Etiket arşivi: Adorno

Çağdaş Sanata Varış 284|Cam ve Ayna 1

BİR SANAT ARACI OLARAK CAM VE AYNA 1

“Sanatçının kendini yapıtın öznesi olarak sunduğu işlerde sanatçı, büyük anlatıların bunaltıcı etkisini yok etmek için küçük anlatılara sarılıyor ve özgürleştirici bir Yapısöküm için bu yöntemi seçiyor. Sanatçının göğsünde birden fazla “kendi” var; kişi farklı “kendi”lerden ve karşıt/çelişkili özelliklerin bütünleşme(me)sinden oluşuyor.  Deleuze ve Guattari Kapitalizm ve Şizofreni’ye “biz bir kalabalığız” diyerek başlıyorlar. Adorno şöyle diyor: “Sanatçılar kendilerini yüceleştirmez. Onlar arzularını ne doyurur ne de bastırır ama toplumsal olarak arzu edilen başarılara dönüştürür; yapıtları Psikanalitik yanılsamalardır. Ne var ki, günümüzde geçerli sanat yapıtları, istisnasız toplumsal olarak arzu edilmezler. Sanatçılar, daha çok özgürce dolaşan ve gerçekle çarpışan, nevrozla damgalanmış şiddetli sezgileri açığa vururlar.” Baudrillard’a göre, sanatçı için imgeler, kendisini “fraktal özne” olarak gördüğü güçlü bir “ayna aracı” görevi görürler. Eğer Marksistlerin hep belirttiği üzere hiçbir zaman tarafsız ve nesnel olmak mümkün değilse, her zaman “bir yerden” konuşuyorsak, o zaman kendi portresi her zaman sanatçının (siyasal, iktisadi, etik ve estetik bağlamlarda) durduğu yer(ler)in sorumluluğunu üzerine almaya çalışmasıdır. Bu sorumluluk anı, çokluğu olumlayan bir sorumluluk; hem de geriye dönük bir süreci de içine alan bir sorumluluktur.” Kendi Portresi, Beral Madra, Borusan Sanat Galerisi Katalog Metni, Ekim 2002.

“Sanatçının kendini yapıtın öznesi olarak sunduğu işlerde sanatçı, büyük anlatıların bunaltıcı etkisini yok etmek için küçük anlatılara sarılıyor ve özgürleştirici bir Yapısöküm için bu yöntemi seçiyor.
Sanatçının göğsünde birden fazla “kendi” var; kişi farklı “kendi”lerden ve karşıt/çelişkili özelliklerin bütünleşme(me)sinden oluşuyor.
Deleuze ve Guattari Kapitalizm ve Şizofreni’ye “biz bir kalabalığız” diyerek başlıyorlar.
Adorno şöyle diyor: “Sanatçılar kendilerini yüceleştirmez. Onlar arzularını ne doyurur ne de bastırır ama toplumsal olarak arzu edilen başarılara dönüştürür; yapıtları Psikanalitik yanılsamalardır. Ne var ki, günümüzde geçerli sanat yapıtları, istisnasız toplumsal olarak arzu edilmezler. Sanatçılar, daha çok özgürce dolaşan ve gerçekle çarpışan, nevrozla damgalanmış şiddetli sezgileri açığa vururlar.”
Baudrillard’a göre, sanatçı için imgeler, kendisini “fraktal özne” olarak gördüğü güçlü bir “ayna aracı” görevi görürler.
Eğer Marksistlerin hep belirttiği üzere hiçbir zaman tarafsız ve nesnel olmak mümkün değilse, her zaman “bir yerden” konuşuyorsak, o zaman kendi portresi her zaman sanatçının (siyasal, iktisadi, etik ve estetik bağlamlarda) durduğu yer(ler)in sorumluluğunu üzerine almaya çalışmasıdır. Bu sorumluluk anı, çokluğu olumlayan bir sorumluluk; hem de geriye dönük bir süreci de içine alan bir sorumluluktur.”
Kendi Portresi, Beral Madra, Borusan Sanat Galerisi Katalog Metni, Ekim 2002.

  • Hafif, saydam, göz alıcı, şeffaf, kırılgan, kendi kurallarını koyan, ışığı kucaklayan ve yansıtan; aydınlığı, dış dünyayı içine alan; bin bir anlam yüklenen cam ve ayna, sadece mimarinin değil, hemen tüm sanat dallarının gözdesi.
  • Cam malzeme kullanılarak üretilmiş sanat eserlerinden oluşan ve dünyayı gezen özel sergiler de açılıyor. Glasstress bunlardan biri. Glasstress, cam malzeme kullanılarak üretilmiş en iyi çağdaş sanat eserlerinden oluşan, 2009 yılında Venedik Bienali kapsamında başlatılmış bir sergi. 2015 yılında yapılan sergiye Türk çağdaş sanatçıları Erdağ Aksel (1953-) ve Yaşam Şaşmazer de katıldı.
İspanya'nın Galiçya bölgesinde La Coruna'da 21. yüzyılı karşılamak için dikilmiş Milenyum Obeliski 50 m. yüksekliğinde, 3 ton ağırlığında, şehrin önemli olay ve kişilerinin işlendiği 178 kaya kristalinden oluşuyor. Obelisk, bir havuzun içinden yükseliyor ve geceleri aydınlatılıyor. Gerardo Porto tasarımlamış, cam heykeltıraşı Louis La Rooy uygulamış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İspanya‘nın Galiçya bölgesinde La Coruna’da 21. yüzyılı karşılamak için dikilmiş Milenyum Obeliski 50 m. yüksekliğinde, 3 ton ağırlığında, şehrin önemli olay ve kişilerinin işlendiği 178 kaya kristalinden oluşuyor. Obelisk, bir havuzun içinden yükseliyor ve geceleri aydınlatılıyor. Gerardo Porto tasarımlamış, cam heykeltıraşı Louis La Rooy uygulamış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Farklı teknik ve malzemelerin bir arada kullanıldığı, çoğunlukla soğuk cam olarak tanımlanan aşındırma tekniği ile yapılan üç boyutlu işler Çağdaş Dönem’de çok karşımıza çıkıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Farklı teknik ve malzemelerin bir arada kullanıldığı, çoğunlukla soğuk cam olarak tanımlanan aşındırma tekniği ile yapılan üç boyutlu işler Çağdaş Dönem’de çok karşımıza çıkıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 222| Postmodernizm’e Eleştiriler 1

Fotoğraf:www.e-skop.com

Fotoğraf:www.e-skop.com

  • İnsanlar bir dönem hoşlarına gitmeyen hemen her şeye Postmodern dediler. Daha sonra Modernist katılık çeşitli şekillerde eridi ama Postmodernizm yine de bir çok eleştiriye hedef oldu.
  • Fredric Jameson (1934-), toplumun kendi geçmişini bilme yetisini kaybettiğini, sürekli olarak anın yaşandığını; etkili anlamlar ve derin yorumların yerini, küresel medyanın sığ ve merkezsiz çokuluslu iletişim ağlarının aldığını söyler.
  • Postmodernizm genellikle doğruluk ve berraklıktan yoksun olmakla suçlanır.
  • Tarihçilerin çoğu, Postmodernizm’i, Yapısökümü veya kültürel göreliği aynı kefeye koyuyor ve tehlikeli buluyor.
  • Postmodern tarih, ölüleri alçaltmakla suçlanır.
  • Postmodernizm’i etkileyen filozoflardan biri olan Alman Martin Heidegger (1889-1976), Nazi olmakla suçlanan bir kişidir. Dolayısıyla Postmodern düşünürlerle Naziler arasında bir paralellik kurma eğilimi vardır.
  • Postmodernizm’in Büyük Anlatılar’ı reddetmesi, Holocaust’un varlığının da tartışılmasının yolunu açmıştır.
  • Umberto Eco, Postmodernizm, ironi ve eğlence üzerine kurulu bir Manyerizm’dir, der.
  • Postmodernizm Avrupa’da popülizme rağbet etmedi; onlar ABD’ lilerin ucuza tarih, kolayına kültür ürettiklerini öne sürdüler. Bu cephede akademik olma ve akılcı bir yaklaşım hakimiyetini kısmen de olsa sürdürdü. Akılcı bir mükemmellik arayışları devam etti. Var olanın olduğu gibi kabul edilmesine, tüketime, piyasa ile içli dışlı olmaya karşı çıktılar. Adorno, var olan sırf var olduğu için güzel sayılır, der.
  • Postmodern toplum tükeniş, pesimizm, akıldışılık ile ilişkilendirilir.
  • Kimi yaklaşımlara göre Postmodernizm, kültürel bir ihanet, Modern değerlere sokulan zehirli bir çomak, toplumsallaşmayı sağlayan kurumların çözülmesine neden olan bir virüstür.
  • Sanat dünyasında sanatsal ölçütler yerine kimlikle ilgili ölçütlerin geçerlilik kazanmaya başlaması ciddi anlamda eleştiri almıştır.
  • Batı dünyasının Üçüncü Dünya’ya yönelik ilgisi, Yeni Sömürgecilik olarak eleştirilmiştir.
  • Postmodernizm, Modernizm’in sorunları, yeniden üretim ve meşrulaştırma üzerinde yükseldi, denir.
  • Birçok yorumcu, Postmodernizm’i keyfi ve kapsamsız olarak nitelendirir.
  • NY, Harvard, Chicago çevrelerinde ’50′lerin sonunda, Postmodern terimi olumsuz anlamda kullanıldı. Modern’in ötesini değil, Modern’den daha eksik bir şeyi göstermekteydi. Pasifist, nihilist bir kimliği ifade ettiği düşünüldü.
  • Postmodernizm’in hep sağın mülkiyetinde olduğu; Kapitalizmden başka seçenek olmadığını savunduğu iddia edilerek Tüketim Kapitalizmi/Tüketim Kültürü adı verilmiştir.
  • Postmodernizm’in yanlış anlamaları, yanlış çıkarsamaları, yanılgıları olumlayan bir tavır sergilediği öne sürülür.
  • Postmodernizm, sanatı ayağa düşürme gizilgücüne sahip tek akımdır, denir. Bunu, erdem olarak savunarak yaptığı; sanatı ve bütün olarak kültürü kitlenin eline teslim etmeyi yeni bir kültür olarak sunduğu söylenir.
  • Postmodernizm için kullanılan olumsuz tanımlamalardan bazıları şöyledir:
    * İlkesizlik İlkesi.
    *Popülistik. Yeni bir Manyerizm. Arabesk.
    *Sığlaşma.
    *Bayağılaşma.
    *Kötü Sanat.
    *Çirkin Sanat.
    *Bilgiçlik.
    *Sahtelik.
    *Keyfi ve kapsamsız.
    *Özgünlüğe değil, gösterişe meraklı.
    *Belirsizliğin, nemelazımcılığın ideolojisi.
    *Kültürün metalaşması.
    *Tüketim kültürü.

 

 

Kitsch (Kiç)

  • Kitsch yoz beğeni, ucuzlatma, kişiliksizleştirme, kötü zevk, karşı sanat, karşı estetik,  sanat tarihinde hiçbir estetik değere sahip olmayan veya beğenilmeyen imajlara veya objelere işaret etmek için kullanılan bir terim.
  • Kitsch estetik düzeyi düşük sanat yapıtı değildir, sanatın yozlaşması da değildir. Başka bir kategoridir.
  • Kitsch, ilk olarak 18. yüzyıl sonlarında Batı Avrupa’da beliren önemli toplumsal, kültürel, bilimsel ve teknolojik dönüşüm ve değişimlerle ortaya çıkmıştır. Sanat ve genel bireysel davranışlar alanında normlar yıkılmıştır ve normsuzluk zevk kavramının kökünü sarsmıştır. Zevk  bireysel bir özellik değil, toplumsal nitelikte bir estetik normlar sistemidir. Dolayısıyla, sözkonusu normlar sistemini yıkan her gelişme kaçınılmaz olarak zevksizliği ve Kitsch’i doğurur. Gelenekten, eski normlar sisteminden kesin bir kopuş olan Fransız Devrimi sonrasında günlük 18. yüzyıl giysilerinin üzerine Antik Roma harmanileri sarınan burjuvaların davranışı Kitsch’tir.
  • 14. Louis’in taçlı resmi Kitsch değilken, Ingres’in İmparator Napolyon tablosu Kitsch’tir. Devrim öncesindeki siyasal sistemin simgeleri, bu siyasal inanç sisteminin kesin yıkılışında sonra inanılırlıklarını yitirmişlerdir.

  • Anlamlarından soyutlanmış simgelerden oluşan bir karışım Kitsch’tir.
  • Farklı kültürlerin bileşenleri gelişigüzel biçimde yeni bir bütün oluşturduğunda bu Kitsch’tir.
  • Kitsch, ayrıca, entellektüel ve yeni olmayan, içli, aşırı duygusal ve acıklı olan her şey için kullanılan bir kavram.
  • Kitsch, tarihte aşina biçimler arar. İfadeyi abartmaya götürür.
  • Geleneksel olarak Kitsch kelimesi süslü püslü, bayağı nesneleri veya basit ve anlamsız motifleri olan, seri üretilmiş ucuz resimleri tarif etmek için kullanılır.
  • Oryantalizm en verimli kitsch üreticilerinden olmuştur.
  • Kitsch, toplumların gereksinimlerine, ekonomik ve sosyal yapıya, kültürel eğilimlere ve tarihsel birikime göre değiştiğinden, ürünleri de her toplumda farklılaşmaktadır.

    Marakeş’te çarşıda gezerken gözüme ilişen Louis Vuitton çarıklar dikkatimi çekmişti.

    Marakeş’te çarşıda gezerken gözüme ilişen Louis Vuitton çarıklar dikkatimi çekmişti.

  • Başka bir Kitsch türü ise bir kültürel olgular kümesinin ithal edildiği ülkede yanlış anlaşılıp, yanlış anlamlandırılmasıyla ortaya çıkar.
  • Az gelişmiş ülkeler hem kendi Kitsch’ini üretmekte, hem de gelişmiş ülke Kitsch’ini ithal etmektedir. Bu ikisinin karışımları da oluşmaktadır.
  • Kitsch, toplumların geçiş dönemlerinde altın çağını yaşar.
  • Türkiye’de 1950′ye kadar Kitsch mimari yoktur. 1950, Kitsch konusunda dönüm noktası olmuş, 80′lerde Kitsch ithalatı da başlamıştır. “Aksaray Barok” tarzı döşenmiş pek çok ev vardır.
  • Geleneksel normlar yerine Batılı normları koymaktaki başarısızlık Türkiye’de etkili olmuştur. Batılı estetik normlar ile geleneksel normların kalıntıları süperpoze olmuşlar, mesela Kabe desenli duvar halıları doğmuştur. Tablo asma+dokuma yaygı asma+ dinsel inanç.
  • Kitsch, iki geleneğe de tam anlamıyla ait olmayan, ama ikisinden de izler taşıyan bir karışımdır. Batı tarzı mobilyanın sedir konumunda dizilişi gibi. Çoksesli Türk sanat müziği gibi.
  • Kültür bunalımı yaşayanlar “değişik” olanı istemektedirler. Hiçbir normun kapsamına girmeyen “değişik” ise olsa olsa Kitsch’tir.
  • Abraham Moles, Kitsch‘i, “Sanat ile konformizmin arasında kalan geniş bölgede gerçekleşen ve yapay gereksinimlerin karşılığında ortaya çıkmış, yapay bir üretimdir “ diye tanımlar. Bu tanıma, transistörlü radyolu güneş gözlüğünü örnek verebiliriz.
  • Kitsch, düz çizgiyi yadsır, biçimlerini eğriler üzerine inşa eder.
  • Kitsch eşya ve insanda yüzeyler tıkabasa doludur.
  • Malzeme olduğu gibi asla kabullenilmez, başka bir şeye benzetilmeye çalışılır.
  • Kitsch sürekli biçimde gerçek sanat alanından beslenmekte,  sanat yapıtlarının fabrikasyon Kitsch kopyaları yapılmakta, röprodüksiyon tablolar, alçıdan dökme “Venüs”ler evleri süslemektedir.


  • Bir 16. yüzyıl İznik tabağı estetik yetkinliğin örneği olurken, günümüzde üretilmiş bezemeli anonim bir tabak Kitsch örneği olmaktadır.

    “Sahici sahtelik” ten söz eder Moles. “Strauss’un müziğinde, Gaudi’nin yapılarında, Cocteau’da yanar söner kitsch ışıkları” diyor Enis Batur.

    Bundan sonraki beş alıntı, Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı romanından aktarılmaktadır.

    “Kitsch, alışılmamış bir durumdan yola çıkamaz; kişilerin belleklerine kazımış oldukları temel imgelerden türemek zorundadır.”

    “İnsanların yeryüzündeki kardeşliği ancak Kitsch temeli üzerine kurulabilir. Bunu en iyi bilen politikacılardır. Buldukları ilk çocuk ile poz verirler.”

    “Gücü tek bir politik hareket eline geçirdiğinde kendimizi totaliter Kitsch’in ortasında buluruz.”

    “Politik hareketler, politik Kitsch’i oluşturan düş, imge ya da sözcükler üzerinde yükselirler.”

    “Kitsch’in kökeninde varoluşla kayıtsız şartsız uzlaşma yatar. Ama varoluşun temeli nedir? Tanrı, insanlık, kavga, aşk, kadın vs. görüşler değiştiğine göre çeşitli Kitsch’ler vardır.”

    “Tarihsel birikimi sulandırıp günümüze aktarmak, tarihle bağlantı kurmak anlamına gelmez”, Heinrich Klotz.

    “Kitsch,sanatta kötü olan her şeydir”, Herman Broch.

    Çin’i 1997 yılında gezmiştim. O zamanlar böyle bir yapılaşma görmemiştim. Geçen ay Bloomberg Businessweek’te, fotoğrafları görünce hem çok şaşırdım, hem çok üzüldüm. Burada sadece birini paylaşıyorum. Diğerleri şunlardı: Hangzhou’da, Paris’teki apartman bloklarının aynısını inşa edip, ortasına bir de Eyfel Kulesi dikmişler !! Şanghay’da Hollanda teması kullanılmış. Çok büyük ebatta tahta ayakkabı, Hollanda tipi evler yapılıp, yel değirmeni de unutulmamış!! Changsha’da, bir havalandırma firması kurduğu kampüste yukarıda gördüğünüz Giza piramidinin replikasını yapmakla kalmamış, kampüsünün ana binasını  Versay ve Buckingham Sarayı’nın parçalarını birleştirerek oluşturmuş, bu binanın önüne de Deng Xiaoping’in heykelini dikmiş. Huizhou’da ise Avusturya modası hakim. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aldığı Hallstatt evlerinin aynısını yapmışlar!! Tianjin’de, 16. Yüzyılda yaşamış olan Michel de Montaigne’in şatosu inşa edilmiş, ama yeterli gelmemiş olacak ki, önüne bir de Louvre’un cam piramidi eklenmiş.!! Ayrıca Beijing yakınlarında iki harika daha yapılmış: bir Fransız şatosu taklidinin önüne, Roma’daki St. Peter Meydanı oturtulmuş. Bir başka yerde gondola binmek ve ortası havuzlu bir Colosseum izlemek mümkün hale gelmiş. Ülkeyi bu sahte harikalarla doldurmalarını sebebini ise modern ve medeni kent ortamı yaratma gayreti ile açıklıyorlarmış. Tam dosyamıza uygun bir durum.

    Çin’i 1997 yılında gezmiştim. O zamanlar böyle bir yapılaşma görmemiştim. Geçen ay Bloomberg Businessweek’te, fotoğrafları görünce hem çok şaşırdım, hem çok üzüldüm. Burada sadece birini paylaşıyorum. Diğerleri şunlardı: Hangzhou’da, Paris’teki apartman bloklarının aynısını inşa edip, ortasına bir de Eyfel Kulesi dikmişler !! Şanghay’da Hollanda teması kullanılmış. Çok büyük ebatta tahta ayakkabı, Hollanda tipi evler yapılıp, yel değirmeni de unutulmamış!! Changsha’da, bir havalandırma firması kurduğu kampüste yukarıda gördüğünüz Giza piramidinin replikasını yapmakla kalmamış, kampüsünün ana binasını Versay ve Buckingham Sarayı’nın parçalarını birleştirerek oluşturmuş, bu binanın önüne de Deng Xiaoping’in heykelini dikmiş. Huizhou’da ise Avusturya modası hakim. UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne aldığı Hallstatt evlerinin aynısını yapmışlar!! Tianjin’de, 16. Yüzyılda yaşamış olan Michel de Montaigne’in şatosu inşa edilmiş, ama yeterli gelmemiş olacak ki, önüne bir de Louvre’un cam piramidi eklenmiş.!! Ayrıca Beijing yakınlarında iki harika daha yapılmış: bir Fransız şatosu taklidinin önüne, Roma’daki St. Peter Meydanı oturtulmuş. Bir başka yerde gondola binmek ve ortası havuzlu bir Colosseum izlemek mümkün hale gelmiş. Ülkeyi bu sahte harikalarla doldurmalarını sebebini ise modern ve medeni kent ortamı yaratma gayreti ile açıklıyorlarmış. Tam dosyamıza uygun bir durum.

    Tabii Kitsch’ten yana olanlar da var….

    • Sanat dünyasında etik ve estetik olmayan için Kitsch kavramı kullanılır. Kitsch, saf inanç, beğeni, açık bir kalp veya özgünlük talep etmez. Uyandırdığı duygular özneldir, evrensel değil, kişiye özeldir. Kitsch, dünyevi ve süslüdür. Kitsch yaratılan değil üretilen şeydir. Dehanın ve ilhamın değil, çalışmanın ve zanaatın ürünüdür. Ahlaka ve beğeniye ilham vermez, izleyicisine yol göstermez. Kitsch sanata olan inancın bir ürünüdür.
    • Sanat dünyasında etik ve estetik olmayan için Kitsch kavramı kullanılır. Kitsch, saf inanç, beğeni, açık bir kalp veya özgünlük talep etmez. Uyandırdığı duygular özneldir, evrensel değil, kişiye özeldir. Kitsch, dünyevi ve süslüdür. Kitsch yaratılan değil üretilen şeydir. Dehanın ve ilhamın değil, çalışmanın ve zanaatın ürünüdür. Ahlaka ve beğeniye ilham vermez, izleyicisine yol göstermez. Kitsch sanata olan inancın bir ürünüdür.

      Broch ve Adorno Kitsch’i kitle zihniyeti ile bir tutarlar. Ondan korkarlar çünkü insanları düşünmeye sevk etmeksizin etkilediğine inanırlar”, Sindre Mekjan.

      “Kitsch fazlasıyla doğrudandır. Sanatçı güzelliği dolaylı bir biçimde ifade edecek yöntem kullanırken, Kitsch üreticisi dolaysız bir yol seçer”, Sindre Mekjan.

      “Geleneğe saygı Kitsch’te devam eder….Kitsch geçmiş kültürlerde yaratılan şeyin en iyisini çalar”, Odd Nerdrum.

    • Kitsch’in aynı zamanda yüksek formları vardır. “Kitsch’te Wagner gibi, Çaykovski gibi dehalar vardır”, Odd Nerdrum.

    Herşeyin taklidinin yapılması ile özgün üretimin ortadan kaybolması çok üzücü. Yeni kuşaklara da aktarılmakta olan toplumsal beğeni körlüğünü aşmak, yaratıcılığın öykünmecilik ve aktarımcılık dışında tutulabilmesi için sanat eğitiminin güçlendirilmesi gerekiyor.

    Postmodernizmi, kitsch’i yasallaştırmakla suçlayanlar var. Ancak, Postmodernizm bloğumuzda ayrı bir dosya olarak işleneceğinden burada detaya girmiyoruz.

    Yazımı konuya uygun bitirmek istiyorum: Arabamın arka camındaki başı sallanan arslan ile otoparktan çıkarken size sesleniyorum, “öptüm canım/öpüldünüz.”

    Yararlanılan Kaynaklar

    • Esmehan Aykol’un hazırladığı “Dört Yanım Kitsch Zulası” adlı yazı
    • Uğur Tanyeli’nin, Aslolan ” Kitsch”tir yazısı
    • Enis Batur’un, “ Kitsch Zevksizlik Estetiği ve Gündelik Yaşamın Eleştirisi” adlı yazısı
    • Kerim Fersan’ın, “O” mu, Değil mi adlı yazısı
    • Aykut Köksal’ın, “Kitsch’in Önlenemez Zorunluluğu” adlı yazısı
    • Milan Kundera, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, İletişim Yayınları
    • Odd Nerdrum et. al., Kitsch Üzerine, Mitos-Boyut Sanat Dizisi 1