Etiket arşivi: Agora

Bafa Gölü ve Çevresi 8

  • Burası Antik dönemde Caria/Karya bölgesiydi. Günümüzde kuzeyi Aydın, güneyi Muğla illerinin sınırları içerisindedir.
Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.  Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır. Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi. Fotoğraf: Arkeofili

Dikilitaş Vadisi’ndeki Zeus Akraios (Zirvedeki Zeus) Tapınağı kalıntıları.
Girişte yer alan iki bloktan soldakinin üzerinde bir kalkan, sağdakinde ise bir miğfer betimi bulunmaktadır.
Tapınağın Zeus Akraios’a adandığını gösteren yazıtlı blok da günümüze ulaşmıştı. Ancak 2016 yılında Zeus Akraios Tapınağı’nda yangın çıktı. Yangının bölgede piknik yapan bir grup insan tarafından çıkarıldığı belirtildi.
Fotoğraf: Arkeofili

  • Yunanlar benimsedikleri yerel dağ tanrısını Ay tanrıçası Selene’nin sevgilisi, Latmos’ta yaşayan genç bir çoban ve avcı olan Endymion ile özdeşleştirmişlerdir. Ay tanrıçası Selene onu bir mağarada uyurken görmüş ve aşık olmuştu. Onu görebilmek için geceleri gökten yere inerdi. Endymion ile tanrıça arasındaki bu aşk Roma döneminde özellikle lahitlerde, Rönesans resminde işlenen bir konu olmuştur. Endymion’un uykusu, ölümsüzlüğün simgesi olarak kabul edildiğinden Roma lahitlerinde konu sıkça işlenmiştir.
Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650. Fotoğraf: arkeorehber

Selene ve Endymion, Flippo Lauri, 1650.
Fotoğraf: arkeorehber

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selene’nin Endymion’u göldeki bu küçük adada gördüğüne inanılıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Karya şehri Latmos’un MÖ 1000 yılında kurulduğu düşünülmektedir. İyonların saldırısından kaçan Carialılar şehirlerini kayaların arasına neredeyse gömerek görünmez kılamaya çalışmışlardır.
  • Dağın güney eteğinde bir Helenistik dönem kenti yer almaktadır. Makedonyalı bir general tarafından MÖ 300’lerde kurulan Herakleia Antik Kenti, günümüzde Kapıkırı Köyü içindedir ve göl kıyısındadır. Herakleia kurulunca Latmos şehri terk edilmiş, ahalisi yeni şehre göçmüş, eski kent Herakleia kentinin gömü alanı olmuştur. Adını Herakles‘ten alan şehirde Athena ve Endymion Tapınağı, Agora, Konsey Binası, Hamam, Tiyatro ve Çeşme vardır. Şehrin surları antik dünyanın en güzel ve en iyi korunmuş surlarıdır. Bu dönemde döşenen yol, Küçük Asya’daki Roma öncesi döneme ait en eski yoldur. Ancak şehir Roma döneminde önemini kaybetmiştir. Herakleia 1765 yılında İngiliz bilim adamı Richard Chandler tarafından keşfedilmiştir.
  • Latmos’un zirvesindeki yağmur kültü Bizans Dönemi’ne kadar sürmüştür. 10. yüzyılda bile kurak dönemlerde bir alay düzenlenerek dağın zirvesine, yağmur duasına çıkıldığı anlaşılmaktadır. Yerel kültlerin yeni gelen din tarafından benimsenmesi yaygın bir uygulamadır.
  • Bizans Dönemi’nde burası manastır yaşamının bir parçası olmuş, dağın zirvesine demir bir haç dikilmiştir. Dağın en yüksek noktasına Tekerlek Dağ adı verilmektedir.

 

Libya 37 Tulmeyse

TULMEYSE
(Tolmeita)

Bingazi’den minibüslerle Jebel Akdar (Yeşil Dağ) bölgesine geçtik.

  • 2005 yılında tarihi kentin sadece %10’u kazılmış durumdaydı. Buradaki yerleşimin MÖ 4. yüzyılda başladığı düşünülüyor. Ama, ortaya çıkarılan yerler MÖ 1-2. yüzyıllara tarihlenen Helenistik bir kente ait.
  • Tulmeyse daha sonra, Roma tarafından kurulan Pentapolis’in beş şehrinden biri ve başkenti olmuş. 7. yüzyılda, Pentapolis kentleri arasında Arap egemenliğini en son kabul eden kent olmuş.
  • Şehirde 1923 yılında yapılan İtalyan Kalesi vardı. Helenistik kent surlarının çok az bir parçası ayakta kalmış. Helenistik şehirlerin çevresi mutlaka surla çevrilirdi. Oysa garnizon şehri olmadıkça Roma şehrinin etrafında sur olmazdı.
Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt). Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Tulmeyse antik kentinde cardo (kuzey-güney doğrultusundaki cadde) ile decumanus’un (doğu-batı yönündeki cadde) kesişim noktasındaki tetrapylon (Dörtyol ağzına yapılan anıt).
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bu alanın bir odeon (müzik yapılan yer) ya da bouleuterion (kentin sorunlarının konuşulduğu toplantı alanı) olarak kullanıldığı düşünülüyor. Havuzun derinliği, su oyunlarının yapıldığı ihtimalini de düşündürüyormuş. Bölgede su yok. Ama boru sisteminin izleri görülüyor. Burası 500 kişi alabilecek kapasitede. Buranın daha sonra tiyatroya dönüştürüldüğü, üstünün kapalı olduğu sanılıyor. Sahnenin ön tarafını heykeller süslüyormuş. Heykeller müzede sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Odeon’dan sonra kentin Agora’sına gittik. Toplumsal yaşama dair her fonksiyon Agora’da kümelenirdi, Agora toplanma yeriydi.  Ticari, politik, adli, kültürel  olaylar burada gerçekleşirdi; şehrin merkeziydi; çevresi de kamu binaları ile çevrili olurdu. Romalılar bu merkezi  Forum olarak adlandırmıştır. Tulmeyse’deki Forum 100×100 m boyutlarındaydı. Sarnıçlar Forum’un altında yer alıyor.
Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Burada, Kuzey Afrika’nın en büyük sarnıçları bulunuyor. Su, 25 km öteden getiriliyormuş. Basamaklarla kemerli sarnıç odalarına inilebiliyor. Büyük taş bloklar kullanarak Yunanlar’ın yaptığı sarnıçlar, 2. yüzyılda Romalılar tarafından tuğla kullanarak genişletilmiş. Yapım farklılığı duvarlardan izlenebiliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray Tulmeyse’nin en süslü yapısı. İlk yapı MÖ 2. yüzyılda yapılmış. MS 115-17 yıllarında Yahudi ayaklanması sırasında yıkılmış, Romalılar tekrar yapmış. 600 metre karelik bir alanı kaplıyor. Havuzlu avlusu; avlunun kuzeyinde yemek ve toplantı odası olarak kullanılan Mısır Odası sütunlarla süslü ve tabanı mozaik kaplı imiş. Mozaik pano müzeye taşınmış. Avlunun güneyinde, Medusa Odası var. Bu odanın da mozaik döşemesi müzede idi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sütunlu Saray’ın toplantı salonu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ören yerinde 6. yüzyıla tarihlenen bir Bizans kilisesi var. Tulmeyse’de kazılan tek kiliseyi İtalyanlar restore etmiş. Burası üç nefli, beşik tonozlu çatıyla örtülmüş bir bazilika.
  • Tulmeyse’deki müze çok zengindi.
Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Müzedeki mozaiklerden iki örnek paylaşıyoruz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Medusa Odası’ndan müzeye taşınan mozaik.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu