Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 37 | Bizans’ta Dil ve Alfabe

  • 4. yüzyıl – erken 6. yüzyıl arasında Alaric, Attila, Clovis ve Theodoric Batı Roma’nın kabusu oldular. Ostrogotlar İtalya’da, Vandallar Afrika’da, Vizigotlar Galya’da ve İspanya’da krallıklar kurdular. Roma’nın eski yönetici sınıfı dağıldı ve Batı, Karanlık Dönem (Dark Ages) olarak bilinen döneme girdi. Bundan sonra bahsedilen ilk Batı medeniyeti Rönesans’tır. Rönesans döneminde yüzyıllar boyu ihmal edilmiş antik Greko- Romen sanatı yeniden gün yüzüne çıktı. Böylece karanlık Orta Çağ bitti ve Modern Batı dünyasının doğuşu hazırlanmış oldu. Batı’da, kabaca, MS 400-1400 arasında sanat, bilim ve önemli sayılan her şeyin durduğu söylenir. Roma ile Rönesans arasında 11 asır devam etmiş olan Bizans, antikite ile modern dünya arasında bir köprüdür.
  • En geniş olduğu zamanda sınırlar, İspanya-Mezopotamya-Karadeniz-Tuna Nehri – Afrika’nın Akdeniz sahiline uzanıyordu.
  • Bizans eski edebiyatı korumasaydı, yaşatmasaydı, Rönesans’ta Yunan idea’larının devam etmesi imkansız olurdu, denir.
  • Yunanca ve Latince, ki bu diller Roma dünyasının yaygın dilleriydi, Hıristiyanlığın da dilleri oldu. Justinyen zamanına kadar talebelere hem Latince hem de Yunanca öğretilirdi. Bir başka değerlendirmeye göre ise Batı’daki ve Orta Doğu’daki toprakları kaybettikten sonra Bizans, büyük ölçüde dil ve medeniyet olarak Yunanlı oldu, Latin etkisi kayboldu. 7. yüzyıldan itibaren Yunanca resmi dil oldu.
  • Vatandaşlığa kabul edilmek için günlük konuşma dilinin Yunanca olması ve Ortodoks kiliseye üye olma kriterleri aranıyordu.
Yunanistan’ın Teselya Vadisi’nde yer alan Meteora Manastırları’nın kütüphanelerinde günümüze ulaşmış 1200 adet el yazması olduğu, bunların 640’ının Diriliş Manastırı’nda olduğu biliniyor. Bu yazmaların 9.-19. yüzyıllar arasında yazıldığı, çoğunun 11.-16. yüzyıllara ait olduğu söyleniyor. Manastır kütüphaneleri yalnızca keşişler tarafından kullanılıyor. Yazımızda kullanılan fotoğraf Sofianos’un Meteora kitabından alınmıştır. Yukarıdaki Kod 538, 610 yılına ait.

Yunanistan’ın Teselya Vadisi’nde yer alan Meteora Manastırları’nın kütüphanelerinde günümüze ulaşmış 1200 adet el yazması olduğu, bunların 640’ının Diriliş Manastırı’nda olduğu biliniyor. Bu yazmaların 9.-19. yüzyıllar arasında yazıldığı, çoğunun 11.-16. yüzyıllara ait olduğu söyleniyor. Manastır kütüphaneleri yalnızca keşişler tarafından kullanılıyor.
Yazımızda kullanılan fotoğraf Sofianos’un Meteora kitabından alınmıştır. Yukarıdaki Kod 538, 610 yılına ait.

12. yüzyıl parşömeni, Konstantinopolis. The British Library, Londra. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

12. yüzyıl parşömeni, Konstantinopolis.
The British Library, Londra.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Aziz Kiril ve Aziz Metodius’u betimleyen, 19. yüzyıl yapımı duvar resmi, Troyan Manastırı, Bulgaristan. Fotoğraf:www.firststreetconfidential.com

Aziz Kiril ve Aziz Metodius’u betimleyen, 19. yüzyıl yapımı duvar resmi, Troyan Manastırı, Bulgaristan.
Fotoğraf:www.firststreetconfidential.com

  • Kiril (Cyrillic) Alfabesi Bizans’ın en önemli kültürel mirası sayılır. Kiril ve Metodius kardeşler tarafından geliştirildiği düşünülmektedir. Selanik doğumlu kardeşlerden küçüğü Kiril, 843 yılında Konstantinopolis’e gelip burada Magnaura adlı saray okuluna gitmeye başlamış. İdari görevlerini tamamladıktan sonra Uludağ’daki Polihron Manastırı’nda önce rahip, sonra başrahip olan Metodius, eski Slav dilinin yazılabilmesi için geliştirilen ilk alfabeyi, Glagolitik Alfabeyi iki kardeş birlikte, Polihron Manastırı’nda geliştirmişler; bu alfabe, 9.-10. yüzyıllarda öğrencileri tarafından geliştirilmeye devam edilmiş, Kiril Alfabesi’nin geliştirilmesine baz oluşturmuştur. Başlangıçta 43 harften oluşan alfabenin bazı harfleri Yunan Alfabesi’nden, bazıları İbrani Alfabesi’nden alınmıştır. Günümüzde Rusça’nın, Bulgarca’nın ve Sırpça’nın yazımında kullanılmakta olan çağdaş Kiril Alfabesi 30-33 harften oluşmaktadır.

 

Bizans İmparatorluğu 36 | Çift Başlı Kartal

Çift başlı kartal çok eskiden beri kullanılan bir figürdür. MÖ 13. yüzyıla Hititler’e tarihlenen Alacahöyük, Sfenksli Kapı’nın doğusunda yer alan, andezit bloklara işlenmiş çift başlı kartal rölyefi.

Çift başlı kartal çok eskiden beri kullanılan bir figürdür. MÖ 13. yüzyıla Hititler’e tarihlenen Alacahöyük, Sfenksli Kapı’nın doğusunda yer alan, andezit bloklara işlenmiş çift başlı kartal rölyefi.

Kartal kutsallığına inanılan bir kuştur. Çeşitli mitolojilerde doğaüstü güçlerle yüklü olduğuna; güneşin yaratıcısı ya da kendisi olduğuna; ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya götürdüğüne; gelecekten haber verdiğine; göğün ve kozmolojik güçlerin simgesi olduğuna; üstün güçlerle insanlar arasında aracılık yaptığına inanılmıştır. Yunan mitolojisinde kartal, tanrılar tanrısı Zeus’un simgesidir. Zeus’un gücünü ve zekasını simgeler. İskandinav mitolojisinde tanrılar tanrısı Votan, zor durumlarda kartal kılığına girer. Fin mitolojik geleneğinde de ilk şaman kartaldan türemiştir. Germen mitolojisinde Odin bazen Kartal diye adlandırılır. Şamanizm’de kuşa dönüşme, sihirli uçuş, göğe çıkış ortak motiflerdir. İlk şamanın annesinin insan, babasının kartal olduğuna, en azından eğitimini kartaldan aldığına, şamanın sırra erişinde önemli rol oynadığına inanılır. Yüce Varlık’ı veya onun temsicisini güneş kuşu Kartal’ın temsil ettiğine, Işığın Yaratıcısı olduğuna inanılır. Çift başlı kartal, ışığın yaratıcısını simgeler ve evren ağacının doruğunda bulunur.  Önce Kartal, 14. yüzyılda da çift başlı kartal Bizans İmparatorluğu’nun simgesi oldu. Bizans’ın çift başlı hükümdarlık kartalı (Imperial Eagle) Roma otoritesinin Doğu ve Batı’daki topraklarını simgeleyen geleneksel amblemi idi. Simgeselliği bu kadar yaygın ve güçlü olan kartal, Roma’dan sonra hem Avusturya-Macaristan hem de Rus imparatorluklarının armaları oldu. Fotoğraftaki sütun başlığındaki kartallar 10. yüzyıl yapımı günümüz Molla Fenari İsa Camii’nde.

Kartal kutsallığına inanılan bir kuştur. Çeşitli mitolojilerde doğaüstü güçlerle yüklü olduğuna; güneşin yaratıcısı ya da kendisi olduğuna; ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya götürdüğüne; gelecekten haber verdiğine; göğün ve kozmolojik güçlerin simgesi olduğuna; üstün güçlerle insanlar arasında aracılık yaptığına inanılmıştır.
Yunan mitolojisinde kartal, tanrılar tanrısı Zeus’un simgesidir. Zeus’un gücünü ve zekasını simgeler.
İskandinav mitolojisinde tanrılar tanrısı Votan, zor durumlarda kartal kılığına girer.
Fin mitolojik geleneğinde de ilk şaman kartaldan türemiştir.
Germen mitolojisinde Odin bazen Kartal diye adlandırılır.
Şamanizm’de kuşa dönüşme, sihirli uçuş, göğe çıkış ortak motiflerdir. İlk şamanın annesinin insan, babasının kartal olduğuna, en azından eğitimini kartaldan aldığına, şamanın sırra erişinde önemli rol oynadığına inanılır. Yüce Varlık’ı veya onun temsicisini güneş kuşu Kartal’ın temsil ettiğine, Işığın Yaratıcısı olduğuna inanılır.
Çift başlı kartal, ışığın yaratıcısını simgeler ve evren ağacının doruğunda bulunur.
Önce Kartal, 14. yüzyılda da çift başlı kartal Bizans İmparatorluğu’nun simgesi oldu. Bizans’ın çift başlı hükümdarlık kartalı (Imperial Eagle) Roma otoritesinin Doğu ve Batı’daki topraklarını simgeleyen geleneksel amblemi idi.
Simgeselliği bu kadar yaygın ve güçlü olan kartal, Roma’dan sonra hem Avusturya-Macaristan hem de Rus imparatorluklarının armaları oldu.
Fotoğraftaki sütun başlığındaki kartallar 10. yüzyıl yapımı günümüz Molla Fenari İsa Camii’nde.

 

İlk yapımı 6. yüzyıl olan, Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın kapısının üzerinde çift başlı kartal.

İlk yapımı 6. yüzyıl olan, Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın kapısının üzerinde çift başlı kartal.

 

 

 

 

 

 

 


Bizans İmparatorluğu 35 | Bizans’ta Giysi

  • Sosyoekonomik durum, meslek, cinsiyet ve yaş Bizans İmparatorluğu’nda giysiler açısından belirleyici özelliklerdi. Kıyafetler sosyal sınıfı yansıtırdı.
  • Aristokratlar, üst düzey memurlar ve rahipler üst sınıf; hizmetçiler, keşişler, askerler ve çiftçiler alt sınıf sayılırdı.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Erkek giysilerinin şekilleri genellikle benzer olmakla birlikte kumaş ve dikiş kalitesi farklılık gösteriyordu.
  • Tunikler Bizans’ta giyimin temelini teşkil ediyordu. Tunik, yoksullar için kıyafet olurken, üst sınıftan insanlar için bir içlik görevi görüyordu. Tunik vücutta gevşek olarak omuzlardan aşağıya sarkıp dizlere kadar uzanırdı. Kullanan kişinin aktivitelerine göre belden kuşak ile sabitlenerek de kullanılabiliyordu ve kollar mevsime göre uzun ya da kısa tutulabiliyordu. Artizanlar ve köleler kısa kollu, dize kadar uzunluğu olan, boyanmamış yünden tunikler giyerlerdi. Bazı tunikler dikdörtgen şeklinde olup omuzlardan iğnelenerek bel kısmında sabitlenerek kullanılırdı. Alt sınıf giyim tarzının en belirgin kıyafetini bu tür oluşturuyordu. Tuniğin ilk imalatında boyanmamış keten veya boyanmamış yün kullanıldı. Her ikisi de düz, sade ve süssüz dokumalardı. Daha sonraları bu tip giyim için ipek dokuma da kullanılmaya başlandı ve bu üst sınıfa mensup kimseler için daha çok iç giyim niteliğinde ya da yazlık giysi olarak kullanıldı. Ham hali genellikle toprak rengine yakın bir renkteydi ve boyama sırasında aşıboyaları kullanılıyordu. Kadınlarda tunik genellikle sınıf farkı olmaksızın sadece iç giyim olarak kullanıldı.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Çobanlar bacaklarına ayak bileklerinden dize kadar uzanan kumaş parçaları geçirirlerdi. 12. yüzyılın ilk yarısında erkekler, dar uzun çoraplar giymeye başladı. Yüzyılın sonunda, bacakları saran ve bele oturan, dolayısıyla kemerle bağlamak gerekmeyen, çeşitli renklerde çorap kullanımı üst sınıflar arasında yayıldı.
  • Ayakkabılar açısından baktığımızda, Ravenna mozaiklerinde görünen beyaz çorapların üzerine giyilmiş sandaletler görürüz. İmparator II. Basil incilerle süslenmiş çizmeler giymiş olarak betimlenmiştir. İmparatorlara ait resimlerde, giysi boyları yere kadar olduğundan, genellikle ayakkabıların uç kısımları görülür. Bizans’ta da sandallar Roma’da olduğu gibi kalın bir taban üzerine tutturulmuş kayışlardan yapılmıştır. Kırmızı sandallar/ayakkabılar/çizmeler imparatorun işareti idi ve onun haricinde kırmızı sandal/ayakkabı/çizme giymek yasaktı. (Papalar da dış mekanda kırmızı ayakkabı giyerler.)
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Şapkalar ise Bizans erkekleri tarafından tercih edilen bir şey değildi. 12. yüzyıla gelindiği zaman şehirde yaşayan Venediklilerin sayısı artmıştı ve onların kullandığı piramit şeklindeki şapkalar yavaş yavaş imparatorluk içinde de tercih edilir hale geldi ve bunu ilerleyen yıllarda yarım küre şeklindeki şapkalar izledi.
  • 6. yüzyılda Partililer, saçlarının ön bölümünü şakaklara kadar kestirip, boyunu uzattılar. Kimi zaman buna Hun modası dendi. Başlıkları, giydikleri gömlekler ve çoğu kez ayakkabıları Hun modası olarak nitelendiriliyordu.
  • 7. yüzyıldan itibaren sakal yaygınlaştı. Traş olmak Batı’nın ilkel bir uygulaması olarak algılanmaya başlandı. Antik Yunan’da sakal çok önemliydi, Doğuda da sakal güç, kuvvet ve erkeklik simgesidir.
  • Renklerin taşıdığı sembolizm, Bizans imparatorluk kültünün çok önemli bir boyutunu oluşturur.
  • Filozoflar gri, doktorlar mavi elbise giyerdi. Zamanla din adamı kıyafeti beyazdan siyaha döndü.
  • Keşişler saçlarını file ile başlarına yapıştırırlardı.
  • Papazlar uzun, kolsuz cüppe giyerlerdi.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan bu mermer heykel parçasında askeri bir kostüm örneği görüyoruz. Diz üzerine kadar gelen tuniğin kolları uzun. Göğüs kısmı metalli, etek kısmı ise deri şeritli. Omuza bir harmani atılmış, sol elde kabzası akbaba kafası ile süslü kısa ve geniş bir kılıç var.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan bu mermer heykel parçasında askeri bir kostüm örneği görüyoruz. Diz üzerine kadar gelen tuniğin kolları uzun. Göğüs kısmı metalli, etek kısmı ise deri şeritli. Omuza bir harmani atılmış, sol elde kabzası akbaba kafası ile süslü kısa ve geniş bir kılıç var.

Bizans İmparatorluğu 34 | Bizans İmparatorluk Giysileri

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan  Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı. Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu. Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh'a verilmiştir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Rus taçlarının en eskisi olduğu düşünülen, günümüzde Moskova’da Kremlin Müzesi Silahhanesi’nde sergilenmekte olan Monomakh Kalpağı/Başlığı, Tatar Başlığı veya Monomakh Tacı.
Bir söylenceye göre Tatar Hanlığı düştükten sonra Moskova’ya götürülmüş ve orada Rus Çarlığı’nın tacı olarak taç giyme törenlerinde kullanılmıştır. Monomah Şapkası denen Özbek Hanı’nın kız kardeşi Konçaka’nın Moskova hükümdarı Yuri ile evlendiğinde çeyiz olarak getirdiği şapkadır. Bu benzersiz taç, İvan Kalita’dan başlayarak Monomakh Şapkası adı altında Rus çarlarının büyük oğullarına geçmiştir. Bu altın şapka, Rus devletinin güç simgesi haline gelmiştir. Rus çarları, tahta çıktıklarında düzenlenen törenlerde bu tacı giymişlerdir. Altın plakaların yüzeyi, en ince altın tel örmelerinden yapılan bezemelerle süslüdür. Şapkanın üzerindeki haç 18. yüzyılda, alt kısmını süsleyen samur kürk de yapılışından sonraki zamanlarda eklenmişti. Bundan önce kürkün yerini altın asma süsler alıyordu.
Diğer bir söylenceye göre ise bu taç, 12. yüzyılda Bizans imparatoru IX. Konstantin Monomakhos tarafından Kiev prensi II. Vladimir Monomakh‘a verilmiştir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Diokletianus erguvani rengi sadece imparator ailesine tahsis etti. Erguvan rengi boya oldukça ender bulunan, dikenli deniz salyangozundan elde edilebildiğinden, en pahalı ve en nadir malzeme olan bu renk giysileri kullanma hakkı yalnızca iktidardaki aileye verilmişti (Imperial purple). Erguvani ipeği halktan birinin giymesinin cezası ölümdü. Ama Kilise’nin yüksek rütbelileri kullanabilirdi.
  • İpek tüccarları yabancılara mor boya ile onu oluşturan renkli boyaları, bunların imparatorluk dışına çıkartılmasına engel olmak amacıyla, satamazlardı. İpek tüccarları loncasına kabul edilebilmek için meslekteki 5 üyenin referansı gerekirdi. Ham ipek tüccarları ticaretlerini kendilerine ayrılan kamu yerlerinde ve herkese açık bir biçimde yapmaya zorunluydular. Ham ipek tüccarlarının ipek giymesi ve mor ipek boyası yapması yasaktı. Bu renk giysiler çok pahalıydı. Ancak yine de Bizans işi sağlama almış ve yasal kısıtlamalar getirmişti. İmparator VI. Leon devrinde yazılmış Praefectura Kitabı‘ndan anladığımıza göre başta erguvani ipek olmak üzere “yasaklanmış malların” barbar ulusların eline geçmemesi için çeşitli tedbirler alınmıştı.
  • Gerçekte, kumaş halinde ipek ve ipek giysiler düzenli olarak ülke dışına gönderiliyordu. 8. yüzyılda üst düzey yabancılar arasındaki kaftan modası bunun en iyi kanıtıdır. İpek eşya, imparatorluk tarafından, diplomasi çerçevesinde sunulan armağanlar olarak dolaşımda kaldı.
  • Sasani kökenli bir motif olan simurg, Bizans dokumalarında, heykel sanatında, kemik sandıklarda yaygın olarak kullanılmıştır.
Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945. Puşkin Müzesi, Moskova. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişinden işlenmiş eserde İsa’nın elinden taç giyen VII. Konstantin geleneksel loros içinde görülüyor, Konstantinopolis 945.
Puşkin Müzesi, Moskova.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz. Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

12. yüzyılda I. Manuel Komnenos’un üzerinde görülen loros ile zaman içinde lorosun değişimini görüyoruz.
Fotoğraf:www.en.wikipedia.org

  • Justinyen zamanında Roma toga’sı yüksek sınıfların giysisi olmaktan çıktı, yerine uzun, gösterişli brokar giysiler kullanılmaya başlandı. İmparator giysileri altın ve gümüş tellerle işlenmiş ve taşlarla süslenmiş olduğu için ağır olurdu.
  • Dalmatika, üst sınıflar tarafından ve özel törenlerde giyilen bir çeşit dış giyimdi. 6.-10. yüzyıllar arasındaki dalmatikalar Ravenna mozaiklerinde İmparator Justinyen tarafından giyilen cüppe şeklinde karakterize edilebilir.  Bu bir tunik veya gömleğin üzerine giyilir ve genellikle kemerli olurdu. Dalmatika için genellikle sert kumaşlar kullanılırdı. Kalın kumaşın üstüne genellikle süs olarak inciler ve değerli madenlerden şeritler konur ve madalyonlar iliştirilirdi. Ve bu sebeple alt sınıftan olan kimseler için oldukça pahalı bir kıyafetti. 10.-13. yüzyıllar arasında dalmatikalar en yaygın üst sınıf Bizans giysileri oldu. Bu dönemde giysi boyu yere kadar uzadı ve kollar biraz daha geniş oldu. Bunlar kemerli ya da kemersiz olarak giyilebiliyordu. Boyunun uzamasına rağmen yırtmaçlarla yürümeye uygun hale getirildi. Bu tip dalmatikaların bazıları düğmeler ile tutturularak önden kapanabiliyordu. Dalmatika, üst sınıf kadınlar tarafından da giyildi.
Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

Fotoğraf:donemkostumu.blog.com

  • Bizans’ta erkek iç giysisi diz altında biter, kadınınki yere kadar uzanırdı. Hem erkekler hem kadınlar, iç giysinin üzerine, kumaş atarlardı. Bu kumaş dikişsiz olurdu ve himatyon denirdi. Kumaşın dökümünün bolluğu zenginlik göstergesiydi. Kumaş, Frigler’den beri bilinen, fibula denen bir nevi çengelli iğne ile tutturulurdu. Himatyon, bir elle de tutulurdu. Tablion adı verilen, genellikle 30×30 veya 50×50 cm büyüklüğünde, saray görevlileri ve imparator giysilerinde en gözalıcı kumaştan yapılan süsleri vardı. Tablion bazen etek ucuna doğru da uzardı. Bazen aplike edilmiş çift tablion kullanılırdı. Himatyonların işlemeleri, 6.-7. yüzyıldan sonra taşlarla süslendi. Tören kıyafetlerine Sasani etkisi yansıdı. Loros adı verilen, içi kırmızı ipek, işli, uzun bir parça imparator, imparatoriçe giysisi üstüne sarılırdı. Kutsala dokunurken eller himatyon ile kapatılırdı. Sakkos denen, kaftana yakın bir kıyafetleri vardı.
  • Birbirine teğet daireler içinde iki sırt sırta aslan motifini çok severlerdi.
  • Pek çok saç modeli vardı. İmparatorluğun son dönemlerinde türban benzeri ve kenarı kürklü şapkalar moda olmuştu.
  • Kısa pelerinler (chlamys) yarım daire şeklinde kumaştan kesilmiş parçalardı. Genellikle arkadan kalça mesafesine kadar inip üzerinde inci ve değerli taşlarla bezenmiş şeritler olurdu. Pelerinin aynı zamanda gücü sembolize etme gibi bir özelliği de vardı. Rahat hareket imkanı olması açısından omuzlara iğnelenerek kullanılırdı. Daha sonraları generaller de pelerin kullanmaya başladılar.
  • Romanos IV. Diogenes’in, büyük zorlukla taşıyabildiği, ağır bir giysi giydiği, giysiyi ne ayaktayken düzgün tutabildiği, ne de içinde oturabildiğini anlatan 1071 tarihli bir belge vardır.
  • Aleksios I. Komnenos, askeri bir zafer sonrası komutanına, bizzat kendisinin giymiş olduğu cüppeler ve pahalı imparatorluk himatyonları hediye etmişti.
  • III. Mihael Komnenos para bulmak zorunda kaldığında, bazısı som altından yapılmış, bazısı altınla işlenmiş resmi imparatorluk giysilerini eritme yoluna gitmişti.
  • 14. yüzyılda aristokratlar, İsa ve Meryem’den bile daha parıltılı giysiler içinde betimlenmiştir.

 

Bizans İmparatorluğu 33 | Bizans’ta Kadın ve Evlilik

13. yüzyıl minyatüründe yün eğiren Bizanslı kadın. Fotoğraf: Byzantium, Philip Sherrard, Time-Life Books, 1976.

13. yüzyıl minyatüründe yün eğiren Bizanslı kadın.
Fotoğraf: Byzantium, Philip Sherrard, Time-Life Books, 1976.

  • Bizansta kadının kanuni garantileri vardı. Başlık parası karşılığında kocasının eşit değerde toprağı kadının üzerine yapması gerekirdi. Belirli koşullarda kendi malı gibi, kocasınınkiler üzerinde de söz sahibi idi. Çocuklar açısından kocası ile eşit yetkiye sahipti.
  • Ginachionitis, evdeki kadınlar bölümüne verilen addı. Jinekoloji kelimesi buradan gelmektedir.
  • Kadının toplumdaki yeri sosyal sınıfına göre idi. İmparatoriçe çok önemli yetkileri olan bir kimse idi. Asil ailelerin kadınlarının resmi törenlerde rolleri olurdu. Alt sosyal sınıflarda ise kadının görevi çocukları büyütmek, fakirlere yardım etmek ve ruhları için endişe etmekti.
  • Üst sınıf kadınların kullandığı mücevherler arasında altın bilezikler, gümüş veya altın üzerine hakiki taşlarla bezeli kolyeler, altın küpeler yaygındı.
  • Vücut bakımı seçkin Bizanslı kadınların günlük  hayatında önemli bir rol oynardı. Kişisel bakım, saç bakımı ve kozmetikler seçkin olmanın bir parçasıydı. Koyu makyaj yaparlardı.
  • Tanrıça Athena ve tavus kuşu, kadın güzelliğinin arketipi olarak kadın tuvaletine özgü objeler ve takılarda çok kullanılıyordu.
  • Kadınlar toka ve taraklarla saçlarına gösterişli biçimler veriyor, saçlarını koyu renk ise safranla sarıya, kırlaşmışsa siyaha boyuyorlardı.
  • Kendi evlerinin dışında saygın kadınların saçlarını örtmeleri beklenirdi.
  • Genelde Tanrıça Athena ve imparatoriçe biçiminde tanımlanan kadın büstlerinden kantar ağırlıkları kullanılmıştır. Amaç, kadın kişileştirmelerine atfedilen uğur fikri ve erdemlerle imparatorluk yetkisini birleştirerek, ağırlığın doğruluğunu tasdik etmekti.
  • Saray kadınlarının giysileri incilerle, değerli taşlarla kaplı olurdu.
  • İmparator V. Konstantin Bizans prensi iken Hazar Kağanı’nın kızıyla evlendiğinde prenses, çeyizi içinde Bizans sarayını çok etkileyen bir elbise getirmişti. Bu elbise öylesine hayranlık uyandırdı ki, tören giysisi olarak kabul edildi. Adına çiçekion dediler. Bizans’a geldikten sonra İrene adıyla vaftiz olmuş prensesin adı veya takma adı Türkçe olarak Çiçek idi. Çiçek’in oğlu Leon Hazar 775-780 yılları arasında imparator olmuştur.
Bizans’ta yüzyıllara göre kadın örtünmesi/başlığı modelleri. Fotoğraf:www.odatv.com

Bizans’ta yüzyıllara göre kadın örtünmesi/başlığı modelleri.
Fotoğraf:www.odatv.com

  • 7. yüzyıldan başlayarak damadın geline bir nikah yüzüğüyle bir kemer vermesi geleneği doğdu. Evlilik törenlerinde evlilik taçları, gelin kemerleri, kolye veya vücut zinciri (kemer-kolye arası bir çeşit mücevher) ve evlilik madalyonları takılıyordu. Evlilik madalyonlarında mutlaka Meryem olurdu.
  • Festival ve yemeklerde kilise karşı cinslerin ayrı masalarda oturmalarını öngörürdü.
  • Geleneksel evlilik: Kilise Büyük Perhiz esnasında evlenmeyi yasakladığından, evliliklerin çoğu Paskalya sonrası yapılırdı. Damat müzisyenlerle gelinin evine gelirdi. Bu eski bir Yunan geleneğiydi ve Bizanslılar tarafından da uygulanırdı. Damat ve gelinin başından pirinç atılırdı. Köy düğünlerinde gelin ve damadın başlarına kağıttan ya da çiçeklerden yapılmış taçlar konur, evlilik yüzükleri/taçları birbirine kurdele ile bağlanırdı.
10. yüzyıla ait fildişinden oyma eserde İsa, imparatorluk çifti Romanus ile Eudoxia’ya taç giydiriyor. Bizans’tan beri devam eden bir gelenek olarak günümüzde de evlenen Ortodoks çiftler birbirine kurdele ile bağlanmış sembolik taçlar giyerler. Birbirine bağlı taçlar, evlilik bağını simgeler. Fotoğraf: Byzantium, Philip Sherrard, Time-Life Books, 1976.

10. yüzyıla ait fildişinden oyma eserde İsa, imparatorluk çifti Romanus ile Eudoxia’ya taç giydiriyor. Bizans’tan beri devam eden bir gelenek olarak günümüzde de evlenen Ortodoks çiftler birbirine kurdele ile bağlanmış sembolik taçlar giyerler. Birbirine bağlı taçlar, evlilik bağını simgeler.
Fotoğraf: Byzantium, Philip Sherrard, Time-Life Books, 1976.

Madrid Ulusal Kitaplık'ta bulunan Skilitzes yazmasından bir minyatür; Bizanslı soylu kadın Danielis tahtırevan ile giderken, 9. yüzyıl. Fotoğraf:tr.wikipedia.org.

Madrid Ulusal Kitaplık’ta bulunan Skilitzes yazmasından bir minyatür; Bizanslı soylu kadın Danielis tahtırevan ile giderken, 9. yüzyıl.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org.