Etiket arşivi: 1920’lerde Kadın ve Moda

Şiddet 41| Doğu’da Kadının Konumu 2 | Japonya 2

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Japonya’da ailenin her durumda önceliği vardır. Ailenin adının devamı çok önemsenir. Geniş aile saygınlığın simgesidir.
  • Hane yönetiminin simgesi pirinç kaşığıdır. Erkeğin annesine, sonra büyük oğlun karısına aittir.
  • Meici yasalarında aile töresine ayak uydurmayan aile kütüğünden silinebilirdi.
  • 1947 Anayasası ile sınıf ve aile ayrıcalıkları kaldırılmış, kız çocuklara mirastan eşit pay, sadakatsizlik halinde kadına boşanma davası açma hakkı, erkeğin evlilik dışı çocuklarının aile nüfusuna geçirilmesi geleneğine son verildi.
  • Kadın ticareti 1957’de yasaklandı.
  • Kürtaj, İkinci Dünya Savaşı sonrası serbest bırakılmış.
  • Kürtaj yaptıran Japon kadını, doğmamış çocuğunu da törenle gömüyor.
  • Bir Doğu adeti olan çok kadınla evlenme, asla Japonlara ait bir nizam değildir.
  • Japon ailesinde çocuk en çok anneden çekinir.
  • Geleneksel kadın boyun ve ensesini açabilirdi, çıplak ayakla görünmesi ayıptı.
  • Boşanma halinde erkeğin gelirinin yarısı kadar nafaka tahakkuk ediyor. Çok  boşanma olmuyor. İki taraf da boşanmak isterse mahkemeye gerek yok, iki şahit önünde belediyeden alınan boşanma kağıdını mühürlüyorlar dördü de, kağıt belediyeye bırakılıyor, boşanma gerçekleşmiş oluyor.
  • Kadının fazileti, güçlü olmak ama bunu göstermemek, erkeğe yardım etmek ama bunu belli etmemektir.
  • 9 yaşına kadar çocuklar çok özgürdür, iki cins bir aradadır. 9 yaşına gelince sınıflarda kızlarla oğlanların yeri ayrılır. Bu hal evliliğe kadar sürer. Kızlar bu yaşa kadar parlak kırmızı elbiseler giyerler. Bu renkleri tekrar 60 yaşından sonra kullanabilirler.
  • Sevgililer gününde kadınlar erkeklere çikolata verir, erkek hediye vermez. 14 Mart Beyaz Gün’de erkekler hediye verir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Japonya’da kadın üst düzey yönetici pek olmuyor. Kadın politikacı da çok az.
  • Japon şirketlerinde kadınlar işyerinin üniforma olarak tasarlattığı giysileri giyerler. Ofise giderken makyaj, oje, parfüm kullanılmaz.
  • Asansörden önce erkekler çıkar.
  • İmparator Akihito’nun üç çocuğu var: Veliaht Naruhito, Prens Akişino, ve Prenses Sayako. Naruhito 1993’te, Japon halkı tarafından çok sevilen Harvard mezunu diplomat Masako Owada ile evlendi ve kızları oldu! Prenses Sayako evlenince normal bir apartmana taşındı.
    İmparatorun küçük oğlu Prens Akişino´nun 2006 yılında oğlu oldu. İmparatorluk ailesine bir erkek bebeğin gelmesiyle, kadınların da tahta geçebilmesine imkan sağlamak için 1947 tarihli yasada değişiklik yapılması tartışmaları da rafa kalktı. Veliaht Prens Naruhito´nun kızı Prenses Aiko’nun halen yürürlükteki yasaya göre tahta geçme olanağı bulunmuyor. Küçük Prens Hisahito, amcası ve babasından sonra tahtın üçüncü sıradaki varisi oldu.
  • Kadınlara eşit iş imkanı yasası 1986’da yürürlüğe girdi!

 

Çağdaş Sanata Varış 57 | 1920’lerde Kadın ve Moda

  • Batılı kadın için devrimci bir dönemdir. Kadın bu dönemde özgürlüğüne kavuşmaya başlamıştır.
  • Bir çok kural bu dönemde yıkılır, yargılar değişir. Etek boyları kısalır, saç stilleri değişir, çılgın danslar başlar.
  • 1920’li yıllara Flapper Dönemi de denir. Ünlü flapperlar olarak  Joan Crawford (1905-1977) ve Zelda Fitzgerald (1900-1948) adlarını verebiliriz.
  • Flapperlar, Amerikan Anayasası’nın kadınlara oy hakkı tanıyan 19. maddesinin kabulünün yarattığı zeminde ortaya çıkmıştı.
  • Flapperların cinselliğe yaklaşımları oldukça liberaldi. Kimi flapperların çok sayıda erkek arkadaşı vardı. Bu, o günün koşullarında skandal sayılan bir davranıştı.
  • Bu dönemde moda tasarımı yaygınlaşır.
  • Avangard fikirler kendilerini balede, tiyatroda, moda dünyasında, sinemada ifade etmeye başlar.
  • İngiliz Arts&Crafts Hareketi’nden esinlenen Viyana İşliği’nde günlük eşyalara da sanat katmak amaç edinilmiş, bu tavır tüm Avrupa’ya hızla yayılmıştı. Mimarlar ve dekoratörler 1910 yılında elbise, aksesuar ve pijama tasarımı yapmak üzere gruba moda tasarım bölümünü de eklediler. Burada kumaşların üzerine boyama yapıldı, çarpıcı renklerde çizgili, geometrik desenli, stilize çiçeklerle bezeli kumaşlar hazırlandı. 1920’lerin sonlarında avangard resmin yöntemlerinden biri olan spray boyalarla tasarımlar yapıldı.
  • Viyana İşliğinden farklı olarak İtalya ve Rusya’daki avangard sanatçılar modadan çok ideoloji ile ilgileniyorlardı. Konfor ve işlevin önde olduğu, renkli iş tulumları ile yaptılar.
Paul Poiret tasarımı ampir elbiseler, 1908.

Paul Poiret tasarımı ampir elbiseler, 1908.

 

  • İlk devrimci moda tasarımcısının Paul Poiret (1879-1944) olduğu söylenebilir. Kadın giysilerinin kalıp gibi durmasını sağlayan tarlatanı elbiselerden 1903 yılında çıkartmış, 1906 yılında tasarladığı robalı, düz uzun etekli  elbise tasarımı ile kadını balenli korsenin cenderesinden kurtarmış,  I. Napolyon döneminin Ampir stilini yeniden gündeme getirmiştir. Tasarladığı giysilerde canlı renkler kullanmıştır. 1910’larda Poiret, Ballets Russes’da kullanılan kostümler, kimono ve Şark kostümlerinden esinlenerek ‘Sultan’ stilini yaratmış; kısa veya uzun etek altına giyilen, bilekte darlaşan bol pantalonlar, türbanlar tasarlamış, bunlar için lüks, pahalı kumaşlar kullanmış, misafirlerinin bu giysilerle katıldığı partiler düzenlemişti. Poiret, şapkadan nefret ettiği için saçları tamamen içine alan türbanı giysileri tamamlamak amacıyla kullandı. Birinci Dünya Savaşı çıkınca harbe katılmış, 1919 yılında terhis olduktan sonra ise moda evinin yıldızı sönmüştü.
  • Art Deco dönemiyle rahat ve renkli giysiler moda olur. Art Nouveau’nun ağır işli, oyuncaklı giysileri artık moda değildir. Art Deco dönemi giyside Fovların canlı renkleri, Kübizm’in bakış açısı, Doğu giysilerinin etkisi vardır.
  • Birinci Dünya Savaşı sırasında giysiler daha pratik hale gelmiş, balenli korseden tamamen vaz geçilmiş, etek boyları kumaş bulma sıkıntısı yüzünden kısalmıştı. Modern kadın giyimi aslında Savaş’ın ürünü oldu.
  • 1920’lerin başında Kübizm’in androjen görünümlü giysileri ile daha geleneksel giysiler bir aradaydı.
  • Birinci Dünya Savaşı sonrası kadınlar sosyal hayata katılmaya, bir işte çalışmaya, hatta kendi işlerini yönetmeye, otomobil kullanmaya, pilot olmaya, içki ve sigara içmeye, flört etmeye başladılar. Kadınlar artık kimseye ve hiçbir şeye bağlanmaktan hoşlanmıyor, kendi kendilerini yönetmek istiyorlardı.
  • Jean Patou, Madeleine Vionnet ve Gabrielle Chanel modern kadın giysileri için ilk tasarımları yapanlardır. Jeanne Lanvin tasarımlarında pastel tonları tercih eder.
  • Daha düz siluet, halk sanatından esinlenmiş süslemeler, stilize çiçekler ve geometrik desenler dönemin modasına damgasını vurmuştur.
  • 1920-30 arasında odak noktası kalça oldu. Ceket boyları kalçaya kadar iniyor, etekler kalça hizasından takılıyordu.
  • Kimonodan esinlenen tasarımlar Art Deco’nun en şık giysileri oldu.
  • Etek boyları 1920-30 arasının en dikkat çeken özelliklerinden biriydi. Birinci Dünya Savaşı sırasında kısalan etek boyları, 1928 yılına gelindiğinde dize kadar çıkmıştı.
  • Şehir hayatı daha kullanışlı kumaşlar gerektirdi. Jarse, moher, gabardin ve yeni bir tür olan rayon/yapay ipek tercih edilen kumaşlar olmaya başladı.
  • Giysilerden işlemeler kalktı.  Erkek giysilerinin parçaları olan cepler, düğmeler, kemerler, çift dikişler kadın giysilerinde de kullanılmaya başlandı.
  • Daha önce yas giysilerinde seçilen, çalışan kesimin rengi olan siyah, moda oldu ve günün her saatinde kullanılmaya başlandı.
  • Kübist akımın ve Afrika sanatının etkisiyle iğne, toka ve klipsler yakalarda, ayakkabılarda, şapkalarda kullanılmaya başlandı.
  • Japon kimonosu giysilerdeki etkisini kesim ve desenlerde göstermiştir.
  • Puantiye ve çizgili kumaşlar moda olmuştur.
  • Çin’e atfedilen gizem ve lüks, gece kıyafetlerinde ipek pijamaların kullanımı ile kendini göstermiştir.
  • À la russe- À la boyard-1920’ler, Bolşevik Devrimi’nden kaçıp Paris’e gelen 150.000 Rus’un izlerini taşır. Çocukluklarından beri nakış işlemeyi bilen Rus kadınların neredeyse yarısı Paris’te moda evlerinde çalışmaya başlamıştır. Bu kadınlardan bir kısmı ise kendi moda evlerini açmıştır. Rus giyiminde geleneksel olan kumaşla kürkün bir arada kullanılması Avrupa’da da moda olmuştur. Rus köylü kıyafetinin bazı unsurları yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunlardan biri, Rus kadınlarının abiye saç bantlarının gece şapkalarını etkileyişi olmuştur. Rus halk sanatından esinlenen soyut motiflerle süslenmiş halılar ve perdeler de tasarlandı. Rus modası 1925 yılında yerini Kübist stile ve spor giysilere bırakmıştır.
  • Savaş sonrası gece hayatı çok canlı olmuştur. Gece kıyafetlerinde ışıltılı kumaşlar, Hint ipeği, ipek kadife, Çin krepi; inci, metal ipliklerle, boncuklarla işlenmiş kumaşlar gözdeydi. Kalçada veya arkada toplanmış etekler Çarliston ve cazla dans etmek için uygundu. Tüyler, brokar şallar, kolun üst kısmına takılan enli köle bilezikleri, uzun diziler halinde takılan inci kolyeler, takılarda fildişi kullanımı modaydı.
  • Madeleine Vionnet (1876-1975) tasarımlarında hareket özgürlüğünü odağına almıştır. Japon giysileri ve origami sanatından etkilenmiştir. Üçgenler; çiçek yaprakları, kozalaklar gibi organik yapılardan esinlenmiştir. Erkek giyiminin unsurlarını değil, kadın vücudunun kavislerini dikkate almıştır. Tasarımlarının etkisi tüm 30’lu yıllar boyunca sürmüştür.
  • Gabrielle “Coco” Chanel (1883-1971) Grand Dük Dimitri ile olan birlikteliğinin sonucu Ruslarla, Rus giysi ve nakış sanatı ile yakın olmuş, 1924 yılında Ballets Russes için kostüm tasarlamıştır. Kostümlerini hazırladığı oyun deniz kenarında geçtiği için hazırladığı jarseden mayolar ve spor kıyafetler sonradan kreasyonunun parçası olmaya devam etmiştir. Cocteau’nun Antigone’si için hazırladığı el örgüsü ceketler de öyle. Doğal ortamda yaşamayı çok seven Westminster Dükü ile olan ilişkisinde giymeye başladığı blazerler, gemici pantalonları, bereler ve kazaklar da üretimi arasına girmiştir. Onun modern, androjen stili kendisine de çok yakışıyordu. Ancak tasarımlarını kendisi giymekle kalmıyor, kendisine benzeyen mankenler tutuyor, böylelikle imajını güçlendirmeye çalışıyordu. 1920’lerin sonuna gelindiğinde büyük cepli, gevşek dokumalı ceketi; küçük, siyah elbisesi; pantalon takımı; günlük giysilerin üzerindeki büyük takıları alameti farikası olmuştu.
Suzanne Lenglen, Jean Patou tasarımı giysisi ile 1922 Wimbledon Tenis Turnuvası’nda. www.nickelinthemachine.com

Suzanne Lenglen, Jean Patou tasarımı giysisi ile 1922 Wimbledon Tenis Turnuvası’nda.
www.nickelinthemachine.com

  • 1920’li yıllarda zenginlerin genel olarak spor yapmaya, özellikle tenis ve yüzmeye ilgisi artar. Bu ilgi, giysilerde şıklık, rahatlık ve sadeleşmeyi beraberinde getirir. 1920’ler şık sportif giyimin moda olduğu yıllardır. Ballets Russes kostümleri şıklık ile hareket serbestisinin bir arada bulunabileceğini ispat etmişti. Jean Patou bu ihtiyacı karşılayan ilk modacıydı. 1922 yılının Wimbledon Tenis Turnuvası’nda, altı kez Wimbledon şampiyonu, toplamda 25 kez Grand Slam şampiyonu Fransız Suzanne Lenglen (1899-1938), Jean Patou’nun bembeyaz tenis kıyafeti ve turuncu saç bandı ile korta çıktı. Böylece Lenglen bir markanın reklamını yapan ilk spor ikonu oldu. Patou, ayrıca plaj kıyafetleri, dağ spoları için giysiler tasarladı. Chanel ve Sonia Delaunay da bu yeni alanda çalışmışlardır.
  • Spor giysiler modayı etkisi altına almıştır. Tenis ve deniz sporlarının renkleri olan beyaz-lacivert, kırmızı-beyaz, sarı-yeşil kombinasyonları gündelik giysilerde de moda olmuştur.
  • 1920’lerde balenli korsenin yerini esnek korseler almıştır. Düz kesimli elbiseler androjen görünümü dikte ettiği için büyük kalçalı ve göğüslü kadınlar, kalçaları elastik korse ile, göğüsleri ise bandajla sararak moda olan görünüme uygun olmaya çalışmışlardır.
  • Pamuklu, yünlü, ipekli veya rayon çoraplar süslü jartiyerlerle kullanılmıştır.
  • 1929 yılında ilk telli sütyenler piyasaya çıkmıştır.
  • Belki de Poiret’nin türbanının etkisiyle, saçları tamamen kapatan, neredeyse gözlere kadar inen şapkalar moda olmuştur. Asimetrik, iki köşeli, üç köşeli şapkalar, firavun şapkalarına benzer şapkalar; tüllü, tüylü, nakışlı şapkalar; Türk, Mısır, Rus geleneksel şapkalarından esinlenenler gözde idi. Androjen görünüme uyan, genellikle yağmurluk üzerine giyilen, cloche (kloş); kısa siperlikli, başa tas gibi geçen; hasır, kumaş veya keçeden yapılan 1920’lerin ikonik şapkasıdır. 1920’lerin ortalarında moda olan, önceden işçi sınıfının giydiği Bask beresi, bir yana devrik, bazen iğnelerle süslenerek kullanıldı. Bere, 1930’ların da gözdesiydi. Kenarları geniş olan şapkalar ise tek taraftan şapkaya tutturularak kullanıldı, 1929 yılında tüllü şapkalar geri gelip, androjen görünümün tahtını salladı.
  • Düz kesimli sade elbisenin cepsiz olması ve kadınların seyahat etmeye başlaması ile çanta gerekli ve önemli oldu.
Foto: Art Deco Fashion, V&A Publishing.

Foto: Art Deco Fashion, V&A Publishing.

  • Etek boylarının kısalması bacakları ortaya çıkardı, çorap ve ayakkabı giysilerin görünür parçaları oldu. Dans için üstten atkılı pabuçlar, oyulmuş topuklar, üzeri nakışlı olanlar, harem terlikleri giyildi. Perugia ve Salvatore Ferragamo ilk ‘ayakkabı tasarımcısı’oldular. 1923’de Ferragamo, özgün sandaletler tasarladı, ayakkabının tabanına ince çelik bir parça koyarak ayakkabının kemerli kısmını ilk destekleyen kişi oldu. 1920’lerin sonunda Perugia ilk yılan derisi ve timsah derisi ayakkabıları imal etti. Chanel, deniz kenarında giymek için, renkli Kübist esinli kauçuk ayakkabılar tasarladı.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar ideal güzel anemik ve androjendir: beyaz yüzler, rimel ile siyahlaştırılmış gözler, alınmamış kaşlar ve rujsuz dudaklar.

    1919’da Japon baskılarını anımsatan yeni bir görünüm ortaya çıktı: beyaz pudralı yüz, siyah göz kalemi ve rimelle boyanmış gözler, alınmış kaşlar, kalp şeklinde kırmızı ruj ile boyanmış dudaklar.

    Hollywood’da çalışan Leh asıllı Max Factor ilk kez pudra, allık, ruj ve fardan oluşan makyaj setini piyasaya çıkardı.

    Kadınların yüzü 1920’lerdeki solgun, odalık havasından 1925’te yanık tenli androjen kadına, 1920’lerin sonunda ise sofistike ‘femme fatale’e dönüştü.

    Fotoğrafçılık ve sinema 1920’lerde makyaj ve saç biçimlerini çok etkiledi. Kısa saçlar ve kaşları kapatan şapkalar ile dikkat gözlere odaklanıyordu. Önceleri iyi gözle bakılmayan makyaj, artık zerafet ve özgüven ifade ediyordu. Kalabalık yerlerde makyaj tazelemek kültürlü kadın davranışı olarak görülmeye başlandı.

  • Kısa etekler, kolsuz giysiler, mayolar bacakların ve kol altlarının tüylerinin alınmasını; ‘ ince’ kadın olmanın moda olması ile kilo kaybetmenin saplantı haline gelmesi hep 1920’lerin getirdiği yenilikler.
  • İlk parfümü 1911 yılında Paul Poiret çıkarmış, adı Rosine. Bunu, Chanel’in 1921 yılında çıkardığı No. 5 izlemiş.  Lanvin 1925’te My Sin, 1928’de Arpége ile; 1925 yılında Guerlain Shalimar ile onları takip etmiş. Lanvin kendi parfüm laboratuvarlarını kurmuş. Baccarat ve Lalique her tuvalet masasına gerekli olan şık parfüm şişeleri üretimi yapmış.
  • 1920-25 arasında kısa ve düz, 1925’lerden sonra düz hatlar yumuşuyor, kısa ve dalgalı saçlarla daha kadınsı görünüm moda oluyor.. Gabrielle “Coco” Chanel 1917 yılında saçlarını kısa kestirerek sportif  görünümünü destekliyor.
Film yıldızı Louise Brooks, düz hatlı, açılı, ‘bob’ adı verilen egzotik saç kesimi ile Art Deco görünümüne harika bir örnekti ve saç stili binlerce kadın tarafından taklit edildi. brooksie.tumblr.com

Film yıldızı Louise Brooks, düz hatlı, açılı, ‘bob’ adı verilen egzotik saç kesimi ile Art Deco görünümüne harika bir örnekti ve saç stili binlerce kadın tarafından taklit edildi.
brooksie.tumblr.com

  • 1908 yılında Paul Poiret tasarımlarının çizimini Paul Iribe’ye yaptırarak bir çığır açmış, tasarımcı ile grafik sanatçısının birlikte çalışmasını başlatmıştı. Poiret, koleksiyonunun çizimlerini bir albüm halinde bastırarak başka bir alanda daha öncü oldu. Ayrıca bir galeride bu çizimleri sergilemişti. Amacı modayı bir sanat dalı olarak kabul ettirmekti. 1920’lerin sonuna doğru, fotoğrafçılığın ilerlemesi ile çizimlerin yanı sıra fotoğraflar da görülmeye başladı.. Koleksiyonunu fotoğraflayan ilk tasarımcı da Poiret olmuştu. 1912-1932 yılları arasında moda dergilerinin sayıları arttı. Man Ray 1920’lerde Vogue için fotoğraf çekiyordu. Ama 1960’lı yıllara kadar grafik çizimler üstünlüğünü korudu.
  • Tasarımcılar film yıldızlarına gerek kostüm gerek günlük yaşamlarında giysi temin ederek kendilerine yeni bir mecra bulmuş oldular. Böylece tasarımlarını daha geniş kitlelere tanıtma olanağı sağladılar. Film yapımcıları tüm kostümleri satın alamadığı için genellikle oyuncular kendi kostümlerini kendileri satın alıyordu. 1930 yılında Chanel’e Gloria Swanson’u Tonigh or Never adlı filmde ve günlük hayatta giydirmek için bir milyon dolar teklif edildi. Bazı sanatçılar, örneğin Fernand Léger, filmler için set tasarladılar. Dufy kumaş tasarımı, Sonia ve Robert Delaunay kostüm, kumaş ve set tasarladılar. Sessiz filmlerde kostüm, makyaj ve set tasarımı, saç modeli, olayı, karakteri, yansıtılmak istenen mesajı verebilmenin araçları olduğu için çok önemliydi. Dönemin siyah-beyaz filmlerinde görsel efekt için lame, dore gibi parlak kumaşlar tercih ediliyordu. 1930’larda kostüm tasarımcılığı ayrı bir iş kolu oldu.
  • 1931 yılında İl Duce’nin söylevinde belirttiği hayat kuralları uyarınca faşizm kadınının sağlıklı çocuklara annelik edebilmesi için, fiziki açıdan sıhhatli olması gerekir. Bu nedenle, yapay olarak zayıflatılmış ve erkekleştirilmiş kadın çizimleri kesinlikle ortadan kaldırılmalıdır.