Kategori arşivi: Genel

Şiddet 29 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 2

  • Roma İmparatorluğu’nda Bona Dea, İsis gibi tanrıçalara inanan mezheplerin çok taraftarı vardı. Roma’da bazı inanışlar kadınlara özgüydü. Tanrıça Fortuna ve Vesta kültü gibi.
  • Ancak hane halkının başı baba idi. Babanın çocukları satma, yeni doğanı aileye kabul etme, ölüm dahil ceza verme, geleneğe karşı geleni aileden kovma yetkisi vardı. Baba rahip, yargıç ve yasa rolü oynuyordu.
  • Evlenilecek kız kaçırılıyor veya satın alınıyordu. Kadın, evlendikten sonra da kendi ailesinin adını taşıdığı için yeni ailesinde hep yabancı sayılıyordu.
  • Eski Roma’da karısının düşük yapma kararını yasal olarak evin reisi olan erkek verebiliyordu.
  • Roma Krallık Dönemi’nin bitip (MÖ 753-509) Roma Cumhuriyet Dönemi’ne (MÖ 509-27) geçişte kralın oğlunun asil bir kadına tecavüzü rol oynamıştır. Lucretia’nın abisi ve kocası isyan başlatırlar ve ilk konsüller olurlar.
Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610. İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus  (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur. Fotoğraf: Serkan Hızlı

Tarquinius ve Lucretia, Peter Paul Rubens, 1610.
İntihar eden Lucretia, filozof ve tanrıbilimci Aziz Augustinus (MS 354-430) tarafından Hıristiyan kadınına örnek gösterilmiştir. Lucretia, belki de en çok tablosu yapılan kadın olmuştur.
Fotoğraf: Serkan Hızlı

  • İnsanlık tarihinin ilk kadın hakları eylemlerini Romalı kadınlar gerçekleştirdi: MÖ 215 yılında İkinci Pön Savaşı sırasında çıkan yasa ile kadınların takı ve giysilerine bazı kısıtlamalar getirilmiş, savaş bittikten sonra da yasa yürürlükte tutulmuştu. Konuyu Senato gündemine aldırmışlar, görüşme günü Forum’da toplanarak taleplerini yüksek sesle gündeme getirmişler, yasanın yürürlükten kalkmasını sağlamışlardı.
  • Romalı devlet adamı, hukukçu ve hatip Yaşlı Cato (MÖ 234-149), kadın düşmanlığının simgesi idi. Yaşlı Cato, kadın eşitliğinin getireceği tehlikelere karşı sert uyarılarda bulunmuştu.
  • Roma İmparatorluğu’nun korkulu rüyası isyankar kadınların aynı eğilimdeki köleler ile işbirliği yapmasıydı.
  • Romalılar, Mısır’da 21 yıl hüküm süren, 9 dil bilen Cleopatra (MÖ 51-30) ile kadınların siyasette etki kazanmalarının yol açtığı felaketi gördüklerini düşündüler. Cleopatra, çok eskiden beri var olan, bağımsız karar verebilecek kadar akıllı bir kadının ahlaklı olamayacağı düşüncesini pekiştirmişti. Bunda Romalıları çok ilgilendiren aşklarının da payı olmuştu.
Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler. Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi

Sicilya’da, Geç Roma Dönemi’ne (MS 4. yüzyıl) ait Romana Del Casale villasının mozaikleri. Bu zengin mozaik koleksiyonunda en dikkat çeken parça, villanın Sala delle Dieci Ragazze (On Bakirenin Odası) adlı bölümde bulunan bikinili kızlar mozaiği. Mozaikte bikini giymiş on genç kız, ağırlık kaldırma, disk atma, koşu ve top oyunu gibi değişik sportif aktiviteleri yaparken betimlenmişler.
Fotoğraf: Din Kültürü ve Ahlak Silgisi

 

 

Şiddet 28 | Roma’da Kadına Yönelik Şiddet 1

  • Roma’nın kuruluşunda Latium ataerkil, Etrüskler’den ilhak edilen bölgelerde ise daha eşitlikçi bir sosyal düzen hakimdi.
  • Krallığın ilk yıllarında toplum sınıfsızdı. Toplumsal sınıftan, classis, ilk bahseden altıncı kral Servius Tullius (MÖ 578-534) oldu.
  • Roma tarihinin başlangıcında, MÖ 7. yüzyılda, Romulus aile hukuku, kocaya karısı hakkında ölüm kararı verme hakkını bile tanıyordu. Kocaya ihanet, kayınpederinin ilgisini çekme, şarap içme alışkanlığı ölümle cezalandırılabiliyordu. Boşanma sadece erkeklere tanınan bir haktı.
  • Ancak Roma’da da kadının yaşamındaki ilk engel, Romulus’a atfedilen yasaya göre, bütün erkek çocuklar ve sadece ilk doğan kız çocukların büyütülebilmesiydi.
Mars ve Rhea Silvia, Peter Paul Rubens, 1620. Barok dönemin ustalarından Rubens (1577-1640), pek çok mitolojik öyküyü resimlerine konu almıştır. Vesta rahibesi Rhea Silvia iffet yemini etmiştir ve Tanrı Mars’a direnmektedir. Sağ yanındaki sunakta mitolojideki ebedi ateş yanmakta, resmin arka planında ise tapınak görülmektedir. Fotoğraf: leblebitozu

Mars ve Rhea Silvia, Peter Paul Rubens, 1620.
Barok dönemin ustalarından Rubens (1577-1640), pek çok mitolojik öyküyü resimlerine konu almıştır. Vesta rahibesi Rhea Silvia iffet yemini etmiştir ve Tanrı Mars’a direnmektedir. Sağ yanındaki sunakta mitolojideki ebedi ateş yanmakta, resmin arka planında ise tapınak görülmektedir.
Fotoğraf: leblebitozu

  • Yunan mitolojisindeki Hestia, Roma mitolojisine Vesta olarak geçmişti. Ocağın, yuvanın, ailenin bakire tanrıçasıydı; kutsal alev onun esrarlı varlığıydı; sönmeyen ateş onu simgelerdi; ateşin sönmemesi Vesta bakireleri tarafından sağlanırdı. Bu kült, Roma mitolojisinde çok kutsal bir yere sahipti. Bekaretini koruyamayan rahibe öldürülürdü.
  • Bir Vesta rahibesi olan Rhea Silvia, savaş tanrısı Mars’ın tecavüzüne uğramış ve Romus ile Romulus’ü doğurmuştu. Yani Romalıların ataları ile Vesta kültünün doğrudan bağlantısı olduğu düşünülüyordu.
  • Vesta Bakireleri sistemini Romulus’tan sonra gelen, Roma’nın ikinci ve seçilmiş ilk kralı Numa Pompilius (MÖ 715-674) kurmuş, tapınak yaptırmıştı. Tapınakta betimleme yoktu. Çünkü Numa, tanrıları insan veya hayvan şeklinde betimlemeyi yasaklamıştı. Ölümlü şeylerle tanrıların betimlenemeyeceğini, bunun dine saygısızlık olduğunu, tanrının ancak hissedilebileceğini, betimlenemeyeceğini söylediğini Yunanlı tarihçi Plutarkhos’un (MS 45-120) yazdıklarından öğreniyoruz.
  • Romalılar, Eski Yunan kültürünü inanarak benimsemiş olmalarına rağmen, Romalı kadınlar zaman zaman baskı altında tutulmaya karşı çıktılar, talepkar oldular, isyanlarını kamuoyuna taşıyarak kamusal yaşamda yerlerini aldılar.
  • Atinalı kadınları isimlerini pek bilmiyoruz ama Romalı kadınlar isimleriyle ve yaptıklarıyla Romalı tarihçilerin ve şairlerin eserleri ile bize ulaştılar; Messalina, Agrippina, Sempronia, Julia, Lucretia gibi.
Paris’te, Musée du Louvre’da sergilenmekte olan Sabin Kadınları, Jacques-Louis David, 1799. Neoklasik eserler veren sanatçının tablosunda Hersilia, babası ve kocası arasında görülür ve her iki yandaki savaşçılardan kadınları kocalarından, anneleri çocuklarından ayırmamalarını ister. Onun yakarılarına başka Sabin kadınlarının da katıldığı resmedilir. Fotoğraf: Super Meydan Forum

Paris’te, Musée du Louvre’da sergilenmekte olan Sabin Kadınları, Jacques-Louis David, 1799.
Neoklasik eserler veren sanatçının tablosunda Hersilia, babası ve kocası arasında görülür ve her iki yandaki savaşçılardan kadınları kocalarından, anneleri çocuklarından ayırmamalarını ister. Onun yakarılarına başka Sabin kadınlarının da katıldığı resmedilir.
Fotoğraf: Super Meydan Forum

  • Sabin kadınlarına tecavüz olayı, Sabin ile Roma arasında savaşa neden olmuş, çıkan savaşı, yeni kocaları ile kardeşleri ve babalarının birbirlerini öldürmesini istemeyen Sabin kadınları durdurmuştu.
  • Jul Sezar döneminde (MÖ 49-44) Romalı bir komutanın Roma’yı ele geçirmesine, aralarında komutanın annesinin ve eşinin de bulunduğu kadınlar delegasyonu engel olmuştu.
  • Romalı kadınlar, hiçbir zaman Eski Yunan dünyası kadınları gibi toplumsal yaşamın tamamen dışına itilemediler.

 

Şiddet 27 | Eski Yunan’da Kadına Şiddet 2

  • Düalist düşüncenin Miletli filozof Anaksimender (MÖ 610-546) ile başladığı düşünülür. Pisagor’un (MÖ 570-495) düalizm düşüncesini açıklayan önermeye göre dünyayı yöneten on ikiz kavram vardı: iyi-kötü, sağ-sol, ışık-karanlık, sınırlı-sınırsız, erkek-dişi, tek-çift, bir-çok, duran-hareket eden, eğri-doğru, kare-dikdörtgen. Antik dönemin anlayışına göre doğayı oluşturan dört element de iki ikiz kavramdan oluşuyordu: ateş-hava ve toprak-su. Ancak İyonyalı filozof Pisagor’un okuluna kadın öğrenci kabul ettiğine dair bazı kanıtlar olduğu söylenir.
  • Düalist dünya görüşünde nefret edilen, kovuşturulan bir Öteki daima vardır. Kadınlar, Öteki’nin dişi olanıdırlar.
Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967. Klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile paçavralar. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2015 İstanbul Bienali İstanbul Modern.

Venus of the Rags (Paçavraların Venüs’ü), Michelangelo Pistoletto, 1967.
Klasik döneme ait bir heykel gibi görünen ama bahçe süslemesi olarak kullanılan kitsch bir heykel ile paçavralar. Sanki eski ile yeni iletişim halinde. Eski ile yeni arasında çarpıcı farklılıklar da net: sert-yumuşak, değerli- değersiz, estetik değeri olan-olmayan, tek renkli-çok renkli, durağan-hareketli, kültür-günlük hayattaki önemsiz işler gibi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2015 İstanbul Bienali İstanbul Modern.

  • Eserlerini Sokrates (MÖ 471-399) ile öğrencileri arasındaki diyaloglar şeklinde kaleme alan Platon, Sokrates’in barbarları Yunanların doğal düşmanı, kadınları da erkeklerin doğal düşmanı olarak gördüğünü yazar. Irkçılık ve kadın düşmanlığı benzer toplumsal ortamlarda gelişir.
  • Hiç evlenmemiş olan Platon (MÖ 429-347) erkek-kadın eşitliği için, cinsiyet farkının yadsınması ön koşulunu getirmiş; kadınlarla erkeklere eşit eğitim hakkı verilmesini istemiş, ancak kadınları sadece evlilik ve üreme alanları ile ilişkilendirmiş, cinselliği bir elit yaratmanın aracı olarak düşünmüştü. Erkekler arasındaki saf ve duru aşkı (Platonik aşk), kadınla erkek arasındaki aşka üstün tutmuştu. Platon, düalizmin erkekte akılcı hedeflere, kadında ise bedensel arzulara yöneldiğini öne sürmüştü. Düalist bakış açısı ile erkek ile kadın arasındaki karşıtlık, sonsuza kadar yaşayacak ve değişmeyecek, daima bir çatışma kaynağı olarak kalacaktı. Platon, düalist bakış açısına güç katan isim oldu ve onun düşünceleri Hıristiyanlığın yayıldığı her yerde kök saldı. Platon’un görüşleri, Hıristiyanlığın dogmatik ilk günah kavramını destekleyen bir altyapı oluşturmuş; Hıristiyan düşünürlerin kadınların kararsız, değişken ve değersiz oldukları anlayışını pekiştirmiştir.
  • Aristo (MÖ 384-322), kadını fetüsün gelişimi için ihtiyaç duyulan, erkek tohumunun edilgen yuvası olarak görüyordu. Aristo, bütün zamanların kadından en acımasız şekilde nefret eden düşünürü olmuştu. Erkeğin kadına karşı doğadan gelen bir üstünlüğü olduğunu; birinin hükmeden, diğerinin hükmedilen olduğunu savlamıştır. Erkeğin tohumu ruhu ve aklı taşırken, kadında sadece beslenme ile ilgili özler olduğunu; çocuğun yapısal yeteneklerini ancak oğlansa geliştirebildiğini; kadının aslında başarısız, sakat doğmuş bir erkek olduğunu öne sürer. “Kölelerin, durumları ahlaka el vermez, onların iradeleri kendilerinin değildir,” der Aristo.

    Köleler gibi kadınların da doğa tarafından köleliğe mahkum edildiklerini; itaatin, kadının doğal davranış biçimi olduğunu ve sahiplerine karşı aşağılık duygusu geliştirdiklerini savlar.

    Aristo’nun görüşleri, yaklaşık iki bin yıl boyunca Batı’nın dünya görüşüne hakim olmuş, 17. yüzyılda başlayan bilim devrimi ile etkileri son bulmaya başlamıştı.

    Nasıl ki Aristo kadını, başarılı olmayan sakatlanmış erkek olarak düşünmüştü, Freud da 1920’li yıllarda erkeği, ölçü olarak kabul edilen cinsiyet normu olarak alacaktı.

  • Eski Yunan’da karısının düşük yapma kararını yasal olarak evin reisi olan erkek verebiliyordu ve bu, Aristo’ya göre, nüfus planlaması için örnek bir uygulamaydı.
  • MÖ 323-30 yılları arasında Yunan kadınlar, klasik dönemin sıkı bağlarını gevşetmeyi başarmışlar, daha az zorlayıcı bir aile hukukuna ve daha iyi eğitim görme hakkına kavuşmuşlardı.
  • Kadının “Öteki” olduğu görüşüne Yunan dramlarında da çok sık rastlanır.
  • Eski Yunan ve Roma’da kadınların erkeklere göre daha güçlü cinsel güdüleri olduğuna ve onların cinsel aktivitelerinin sınırlandırılması, kontrolden çıkmamaları için en azından denetim altında tutulmaları gerektiğine inanılırdı.

 

Kötücüllük

KÖTÜCÜLLÜK
(Maltreatment)

Mother Theresa, Banksy, 2006. Global Karaköy sergisi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Mother Theresa, Banksy, 2006.
Global Karaköy sergisi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kötücüllük, Kötü’nün terbiye olmuş biçimidir: Gaddarlığın barbarca, bedensel biçiminin yerine incelmiş, zihinsel bir biçim koyar.
  • MÖ 5. yüzyılda Demokritos, kötücüllüğü kadınlara özel bir disiplin olarak görmüştür.
  • MÖ 4. yüzyılda yaşamış olan Sokrates’inson sözleri arasında Asklepios’abir horoz borçlu olduğu vardır. Ölüme duyduğu şükranın ifadesi olarak, hayatın korunmasını temsil eden şifa sanatı tanrısına kurban kesmek, filozofun onu hukuka aykırı olarak ölüme mahkum edenlere yönelttiği bir kötücüllüktür.
  • Kaba kötücüllük hakaretin sınırlarında gezer, nezih kötücüllük ise ironinin sınırlarında.
  • Kötücüllük Felsefesi ile uğraşan Nietzsche, kötücül insanın birincil gayesinin hasmının acı çekmesi değil, kendi zevki olduğunu; bu zevkin, üstün gelmenin verdiği iktidar duygusundan kaynaklandığını söyler.
  • Kötücüllüğü bir sanat formuna dönüştüren, küstah edası ile Oscar Wilde (1854-1900) olmuştur.
  • Kötücüllük, ilk romantiklerin Romantizm’den anladıkları şeydir: Gönüllerinde yatan yarılma ve kutuplaşma idi. Kötücüllük kutuplaştırır. Ötekiliği en iyi anlatan romantik şairlerden biri Heinrich Heine’dir (1797-1856).
  • Kötücüllükten asıl beslenen sanat biçimleri komedi, karikatür ve kabaredir. Hayatla başa çıkmaya dair soruları, gündelik durumları, zamanın şartlarını, politik karışıklıkları zevkle tiye alırlar. Komedi ve kabarenin komik kötücüllüğü ironi, hiciv, parodi, polemik ve sarkastizmi kullanır.
Monkey Queen, Banksy, 2003. Global Karaköy sergisi, 2016. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Monkey Queen, Banksy, 2003.
Global Karaköy sergisi, 2016.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • Düşmanlığın Faydaları, Wilhelm Schmid, İletişim Yayınları, 2017.

 

Şiddet 26 | Eski Yunan’da Kadına Şiddet 1

  • Eski Yunan’daki kadın düşmanlığı, aile hanedanlığının sona erdiği, iktidarın kent devletlerine geçtiği MÖ 8. yüzyıla tarihlendirilir. Aile hanedanlıkları döneminde kadınların ittifakların kurulmasında önemli rolleri vardı.
  • MÖ 8. yüzyıldan başlayarak Doğu Akdeniz’de sefalet ve acıların nedeni olarak kadın gösterilmeye başlandı. Bu söylenceler, Antik Çağ’ı izleyen dönemlerin Batı kültürlerinde aynen yer buldu.
Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için yaratıldığına inanılan, Yunan mitolojisindeki ilk kadın Pandora, içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan kutuyu açarken. Fotoğraf: Üstüngel Arı

Zeus tarafından insanlığı cezalandırmak için yaratıldığına inanılan, Yunan mitolojisindeki ilk kadın Pandora, içinde kötülüklerin bulunduğuna inanılan kutuyu açarken.
Fotoğraf: Üstüngel Arı

  • Hesiodos, MÖ 8. yüzyılda Pandora söylencesini yazdı. Bütün kadın sürüleri, Güzel Felaket Pandora’dan doğmuş, o andan itibaren insanlar üzüntü, yaşlanma, hastalık ve ölüme mahkum olmuştu.
  • Homeros’un MÖ 8. yüzyılda İlyada’da yazdığı Truvalı Helen, en yoğun nefret edilen kadın olmuştu. Pandora’nınki gibi, Helen’in güzelliği de tuzaktı. Bedensel sunu ile ölümün birlikteliği, dokunulmamışlığın kaybı, ölümü ve savaşı getiriyordu.
  • MÖ 7. yüzyılda Eski Yunan şairi Semonides, Zeus’un yarattığı en büyük felaket kadınlardı, diye yazmıştı.
  • Mora Yarımadası’nda Dorlar tarafından kurulan ve Atina’nın en güçlü rakibi olan şehir devleti Sparta’da, doğan bebekler arasında kız-oğlan ayrımı yapılmıyor, sağlıklı-hasta bebek ayrımı yapılıyordu. Spartalı kadınlar, Atina’dakilere göre daha geç yaşta evleniyorlar, erkekler gibi çıplak olarak beden sporları yapıyorlar, spor yarışmalarına katılıyorlar, miras olarak eşinin mülküne sahip olabiliyor, onu işletebiliyorlardı. MÖ 4. yüzyılda Sparta’da toprakların üçte ikisi kadınların elindeydi. Sparta’da kadınlar Atina’dakilere göre daha yüksek statü sahibiydi.
  • MÖ 6. yüzyılda Solon Yasaları uyarınca kadınlar toprak alamıyor, satamıyor; evli değillerse, erkek kardeşleri de yoksa babalarının ölümünden sonra ailenin en yakın erkek akrabası ile evlendiriliyorlardı. Baba isterse kızının evliliğini sonlandırabiliyor, onu başka biriyle evlendirebiliyordu. Baba, evlenmeden bekaretini kaybeden kızını köle olarak satabiliyordu.
  • Bu yüzyılda Atina’da kadınlar için kısıtlayıcı davranış kalıpları vardı: Atina’da bir kadın, yasalar karşısında bir çocukla eşit tutuluyor, yaşamı boyunca bir erkeğin vesayetinde kalıyordu. Evini sadece bir nezaretçinin eşliğinde terk edebiliyor, nadiren kocasıyla birlikte yemeğe davet ediliyor, kendi evinde ayrı bir bölümde oturuyor, evin kadınlar bölümüne sadece yakın akrabalar girebiliyor, resmi eğitim kurumlarından yararlanamıyordu. Ergenliğe ulaşan kızlar, hemen, kendilerinden yaşça çok büyük erkeklerle evlendiriliyorlardı.
  • Sadece bir Demeter rahibesinin Olimpiyat Oyunları’nı izlemesine izin verilirdi. Bir başka kadının oyunları izlediği tespit edilirse, uçurumdan aşağı atılırdı. Olimpiyat Oyunları’nda kadınların katıldığı ve izlediği Heraia denen bir müsabaka vardı; burada sadece koşu yarışları yapılırdı.
  • Filozof Demokritos (MÖ 460-370), bir kadının düşünmeyi öğrenmesinin çok kötü sonuçlar doğuracağını öne sürmüştü.
  • Panteon Tanrıları içinde yüksek konumda dört tanrıça vardır. Bunlar ya bakiredir ya da hem erkeğe hem kadına özgü nitelikler taşır, yani androjendir.
  • İki erkeğin homoseksüel ilişkisinde ikisinin de 18 yaşından büyük olması uygun bulunmaz, kadın rolünde olanın vatandaşlığı düşürülürdü.