bir Rue Bonaparte’ın bulunmasının olanaksız olduğunu bilir. Finnegans Wake, sonsuz bir ansiklopedik bilgiyle donanmış bir örnek okur öngörür, böyle bir okuru gerektirir ve ister.”

“Ampirik okur, öykü ile özdeşleşen, öyle ki, kendi amcası ile yengesinin başından geçen olayları romanda gördüğüne inanandır. Kırmızı Şapkalı Kız’da ampirik okur deneyimimizden yola çıkarak kurtların konuşmadığını biliyoruz, ancak örnek okur olarak kurtların konuştuğu bir dünyada hareket ettiğimizi kabul etmek zorundayız.”

“Yakın okuma, bir metni titizlikle incelemektir. Bir metni yeniden okumak, o metnin büyüsünü yok etmez.”

“Örtük okur (implied reader), metnin çok sayıdaki potansiyel bağlantılarını açığa çıkaracak okurdur. Bu bağlantılar zihin tarafından yaratılır, metnin kendisi değildirler, okuma süreci aracılığıyla gelişirler.”

Baker Street’e, Sherlock Holmes’un evini aramaya giden okurlar, Dublin’e Leopold Bloom’un evini aramaya giden okurlar vardır.

Okurlar roman karakterlerine mektup yazıyorsa o roman bir kült romandır.

  • Susan Sontag’dan:

Özgürleşmek için okumak:

“Edebiyat diyalogdur; bir şeye tepki vermek, karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihidir.

Dünya edebiyatına ulaşmak, ulusal kibrin, dar görüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktır. Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportudur.

Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!”

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Agora Kitaplığı, 2004.
  • Kitap Nasıl Okunmalı?, Virginia Woolf, Alakarga Yayınları, 2015.
  • Kitaplar Nasıl Okunur, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 4 Aralık 2015.
  • Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Umberto Eco, Can Yayınları, 2013.

 

Çağdaş Sanata Varış 127| Postmodern Dönemin Kilometre Taşları

Postmodern ya da endüstri sonrası dönem, teknolojide büyük atılımların olduğu ve üretimin sınırsız hale geldiği dönemdir.

  • 1920’lerde ve 1930’larda yükselişe geçen göçmen karşıtı ruh hali (nativizm), İkinci Dünya Savaşı sırasında azalmaya başlamıştı. 1965 tarihli düzenlemeyle ABD’de, 1924 yılında yapılan göçmenlik yasası değiştirildi ve ABD’ye göçmenlerin girişine izin verildi.
  • ABD’de banliyöleşme arttı. ABD’deki ilk banliyö 1947 yılında, New York şehri dışında kurulan Levittown idi. 1960’larda kentlerde yaşanan huzursuzluklar banliyölere dönük bir akın başlattı. Bir çok şehirde beyaz nüfus hızla azaldı.  Exurbs adı verilen, şehri kuşatan banliyöler, Amerikalıların otomobile bağımlı hale gelmesi ile petrole bağımlılık, hava kirliliği ve obeziteye neden olması ile zaman içinde tüm dünyayı etkileyen sorunlara neden oldu.
  • İlk başarılı organ nakli 1954 yılında ikizlerden birinin böbreğinin diğerine nakledilmesi ile ABD’de yapılmıştı. Organ naklinde en büyük sorun olan bağışıklık sistemi, ikizler özdeş genetik yapılara sahip olduğu için vücudun organı reddetmesi problemi aşılmıştı. 1950-1960’larda ilaç firmaları bağışıklık sisteminin yabancı dokuyu reddetmesini engelleyebilecek ilaçları geliştirdiler. 1963 yılında ilk akciğer nakli, 1967 yılında ise ilk kalp nakli başarıyla gerçekleştirildi.
Fotoğraf:article.wn.com

Fotoğraf:article.wn.com

  • İkinci Dünya Savaşı sırasında jet motorları geliştirildi. Pervaneli uçaklara göre jetler %50 daha hızlıydı. 1952 yılında ilk yolcu jeti Londra’dan Johannesburg’a 32 yolcuyla beş kez durarak uçtu. 1960’larda jetler yaygınlaştı. Jet seyahati okyanus ulaşım şirketlerinin sonunu getirdi. Jet yolculuğu ile halklar ve kültürler daha önce hiç olmadığı ölçüde bir araya gelmeye başladı. Jetler, dünya çapında insanların hayal güçlerini etkisi altına aldı.
  • Soğuk Savaş’ın ilk döneminde siyaset teorisyenleri dünyayı üçe böldüler: demokratik birinci dünya, komünist ikinci dünya ve yoksul, gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu üçüncü dünya. Üçüncü dünya ülkelerinin büyük bölümü İkinci Dünya Savaşı sonrası çöken imparatorlukların parçasıydı. Bazı sanatçı ve entelektüeller üçüncü dünya kavramını grupta yer alan ülkelerin yaşadığı emperyalizm ve dekolonizasyon süreçlerini anlatmak için kullanmışlardır. Soğuk Savaş’ın bitmesiyle kelimenin gerçek anlamı belirsizleşmiştir. Terim günümüzde dünyanın yoksul bölgelerini tanımlamak için kullanılmaya devam etmektedir.
  • 1960’larda cinsel ve ırksal eşitsizlikleri gidermeye yönelik pozitif ayrımcılık, 1965 yılında ABD Başkanı Johnson’ın istihdamda pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini bildiren resmi emri ile pozitif ayrımcılık, ABD’de takip edilmeye başlanan bir politik öneri oldu. Pozitif ayrımcılık aralarında, dalitlerin durumunu düzeltmeye çalışan Hindistan’ın da bulunduğu az sayıda ülkede uygulanmaktadır.
Mary Quant’ın mini etekleri 1960’larda çok moda olmuş, kadının ne isterse giyebileceğinin, kadının özgür olduğunun ispatı olarak görülmüştü. Fotoğraf:www.pinterest.com

Mary Quant’ın mini etekleri 1960’larda çok moda olmuş, kadının ne isterse giyebileceğinin, kadının özgür olduğunun ispatı olarak görülmüştü.
Fotoğraf:www.pinterest.com

  • İlk kez 1964 yılında ortaya çıkan, dizin 10-12 cm üzerinde biten mini etekler dünyaya yayıldı. İlk mini etekleri André Courréges ve Mary Quant’ın tasarladığı düşünülmektedir. 1920’lerde kısalan eteklerin yarattığı etki yine görüldü: mini etekler kadınların ve gençlerin özgürleşmesinin simgesi oldu. 1960’ların sonu 1970’lerin başında mini eteklerden daha kısa olan mikro etekler moda oldu. 1968’de Kongo’da mini etek yasaklandı, Malawi’de hükümet mini etekli kadınları ülke dışına çıkardı, Venezuela’da kilise mini etek giyenlerin cehennemde yanacağı uyarısını yaptı, Irak etekleri tamamen yasakladı.
  • 20. yüzyılın ortalarında antibiyotik ve antiseptikler artık yaygın olarak kullanılıyordu ve ölüm oranlarını özellikle kadınlar ve çocuklar arasında kayda değer ölçüde düşürmüşlerdi. Ailelerin, birkaçı yetişkinliğe erişebilsin diye çok çocuk yapmasına gerek kalmamıştı. Çocukları salgın hastalıklarla kaybetme korkusu azalınca, gebeliği önleyerek aile çapını küçültmenin yollarına yönelik talep oluştu. 1945 yılında Harvard’lı hoca hormonal korunma yöntemini önermiş ama fikrin peşine düşen olmamıştı. 1950’li yıllarda kondom ve diyafram doğum kontrol usulleri olmuş, 1960 yılında FDA ilk doğum kontrol hapının kullanımını onaylamıştı. 1965 yılında ABD’de doğum kontrolü tüm evli çiftler için yasallaştı. Bu, ABD’de yapılan özel hayata ilişkin ilk yasal düzenleme idi. 1972’de bu hak bekar çiftleri de kapsayacak şekilde genişletildi. Doğum kontrol hapı cinsellik devrimi, kadın kurtuluş hareketleri, işyerlerinde artan kadın oranı, parçalanmış aileler gibi toplumda olumlu ve olumsuz muazzam değişimlere yol açtı.
  • Çevre kirliliğine dair ilk uyarı 1962 yılında ABD’li gazeteci ve yazar Rachel Carson’dan geldi. Silent Spring adlı kitabında dikkat çektiği  ekosisteme zarar veren DDT kullanımı 1972’de yasaklandı. Büyük etki yaratan kitaptan sonra çevre hareketi konuya daha geniş açıdan bakmaya başlamış, 1960’lardan sonra kirlilik, tehlikedeki türler titizlenilen konular olmaya başlamış, konu yakın dönemde küresel ısınma, karbon emisyonu, Yavaş Hareketi ile gittikçe daha da önemsenmeye başlamıştır.
  • Sovyetler Birliği 1957 yılında Sputnik 1 adlı uyduyu atmosfere yollayarak uzay yarışını başlattı. Sovyetler bir ay sonra Laika adlı köpeği uzaya yolladı, 1961 yılında Yury Gagarin uzaya giden ve dünyanın yörüngesinde dolaşan ilk insan oldu. 1969 yılında da Apollo 11 mürettebatı Ay yüzeyinde yürüdü. Duman detektörleri, uydu antenleri, kayak botları gibi bir çok malzeme ve pek çok icat önce uzayda kullanılmak için geliştirildi.
  • 1900 yılından önce geliştirilmiş fizik kanunları ve ilkeleri klasik fizik olarak adlandırılır. 1900 yılından sonra keşfedilen kanunlara dayanan fizik modern fiziktir ve kuantum fiziği modern fiziğin bir parçasıdır. Klasik fizik, gündelik nesnelerle ilgili fiziktir; çıplak gözle görülebilecek kadar büyük her şeye klasik hareket kanunları hükmeder. Modern fizik iki kısma ayrılır. Biri 1905 yılında Albert Einstein tarafından ortaya konan göreliliktir. Modern fiziğin ikinci kısmı ise atomlar, moleküller, atomaltı parçacıklar gibi çok küçük şeylerle ilgilenen; bunların ve ışığın davranışları ile bunlar arasındaki etkileşimi betimleyen kuantum fiziğidir. Max Planck kuantum terimini 1900 yılında geliştirmiştir. Einstein da ışıkla ilgili ilk kuantum kuramını sunarak Nobel Ödülü kazanmıştır. Kuantum mekaniği kuramı bunu izleyen 30 yıl içinde geliştirilmiştir. (Kuantum fiziği, kuantum kuramı, kuantum mekaniği terimleri az çok birbirinin yerine kullanılabilir.) Kuantum kuramının bazı unsurları fizik alanından dışarı çıkıp popüler imgelemin dikkatini çekmiştir: Werner Heisenberg’in belirsizlik ilkesi, Erwin Schrödinger’in kedi paradoksu, Hugh Everett’in paralel evrenleri gibi. Kuantum mekaniği, yarı iletken yongaların yapılabilmesine, fiber optik iletişim hatlarından mesaj göndermek için kullanılan lazerlerin yapılabilmesini olanaklı kılmış önemli bir kilometre taşıdır.
  • Bu dönemde sporda da bazı gelişmeler oldu. Bunlardan biri teniste yaşandı. 1968’den önce turnuvalara profesyonellerin katılmasına izin verilmezdi. Büyük turnuvalar, 1968 yılında  profesyonel-amatör ayrımı yapmayı bıraktı ve teniste açık dönem (open era) başladı. İlk açık grand slam turnuvası, sezonun ilki olan, Roland Garros’tur (1968).  Onu aynı yıl Wimbledon ve Amerika Açık, 1969′da da Avustralya Açık izlemiştir.