Etiket arşivi: 2003 Venedik Bienali

Çağdaş Sanata Varış 285|Cam ve Ayna 2

BİR SANAT ARACI OLARAK CAM VE AYNA 2

  • Aynalar, ziyaretçileri sanat eserinin parçası haline getiriyor. Sanatseverler, aktif katılımcı durumunda işe dahil oluyor. Böylece izleyici sanatın parçası oluyor.
  • Aynalar, karşıt alanları da yansıtarak eserin kapladığı alanın dışını da içererek genişliyor.
  • İki ayna sadece mekanı değil, birbirlerini de yansıtıyor.
  • Bakılan yere göre bambaşka görüntüler oluşuyor.
  • Aynalar, yansıtıcılar, elektronik flaşlar, kaleydoskopların yarattığı görsel yanılsama, rüya ve fantezi gibi işlev görerek izleyiciyi daha dikkatli bakmaya teşvik ediyor. Bu araçların kullanıldığı eserler, izleyiciye daha büyük bir dünya ile ilişki içinde olduğunu hatırlatıyor.
Sonsuz Sütun, Emire Konuk, 2012. 2013 Contemporary Istanbul’da eseri sergilenen sanatçı İznik Çinilerinin suyolu motifini eserine dahi etmiş. Suyolu motifi, yaşamın sürekliliğini, yeniden doğuşu, bedensel ve ruhsal yenilenmeyi, sonsuzluğu simgeler.  Konuk, tabanı ve tavanı ayna ile kaplanmış mekanın ortasına 3 m yüksekliğinde bir çini sütun yerleştirdiği bu Enstalasyonu ile sonsuzluk hissini yaşatıyor. Fotoğraf:www.emirekonuk.com

Sonsuz Sütun, Emire Konuk, 2012.
2013 Contemporary Istanbul’da eseri sergilenen sanatçı İznik Çinilerinin suyolu motifini eserine dahi etmiş.
Suyolu motifi, yaşamın sürekliliğini, yeniden doğuşu, bedensel ve ruhsal yenilenmeyi, sonsuzluğu simgeler.
Konuk, tabanı ve tavanı ayna ile kaplanmış mekanın ortasına 3 m yüksekliğinde bir çini sütun yerleştirdiği bu Enstalasyonu ile sonsuzluk hissini yaşatıyor.
Fotoğraf:www.emirekonuk.com

Ahmet Güneştekin’in (1966-) aynaları kullanarak çalıştığı üç boyutlu eserleri diğer eserleri gibi dünya çapında ilgi görüyor. İşletme mezunu olan, 36 yaşında ilk sergisini açan sanatçının Türkiye’nin en pahalı sanatçısı olduğu söyleniyor. İstanbul Bienali 2015’te sergilenen Yüzleşme Konstantiniyye serisinden üç boyutlu, aynanın da kullanıldığı eseri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ahmet Güneştekin’in (1966-) aynaları kullanarak çalıştığı üç boyutlu eserleri diğer eserleri gibi dünya çapında ilgi görüyor. İşletme mezunu olan, 36 yaşında ilk sergisini açan sanatçının Türkiye’nin en pahalı sanatçısı olduğu söyleniyor. İstanbul Bienali 2015’te sergilenen Yüzleşme Konstantiniyye serisinden üç boyutlu, aynanın da kullanıldığı eseri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1967, Kopenhag doğumlu Danimarka-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson; ışık, ısı, basınç ve su kullanarak yarattığı dev yerleştirmeleri, optik oyunlarla kurguladığı etkileşimli eserleri, doğayı ve doğa olaylarını taklit ettiği çalışmaları ve tematik fotoğraf serileri ile tanınıyor. Eliasson, sık sık ünlü mimarlarla ortak çalışmalara da imza atıyor. Londra’daki Tate Modern’in içine yerleştirdiği güneş (Hava Projesi, 2003), Brooklyn Köprüsü’ne yaptığı şelale ya da Aarhus’taki ARoS’un çatısına yerleştirdiği gökkuşağı eserlerinden bazıları. Hava Projesi’nde, tek frekanslı ışınım yapan yüzden fazla sayıda renkli ampulle üretilen Yerleştirme, ayna ile kaplı tavana yansıyor ve güneş gibi görüntü yaratıyordu.  2003 Venedik Bienali’nde Danimarka pavyonunda sanatçının aynalarla yarattığı eserine bakan kişi parçalı görüntüsünü izlerken platformun üzerindeki dalların ve yaprakların rüzgarla hareket etmesinin görüntüsü de eseri tamamlıyordu. Sanatçının Yerleştirmelerine, nesnelerine ve imgelerine bakınca doğanın sihrini sanatın hizmetine sunuyormuş gibi görünüyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1967, Kopenhag doğumlu Danimarka-İzlandalı sanatçı Olafur Eliasson; ışık, ısı, basınç ve su kullanarak yarattığı dev yerleştirmeleri, optik oyunlarla kurguladığı etkileşimli eserleri, doğayı ve doğa olaylarını taklit ettiği çalışmaları ve tematik fotoğraf serileri ile tanınıyor. Eliasson, sık sık ünlü mimarlarla ortak çalışmalara da imza atıyor. Londra’daki Tate Modern’in içine yerleştirdiği güneş (Hava Projesi, 2003), Brooklyn Köprüsü’ne yaptığı şelale ya da Aarhus’taki ARoS’un çatısına yerleştirdiği gökkuşağı eserlerinden bazıları.
Hava Projesi’nde, tek frekanslı ışınım yapan yüzden fazla sayıda renkli ampulle üretilen Yerleştirme, ayna ile kaplı tavana yansıyor ve güneş gibi görüntü yaratıyordu.
2003 Venedik Bienali’nde Danimarka pavyonunda sanatçının aynalarla yarattığı eserine bakan kişi parçalı görüntüsünü izlerken platformun üzerindeki dalların ve yaprakların rüzgarla hareket etmesinin görüntüsü de eseri tamamlıyordu.
Sanatçının Yerleştirmelerine, nesnelerine ve imgelerine bakınca doğanın sihrini sanatın hizmetine sunuyormuş gibi görünüyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 281|Çağdaş Enstalasyon 1

  • Eserin görülebilmesinin yanı sıra dokunulabildiği, hatta bazen duyulabildiği, koklanabildiği eserler önce çevre olarak adlandırılıyordu. Daha sonra Çağdaş Sanat terminolojisinde Enstalasyon adı verildi.
  • 1990’lardan itibaren Çağdaş Sanat çalışmaları esere bakan kişiyi doğrudan muhatap alır. Enstalasyon ve Performans Sanatı, izleyicileri daha açık yanıtlara teşvik ettikleri için ilişkisel sanat formlarıdır.
  • Her Yerleştirme aslında bir iktidar kurmadır. Yerleştirmenin temel amacı iktidarın merkezden çevreye kaydırılmasıdır. Nesneler arası ilişkiyi öne çıkaran ve nesneyi uzamın içindeki anlam açılımlarıyla tanımlayan Descartesçı mantık ile nesnenin ben-ötesi anlamlarını tercih eden Kantçı-Hegelci aşkınlaştırma süreci dikkate alındığında Duchamp’ın ready made/hazır nesne mantığının Descartesçı, Yerleştirme Sanatı’nın mantığının ise Kantçı olduğu söylenebilir.
Kolombiyalı sanatçı Doris Salcedo’nun (1958-), 2003 yılında 8. İstanbul Bienali için yaptığı Enstalasyon. Sanatçı, Eminönü’ndeki iki binanın arasına, üç kat yüksekliğinde, 1550 sandalyeyi yığmıştı. Hüzünlü bir görüntüye sahip olan bu gerçeküstü yığın ile Salcedo, sıradan olanın aşırılıkla iç içe geçtiğini göstermek;  günlük yaşamın içine kazınmış bir çatışma alanı topografyası yaratmak istediğini belirtmiştir. Kayboluşu, yok oluşu, terk etmeye zorlanmayı anıştıran böyle koleksiyonların Auschwitz’deki mahkumlardan alınan eşya yığınları ile güçlü bağları olduğu düşünülür. Salcedo, bir yıl önce de benzer bir işi 280 sandalye ile Bogota’da, Adalet Sarayı’nda uygulamıştı. Bogota’daki binanın işgal edilmesi sırasında yaşanan şiddet olaylarının on yedinci yıldönümünde, elli üç saat süren işgal için aynı süre boyunca sanatçı, sembolik bir anma için binanın cephesinden aşağı bir dizi sandalye indirmişti. Amacı, on yedi yıl önce hükümeti devirmek için başarısız bir girişimde bulunup ölenleri anmaktı. İstanbul’daki yerleştirmesinin amacı ise, Global ekonominin çarklarını çeviren kimliksiz göçmen kitleleri anımsatmak idi. Doris Salcedo, sıradan nesnelerle, genelde mobilyalarla çalışan bir sanatçı. Bunlarla yaptığı Enstalasyonlarında yerleştirmenin içinde bulunduğu alanın tarihiyle, belleğiyle, kültürüyle bütünleşmeyi amaçlar. Büyük ölçekli yapıtlarla kamusal ve kurumsal alanlara yaptığı müdahalelerle tarihin yükü konusuna yoğunlaşır. Fotoğraf: www.universes-in-universe.d

Kolombiyalı sanatçı Doris Salcedo’nun (1958-), 2003 yılında 8. İstanbul Bienali için yaptığı Enstalasyon.
Sanatçı, Eminönü’ndeki iki binanın arasına, üç kat yüksekliğinde, 1550 sandalyeyi yığmıştı. Hüzünlü bir görüntüye sahip olan bu gerçeküstü yığın ile Salcedo, sıradan olanın aşırılıkla iç içe geçtiğini göstermek; günlük yaşamın içine kazınmış bir çatışma alanı topografyası yaratmak istediğini belirtmiştir.
Kayboluşu, yok oluşu, terk etmeye zorlanmayı anıştıran böyle koleksiyonların Auschwitz’deki mahkumlardan alınan eşya yığınları ile güçlü bağları olduğu düşünülür.
Salcedo, bir yıl önce de benzer bir işi 280 sandalye ile Bogota’da, Adalet Sarayı’nda uygulamıştı. Bogota’daki binanın işgal edilmesi sırasında yaşanan şiddet olaylarının on yedinci yıldönümünde, elli üç saat süren işgal için aynı süre boyunca sanatçı, sembolik bir anma için binanın cephesinden aşağı bir dizi sandalye indirmişti. Amacı, on yedi yıl önce hükümeti devirmek için başarısız bir girişimde bulunup ölenleri anmaktı. İstanbul’daki yerleştirmesinin amacı ise, Global ekonominin çarklarını çeviren kimliksiz göçmen kitleleri anımsatmak idi.
Doris Salcedo, sıradan nesnelerle, genelde mobilyalarla çalışan bir sanatçı. Bunlarla yaptığı Enstalasyonlarında yerleştirmenin içinde bulunduğu alanın tarihiyle, belleğiyle, kültürüyle bütünleşmeyi amaçlar.
Büyük ölçekli yapıtlarla kamusal ve kurumsal alanlara yaptığı müdahalelerle tarihin yükü konusuna yoğunlaşır.
Fotoğraf: www.universes-in-universe.d

2003 Venedik Bienali’nde Almanya pavyonunda sanatçı Martin Kippenberger (1953-1997), zemine yerleştirdiği metro havalandırma ünitesine belirli aralıklarla duyulan metro geçiş sesini de eklemiş. Bu görebildiğimiz, havalandırma ünitesinden gelen esintiyi hissedebildiğimiz ve duyabildiğimiz bir Enstalasyon. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2003 Venedik Bienali’nde Almanya pavyonunda sanatçı Martin Kippenberger (1953-1997), zemine yerleştirdiği metro havalandırma ünitesine belirli aralıklarla duyulan metro geçiş sesini de eklemiş. Bu görebildiğimiz, havalandırma ünitesinden gelen esintiyi hissedebildiğimiz ve duyabildiğimiz bir Enstalasyon.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Modernist ortama özgü sanatın değişimi engellediğini, farklı malzemelerin bir fikri ifade etmek için daha etkili araçlar olabileceğini düşünen çağdaş sanatçılardan Jean-Luc Cornec’in Telephone Sheep, 2013 adlı  Enstalasyonu. Birleşimler, sanatsal olmayan kaynaklardan elde edilen iki ve üç boyutlu elementleri birleştirerek Modernist zevkin kısıtlamalarına karşı oluşturuldu. Çağdaş Sanat, eserin çoklu ortam ve nesneden üretilebileceği fikrini geliştirildi. Çağdaş sanat eserlerinin çok azı ortama özgü olarak sınıflandırılabilir. Modernistler için bu eser, heykel kategorisinin herhangi bir tanımında yer bulamaz. Geleneksel olmayan materyal ve süreçler kullanan çalışmalar estetik etkiyle ya çok az ilgilenir ya da hiç ilgilenmez. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Modernist ortama özgü sanatın değişimi engellediğini, farklı malzemelerin bir fikri ifade etmek için daha etkili araçlar olabileceğini düşünen çağdaş sanatçılardan Jean-Luc Cornec’in Telephone Sheep, 2013 adlı Enstalasyonu.
Birleşimler, sanatsal olmayan kaynaklardan elde edilen iki ve üç boyutlu elementleri birleştirerek Modernist zevkin kısıtlamalarına karşı oluşturuldu. Çağdaş Sanat, eserin çoklu ortam ve nesneden üretilebileceği fikrini geliştirildi. Çağdaş sanat eserlerinin çok azı ortama özgü olarak sınıflandırılabilir.
Modernistler için bu eser, heykel kategorisinin herhangi bir tanımında yer bulamaz.
Geleneksel olmayan materyal ve süreçler kullanan çalışmalar estetik etkiyle ya çok az ilgilenir ya da hiç ilgilenmez.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Çağdaş Sanata Varış 269|Hiperrealizm

  Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine. Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com


Untitled (Big Man), Ron Mueck, 2000. Fiberglas üzerine renklendirilmiş polyester reçine.
Fotoğraf:leblogdehicky.blogspot.com

  • Alman bir ailenin 1958’de Avustralya’da doğmuş, Londra’da yaşamayı seçmiş üyesi Ron Mueck (1958-), Hiperrealist nesne-heykelleriyle tanınıyor. Mueck, ya olağandan büyük, ya küçük birebirler yapıyor. Tekniğinin sağlam ve yetkin olduğu düşünülüyor. İnsan tiplemeleri, patetik eda taşıdığında hayli çarpıcı. Eserleri bir duygu birlikteliği oluşturuyorlar, bu da etkilerini artırıyor.
  • Ron Mueck, heykellerini yaratmaya başlamadan önce yirmi yıldan fazla bir süre profesyonel kukla oynatıcısı ve maket yapımcısı olarak çalışmış olduğundan izleyicinin gözünü nasıl yanıltacağını bildiği düşünülüyor. Ünlü Muppet Show’da da görev almış.

 

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in  (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

ABD’li sanatçı Hannah Greely’in (1979-) 2003 Venedik Bienali’nde sergilenen Silencer adlı 2002 tarihli yapıtı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış. Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Belçikalı heykeltıraş Berlinde de Bruyckere (1964-) beş ölü attan oluşan serisine 2000 yılında başlamış. Bu çalışmayı Birinci Dünya Savaşı’na bir yorum getirmek amacıyla yapmış. Bu heykellerinde at derisi, at kılı, reçine, demir, ahşap, poliüretan gibi malzemeler kullanmış. 2003 Venedik Bienali’nde İtalyan Pavyonu’nda sergilenen eserleri ile uluslar arası ün kazanmış.
Fotoğrafta, Bruyckere’nin Bienal’de sergilenen eserlerinden ikisini görüyoruz. Ikisi de 2003 tarihli yapıtlar. K36 Siyah At ve duvardaki setin üstünde Hanne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccinini, We are Family sergisinden.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Günümüzde dünyanın nasıl değiştiğini anlattığını, eserlerini bilimkurgu gibi düşünmediğini belirten 1965 Sierra Leone doğumlu Avustralyalı sanatçı Patricia Piccinini, yeni bir dünya yarattığımızı; kansere çare bulmak, herkesi doyurmak gibi nedenlerle doğayı değiştirdiğimizi, ona müdahale ettiğimizi söylüyor. Kendisinin bu yarattıklarımıza olan sorumluluklarımızla ilgilendiğini söylüyor. Doğayı değiştirme fikrini kabullendiğimizi  düşünüyor.  Çocuklar önyargılı olmadığı için,  yetişkinler gibi yeni hayatlarla buluşmaktan korkmadıkları için eserlerinde çocukları kullanmayı tercih ettiğini belirtiyor.
  • Bu eserde bir kız çocuğunun tanımlanması güç hayvanlarla oynadığını görüyoruz. Sergideki yaratıkların çoğu alışılmışın dışında fizyonomiye sahip. Objeler yaşam ve ölümü, koruma ve macerayı, dünyamızı bir çok farklı görümü olan yaratıkların doldurabileceğini ima ederken, tuhaf ve çirkin olanın da ilgi ve sevgiyi hakkettiğini vurgulamak istiyor.
  • Sanatçının vermek istediği en önemli mesaj, izleyiciyi birinci dereceden ilişkiler dışında diğer türlerle temasa geçirmek ve onlarla empati yapılmasını sağlamak.
  • Sanatçının 2003 Venedik Bienali’ndeki We are Family adlı sergisinde normal nedir, yaşamı kim kontrol ediyor, hayvanlarla ilişkimizin doğası nasıldır, bazılarının hayatı diğerlerininkinden daha mı kıymetlidir, bir aileyi oluşturan nedir gibi etik soruların cevaplarını izleyiciye düşündürmek istemişti.
  • Piccinini eserlerini 2011 yılında İstanbul’da Arter’de, 2015 yılında İstanbul Bienali’nde sergilemişti.
2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2013 yılında Venedik Bienali’ne, 2015 yılında hem Venedik hem de İstanbul Bienali’ne katılan ABD’li sanatçılardan Carole Feuerman’ın (1945-) Swimmers temalı Hiperrealist eserlerinden birini, bir diğerinin ise detayını paylaşıyoruz. Sanatçı, “Kendi kendiyle mutlu, huzurlu kişileri konu alan heykeller yapıyor, sağlıklı olma fikrini teşvik ediyorum,” diyor. Feuerman’ın en çok etkilendiği su olmuş ve su hep ilham kaynağı olmuş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Çağdaş Sanata Varış 251|Çağdaş Dönemde İnanç ve Teknoloji 2

  • Amerikan dinci sağına göre, Tanrı’nın kutsadığı biricik halk beyaz ve Protestan’dır. Onların arzusu, kapitalist ekonominin canlanması, dinsel/ahlaki düzenin kurulması, ABD’nin askeri gücünü herkesin kabul etmesi, ABD emperyalizminin güçlendirilmesi, kadının eşitlik iddiasından vazgeçip geleneksel rolüne geri dönmesi, erkek çalışanlara daha yüksek ücret ödenmeye devam edilmesidir. Bu grup, kürtaja ve eşcinselliğe karşı tavır alır.

 

  • Başlıca temsilcisi fütürist Ray Kurzweil (1948-) olan tekno dijital vahiycilik bilimsel doğalcılık sınırları içinde kalmaya çalışıyor.
Christ with Shopping, Banksy, 2004. Global Karaköy, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Christ with Shopping, Banksy, 2004.
Global Karaköy, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • DNA denetimli üretim düşüncesini ortaya atan Craig Venter’dir (1946- ).  Venter’in sahası sentetik biyoloji, yani Darvinci evrimin şekillendirmediği, insan zekasının yarattığı yaşam sahasıdır. Yapılan çalışmalarda insan genomunu eskisinden çok daha hızlı ve ucuz bir şekilde çözümleme yöntemi geliştirildi. Venter, kendi genomunu yayınladı. 2008’de, canlı bir organizmaya ait tümüyle sentetik ilk genomu inşa etti. Bu başarı yeni mikroorganizma türlerini yaratmanın yolunu açtığı gibi, sentetik biyolojinin ürünü olan biyogenetik devrimin güvenli ve adil bir şekilde nasıl idare edileceği tartışmalarını da başlattı. Beynin uzaktan kumanda aleti gibi davranarak denetlediği protez uzuvlar; üç boyutlu yazıcılar kullanılarak yapılan organlar; kendi kendini örgütleyen, zeki mikro robotlar veya nano robotlar aracılığıyla Gerçek Sanal Gerçeklik yaratılması; algının kendisinin doğrudan simüle edilmesi ile sınırsız yeteneğin ortaya çıkması söz konusu olabilir, deniyor.
Patricia Piccini (1965-) Melbourne’lü bir sanatçı. Sergisinin başlığı We are Family. İnsan hayatına yapılan tıbbi müdahaleler sanatçının ana ilgi alanı. Bilim adamlarının sentetik organizma yaratmak için DNA’yı sentetik hale getirmelerinden ilham alarak kendi klonlarını yapmaya başlamış. Yarattığı melez yaratıklardan oluştuduğu aileyi 2003 Venedik Bienali’nde Avustralya Pavyonu’nda sergilemişti.. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patricia Piccini (1965-) Melbourne’lü bir sanatçı. Sergisinin başlığı We are Family. İnsan hayatına yapılan tıbbi müdahaleler sanatçının ana ilgi alanı. Bilim adamlarının sentetik organizma yaratmak için DNA’yı sentetik hale getirmelerinden ilham alarak kendi klonlarını yapmaya başlamış. Yarattığı melez yaratıklardan oluştuduğu aileyi 2003 Venedik Bienali’nde Avustralya Pavyonu’nda sergilemişti..
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Vatikan aile planlaması, cinsel eğitim ve yasal kürtaja karşı olduğu gibi, kök hücre araştırmalarına, biyogenetik çalışmalara, embriyo araştırmalarına da karşı.  Bu çalışmalara “Tanrı’nın yarattığına müdahale” adı altında karşı çıkıyor. 2003 yılında Vatikan’ın desteğiyle İtalyan Senatosu’ndan geçen bir yasa ile donör yumurta ve sperm kullanımı yasaklanmış, sadece “düzenli bir ilişkisi olduğunu ispat eden, heteroseksüel çiftlere uygulanır” kısıtlaması getirilmişti.  Vatikan 2005 yılında İtalyan hükümetine de genetiği değiştirilmiş tohum üretimini engellenmesi için bir yasa çıkarttırdı.