Çağdaş Sanata Varış 330|Bitiş

Keşiş, Jan Fabre, 2001. 2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Keşiş, Jan Fabre, 2001.
2017 Venedik Bienali’nde sergilenen eserde insan kemikleri, demir teller ve iplik kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Andy Warhol’dan itibaren birçok sanatçının gösteriye ve gösterinin çarpıcı etkilerine başvurması, günlük hayatımızı biçimlendiren medyanın kaçınılamayan gücüne tanıklık etmektedir.
  • Sanatçı, dünyanın nasıl göründüğü ve insanların durumunun günümüzde neye benzediği konusunda eleştirel bir konum alır. “Razı olmamak” söz konusudur. İzleyicinin işlerden çok, işlerin ele aldığı konularla ilgilenmesi, konuya dahil olması amaçlanır.
  • Pek çok sanatçı pek çok işiyle, günümüzde meselenin parçası olmadan eleştiri imkanımızın da olmadığını vurgulamaya çalışmıştır.
  • Sanat şahsi zevklerin ötesine geçer.
  • Zaman zaman alışılagelen beğeni ve rahatlık sınırlarının ötesi söz konusu olabilir.
  • İmge, nesne, performans ve metin gibi pek çok formu kapsayan yapıtlar çoğunluktadır.
  • Sanat eseri özünde iyi veya kötü oluşunu değil de, bizim diyaloğa girmemize imkan tanıyıp tanımadığı sorusunu sormamızı getirmektedir.
  • Eserler fiziki olduğu kadar da fikirseldir.
  • Sofistike tüketiciler için şirketler prestijlerini, ürünlerini sanatsal etkinliklerle desteklemeye başlamışlardır.
  • Ana amaçlardan biri, tüketim öncesi duruma geri dönmek söz konusu olmadığına göre, dünyayla daha az katı bir denetim altında ve daha az düzen verilmiş bir ilişkiye ulaşmaktır.
  • Marcel Duchamp’ın “sanat eseri olmayan bir eser yapmak mümkün müdür?” sorusuna günümüzde mümkün olabileceği cevabını vermemiz beklenir.

 

 

Popülizm 2

  • Seçimlerde popülist partilere oy veren seçmenlerin korkular veya öfke, kızgınlık, hınç gibi duygularla hareket ettiği düşünülür, ama çoğu, tavırlarının duygularla şekillendiğini reddeder.
  • Popülist partileri destekleyen seçmen kitlesinin gelir ve eğitim durumuna bakıldığında, Avrupa’da sıklıkla sağ popülist partilere oy verenlerin çoğunlukla erkek olduğu, daha az kazandığı ve daha eğitimsiz olduğu; bu durumun ABD’de de geçerli olduğu ama Latin Amerika için aynı şeyin söylenemeyeceği ihtiyatla öne sürülür. Fransa ve Avusturya’daki popülist partiler o kadar büyümüşlerdir ki, herkese hitap eden siyasal parti profiline uymaktadırlar.
  • 1960’larda liberal aydınlara göre popülizm hoşnutsuzlar ve psikolojik olarak yurtsuzlar, kişisel olarak başarısız olmuşlar, toplumsal olarak yalıtılmışlar, mali olarak kendini güvende hissetmeyenler, eğitimsizler, görmemişler ve otoriter kişilikler için cazip bir ifade biçimiydi.
  • Popülist liderlerin düşük uzlaşmacı kişiliklere sahip seçmenleri harekete geçirmeyi sağladıkları için beklenmeyen başarılar kazanabildikleri düşünülür.
Fotoğraf: Genç Gazete

Fotoğraf: Genç Gazete

  • Popülist partileri desteklemeyenlerin gerçek halkın bir parçası olmadığı ima edilirken, gerçek halkın ahlaken saf ve iradi olarak mükemmel olduğu varsayılır.
  • Günümüz dünyasındaki gelişmeleri okurken kategoriler oluşturmak analitik değil, daha ziyade politik bir tavırdır.
  • Halkın sadece bir kesiminin gerçek halk olduğu popülizmin temel iddiasıdır, denir. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi lideri Nigel Farage için, Brexit’in sonucu “gerçek halkın zaferi” dir. Donald Trump da başkanlık konuşmasında kendisinin Beyaz Saray’a çıktığı günü halkın, yeniden ulusun yöneticisi haline geldiği gün olduğunu söylemişti.
  • Popülist iktidarın üç özelliğini Princeton Üniversitesi’nde siyaset teorisi ve düşünce tarihi dersleri vermekte olan Jan-Werner Müller devlet aygıtını gasp etmek, yolsuzluk ve kayırmacılık yapmak ve sivil toplumu bastırmak için sistemli çaba göstermek olarak sıralıyor. Otoriter yöneticiler de aynı şeyleri yapıyorlar; popülistlerin farkı, kendi iradelerini halkın gerçek temsilcisi olduklarını söyleyerek meşrulaştırmaya çalışmalarıdır.
  • Amerika kıtasında popülizm ilerici ya da tabana dayalı bir hareket olarak görülür. Avrupa’da ise, sorumsuz siyasal önermeler, demagogluk ve siyasal kötülükler ile ilişkilendirilir.
  • Yunanistan’da SYRIZA ve İspanya’da PODEMOS adlı partiler sol popülizmin örnekleri olarak sınıflandırılır.
  • Tüm halk adına konuşan birisi olmadan popülizm olmayacağı, dolayısıyla bir halkın tek bir temsilcisinin olması gerektiğini savunmayan siyasetçilerin popülist olmadığı öne sürülür.
  • Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu zamanından beri halk kelimesi en az üç farklı anlamda kullanılmıştır: Herkes olarak halk, Sıradan insanlar ve Bir bütün olarak ulus.
  • Bir siyasal aktör veya hareketin popülist olması için, halkın bir bölümünün halk olduğunu iddia etmesi; sadece kendisinin bu gerçek ve doğru halk ile özdeşleştiği ve onları temsil ettiğini ileri sürmesi gerekir. Asiller karşısında halkı savunmak popülizm değildir ama asillerin oraya ait olmadığını söylemek popülizmdir. Macaristan’daki aşırı sağcı popülist Jobbik Partisi için Çingeneler oranın parçası değildir.

 

Şiddet 57| Devlet Şiddeti 3

Svastika gibi antik bir simgeye kötü şöhret kazandıran Nazilerin çekmiş oldukları bu fotoğraf yıkılan Berlin Duvarının üzerinde sergilenmekteydi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Svastika gibi antik bir simgeye kötü şöhret kazandıran Nazilerin çekmiş oldukları bu fotoğraf yıkılan Berlin Duvarının üzerinde sergilenmekteydi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Nazi Almanya’sının ikinci adamı Heinrich Himmler’in projesi olan Lebensborn (Yaşam Pınarı), Alman kanı standartlarına uygun kan taşıyan, gelecekte Reich nüfusuna potansiyel katkı sunabilecek çocukların bulunmasını hedefliyordu. Proje, 1935 yılında uygulamaya konmuştu. Lebensborn, hem Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra azalan erkek nüfusu ve düşen doğum oranlarını, hem de Hitler’in üstün ırk amacını sağlamaya yönelikti. Evlilik dışı ilişkilerden hamile kalan Alman kadınlar, çocuğun ırksal değerini ispatladıklarında çocuğun doğum ve bakımı devlet tarafından üstleniliyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi subayları tarafından hamile bırakılan kadınlar da proje kapsamına girebiliyordu. Bu bebekler/çocuklar annelerinden ayrılarak özel yuvalarda yetiştiriliyorlardı. Nazilerin işgal ettiği coğrafyalarda, özellikle de Slovenya ve Polonya’da üstün Aryan ırkına mensup olabileceği düşünülen yüz binlerce çocuk kaçırılarak Lebensborn’a dahil edildi. Bu zavallılar, rejimin uygun gördüğü aileler tarafından yetiştiriliyorlardı. Uyum sağlayamayanlar, toplama kamplarına gönderiliyorlardı. Naziler, ilgili evrakı savaş bitmeden evvel önemli ölçüde yok ettikleri için tam olarak kaç çocuğun bu şekilde kaçırıldığı bilinemedi. Elde kalan arşivin bir kısmı 2007 yılında açıldı. Bu çocuklar öz ailelerini bilemedi, onlara geri dönemedi. Bugün bile ailelerin bu konuyu açık açık konuşmaktan korktukları söyleniyor.

 

  • 1920’de Trieste İtalya’ya katılıp da Faşistler Sloven dilinin kamuya açık yerlerde konuşulmasını yasakladığında, İtalyanca bilmeyen köylülerin doktorlara derdini nasıl anlatacağı sorulunca, bir ineğin veterinere derdini anlatmak zorunda olmadığı yanıtı verilmişti: Uygar diller ve yarı-uygar diller vardı.
  • İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Polonya’yı işgal eden Almanya, Lehçe konuşmayı yasaklamış, tüm sokak isimlerini de Almancaya çevirmişti.
Nazilerin kamplarda kullandıkları, mahkumları “suçlarına göre” tasnif eden işaretler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Berlin.

Nazilerin kamplarda kullandıkları, mahkumları “suçlarına göre” tasnif eden işaretler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Berlin.

  • 1940’lı yılların sonunda başlayıp 1950’li yılların sonuna kadar ABD’de devam etmiş olan McCarthycilik, komünist veya komünist sempatizanı olmakla suçlananların, özel ve devlet kurumlarınca önce saldırganca soruşturmalara, sonra işten atılmalara, kariyerlerin yok edilmesine, tutuklamalara maruz kalmasıdır.
  • Milliyetçilik, halkları bölen bir akım olarak ırkçılık, dinsel bağnazlık ve kabilecilik ile el ele yürür.
  • Milliyetçiliğin rejimi güçlendirmeye yarayan bir araç olduğu, yetkililer tarafından kullanılabilecek bir vana işlevi gördüğü düşünülür. Oysa iki yanı keskin bir bıçak gibidir; bazen rejimi destekler bazen de siyasi statükoyu tehdit edebilir. Milliyetçiliğin tezahürü olarak başlayan rejim yanlısı bir eylem kolaylıkla liderliğin sorgulandığı bir mücadeleye dönüşebilir.

 

  • ABD’de zencilerin Afrikalı Amerikalı diye anılmaya başlaması onlara yönelik şiddetin bittiği anlamına gelmiyor. Daha 2001 yılında Serena Williams’ın şampiyon olduğu maçta %99’u beyaz olan seyirci tarafından Indian Wells turnuvasında nasıl yuhalandığı akıllarda. Beyaz polisin zenci şüpheliye nasıl inanılmaz bir şiddetle yaklaştığı da sık sık basına yansıyor.
  • Milliyetçi Hinduların (Hindutva) 2002 yılında Hindistan’ın Gujarat Eyaleti’nde Müslümanlara karşı yaptıkları katliamlara daima milliyetçi duyguları kışkırtılmış grupların dinci ve etnik bağnazlıkları da eşlik etmiştir. Örgütün bazı destekçileri ve fikir önderleri Hintli Müslümanları Nazi Almanya’sındaki Yahudilere benzetiyorlardı.
  • Mughal İmparatoru Babür Şah’ın Ayodhya’daki camisinin yıkılmasına da Hindutva sebep olmuştu. Babri Mescit olarak bilinen cami için öfkeli Müslümanlarla Hindular arasında çatışma çıkmıştı. Daha sonra buraya neyin inşa edileceği de başka çatışmalara yol açmıştı.
  • Günümüzde Fransa’da anti-semitik Ulusal Cephe, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri Nazizm ile iç içe ve oldukça güçlü bir hareket.
  • Vatandaşların bir bölümü güvende değilse, sesinin duyulduğunu hissetmiyorsa, politik sürece pozitif değil negatif olarak katılmak zorundaysa, bu o ülkenin kaynaklarını doğru kullanmadığı anlamına gelir.
  • “Korku, etikten, sağduyudan, sorumluluktan, uygarlıktan her zaman daha güçlüydü” (Salman Rushdie; İki Yıl Sekiz Ay Yirmi Sekiz Gece; Can Yayınları, 2016).
  • Oxford Üniversitesi’nden Prof. Timothy Garton Ash’e göre, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan liberal düzende ezilen ve bu düzenden korkan kitleler gitgide kimliklerine sarıldılar ve Öteki’ni dışladılar. Bunun sonuncunda 2017 itibariyle dünyayı saran aşırı milliyetçi ve otoriter akım, Hindistan’dan ABD’ye, Avrupa’dan Çin’e kadar uzanıyor.
  • Çingeneler daimaAvrupa’nın en çok dışlanan topluluğu oldular. Macaristan’daki aşırı sağcı popülist Jobbik Partisi Çingene Suçlarının peşindedir.
  • Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales yeni anayasayı hazırlarken kapsayıcı davranmış, Bolivya’yı çok uluslu bir devlet ilan ederek daha önce ayrımcılığa uğramış azınlıkları tanımıştır.
  • Günümüzde milliyetçilik, bazı çevrelerce, medeni hayatın düzenli sükunetini tehdit eden karanlık, ilkel ve nereye gideceği belli olmayan kadim bir güç olarak görülüyor.

 

Çimen I, Lungiswa Gqunta, 2016/17. Sanatçı heykeller ile ırk, mimari, mülksüzleştirme ve kapitalizm eksenindeki sürekli, gerilimli ve yıkıcı ilişkileri inceler. İlgi alanı özellikle Güney Afrika’da Apartheid sonrasında da gözlemlenebilen adaletsizliklerdir.  Yukarıda görülen eserinde kırık Coca Cola şişelerinden bir çimenlik yaratmıştır. Apartheid Güney Afrika’sında sadece zengin beyazların sahip olduğu çimenlikler ırksal ayrıcalıklarla da ilişkilidir. Yabancıların girmesini engellemek için bahçe çitlerinin üzerine ters döndürülmüş kırık şişeler yerleştirilir. Güney Afrikalı bir siyah olan sanatçı için bu eser çocukluğunun çimenlerini ve güvenlik duvarlarını simgeliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, 2017.

Çimen I, Lungiswa Gqunta, 2016/17.
Sanatçı heykeller ile ırk, mimari, mülksüzleştirme ve kapitalizm eksenindeki sürekli, gerilimli ve yıkıcı ilişkileri inceler. İlgi alanı özellikle Güney Afrika’da Apartheid sonrasında da gözlemlenebilen adaletsizliklerdir.
Yukarıda görülen eserinde kırık Coca Cola şişelerinden bir çimenlik yaratmıştır. Apartheid Güney Afrika’sında sadece zengin beyazların sahip olduğu çimenlikler ırksal ayrıcalıklarla da ilişkilidir. Yabancıların girmesini engellemek için bahçe çitlerinin üzerine ters döndürülmüş kırık şişeler yerleştirilir. Güney Afrikalı bir siyah olan sanatçı için bu eser çocukluğunun çimenlerini ve güvenlik duvarlarını simgeliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, 2017.

 

 

Çağdaş Sanata Varış 329|Çağdaş Sanata Yöneltilen Eleştiriler

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş. Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

Düşünen, Cody Choi (1961-). Rodin’in Düşünen Adam’ı tuvalet kağıdı, Pepto-Bismol adlı mide bağırsak rahatlatıcı, alçı ve ahşap ile 1995-1996’da üretilmiş.
Düşünen’in üzerine konduğu ahşap sandık ise sanatçının 1994 yılındaki bir yapıtı. Bienal’de eser, diğerinin fotoğrafı ile birlikte sergileniyordu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, Kore Pavyonu, 2017.

  • Dünyadaki büyük metropollerin hepsinin birbirine benzemesi, mimarinin kendini kopyalaması olarak düşünülüyor.
  • Sanatın insanı şaşırtması, sarsması gerektiği genel kabul gören bir kanı. Ama çağdaş görsel sanat yapıtlarının aracı amaç haline getirdiği; bütün meselenin hüner göstermeye indirgendiği; sanatın gösteri yanının ağır basmaya başladığı; hatta lunapark derinliğine indiğini; söylenmek istenen sözlerin çok sıradan olduğu; çağdaş sanatçının daha az estetik, daha çok etik talep ettiği; içerik ön plana çıktıkça da sığlaşmaya, zayıflamaya başladığı getirilen eleştiriler arasında.
  • Nasıl ki popüler kültürün baskısı bir dönem edebiyatı tepki olarak felsefe yapmaya ittiyse, görsel sanatta da özellikle Pop Art akımına tepki olarak Kavramsal Sanat bir dönem için önem kazanmıştı. İki alanda da derinleşme uzun sürmedi, küreselleşmenin etkileriyle bir kez daha tezli ya da slogancı edebiyat ağır basar oldu, Kavramsal Sanat da yerini yerleştirme, video, fotoğraf gibi araçlarla bir tür slogancı sanata bıraktı. Etik açıdan derinleşmek yerine, etik boyut giderek sığlaştı, politikleşti. Çağdaş sanat gazeteciliğe, röportaja, belgesele benzemeye başladı, deniyor.
  • Politik ya da sosyolojik kurgularla, estetiğin tamamen ikinci plana atıldığı, çarpıcı söz söylemenin en önem verilen konu olduğu söyleniyor. Çağdaş Sanat derinlikli sanat yapıtları değil, çarpıcı tek söz söyleyen politik ya da sosyolojik kurgular olmakla suçlanıyor.
  • Etik boyutu tamamen politikaya indirgeyen, gerçekliğe slogancı, yararcı açıdan yaklaşan, güzelliği yadsıyan bir estetik.
  • Militan sokak estetiği.
  • Radikal olmayı taklit eden ama hiç radikal olamayan bir başkaldırı.
  • Çağdaş sanatta “güzel” büsbütün anlamsızlaşıyor, çağdaş sanat bizi çirkinin, korkunç olanın ortasında bırakıyor.
  • Çağdaş sanat bize karşı şiddet uygulayarak uyarıyor bizi.
  • Çağdaş sanatın dinin yerine geçme eğilimi var.
  • Zanaat eksikliği ile malul.
  • İfade düzeyinde zaman zaman fazla kolaylaşabiliyor.
  • Venedik Bienali’nde 100 yıldır hangi ülkeler askeri, ekonomik açıdan güçlüyse onların pavyonları var. Diğer ülkeler kenarda köşede yer alıyor. Çağdaş Sanat, bütün başkaldırı iddiasına rağmen, bu ekonomi-kültür-coğrafya politikalarına hala tutsak.
  • Çağdaş Sanatı, aşırı incelikle en üst düzeyde basitliğin birbirine girdiği bir yapı olarak tanımlayanlar da var.
  • Bu dönemde kültür kelimesinin sanat kelimesini; teknoloji kelimesinin bilim kelimesini; yönetim kelimesinin politika kelimesini; cinsellik kelimesinin aşkı sildiği öne sürülür.
David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013. Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

David, Guan Xiao; üç kanallı, renkli ve sesli video enstalasyonu, 2013.
Çinli heykeltıraş ve video sanatçısı Guan Xiao (1983-), Rönesans’ın ünlü ustası Mikelanj’ın David adlı heykelini ele alıyor. Sanatçı ünlü heykelin kupalarda, önlüklerde ve daha pek çok ıvır zıvırın üzerindeki izini sürerek bu kült eserin değerinin düşürülüşünü vurguluyor. Görüntülere sanatçının söylediği bir şarkı eşlik ediyor. Şarkının sözleri de eserin ana fikrini destekliyor. David, sadece kaydettiğimizi, anmadığımızı; sanat eserinin metalaştırılmasını, ticarileştirilmesini, anlamının içinin boşaltılmasını vurgulayan alegorik ve eleştirel bir çalışma.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Jeff Koons’un eserlerinin taklitleri Çin’de bir lokantanın paravanında kullanılmış.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010. Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

Aynısı Hatta Daha İyisi, Jake ve Dinos Chapman, 2010.
Tracey Emin’in tanınmış yapıtlarından biri olan Bugüne Kadar Beraber Olduğum Herkes’in yangında yok olmadan önce çekilmiş fotoğrafları yardımıyla yeniden yapımı. Chapman Kardeşler, içeriği anlamdan boşaltma girişimi kapsamında tekrarı bir taktik olarak kullanarak kültürel değeri sıfır olan işler üretmeyi arzuluyorlar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Arter, 2017.

  • Çağdaş görsel sanat izleyiciye kendini tanımayı ve var olmayı öğreten değil, sadece öfkelenme yolları öneren bir sanat olarak eleştiriliyor.
  • Marksist düşünür Theodor Adorno’nun (1903-1969) estetik teorisi de bir ders veya mesaj vermeye adanmış bir sanat eseri yaratmanın terk edilmesi gerektiği üzerineydi. Sanat eseri dünyanın gidişatına, örneğin mevcut toplumsal düzene, sadece formu yoluyla direnmelidir. Jacques Lacan da (1901-1981) sanatla alakasız bir şeyler ifade etme düşüncesine karşıdır. Sanat kurumunun alternatiflere dikkat çekme amacı taşımadığını belirtmiştir.

 

Popülizm 1

Fotoğraf: Politik Yol Haber Sitesi

Fotoğraf: Politik Yol Haber Sitesi

  • Kendilerine ilk popülist diyenler, ABD’de siyaset yapmak isteyen köylülerdi. 1892 yılında, destekçilerine başlarda Pops, sonradan popülist denilen Halk Partisi kuruldu. Bu etiketin aşağılayıcı olması hedeflenmişti. Ancak bu tanımlama sonradan bir karşı hamle ile kabul edilerek benimsendi. 1890’ların ortalarından sonra bazı Popülistler, Sosyalist Parti’ye katıldı. Popülizmin içeriği sosyalist doktrinden de gelebilir.
  • 1950’lerin ve 1960’ların siyasal ve sosyal kuramcıları Popülistleri öfke ve hınçla hareket eden, komplo teorilerine yatkın ve özellikle ırkçılık konusunda sabıkalı olarak tanımladılar.
  • Bazen düzen karşıtlığı ile eşanlamlı kullanılan, bazen belirli ruh halleri ile ilişkilendirilen, demokrasinin hakiki sesi olarak da tanımlanabilen, seçkinlere dair eleştirel tutum takınmanın gerekli ama yeterli olmadığı bir hal, yozlaşmış bir demokrasi biçimi gibi pek çok olgu için kullanılan ama ortak bir tanım üzerinde uzlaşılamayan, alkışlanan ya da eleştirilen, Jakobenlerin mirasçısı sayılan, yazılı bir doktrini olmayan bir siyasal durumdur popülizm.
  • Oryantalist yaklaşıma göre Doğu, Avrupa’nın karşıt kimliği olarak konumlandırılmıştı. Çok eski bir geçmişi olan felsefi geleneğin popülist kisveye bürünmüş hali, zaman içinde bir politik tavra dönüşmüştü.
  • Marine Le Pen, Geert Wilders, Donald Trump, Rafael Correa, Hugo Chavez, Evo Morales, Juan Peron ve 2008 finansal kriz sonrası ortaya çıkan Çay Partisi ve Wall Street’i İşgal Et gibi yeni siyasal hareketler popülist olarak adlandırılırken ana akım siyasete karşı oldukları vurgulanmak istenmiştir.
  • Popülistlerin yaptıkları önermelerin uzun vadeli sonuçlarını ihmal ettiği düşünülür. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro enflasyon ile mücadeleyi asker zoruyla fiyatları düşürterek yapması; Fransız Milli Cephe Partisi’nin afişlerinde “İki milyon işsiz, iki milyon daha fazla göçmen demektir” sloganını kullanması bu duruma örnek verilebilir.
  • Popülistler sadece ve sadece kendilerinin halkı temsil ettiğini iddia ederler.
  • Ne olduğuna dair derin anlaşmazlıkların olduğu durumlarda bile tek bir görüş olduğunu farz ederler.
  • Siyasi rakiplerini ahlaksız ve yozlaşmış elitler olarak tasvir ederler.
  • İktidara geldiklerinde hiçbir muhalefet onların gözünde meşru değildir. Siyasi rakiplerine halkın düşmanları gibi davranırlar.
  • Popülist siyasetçiler seçimlerde kaybederlerse nedeni çoğunluğun henüz sessizliğini bozmamış olmasıdır.