Etiket arşivi: Afganistan

Püritenler 7

Fotoğraf: portside.org

Fotoğraf: portside.org

  • 11 Eylül 2001 terörist saldırı sonrası ABD El Kaide’yi barındırmış olan Afganistan’ı işgal etti, ardından Irak’a girdi.
  • Kendilerini neo-con olarak adlandıran kişilerin sahip oldukları görüşlerde son yirmi beş yılda çok büyük farklılıklar olmuştur. Bununla birlikte bu kişilerin takındıkları politik tutumları hakkında şunları söyleyebiliriz (ancak bu ilkeler, Amerikan siyasi yaşamındaki diğer önemli gruplar tarafından da geniş ölçüde paylaşılmaktadır):
    *Demokrasi, insan hakları ve devletlerin iç politikaları ile ilgilenilmesi gerekir,
    *ABD’nin gücü ahlaki amaçlar için kullanılabilir (iyiliksever hegemonya), ABD’nin güvenlik alanında özel sorumlulukları vardır,
    *Ciddi güvenlik sorunlarının çözülmesinde uluslararası hukuk ve kurumların gücü konusuna şüpheci yaklaşmak yararlıdır,
    (Birleşmiş Milletlerin etkin ve meşru bir küresel yönetim makamı olmadığını ve olamayacağını düşünürler. Kuvvet politikasının aşılıp onun yerine uluslararası hukukun geçebileceği hayali, bugün Amerikan liberal enternasyonalistler ve birçok Avrupalı tarafından paylaşılmaktadır. Neo-con’lar, uluslararası hukukun saldırganlığı önleyemeyecek kadar zayıf olduğuna emindirler.)
    *Göç ve serbest ticarete karşı çıkılmalıdır,
    *Hırslı sosyal mühendisliğin çoğu kez beklenmedik sonuçlara yol açtığı ve kendi amaçlarını baltaladığı; sosyal adalet aramaya yönelik çabaların sol görüşlü toplumları daha kötü hale getirdiği şeklinde özetlenebilir.
  • Neo-con düşünceyi şekillendiren ilk savaş, 1930’lu ve 1940’lı yıllarda Stalincilerle; ikincisi ise 1960’larda Yeni Sol ve onun doğurduğu karşı kültür ile yapılmıştır.
  • Neo-con düşünce bugün Amerikan dış politikasındaki dört yaklaşımdan biridir. Neo-con dış politikasının özellikleri iyiliksever hegemonya, tek kutupluluk, önleyici eylem ve Amerikan ayrıcalığı gibi kavramları içerir. W. Bush döneminde (2000-2008) birçok neo-con savaşı aleni olarak desteklemiştir.
  • Birçok yorumcu, Paul Wolfowitz, Douglas Feith, Richard Perle gibi Irak savaşının önde gelen birkaç destekçisinin Yahudi olduğuna dikkat çekerek Irak politikasının nihayetinde Ortadoğu’yu İsrail için güvenli hale getirmek için tasarlandığını ileri sürmüştür.
  • Teolojik-politik sorunla uğraşan Leo Strauss’un (1899-1973) anlayışına göre din de rejimin bir parçasıdır. Leo Strauss, Nazilerden kaçarak 1930’larda ABD’ye göç etmiş, Chicago Üniversitesi’nde ders vermiş Alman Yahudi’si bir siyaset kuramcısıydı.
  • Strauss, sadece küçük bir seçkinler grubunun gerçeği bilmeye uygun olduğunu, halk kitlelerine yalan söylemenin esasen bir görev olduğunu düşündüğü için Irak savaşının sorumluluğunu neo-con hareketin Straussçu kanadına yükleyenler çok olmuştur.
Fotoğraf: Gawker

Fotoğraf: Gawker

  • Amerikan dış politikasında refleks haline gelen müdahale, Mısır’daki seçim sonuçlarına göre oluşmuş hükumetin devrilmesine, Libya lideri Muammer Kaddafi‘ye bağlı birliklerin halka baskı ve şiddet uygulaması ile Libya’nın BM kararlarına riayet etmemesi sebep gösterilerek Libya’ya askeri operasyon başlatılması sonrası Libya’da çıkan iç savaş ile devam etti ve bizi Suriye savaşına getirdi.
  • Başkanlığının son yılı olan 2016’da Obama, başkanlığı boyunca yaptığı en büyük hatanın Libya olduğunu söyleyecekti. Kaddafi’nin devrilmesinden sonraki süreç için hiçbir plan yapılmadığı; rejimin çökmesine neden olan kısmi işgallerin işe yaramadığı uluslararası arenada konuşulan konular oldu.Kaynaklara göre, iç savaşta her iki tarafın ve sivillerin toplam kaybı 25,000 – 30,000 ölü, 4000 kayıp olmuştur. Suriye’de savaş devam etmekte olduğu için bilançosu henüz bilinmiyor. Bir başka mesele de Suriye’den sonraki hedefin neresi olacağı.

 

 

 

 

 

Şiddet 61| Devlet Şiddeti 7 Hubris Sendromu

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921. 1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir. Fotoğraf:www.ottodix.org

Kibrit Satıcısı, Otto Dix, 1921.
1920’lerin Yeni Objektiflerin’den Otto Dix’in tablolarında gaziler, acınacak halde betimlenir. Savaş onları mahvetmiştir, toplum ise onlara karşı aldırmazlık içindedir. Savaş zenginleri keyif sürerken gaziler düşkünlük içindedir. Tabloda kör bir eski asker kibrit satmakta, iyi giyimli yayalar hiç aldırmamakta, hatta utanç verici yenilgiyi onlara hatırlattığı için muhtemelen ona kızmaktadırlar. Üstelik bir köpek de, kesik bacaklarına işemektedir.
Fotoğraf:www.ottodix.org

  • İktidarın yarattığı bozulmaya Hubris Sendromu adı verilir. Uzun süre iktidarda kalmanın bu insanların çoğunun eleştiriyi kabul etme ya da kendi inançlarına ters düşen olay ve görüşleri doğru biçimde yorumlama konusunda isteksiz oldukları, hatta bunu yapamadıkları düşünülür. Hubris Sendromu, yönetimde kalma süresine ve yönetimin mutlaklığına göre değişir. Bu türden liderler, sadakat gösteren “biz” ile konuşurlar; Tanrı’nın ya da tarihin doğru bir yargıda bulunacağını farz ederler; kamuoyunu göz ardı ederler; muhalifleri aşağılarlar; kendi inançlarını katı biçimde savunurlar.
  • 1976’da Başbakan İndira Gandi tarafından ilan edilen ve 21 ay süren Olağanüstü Hal sırasında başbakanın küçük oğlu Sancay Gandi, iktidar partisinin gençlik kollarının başına geçmiş, ülkeyi adeta kendi başına yönetir gibi olmuştu. Bir yandaşlar zümresi Sancay’ın buyruklarını uygulamak üzere kitlelerin üstüne salıverilmişti. İndira Gandi, bir sonraki seçimi kazanamadı.
  • Michel Foucault’ya göre, güç ancak kendisinin önemli bir kısmını maskelemesi koşuluyla hoş görülebilir.
İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981. Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.  Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

İç Dekorasyon, Beatriz Gonzalez, 1981.
Kolombiyalı sanatçı Beatriz Gonzalez (1938-), ülkesinde gelişigüzel tutuklamalar ve işkenceler sürerken zamanın Kolombiya Devlet Başkanı Julio César Turbay Ayala’nın sürekli partilerde keyifle içerken, dans ederken, eğlenirken çekilmiş ve gazetelerde yayımlanmış fotoğraflarını perdelik kumaşa basar. Bir tekstil şirketi ile anlaşarak kumaşı metreyle satar. Hem pazarlanabilir bir ürün üretmiş olur hem de ülkedeki çürümenin perde arkasını gösteren bir metafora imza atmış olur.
Yöneticilerin ülkenin onlar yüzünden içinde bulunduğu kötü duruma rağmen keyiflerine bakmaları Orta ve Güney Amerika’da ve benzeri yerlerde yaygın bir tavırdır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Ünlü Rus yazar Lyudmila Ulitskaya (1943-) Putin dönemi için şunları söylüyor: “Rusya’da muhalefet, halk düşmanı (= vatan haini) olarak algılanıyor. Rus devletinin baskı gücü genç göstericileri ezmeye yetiyor ama sıra terörle mücadeleye geldiğinde tamamen etkisiz kalıyor.” Yazar bunları, Putin’in St. Petersburg ziyareti sırasında şehrin metrosuna yapılan saldırı sonrası yazıyordu.
70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

70’li yıllarda Perulu sanatçıların pek çoğu gibi Juan Javier Salazar (1955-2016) da ülkesinde ütopik bir değişimin hayalini kurmuştu. Sömürgeciliği, ülkesinin kaybolan kadim kaynaklarını sanatına konu edinmiş, ülkesinin kültür alanında kahramanı olmuştu. Salazar’ın yıllar boyu yönetime gelenlerin birbirlerinden farkı olmadığını, hep aynı şeyleri söylediklerini, her şeyi erteleyerek ülkeyi zorda bıraktıklarını açıkça anlatan bir eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

  • Kuzey Kore eski lideri Kim Jong-il (1994-2011) her yıl Hennessy konyakları için 1,2 milyon dolar harcama yapıyordu. Ülkenin ortalama yıllık geliri ise 1500 dolar.
  • Yolsuzluk pek çok ülkede sorun olmaya devam ediyor. 2013′te Kuzey Kore, Somali ve Afganistan yolsuzluğun en çok yaşandığı ülkeler olarak belirlenmişti.

 

Şiddet 59| Devlet Şiddeti 5

Savaş ve Tecavüz

  • Roma’nın krallık döneminden beri savaş ekonomik bir faaliyettir.
  • Ulusların açık onayı alınarak yapılan savaş, sıcak savaş olarak adlandırılır.
  • ABD’li sosyolog Robert Alexander Nisbet (1913-1996), tarihte savaş koşullarında doğmamış olan ve kökü özel savaş disiplinlerine dayanmayan, bilinen hiçbir devlet yoktur, der. Bu açıdan bakıldığında devlet, savaş yapma aygıtının kurumsallaşmasıdır.
  • İkinci Dünya Savaşı, yedi kıtanın altısında, okyanusların tümünde yaşanan, elli milyon insanın ölümüne, yüz milyonlarcasının yaralanmasına yol açan, uygarlık merkezlerini yerle bir eden bir trajedi idi.
  • 1950-1970’lerde ABD ve Komünist ülkeler arasında vekalet savaşları (proxy wars) yapıldı. İki taraf doğrudan birbiriyle savaşmak yerine, üçüncü tarafların savaşlarına müdahil oldular. ABD ve Sovyetler Birliği Kore, Küba krizi, Afganistan aracılığıyla birbirlerine meydan okumuşlardı.
  • Şiddetli bir korku, aşırı fiziksel zorluk, korkunç yaralanmalar, kollarında ölen arkadaşlar gibi savaşçıların yaşadıkları koşulların yol açtıklarına çeşitli savaşlarda çeşitli isimler verildi:
    Birinci Dünya Savaşı sonrası savaş bunalımı,
    İkinci Dünya Savaşı sonrası savaş nevrozu,
    Vietnam, Irak, Afganistan savaşları sonrası yaşananlara ise post travmatik stres bozukluğu (PTSB) dendi. PTSB, travmatik bir olayın fiziksel olarak yeniden yaşanması, kabuslar ya da geriye dönüşler ile tekrar tekrar ortaya çıkarak anksiyete ve depresyona yol açmasıdır.
  • 18 yaşın altındakileri askere alan ülkelere yaptırım uygulama gayretleri varsa da, Irak, Myanmar ve Afganistan gibi ülkelerin ordu ya da milis kuvvetlerde çocuk asker kullandığı biliniyor.
  • Çocuklukta yaşanan cinsel taciz, fiziksel taciz, suç, büyük araba kazaları gibi savaş da psikolojik travmanın önemli kaynaklarından biridir.
İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.  Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.
Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını. Fotoğraf: https://onedio.com

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını.
Fotoğraf: https://onedio.com

  • Büyük İskender’in MÖ 334 yılında yaptığı İran Seferi sırasında iki askeri, evli iki İranlı kadına tecavüz ettikleri için İskender’in emri ile asılmışlardı.
  • İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu, askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için birçok Koreli kadını, senelerce seks kölesi haline getirdi, bu kadınları kenef diye adlandırdı. Sayıları 200.000’e yaklaşan bu kadınların oluşturduğu topluluğu ise Konfor Kadınları diye adlandırdı. Askerlere hizmet verilmesi için oluşturulan evlerin aşırı sağlıksız koşulları ve cinsel yollarla bulaşan hastalıklar nedeniyle birçok kadın hastalanmış, hastalanan kadınlar ya askerlerce bizzat öldürülmüş ya da ölüme terk edilmiştir. Güney Kore hem bir özür, hem de bu durumun mağdurlarına tazminat ödenmesini istese de, 2015’in sonuna kadar Japonya bu yaşananlardan dolayı ne özür dilemeyi ne de mağdurlara para ödemeyi kabul etmedi. Birçok Japon politikacı tarafından olayın normal bir durum olduğu dillendirildi. Ancak, kamuoyu baskıları ve yapılan eylemler sonucunda 2015 yılında Japonya hem özür diledi hem de mağdurlara ve ailelerine yaklaşık 8 milyon Dolar tazminat ödemeyi kabul etti.
  • Günümüze yakın bir tarihte gündeme geldiği ve uzun süre gündemden düşmediği, ayrıca bir de isim verildiği için Koreli kadınların yaşadığı trajedi aslında tekil bir olay olarak görülmemeli. Savaşa maruz kalmış tüm ülkelerde kadınların yaşadığı durum ve ardından politikacıların yaptığı açıklamalar hemen hemen aynı. Savaş, savaşan erkeğe olduğu kadar, cephe gerisindeki kadına da cehennem hayatı yaşatan bir durum.
  • 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgal etmesiyle başlayan Çin işgalinde çok önemli bir tarihsel vaka olan Nanjing Katliamı’nda Japon askerleri tarafından 200-300 bin Çinlinin öldürüldüğü, 20 bin civarında kadına tecavüz edildiği tahmin edilmektedir.
  • 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın parçalanması ile başlayan milliyetçi çatışmalarda Sırp ordusunun kurduğu kamplarda Hırvat ve Müslüman kadınlara sistematik olarak tecavüz edildi ve bu kadınlar hamile bırakıldı. Sırp kültüründe, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklarda olduğu gibi, çocuğun babanın tohumundan oluştuğu ve annenin yalnızca kuluçka vazifesi gördüğü inancı yaygındır. Kadınlar, kişisel aşağılanmalarının yanı sıra; onuru, kadının namusu ile özdeşleştiren kültürlerde halklar da aşağılanmış kabul edilirler. Hayatta kalan Müslüman kadınlar, eşleri ve aileleri tarafından reddedildiler.
  • 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu‘nun, aşırı uç Hutular tarafından öldürüldüğü Ruanda katliamı neticesinde Hutu ağırlıklı hükumet düşürülmüş, öç almak isteyen Tutsilerin saldırması ile yüz binlerce Hutu, komşu Zaire‘ye (Kongo Cumhuriyetine) sığınmıştı. Aile ve Kadın Bakanı, Hutu milislerinden, Tutsi kadınlarına ve genç kızlarına öldürmeden önce tecavüz etmelerini istemişti. Kendisi de kadın olan bu bakan, soykırımı teşvikten uluslararası mahkemeye çıkartılan ilk kadın olmuştu.
  • Kadının iffetinin, ailenin, ülkenin, halkın onuruyla özdeşleştirildiği durumlarda kadınlar, birden çok defa cezalandırılmış oluyor.
  • 1993 yılında Viyana’da, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda tecavüzün ve her çeşit cinsel şiddetin savaş suçları listesine alınması kararlaştırıldı. Sonraki toplantılarda bu karar, bazı Müslüman ülkelerle Vatikan Devleti’nin bazı maddelere muhalefet şerhi koymasına rağmen onaylandı. Anlaşmanın pratik sonuçlarının sınırlı kalacağı bekleniyor.
  • 2000’li yılların ürünü IŞİD, Ezidi kadınları kaçırıp köle pazarında sattı; bir kadına on militan tecavüz edince kadının Müslüman olduğu, tecavüz edenin de sevaba girdiği yalanlarıyla kız çocuklarının, kadınların rahimleri paramparça edildi.
  • Savaş, tüm çirkinliklerine kesinlikle tecavüzü de ekliyor.

 

Dövme – Tendeki Nakış 2

  • İlkel dövme ana hatlarıyla deriye yan yana küçük delikler açmak ve bu deliklere is, sürme, mürekkep, kına, çivit gibi boyalı maddeler doldurmak suretiyle yapılır. Ciltte derin yarıklar meydana getirip barut gibi yanıcı maddeler sürüp yakarak yapılanları da vardır.
  • Batı dillerine (tattoo), Tahiti, Tonga ve Samoa adaları dilinde kullanılan tatau – çizmek, Markiz adalarında tatu kelimesinden girmiştir. Sözcük James Cook’un 1769’da Tahiti’ye yaptığı sefer sırasında kaydedilmişti.
  • Yazı veya resim şeklinde yapılan dövme bereket, tılsım, koruma, süslenme ile yakından ilişkilidir.
  • Bir Vücut Sanatı/Body Art çeşidi olarak da düşünülen dövme, medeni ve şehirli olmaya bir başkaldırı olabildiği gibi, Batılı kimliği vurgulamak için de kullanılmaktadır: Özgürlük ve bireyselliğin göstergesi olarak algılanmaktadır ki bu da Batılı bir değer sayılmaktadır.
  • Dövme, Vücut Sanatına ait olmanın yanı sıra,
    *duygusal ve zihinsel stresten kurtulmanın bir aracı olarak, dövmenin acısına sığınma;
    *riske ve acıya karşı salgılanan adrenaline bağımlılık;
    *dikkat çekme ve sosyalleşme nedeni;
    *dünyaya karşı derdini anlatmak, kendini ifade etmeye çalışmak;
    *sanatsal özgürlük;
    *otoriteye karşı çıkmak, isyan;
    *ruhlar dünyasıyla bağlantı kurmak; şans, uğur, nazardan korunmak;
    *sağaltma için;
    *süslenmek için;
    *negatif duyguları uzaklaştırmak;
    * adet ya da moda olduğu için;
    *dövmeli insanların kültürüne katılma, bir nevi aidiyet geliştirme

faktörleri dövme yaptırmanın fizyolojik, kimyasal, sosyal ve duygusal nedenleri olarak kabul ediliyor.

  • İlgiyi zayıf ve ölümlü bedene çekerek, ruhun ve zihnin asaletini vurgulamak amaçlanıyor da olabilir..
Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor. Fotoğraf: En Son Haber

Hindistan’da develere de dövme yapılabiliyor.
Fotoğraf: En Son Haber

  • 18. yüzyılda Paraguay’da kadınların yüzleri, göğüsleri ve kolları dövmelerle kaplıydı; bu onları olduklarından daha güzel kılıyordu.
  • Kuzey Irak, İran ve Afganistan’da yüz dövmeleri de görülür.
  • Çingene topluluklarının dövme geleneğinin taşıyıcısı olduğu düşünülmektedir.
  • Hindistan’da ve Nepal’de dövmenin (godna) yapılma sebepleri dinsel-inançsal, sağlık, toplumsal statü ve süslenmedir. Hindistan’da ayrıca kına ve boyalarla yapılan çeşitli süslemeler de vardır. Pakistan’ın Pencap bölgesinde ölüm halinde cennete bedeni süsleyen dövme örnekleriyle süslü olarak gidileceğine inanılır.

 

Şiddet 18 | Ötekine Yönelik Şiddet 1

Yabancı

  • Eski devirlerde yabancılardan duyulan korku, kabullerinde onlara uygulanan törenlerin nedeniydi.
  • Afganistan’da, İran’ın bazı bölgelerinde yabancı, yerleşim yerine girmeden önce bir hayvan, yiyecek ya da ateş ve tütsü adağı ile karşılanırdı.
  • Emin Paşa, Orta Afrika’da bir köye girdiğinde iki keçi kurban edilerek karşılanmış, keçilerin kanı yola serpilmiş, kabile başkanı bu kanın üzerine basarak paşayı karşılamıştı.
  • Eskimolar’da yabancıyı büyücü karşılar.
  • Yeni Gine’de yabancıya bir dal ile vurulur, bu dal ormana gömülerek kötü etkiler yabancıdan çıkartılıp gömülmüş olurdu.
  • Yolculuktan dönen, kabilesine katılmadan önce, yabancılardan büyü ve sihir yoluyla kapmış olabileceği kötülüklerden kurtulmak için arınma törenlerinden geçerdi. Böylece büyünün topluluğa bulaşması önlenirdi.
  • Tatar hanının huzuruna çıkacak olan kişiler ve hediyeleri, iki ateş arasından geçirilerek, büyü etkisini ortadan kaldıracağına inanılan ateş tarafından arıtılmış olurdu.
  • Yunanların, yabancının bir tanrı olabileceğini düşündüklerini Homeros’tan öğreniyoruz.
  • Yabancılardan ve onların sihrinden korku, bazen onları kabul etmeye hiçbir şekilde izin vermeyecek kadar büyüktü.
2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar. Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı. 2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı. Fotoğraf: slash-paris.com

2013 yılında Britanyalı iki sanatçı, Gilbert ve George, Londra’daki mahalleleri West End’de gözlemledikleri gerginlikleri, korkuyu ve hoşnutsuzluk duygusunu bir dizi fotoğraf/kolaj çalışmasıyla anlatmaya çalıştılar.
Fotomontajlardaki resimler kebapçılar, peçeli çarşaflı kadınlar, radikal imamlar, hem bombayı hem uyuşturucuyu akla getiren nesneler barındırmaktaydı.
2014 yılında Paris’te açılan Günah Keçisi adlı serginin kataloğunda, fotoğrafların çok kültürlü ve çok dinli şehir toplumundan 21. yüzyılda duyulan korkuları yansıttığı yazılıydı.
Fotoğraf: slash-paris.com

  • Alman Sosyolojisinin kurucularından Georg Simmel’e (1858-1918) göre yabancı, bugün gelen ve yarın da kalandır. Oraya ait değildir, oraya özgü olmayan ve olamayacak özellikler getirendir. Simmel, en eski zamanlardan beri her türden başkaldırma esnasında ilk saldırılan tarafın yabancılar olduğunu yazar.
  • Etnosentrizm, üyesi olunan grubun diğer bütün gruplardan üstün olduğuna ilişkin inançtır.
  • Amerikalı psikolog Gordon Allport (1897-1967), 1954 yılında yazdığı Önyargının Doğası adlı kitabında, ayrımcılığın, önyargının davranışa dönüşmüş hali olduğunu belirtir ve bu durumu beş basamakta izah eder:
  • Toplumda genellikle baskın olan, benimsenen görüşlerden ve davranışlardan yana olan insanlar; hemen her zaman, kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen ve davranmayan insanlara karşı baskı uygulamışlardır.
  • İnsanların çeşitli niteliklerin bileşiminden oluşan kimliklere sahip oldukları düşünülüyor: ırk, dil, din, renk, cinsiyet; gelenekler, toplumsal kurumlar, düşünüş biçimleri, değerler gibi kültürel ögeler….Bu ögelerden biri, gruptan farklı olduğunda Öteki konumuna düşmek olasıdır.
  • Akademisyen Levent Ünsaldı (1976-), etnik grup veya azınlık grupları gibi ifadelerin, örtük de olsa, egemenin diliyle konuşmak olduğunu; Ötekiliğin kabulünü gösterdiğini söylüyor. Bir kişi veya grubu Öteki kategorisine sokan şeyin bir ilişki biçimi; siyasal, ekonomik, kültürel tahakküm formunu içinde barındıran bir bakış açısı ve tipleştirme olduğunu belirtiyor.
  • Başlangıcı Ata Kültüne dayanan, ortak atadan gelenlerin kardeşliği fikri Roma Krallığı (MÖ 753-509) döneminde politik sistemin bir parçası haline gelmişti. Aile üyelerinin gömüldüğü mezar odaları kutsal sayılırdı. Gentes denen, akraba gruplarının oluşturduğu klanlardan beri kan davası da vardır.
    *Kişiler kendileri gibi düşünenlere antipatilerini ifade ederler. Öteki, sözel olarak dışlanır.
    *Bir arada olmaktan kaçınılır.
    *Öteki’nin iş, konut, eğitim, sağlık gibi hizmetlerden yararlanmasına, politik haklarını kullanmasına karşı çıkılan ayrımcılık aşaması. Bu aşama Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid rejimi tarafından kurumsallaştırılmıştır.
    *Şahsa ve mala yönelik fiziksel saldırı.
    *Yok etme eylemleri. Linç, katliam, toplu kıyım gibi. Yahudi Soykırımı ve Srebrenitsa Katliamı (1991-1995) ilk akla gelenlerdir. Hitler, bir sözde düşmanın, yani Yahudiliğin Alman ulusal, sosyalist hareketine engel olduğu savını kullanmıştır.