Etiket arşivi: Albert Einstein

Şiddet 93| Yasaklar ve Sansür Şiddeti 4 Kitaplar 1

  • 15. yüzyılda Milano’da hüküm sürmekte olan Visconti Hanedanı’ndan Giovan Maria, barış ve savaş sözlerini idam cezasıyla yasak etmişti. Papazlar, dualarda “bize barışı ver” yerine “bize sükûnu ver” deme emri almışlardı. Tarih bunun gibi akıl almaz sözcük yasaklarıyla doludur.
  • Tarih boyunca her yeni güç ve ideolojinin, karşıtı olduğu ve üzerinde egemenlik kurmak istediği sistemin bilgisini, yok edilmesi gereken bir tehdit olarak algılayışı ile antik dönemden günümüze kasten milyarlarca kitap yakılmıştır. Kasıtlı yok etmeye doğal afetler ve kazalar da katkıda bulunmuştur ama onlar bizim konumuzun dışında. Konumuz, toplumsal hafızanın ve onun belgelerinin kasten yok edilişinin şiddeti.
  • MÖ 213 yılında Çin İmparatoru Quin Shi, tüm felsefe ve tarih kitaplarını yaktırdığı gibi, görüşlerine itiraz eden düşünürleri de canlı canlı yaktırmış.
  • Paflagonya’da (günümüzde Kastamonu, Sinop ve Çankırı’nın bulunduğu bölge) 160 yılında Epikür’ün kitapları sahte bir peygamberin emriyle çarşı meydanında yakılmış.
  • 400 yılı civarında Batı Roma generallerinden Flavius Stilico, gizli ilimlerle ilgili olduğu düşünülen Sibyl Kitapları’nı yaktırmış.
  • MÖ 3. yüzyılda kurulan İskenderiye Kütüphanesi’nin fanatik Hıristiyanların saldırısıyla ya da Jul Sezar’ın (MÖ 100-44) şehri kuşatması sırasında 150 bin cilt kitabın altı ay boyunca şehrin hamamlarında yakacak olarak kullanıldığı düşünülüyor.
  • MS 5. yüzyılda kafirlik yaydıkları gerekçesiyle Etrüsk disiplinini öğreten kitaplar yakılmış.
  • 435 yılında Konstantinopolis Patriği Nestorius’un kitapları yakılmış.
  • 12. yüzyılda Katolik Kilisesi, Cathar metinlerini yok etmiş.
  • 12. yüzyılda İspanya’da yaşamış Aristocu filozof İbn Rüşd aklı, mantığı ve bilimi savunmaya çalışmış; rasyonalist din yorumları fanatikler tarafından din karşıtı olmakla suçlanmış; kitapları yasaklanmış ve yakılmış, sürgüne gönderilmiş; ancak ölümünden bir yıl önce affedilerek saygınlığına yeniden kavuşabilmişti.
  • 1233’te Yahudi din adamı Moshe ben Maimon tarafından yazılan rehber kitap Fransa’da Montpellier’de yakılmış.
  • Paris’te kurulan mahkemede suçlu bulunan Talmud, 1242 yılında yakılmış.
  • İspanya’da Engizisyon, Katolik olmayan kitapların yakılmasını emretmiş. 1499 ve 1500 yıllarında Endülüs’te bir milyonun üzerinde Arapça ve İbranice kitap yakılmış.
  • 15. yüzyılda İtalya’da Bocaccio’nun Decameron’u ve Ovid’in tüm eserleri yakılmış.
  • Yucatan Yarımadası’na 1549 yılında Roma Katolik Başpiskoposu olarak atanan Diego de Landa, Maya Uygarlığı’na ait bütün eserleri yok ettiği için günümüze sadece 3 adet Maya kitabı ulaşmış.
  • 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz yazımı, sansür mekanizmalarının etkisindeydi. Edebiyat, yazarların doğrudan söylenmesi çoğu zaman mümkün olmayan şeyleri dolaylı şekilde ifade etmelerine izin veriyordu.
  • Papa’nın emriyle Martin Luther’in çevirileri 1624 yılında yakılmış.
  • 1683 yılında Oxford Üniversitesi’nde Thomas Hobbes’un kitapları yakılmış.
  • John Cleland tarafından 1749’da Birleşik Krallık’ta yayımlanan, bir fahişenin anılarının konu edildiği erotik edebiyatın önde gelen klasiği olarak kabul edilen Fanny Hill adlı roman ancak 1963 yılında İngiltere ve ABD’de yasal olarak satılmaya başlamıştır.
  • Robespierre 1793’te dini kütüphanelerin ve kraliyeti olumlayan her türlü kitabın yakılması talimatını vermiş.
  • ABD’de 18. ve 19. yüzyıllarda kölelere okuma öğretmek yasaktı; yasağa Kutsal Kitap da dahildi.
  • 19. yüzyılda İngiltere’de yetkililerce müstehcen bulunan bir kitabın basılması, bir kartpostalın veya fotoğrafın piyasaya sürülmesi ülkenin kanunlarına yapılan bir saldırı olarak algılanıyordu. Başlatılan kovuşturmanın kamuoyu desteği almasına önem veriliyormuş gibi yapılırdı. Ama kamuoyuna sorulmaz, yetkililer kamuoyu rolü oynardı. Bu rol çok benimsendi.
  • James Joyce Trieste’de iken şehir Avusturya işgali altındaydı. Il Piccolo della Sera gazetesinin editörü 1907’de gazetenin yazarlarından olan Joyce’dan İngiliz egemenliği altında yüzyıllardır direnen İrlanda’yı anlatmasını istemişti. Böylece İrlanda üzerinden benzetme yaparak sansürü kırmış olacaklardı.
  • 1920’lerde ABD Posta İdaresi Avrupa’dan yollanan “uygunsuz” kitapları yakarak yok ederdi.
  • Alice Harikalar Diyarında 1931’de Çin’de yasaklandı. General Ho Chien, hayvanların insan gibi konuşmasından hoşlanmamıştı.
  • 10 Mayıs 1933’te Nazi öğrenci örgütü üyeleri Almanya’nın üniversite kentlerinde kitap yakma ayinleri düzenlemişlerdi. Bebelplatz Berlin’in merkezinde Humboldt Üniversitesi’nin önündeki meydanın adıdır. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. (Bina günümüzde Hukuk Fakültesidir.) Bebelplatz’da da aynı gün 20 bin civarında kitap yakılmış. Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. Naziler tarafından 180 bin kitap yakılma listesine alınmış ve her gece belli miktarda kitap yakılarak yok edilmiştir. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Bertolt Brecht, Stefan Zweig, Karl Marx, Albert Einstein da varmış. Bu olaya engizisyoncuların yaktığı ateşten esinlenerek Berlin Otodafe’si adı veriliyor.
Kitaplık, Micha Ullman, 1995. Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor. Fotoğraf: e-Skop

Kitaplık, Micha Ullman, 1995.
Kitap yakma denilince ilk akla gelenlerden biri 10 Mayıs 1933 felaketidir. Bu olayı unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) Bebelplatz’a Kitaplık adlı bir eser yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20 bin kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli Almansor adlı oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Anıta ek olarak her yıl Mayıs ayının başından 10’una kadar Humbolt Üniversitesi tarafından aynı meydanda edebiyat festivali düzenleniyor; festival boyunca meydana konan raflardan kitap alıp yerlerdeki minder ve hamaklarda okumak mümkün, aynı zamanda öğrenciler kitap satışı yapıyor ve kitap okuma etkinlikleri düzenleniyor.
Fotoğraf: e-Skop

 

 

 

Şiddet 60| Devlet Şiddeti 6

Kaba Polis, Banksy, 2002. Global Karaköy İstanbul, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kaba Polis, Banksy, 2002.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Görünüşleri memurun hoşuna gitmeyen kişiler, genellikle sakallı, uzun saçlı, kot pantolonlu olanlar polis tarafından taciz edilirler ve bazı ülkelere sadece görünüşlerine bakılarak ülkeye girişleri reddedilebilir.
  • Devlet güçlerinden biri olan polisin şiddeti de tüm dünyada sıkça gündeme geliyor. 2017’nin ilk ayında Hindistan’da polisin düzenlediği terörle mücadele operasyonunda polislerin 16 kadına tecavüz ettiği sonra da dövdüğü Ulusal İnsan Hakları Komisyonu tarafından bildirildi; ayrıca, bunun gibi 20 vakanın daha incelenmesi gerektiğine dikkat çekildi.
  • İtalyan siyaset felsefesi düşünürü ve eğitimcisi Giorgio Agamben (1942-) hukuk ve şiddeti bir görür. Agamben, devletin mutlak egemenliğinden yana olan Hobbes’un violence ve common power ayrımını siler. Ona göre polis, şiddetin en bariz ortaya çıktığı yerdir ve Körfez Savaşı’ndaki Uluslararası Harp ve Harekat Hukuku (jus belli, casus belli) uygulaması, bir polis operasyonu şeklinde karşımıza çıkmıştır.
Stop and Search-Study, Banksy, 2007. Global Karaköy İstanbul, 2016. ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Stop and Search-Study, Banksy, 2007.
Global Karaköy İstanbul, 2016.
ABD’li şair ve deneme yazarı Kenneth Rexroth (1905-1982), “Yoksullar, varoşlarda kalıp kendi suç yahnilerini kaynatmaya devam ederlerse polisin copu onları rahatsız etmez,” diye yazar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Devletin şiddeti kapsamında yer alan mübadele oldukça karmaşık bir konu. Devletin doğuşuyla birlikte ortaya çıkan korunmaya karşılık itaat mübadelesi bunların en eskisi. İki devlet arasında yapılan anlaşma gereği karşılıklı olarak insan değişimi olan nüfus mübadelesi ülkemizde de yaşanmış bir olaydır. 30 Ocak 1923 tarihinde Türkiye ile Yunanistan Krallığı arasında din esas alınarak, 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye zorunlu göçe tabi tutulmuştur.
  • Dünyada etnik, dinsel, dilsel ve kültürel açıdan TEK tipleştirme projelerinin örnekleri çoktur.
  • 1954 yılında başlayan Kıbrıs ile ilgili sürtüşmeler ve kışkırtma, 6-7 Eylül 1955 olaylarına yol açmıştır. Türk basınına göre 11 kişi ölmüştü. Yaralı sayısı resmi rakamlara göre 30, gayrı resmi kaynaklara göre 300′dü. Sadece Balıklı Rum Hastanesi‘nde 60 kadın tecavüz nedeniyle tedavi görmüştü. Resmi rakamlara göre 5.300′ü aşkın, gayrı resmi kaynaklara göre 7 bine yakın bina saldırıya uğramıştı. En büyük tahribat Beyoğlu’nda yaşanmıştı. Bunu Eminönü, Fatih, Şişli, Beşiktaş, Sarıyer, Kadıköy, Adalar, Üsküdar, Bakırköy ilçeleri izlemişti. İstanbul’daki kadar olmasa da İskenderun, İzmir ve Çanakkale’de de olaylar yaşanmıştı.
  • 1963’ten itibaren Kıbrıs’ta toplumlar arası çatışmalar hızlandı. Türkiye’de 17 Mart 1964’te tapu dairelerinde, Rum vatandaşlara dair işlemler durduruldu. Tapu daireleri bir tedbir olarak satış ve intikal işlemlerine dair muameleleri askıya aldı. 1964 yılında 12 bin kadar Rum Türkiye’yi terk etti. Daha sonradan Türkiye’deki atmosferden endişe duyanlar da ayrılınca sayı 45 bine ulaştı. 1914’te 2 milyon kadar olan Rum nüfus 2 bin kişiye kadar düşmüş oldu.
İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012. Baksı Müzesi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İsimsiz, Tunca Subaşı, 2012.
Baksı Müzesi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tehcir, bir topluluğun veya yerin güvenliğini sağlamak üzere devlet eli ve iradesi ile devlet sınırları içerisinde daha uygun ve sorun çıkma olasılığı düşük bir yere geçici veya kalıcı olarak göç ettirilmesidir. Tarihte bunun birçok örneğine rastlanmakla birlikte nedenleri çok çeşitli olmuştur. Türkler ve Müslümanların Balkanlar’dan göç ettirilmeleri bu bağlamdadır. Osmanlı’da tehcir, sınır dışı etmez, sınır içinde yer değiştirtir. Karamanoğulları’na, Alevi Türkmenlere ve Ermenilere uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Almanları; İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar Belçikalıları, Ruslar Polonyalıları, ABD Japon asıllı ABD vatandaşlarını tehcir etmiştir.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal esnasında temel haklar askıya alınmış, gazeteler sansüre uğramış ve nüfus kontrolü adı altında, çoğu Müslüman, binlerce erkek kamplara doldurulup zorla hadım edilmişti. İç Güvenliğin Temini Yasası adlı yeni bir kanunla hükumet istediğini istediği gibi gözaltına alabiliyordu.
  • Olağanüstü hal mutlak şeffafsızlık durumudur. Olağanüstü hal, şiddetle hukukun ayırt edilemediği noktadır; OHAL hukuktan kurtulmuş bir mekan yaratır.
  • İstihbarat örgütlerinin topladıkları bilgiler doğrultusunda hareket etmeyip, zaman zaman olayları önlemekten kaçınmaları derin devlet iddialarını gündeme taşır.

 

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970. Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Artıklar, Luis Camnitzer, 1970.
Eser Latin Amerika’da yaşanmış olan politik baskı ve kargaşa dönemini yansıtır. Ayrı ayrı paketlenmiş kutularda insan artığı bulunduğu ima edilmektedir. 1960’lı yılların sonlarında Uruguay kaosa sürüklenmişti. İşçi ayaklanmaları Devlet Başkanı Jorge Pacheco emriyle kanlı bir şekilde bastırılmış, sıkıyönetim ilan edilmiş, muhalifleri tutuklamalar ve işkence sürüp gitmişti.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Göçmenler (immigrant) sosyal veya ekonomik nedenlerle gönüllü olarak bir başka ülkeye gidenlerdir. Mülteciler (refugee) ise ırk, dil, din, siyasal düşünce veya kimlikleri nedeniyle kendi ülkelerinde baskı görüp terk etmek zorunda kalanlardır. Bir başka ülkeye sığınma talebinde bulunup resmi süreç devam ederken veya talebin kabul edilmemesi halinde ise statü sığınmacıdır (asylum seeker).
  • Macaristan yasa dışı göçü engellemek için sınırlarına jiletli tel örgü çekmiştir.
  • Eduardo Galeano’ya göre Latin Amerika’da devlet terörü, yönetici sınıflar başka yollarla işlerini yürütemedikleri için harekete geçer. İşkence, etkili olduğu için vardır. Demokrasi güç anlarda ulusal güvenliğe, yani oligarşinin ayrıcalıklarının ve yabancı yatırımların güvenliğine karşı bir suç teşkil eder. Onur kırıcı yapı uluslararası pazarlarda ve mali merkezlerde başlar, her yurttaşın evinde biter. Posta ve banka gibi terörün de memurları vardır ve terör gerekli olduğu için uygulanır, bir sapıklar ortaklığı değildir.
  • Kanlı din, mezhep ve kabile savaşlarının eksik olmadığı Afrika kıtasında her gün yaklaşık 15 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı 2017 yılı Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi (IDMC) ile Norveç Mülteci Konseyi (NRC) raporlarında yer aldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijerya ve Güney Sudan’da iç göç rakamları şiddet olayları nedeniyle bir önceki yıla göre %5 artarak %75’e çıktı. Dünya üzerinde zorunlu iç göçe maruz kalanların ⅓’ü Sahra-altı Afrika’da yaşayanlardı. Raporda evlerini terk etmek zorunda kalanların kendi hükumetlerinden çok az koruma ve yardım gördüklerine dikkat çekildi.
  • Dünyayı değiştirenler arasında mülteciler de vardı. Albert Einstein, Steve Jobs, Sigmund Freud, George Soros, Henry Kissinger bunlardan bazıları.
  • Sadece Suriye’de 6 yıl içerisinde 5 milyon kişi başka ülkelere iltica etmişti.
  • Yaklaşık 12.5 milyon insan terör, şiddet ve çatışma koşullarından kaçmak için daha güvenlikli gördükleri yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

 

Çağdaş Sanata Varış 323|Çağdaş Dönemde Edebiyat 5

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.  Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış. Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.” Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar. Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

Bebelplatz, Berlin’de, 10 Mayıs 1933 tarihinde Nazilerin düzenlediği kitap yakma ayininin yapıldığı yer. Humboldt Üniversitesi’nin kütüphane binası o dönemde bu meydanda imiş. Bina günümüzde Hukuk Fakültesi.
Kitap yakma eyleminden önce Propaganda Bakanı Joseph Goebbels ateşli bir konuşma yapmış. 20.000 adete yakın kitap yakılmış. Yakılmaya uygun görülen kitapların yazarları arasında Heinrich Mann, Erich Maria Remarque, Heinrich Heine, Karl Marx, Albert Einstein varmış.
Bu felaketi unutturmamak için 1995 yılında İsrailli sanat profesörü ve heykeltıraş Micha Ullman (1939-) buraya bir anıt yapmış. En üstte parke taşların arasına yerleştirilmiş şeffaf bir cam var. Camdan, 20.000 kitabı alabilecek kapasitede bir kütüphanenin boş rafları görülüyor. Meydanda, Heinrich Heine’nin 1821 tarihli bir oyunundan da bir alıntı var: “Bu yalnızca bir başlangıç; kitapların yakıldığı yerde sonunda insanlar da yakılır.”
Her yıl, 10 Mayıs’ta Humboldt Üniversitesi’nin öğrencileri bu meydanda, bu felaketi unutturmamak için kitap satışı yapıyorlar.
Fotoğraf: www.skyscrapercity.com

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.  Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.” Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..  Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”  Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra. Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik. Fotoğraf:www.beralmadra.net

2003 yılında Beral Madra küratörlüğünde açılan Self Portrait/Kendi Portresi adlı serginin sürpriz işlerinden biri Aslı Erdoğan’a ait metinlerin 13 parça halinde çerçeveli Enstalasyonlar olarak sergide yer almasıydı.
Aslı Erdoğan’ın 2002 tarihli metninde şu cümleler göze çarpıyor: “Ben senin içinde konuşan yankıyım. Sözcüklerle anlatılamayan senim, yanıt vermeyen sessizlik… Ve bugüne dek hiçbir ölümlü yüzümü MASKESİZ görmemiştir.”
Madra iki alıntı yapıyor Borusan Contemporary kataloğunda: İlki Stéphane Mallarmé’den: “Metin çünkü sonuçta dünyada her şey sonuçta bir kitaba dökülmek üzere var”..
Diğeri ise Vilém Flusser’den: “Metin çünkü metin yalnız yapı kuran değil, aciliyeti olan bir eylem.”
Aslı Erdoğan’ın metninde de sanatçı sanki yapıttaki karakterin kendisidir. Bir bakıma öyledir, çünkü anlatımı yoğun ve özneldir. Bir bakıma da metin o denli çoğuldur ki, o dünyanın içinde bir yazardır, dünya onun beynindedir, tabii imgelemi de…diyor, Beral Madra.
Edebiyat ve Enstalasyon birlikteliğine bir örnek olarak vermek istedik.
Fotoğraf:www.beralmadra.net

Fotoğraf: www.narsanat.com

Fotoğraf: www.narsanat.com

  • Alt kültürler, kendini toplumdan ayrıştırma, düzene başkaldırı gibi saiklerle ortaya çıkar.
  • Fanzin, var olan sosyal yapıyı oluşturan tüm değerlere karşı çıkışın simgesidir. Adını fanatik’in fan’ıyla magazinin zin’inin birleşmesinden alır. Kökleri Nazi dönemi Almanya’sındaki antifaşist direnişe kadar uzanan fanzin, zamanla düzene atılan tokat niteliğine bürünerek karşı çıkışın simgesi durumuna geldi. Anarşist, sosyalist, nihilist, anti militarist başkaldırıların yanı sıra, bireysel/toplumsal isyanı içinde barındıran müzik türleri ve bunların paralelindeki yaşam biçimleri kendilerine özgün fanzinleri yarattılar. En önemli fanzin hareketlerinden biri, punk müziğin çok güçlü olduğu bir dönemde İngiltere’de yaşandı. Basının eleştirilerine ve saldırılarına maruz kalan punklar yoğun olarak alternatif yayın organlarını çıkartarak basına karşı saldırıya geçtiler. Önemli birer anti-medya silahı olanfanzinler,antifaşist, anti militarist karşı çıkışlar sergiler; savaşa, nükleer santrallere, doğanın rant uğruna yağmalanmasına, insanın sömürülmesine, hayvan türlerinin yok edilmesine kayıtsız kalmayan bir yazın türüdür. Bu konudaki tek sapma, bazı black metal gruplarının yaptığı müzikler ve onları destekleyen fanzinlerdir. Medya, çağdaş dönemin şeytan aleti sayılır. Alt kültürlerin/yer altı kültürünün elindeki iletişim araçları fanzinler, demolar ve afişlerdir.
Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

Fotoğraf: alkislarlayasiyorum.com

 

Çağdaş Sanata Varış 236|Çağdaş Dönem 11 Teknoloji 3

Fotoğraf: glokalweb.com

Fotoğraf: glokalweb.com

  • Alman fizikçi Albert Einstein’ın çığır açan genel görelilik teorisine göre yerçekimi, maddenin varlığı nedeniyle uzay ve zamanı da büküyor. Einstein, 1916 yılında bu teorinin bir uzantısı olarak, yerçekimsel dalgaların varlığını savunmuştu. Tam yüz yıl sonra, ABD’de, Einstein’ın öngördüğü uzayı ve zamanı büken kütlesel çekim dalgalarının varlığı kanıtlandı.
  • 1990 yılında başlatılan, 2003 yılında tamamlanan  İnsan Genom Projesi, 1953 yılında ABD’de yapısı açıklanan DNA adı verilen moleküler materyalin taşıdığı tüm spesifik bilgilerin haritalanmasını gerçekleştirdi.
  • İnsan Genom Projesi, davranış ve duygusal tepkilerimizin genlerimize programlanmış olup olmadığını araştıran bir projeydi. Doğuştan gelen farklılık ve yeteneklerin genlerimizde yazılı olduğunu kabul etmek zorunda kalmamız halinde bu projenin hiyerarşinin insan doğasında kayıtlı olduğunu da kabul etmeyi gerektirecek, statükoyu meşrulaştırmanın aracı  haline gelecektir, şeklinde eleştiriler de geliyor.
  • 1963 yılında Çin’de bir sazan balığının kopyalanması çalışmaları, 1996 yılında İskoçya’da bir koyunun klonlanması ile devam etti. Klonlama, canlı bir varlığın birebir kopyasını üretmekti. İlk klon koyun Dolly, 2003 yılına kadar, altı yıl, yaşadı.
Fotoğraf: www.nanof1x.com

Fotoğraf: www.nanof1x.com

  • Nanoteknoloji de yeni bir teknoloji devrimi. Bu teknolojinin, 2025 yılına kadar gelişme sürecini ilerletip, hayatın her alanına gireceği düşünülmekte.
  • Gen teknolojileri, kök hücre tedavileri, doku mühendisliği; genetik çalışmalarda etik, sosyal ve yasal düzenlemeler; nanoteknoloji uygulamaları, fonksiyon kazandırılmış nano-mikro yüzey tasarımları; genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO); biyo enformatik, biyo materyaller, biyomedikal uygulamalar, spor teknolojisi üreten sistemler gibi pek çok alanda teknoloji işin içindedir.
  • Çağdaş Dönem’de odak noktası, ürün standartlarından hizmet standartlarına kaydı. 1980’lerde kalite güvencesi standartları, 1990’larda çevresel belgeleme gelişti. Çevreyle ilgili kurallar, teknik kurallar olduğu kadar şirketler ile çıkar grupları arasında siyasi konuları da içerir. Avrupalılar ile Amerikalılar arasında genetik olarak değiştirilmiş gıdaların güvenliği üzerine yaşanan uyuşmazlıklar örneğinde olduğu gibi son derece politikleşen konulardan biri gıda güvenliğidir.
  • Tekstilde kullanılan malzemelere, nanometre boyutlarında farklı özellikler kazandırılması tekstilde önemli gelişmelere yol açtı. İleri teknoloji ile dokunan, örülen ve geliştirilen kumaşlar hayatımıza girmeye başladı. Suyu itme özelliği olan, buruşmayan, UV ışınlarından koruyan, sürtündükçe güzel koku yayan, anti bakteriyel, anti alerjik, yüksek esneme kabiliyetine sahip, nefes alan, vücut ısısını dengeleyen kumaşlar üretildi. Bunlara giyilebilir teknoloji adını verebiliriz.
  • Afrika’daki HIV taşıyıcısı kadınları kurtarmak için yürürlüğe konan projeyi tanımlamak için yaratıcı kapitalizm veya bilinçli tüketicilik kavramları kullanılıyor.
3. İstanbul Tasarım Bienali’nde yer alan Sokak Yiyeceği Yazıcısı projesi, Galata Rum İlköğretim Okulu, 2013. Sıradan plastik yerine çikolata ya da peynirle çalışmak üzere modifiye edilmiş üç boyutlu bir yazıcı olan Sokak Yiyeceği Yazıcısı, dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğinde. GG Lab’in projesi  üç boyutlu printerların yakın gelecekte mutfaklarımıza nasıl dahil olabileceğini ve yepyeni deneysel yiyeceklerin üretiminde kullanılabileceğini kanıtlıyor. Bu projeyle üretim teknolojisi, mimarlık ve avangard mutfak arasında ortak bir buluşma noktası oluşturuluyor. Sokak Yiyeceği Yazıcısı, halkı yemek tasarımlarıyla buluştururken, aynı zamanda dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğine de sahip. Aynı sergide yer alan, doğaçlamayı seri üretime katmak için tasarlanan bir döner kalıp makinası olan ve Annika Frye tarafından geliştirilen Improvisation Machine/Doğaçlama Makinesi ise seramik objelerin sabit bir kalıp olmadan, polimer bir harç kullanarak yapılmasını sağlıyor ve üretime müthiş bir özgürlük kazandırıyor. Fotoğraf:http://www.poetikhars.com/webblog/sepp/adhokrasi

3. İstanbul Tasarım Bienali’nde yer alan Sokak Yiyeceği Yazıcısı projesi, Galata Rum İlköğretim Okulu, 2013.
Sıradan plastik yerine çikolata ya da peynirle çalışmak üzere modifiye edilmiş üç boyutlu bir yazıcı olan Sokak Yiyeceği Yazıcısı, dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğinde.
GG Lab’in projesi üç boyutlu printerların yakın gelecekte mutfaklarımıza nasıl dahil olabileceğini ve yepyeni deneysel yiyeceklerin üretiminde kullanılabileceğini kanıtlıyor. Bu projeyle üretim teknolojisi, mimarlık ve avangard mutfak arasında ortak bir buluşma noktası oluşturuluyor. Sokak Yiyeceği Yazıcısı, halkı yemek tasarımlarıyla buluştururken, aynı zamanda dijital ve analog malzemelerle yapılan deneysel bir çalışma niteliğine de sahip.
Aynı sergide yer alan, doğaçlamayı seri üretime katmak için tasarlanan bir döner kalıp makinası olan ve Annika Frye tarafından geliştirilen Improvisation Machine/Doğaçlama Makinesi ise seramik objelerin sabit bir kalıp olmadan, polimer bir harç kullanarak yapılmasını sağlıyor ve üretime müthiş bir özgürlük kazandırıyor.
Fotoğraf:http://www.poetikhars.com/webblog/sepp/adhokrasi

2015 yılına kadar:

Higgs Bozonu için 5 milyar Avro,
Genom Projesi için 4,6 milyar Dolar,
Yeni enerji nükleer füzyon için 15 milyar Avro,
Dünyanın en güçlü gözü E-ELT Teleskobu için 1,5 milyar Dolar harcandı.

 

Okur Türleri

  • Thomas Mann, Kafka’nın bir romanını Albert Einstein’a ödünç veriyor. Einstein kitabı geri getirdiğinde, “Okuyamadım bu kitabı. İnsan beyni bu derece karmaşık değil!” diyor.
  • “Çoğu zaman karmakarışık olmuş zihinlerle alırız kitapları elimize; romanın doğruyu anlatmasını, şiirin yalan söylemesini, biyografinin methiyeler düzmesini, tarih yazılarının da önyargılarımızı desteklemesini bekleriz.” Virginia Woolf. Woolf’un okuma biçimi, hikaye gerçek hayatı anlatır gibi okumak; romanın geçtiği sokakları, evleri, parkları romanın kişileri gibi yaşayarak anlamaya çalışmak.
  • Hiçbir şey beklemeden okumalıyız. Çünkü iyi kitaplar, çoğu kez size beklediklerinizden daha çoğunu verir, diyor Semih Gümüş.

  • Umberto Eco’dan:

Örnek Okur, oyunda kalmayı bilen kimsedir, metinle birlikte doğar, o üsluba uyma yeteneği gösterir, yani başından itibaren kendisine önerilen metne dayalı oyunun kurallarını kabul etmekle bin yıl sonra bile olsa o kitabın ideal okuru olacak olan kişidir.”

“Bir anlatı metnini kat etmenin iki yolu vardır. Birinci düzey bir örnek okur metni, öykünün nasıl sona ereceğini bilmek isteyerek okur. İkinci düzey bir örnek okur ise, okuduğu metnin kendisinden nasıl bir okur olmasını istediğini kendisine sorarak, yazarın nasıl ilerlediğini keşfetmek için okur. Öykünün nasıl sona erdiğini bilmek için, genellikle bir kez okumak yeterlidir. Yazarı tanımak için birçok kez okumak gerekir, belli öyküleri ise sonsuza dek okumak. Örnek okur, yazarın kendisinden istediklerini anladığında, tam anlamıyla örnek okur olur. Birinci düzey örnek okurun hissetmesi, ikinci düzey örnek okurun keşfetmesi beklenir. Okurlar metinlerden, metinlerin açıkça söylemediği şeyleri çıkarsayabilirler, ancak metinlere söylediklerinin tersini söyletemezler. Üç Silahşörler’in öngördüğü örnek okur, 17. yüzyıl Paris’inde bir Rue Bonaparte’ın bulunmasının olanaksız olduğunu bilir. Finnegans Wake, sonsuz bir ansiklopedik bilgiyle donanmış bir örnek okur öngörür, böyle bir okuru gerektirir ve ister.”

“Ampirik okur, öykü ile özdeşleşen, öyle ki, kendi amcası ile yengesinin başından geçen olayları romanda gördüğüne inanandır. Kırmızı Şapkalı Kız’da ampirik okur deneyimimizden yola çıkarak kurtların konuşmadığını biliyoruz, ancak örnek okur olarak kurtların konuştuğu bir dünyada hareket ettiğimizi kabul etmek zorundayız.”

“Yakın okuma, bir metni titizlikle incelemektir. Bir metni yeniden okumak, o metnin büyüsünü yok etmez.”

“Örtük okur (implied reader), metnin çok sayıdaki potansiyel bağlantılarını açığa çıkaracak okurdur. Bu bağlantılar zihin tarafından yaratılır, metnin kendisi değildirler, okuma süreci aracılığıyla gelişirler.”

Baker Street’e, Sherlock Holmes’un evini aramaya giden okurlar, Dublin’e Leopold Bloom’un evini aramaya giden okurlar vardır.

Okurlar roman karakterlerine mektup yazıyorsa o roman bir kült romandır.

  • Susan Sontag’dan:

Özgürleşmek için okumak:

“Edebiyat diyalogdur; bir şeye tepki vermek, karşılık vermektir. Edebiyat, kültürler evrim geçirip birbirleriyle etkileşim içine girdikçe, insanın canlı olan şeylerle ölmeye yüz tutan şeylere verdiği karşılıkların, tepkilerin bir tarihidir.

Dünya edebiyatına ulaşmak, ulusal kibrin, dar görüşlülüğün, zoraki taşralılığın, anlamsız müfredat eğitiminin, tamamlanmayan kaderlerin ve kötü şansın meydana getirdiği hapishaneden kaçmaktır. Edebiyat, daha büyük bir hayata, yani özgürlük alanına giriş pasaportudur.

Edebiyat özgürlüktür. Özellikle de birer değer olarak okumanın ve içedönüklüğün ayaklar altına alındığı bir çağda edebiyat, özgürlüğün ta kendisidir!”

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

  • Düşman Yaratmak, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2014.
  • Başkalarının Acısına Bakmak, Susan Sontag, Agora Kitaplığı, 2004.
  • Kitap Nasıl Okunmalı?, Virginia Woolf, Alakarga Yayınları, 2015.
  • Kitaplar Nasıl Okunur, Semih Gümüş, Radikal Kitap, 4 Aralık 2015.
  • Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti, Umberto Eco, Can Yayınları, 2013.