Kategori arşivi: Eski Kültürler

Kütüphane Geleneği 6| Pergamon / Bergama Kütüphanesi 1

Pergamon Kütüphanesi kalıntıları Akropol'de, Athena Tapınağı’nın kuzeyinde ve tapınağa bitişik halde bulundu. Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/.../bergamalilar/...bergama-kütüphanesi

Pergamon Kütüphanesi kalıntıları Akropol’de, Athena Tapınağı’nın kuzeyinde ve tapınağa bitişik halde bulundu.
Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi

  • İzmir-Çanakkale yolundan 8 km içeride olan Pergamon bir Mysia kentidir. Mys Kavmi’nin, Troya Savaşı’nda Troyalıların müttefiki olduğu Antik Çağ kaynaklarında yer almaktadır. Mysia ülkesinin iki büyük kenti Pergamon ve Kyzikos (Erdek) olmuştur. Ülkenin adı Hitit metinlerinde Masa Ülkesi olarak geçer.
  • Şehir Lidyalıların, Perslerin, Makedonyalı İskender’in ardıllarından Selevkosların, Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiş. Roma döneminde Anadolu’nun en önde gelen kenti olmuş.
  • Güzel sanatlar ve tıp biliminin yanında kütüphanecilik de bu zengin şehrin önde gelen faaliyetlerinden biriymiş.
  • Helenistik dönem boyunca (Büyük İskender’in ölümü MÖ 323 – Yunanistan’ın Roma Cumhuriyeti tarafından işgali MÖ 146 VEYA Ptolemiaos Hanedanı’nın Aktium Savaşı’nda Roma’ya yenilip yıkılışı MÖ 31-30) Pergamon şehri, kitap üretimi için önemli bir merkez olmuştu.
  • MÖ 4. yüzyıldaYunan filozof, yazar, tarihçi ve asker, Sokrates’in öğrencisi Ksenophon (yaklaşık tarihleri MÖ 430- 355’ten sonra) bu kente gelmiş.
  • Tıp ve eczacılığın gelişmiş olduğu kentte, Pergamonlu hekim Galenos’un koyduğu kurallar Ortaçağ’ın sonuna kadar geçerliliğini korumuş.
Pergamon Kralı I. Attalos’un Helenistik büstü. Pergamonmuseum, Berlin. Fotoğraf:commons.wikimedia.org

Pergamon Kralı I. Attalos’un Helenistik büstü.
Pergamonmuseum, Berlin.
Fotoğraf:commons.wikimedia.org

  • Pergamon, Attalos Hanedanı (MÖ 241-133) döneminde Anadolu’nun en önemli merkezlerinden biridir. Attalos Hanedanı döneminde kent büyük bir imar faaliyetine sahne olmuştur.
  • Erken Helenistik dönemde çok kuvvetli olan dinsel duyguların giderek zayıflaması ile MÖ 2. yüzyıla gelindiğinde tapınak boyutları eskiye oranla küçülmüş, dinsel yapılar artık kentin en önemli yapıları olma özelliğini kaybetmiştir. Stoalara, pazar yerlerine, gymnasionlara, tiyatrolara, belediye meclisi binalarına ve halka açık diğer yapılara daha çok önem verilmeye başlanmıştır.
  • Pergamon Kütüphanesi İskenderiye Kütüphanesi’nden yarım yüzyıl sonra kurulmuştur. Kesin olarak bilinmemekle birlikte, büyük ihtimalle ilk kitap koleksiyonlarının toplanmasına I. Attalos (MÖ 241-197) devrinde başlanmış, kütüphanenin organize edilmesi ve binanın kuruluşu II. Eumenes (MÖ 197-158) döneminde yapılmıştır.
  • Pergamon Kütüphane binası, Akropol’de, tiyatroya giden yolun üzerinde, Athena Polias Tapınağı’nın bulunduğu avluda idi. Yani şehrin en merkezi yerindeydi.
  • 1884 yılında Alman Carl Humann ve Alexandr Conze kütüphanenin yerini tespit etmişti. Bir buçuk metre yüksekliğindeki bir duvar kalıntısı bugün dahi görülebilmektedir.
  • Kütüphane yanyana dört bölümden oluşmaktaydı. Bölümlerin kapılar yerine perdelerle birbirinden ayrılmış olduğu düşünülmektedir. En büyük bölümün (salonun) 16×13 m boyutlarında olduğu tespit edilmiştir.
  • Kütüphane eğimli bir arazide kurulmuş olduğu için, arazinin meyili, üst taraftan da kütüphaneye giriş imkanı vermekteydi.
  • Basamaklı yapılar Helenistik mimaride oldukça önemlidir. Ön yüzünde 28 basamağı olan Pergamon Zeus Sunağı basamaklı girişe örnek teşkil eden etkileyici bir yapıdır. Basamaklar, Helenistik dönemde tapınakların ve stoaların en önemli bölümlerinden birini oluşturmuştur. Çok katlı stoa Helenistik Dönem mimarisinin en büyük başarılarından biridir.
  • Kütüphane’nin duvarları muntazam kesilmiş taşlarla örülmüştü. Bölümlerin kapıları Stoa’ya açılıyordu. Stoa’nın kütüphaneden daha sonra yapıldığı düşünülmektedir.
Kuzeydeki bir odanın duvarında rafların yerleştirildiği delikler asırlar sonra bile duruyor. Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/.../bergamalilar/...bergama-kütüphanesi

Kuzeydeki bir odanın duvarında rafların yerleştirildiği delikler asırlar sonra bile duruyor.
Fotoğraf: tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi

  • Taşa oyulmuş delikleri olan kanalların içine tahta raflar, aralarına da rulolar konuluyordu.
  • Kitapları, güney ve batının nemli havasından korumak için kuzey ve doğu duvarlarına ve yine nemden korumak için raflarla duvarlar arasında yarım metrelik boşluklar bırakılarak kitaplar yerleştiriliyordu.
  • Kütüphanenin salonunun yüksekliği tespit edilememiş. Tavanın ahşap, kuzeydeki alınlığın dekorlu olduğu tahmin ediliyor. Yer döşemesine ait mozaik parçalar da bulunmuş.
  • Stoa tarafında, kuzeyde, doğu ve batı duvarlarında açılmış pencereler salonun gün boyunca ışık aldığı, hep aydınlık olduğu izlenimini veriyor.
  • Kütüphane ile stoa arasında sütunlu geçişin; kapının iki yanındaki 13 yivli, yarım Dor düzeninde sütunların ve üzerindeki arşitravın parçaları da ele geçmiştir.
  • Kütüphanenin arkasında ikamet için kullanılan odalar olduğu biliniyor.
  • Pergamon’daki kütüphane, girişi kısa tarafta olan, dikdörtgen, kırma çatısı, üçgen alınlıkları ile Yunan mabetlerinin bir kopyası gibidir.

 

Bizans İmparatorluğu 45 | Donanma ve Gemiler

  • Büyük Konstantin zamanında donanmanın iki yüz tane otuz kürekli savaş kadırgasından oluştuğu ve donanmanın iki bin nakliye gemisiyle desteklendiği biliniyor.
  • Bizans donanmasına İskandinav askerler alındığı, 902 yılında Bizans donanmasında 700 İskandinav denizcisi bulunuyordu.
  • Grek ateşi Bizanslıların en önemli silahı idi. Bu sıvı, püskürtülüyor veya toprak kaplar içinde atılıyordu. Grek ateşi hemen yanmaya başlıyor, hatta suda bile yanabiliyordu. Nafta, sülfür ve güherçileden oluştuğu biliniyordu ama oranları ve tam formülü hiçbir zaman kayıtlara geçirilmemişti, formül devlet sırrı idi. 7. yüzyılda bu formülü geliştirmişlerdi. En ufak sarsıntıda patladığı için karada kullanmanın riskli olduğunu görüp yalnızca deniz savaşlarında kullanmaya başlamışlardı.bu silah sayesinde denizlerde adlarını duyurmuşlar, 941 yılındaki Rus savaşında kullanarak Prens İgor’un donanmasını yakıp Konstantinopolis’i kurtarmışlardı. Ülkelerine sağ dönebilenler Bizanslıların göklerin şimşeğine sahip olduklarını anlatmışlardı.
  • Kuşatmacıların kendilerini Grek ateşinin alevlerinden koruyabilmek için hareketli kulelerini yeni kesilmiş hayvanların sirke emdirilmiş postlarıyla kapladıkları biliniyor.
Madrid Ulusal Kitaplık'ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Madrid Ulusal Kitaplık’ta bulunan Skilitzes Yazması’ndan bir minyatür, Grek Ateşi.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • 1960 yılından itibaren Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü’nün denizlerimizde tespit ettiği yüzün üzerindeki batık geminin büyük çoğunluğunu Bizans gemileri oluşturur.
  • Bizans döneminde, deniz ticareti büyük ölçüde artmıştır.
  • Bizans İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinde deniz ticareti Doğu Akdeniz ile sınırlıdır.
  • Justinyen yönetiminde, daha önce Roma İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiş olan kıyıların tamamı geri alınmış, ticaret Batı Akdeniz’e yayılmıştır.
  • Bizanslılar, Arap işgallerine kadar Akdeniz’i denetim altında tutmuşlardır.
  • Yük gemileri, Romalılar tarafından kullanılmış olanlara kıyasla, küçülmüştür. Bu küçülmenin nedenleri arasında yeni başkent Konstantinopolis’ten tahıl üretim merkezlerine olan yolun kısalmış olması; savaşlar ve veba yüzünden nüfustaki azalma; devlet malı gemilerden, özel ticari gemilere geçilmesi sayılabilir. Ayrıca, küçük tekneler düşman gemilerinden kaçmak için de daha uygundu.
  • Bizans döneminde gemi yapım teknikleri, daha hızlı ve daha ucuz teknikleri devreye sokarak değişmiştir.
  • 7. yüzyılda kuşak tahtaları ve iç döşemeler için az işlenmiş yarım tomrukları kullanarak işgücünden ve paradan tasarruf sağladılar. Yarı işlenmiş tomruk kullanımı ve masraflı dişi-erkek geçmeli zıvanalı bağlantı yönteminden vazgeçtiler. Geçmeli sistemi bırakma, kaplamaları çivilerle bağlama yöntemi büyük tasarruf sağladı. Seyir kürekleri, kıça yakın geminin her iki yanına, bir çift güverte kirişine monte edilmiştir.
  • Çapa gövdeleri ve kolları ince olduğundan sık sık kırılırlar, buna karşı yedek çapa takımları gemilerde bulundurulurdu.
  • Geceleri gemiyi aydınlatmak için, fırında pişmiş çömlekten yapılma yağ lambaları kullanılırdı.
  • Rodos’un Akdeniz sularındaki beş yüz yıl (yak. M.Ö. 700-200 yılları arası) boyunca sürdürmüş olduğu otoritesi, Rhodos Yasasıbaşlığıyla MÖ 1. yüzyılda Roma Hukuku’na da kazandırılmıştır. I. Justinyen deniz ticaretindeki riski en aza indirgemek ve imparatorluğun deniz ticaret potansiyelini arttırabilmek amacıyla, hazırlattığı Digesta’nın bir bölümüde Rhodos Denizcilik Yasaları’nın (Lex Rhodia) derlenmesine ayrılmıştı. Bu yasa maddeleri, 12. yüzyıla kadar varlığını sürdürerek çeşitli konularda Doğu Romalı denizcilere rehberlik etmiştir. 13.-14.yüzyıllarda ise Doğu Roma Deniz Ticareti’nin yoğunluğunun azalmasına paralel olarak, yasal düzenlemeler de giderek geçerliliğini yitirmiş, İstanbul’un 1453 yılındaki fethine kadar yalnızca İtalyan ve Slav denizciler tarafından kullanılmıştır.
  • Başarılı bir seferin ardından tüm denizcilere eşit kar dağıtılmasını öngören Rodos Denizcilik Yasaları’na göre, gemi sahibi ve/veya kaptanı iki hisse; dümenci (küreklerin idaresi onda idi), pruva sorumlusu (çapalarla ilgilenirdi), gemi marangozu ve lostromo (gemici ve miçoların amiri) birer buçuk hisse; gemiciler birer ve aşçı yarım hisse sahibiydiler.
  • Rodos Denizcilik Yasası’na göre kaptan gemideki tüm paradan sorumluydu.
  • Gemiler, liman vergileri ve bazı gümrük noktalarında ihracat harcı ödemek zorundaydılar.

 

Yenikapı kazılarında bulunan tarihi miras ayrı bir yazının konusu olacaktır.

Kütüphane Geleneği 5| İskenderiye Kütüphanesi 3

  • Kütüphanenin, MÖ 47 yılında, ilk Roma savaşında, yedek askerler tarafından yanlışlıkla yakıldığı söylenirken, Kütüphane’nin içindekilerden bir kısmının mı yoksa hepsinin mi yandığı konusu da tartışmalıdır. Helenistik Dönem’in tek olmasa da en ünlü kütüphanesinin Julius Caesar şehri ele geçirdiğinde yıkıntı halinde olduğu söylenir. Plutarkhos (MS 45-120), yangının doklardan yayıldığını ve büyük kütüphaneyi yok ettiğini yazar. Bu konuda bir başka görüş ise, İskenderiye’deki binaların ahşap kullanılmadığı için, şehrin yangına karşı güvenli olduğu şeklindedir. Dahası, eğer kütüphane yangında yok olmuş olsaydı, Cicero gibi Julius Caesar’ın düşmanı olanların bu durumdan bahsetmesi gerekirdi. Strabon da buradan bahsederken hiçbir tahribattan söz etmez. Bir başka grup kaynak ise bu yangında zarar gören yerin sadece 40.000 eser barındıran küçük bir depo olduğunu söyler.
  • Roma İmparatorluğu döneminde kütüphane ile veya kütüphaneden geri kalanlarla ilgili çok az bilgi buluyor. Roma İmparatorluğu kurucusu Augustus ( MÖ 27-MS 19) devrinde de Ptolemaioslar’ın yaptığı gibi İskenderiye’deki Müze’nin başına bir rahip getirildiği biliniyor.
  • Roma İmparatorluğu döneminde de kütüphanenin Yunan eserlerinin eksiksiz kopyalarını barındırmasına ilişkin ününü koruduğu düşünülmekte.
  • Filozof Yahudi Philon (MÖ 30-MS 45) veya İskenderiyeli Philon, Neo Platoncu düşünce akımını önceleyen yeni bir din felsefesini ortaya koymuştu.
  • İmparator Caracalla (198-217) 215 yılında şehri yağmaladığında, Kütüphane’nin ne kadar hasar gördüğü, Müze’den geriye ne kaldığı hakkında da net bir bilgi yoktur.
  •  MS 272 yılında, İmparator Aurelianus (214-275) döneminde patlak veren iç savaşın, Kütüphane’nin bulunduğu bölgenin büyük bölümünün yıkımına neden olduğu biliniyor.
  • 391 yılında, İskenderiye Patriği Theophilos şehirdeki tapınaklardan birini kiliseye dönüştürme girişiminde bulundu. Paganların karşı çıkması üzerine çatışmalar yaşandı, çok fazla hasar meydana geldi, Serapeion yıkıldı. Bunun üzerine Theophilos, tüm tapınakları kapatmak için Bizans İmparatoru I. Theodosius’un onayını aldı. Birkaç pagan bilgini ve filozofu da şehri terk etmeye zorladı. (Bu olay için bazı kaynaklar 395 yılını zikretmektedir.)
  • MÖ 47 yılında yalnızca Kütüphane’nin yandığı, Müze ile Serapeion’un ise 391’e kadar ayakta kalabildiğini öne süren kaynaklar da vardır.
  • MS 4. yüzyılın sonuna gelindiğinde her iki İskenderiye kütüphanesinin de ortadan kalktığını düşünen uzmanlar, bu görüşlerini, Hıristiyan edebiyatında İskenderiye’de ayakta kalan hiçbir kütüphaneden bahsedilmemesine dayandırırlar. Bu kaynaklarda ana kütüphanenin bölgenin geri kalanı ile birlikte 272’de, Serapeion’un ise 391 veya 395 yılında yok olduğu savunulur.
  • İskenderiye’nin ve Kütüphane’nin zenginliğinden geriye kalanların önce piskoposlar arasındaki rekabete, sonra da çıkan savaşlara direnmesi gerekmiştir.
İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da  benzer bir görünümdeydi. Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var. Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin içinden, olası dekorasyonunu yansıtan bir restitüsyon. Büyük olsılıkla Byzantion Mouseion’u da benzer bir görünümdeydi.
Bu restitüsyon gerçekçi ise, İskenderiye ve Pergamon kütüphane binalarının abidevi binalar olmadığı yönündeki bilginin doğruluğunu, İskenderiye açısından, gözden geçirmek gerekebilir. Aynı şekilde Pergamon Kütüphanesi salonunda yer alan 3.5 m yüksekliğindeki Athena heykeli ve kütüphaneye ait olduğu düşünülen diğer büst ve heykeller de göz önüne alındığında Pergamon için de aynı şekilde düşünülebilir. Belki binalar abidevi değildi ama görkemli olduklarını düşünmek için elimizde yeterli veri var.
Fotoğraf: Fduzguner.blogspot.com.tr/openlearning.wordpress.com

  • İskenderiye Kütüphanesi, Yunan edebiyatını ve özet halinde de olsa, yabancı edebiyatı bir araya toplamak için yapılan, bildiğimiz, ilk girişimdir.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nin farkı, hem Helen hem de Mezopotamya geleneklerinin anlaşılmasını sağlamasıydı. Kapsam açısından eşşiz olduğu düşünülüyor. Başından beri amacı, dünya üzerinde yazılmış her şeyi kapsamaktı.
  • İskenderiye Kütüphanesi, Babil ve Mısır uygarlıklarının kadim bilgilerine ulaşmakta rakipsizdi.
  • Kütüphane ile Müze herhangi bir felsefi okula ya da öğretiye bağlı değildi. Krala karşı sorumlu olmakla birlikte, liberal eleştirel bilimin temelinin burada atıldığına inanılır.
  • İnsan bedeninin bilimsel araştırmaya açılması Ptolemaios Hanedanı döneminde gerçekleşmiştir.
  • Hellence (eski Yunanca) son şeklini İskenderiye Okulu’nda almıştır.
  • Hollandalı klasik filolog Desidarius Erasmus (1469-1536) eski Yunancayı İskenderiye Okulu’nun saptadığı kurallara uygun kullanmıştır. Bu nedenle Avrupa’daki klasik liselerde eski Yunancada İskenderiye ve Erasmus okullarının ilkeleri uygulanmaktadır.
  • Buradan sonra tüm Helenistik merkezlerde kraliyet kütüphaneleri kurulmuştur.
  • İskenderiye, aynı zamanda bir ticaret merkezi ve sadece bilimin değil, teolojinin de tartışıldığı bir yer idi.
  • MS 2. yüzyılda Kütüphane’nin ününde düşüş başladı. ‘İskenderiyeli’ sözcüğü, redaksiyon becerisi, birleştirme, düzeltme uygulamaları için kullanılan ; yeninin peşine düşmeyen, eleştiren, gözleyen anlamına gelmeye başladı.
  • Mısır’ın coğrafi konumu sayesinde pek çok kitabın Araplar tarafından okunabildiği, Arapçaya ve İbraniceye çevrildiği; özgün kopyaların çoğu sonradan kaybolan bu kitapların, bu çeviriler sayesinde korunmuş ve günümüze ulaşmış olduğu düşünülür.
  • 641 yılında Halife Ömer zamanında, Mısır fatihi komutan Amr İbn al-As tarafından Kütüphane’nin yakıldığı savı, bunca olaydan sonra acaba yakacak bir şey kalmış mıydı, diye düşündürmekte; Araplar bu suçlamayı kabul etmediği gibi pek çok kaynak da bunu bir efsane olarak kabul etmektedir. Işık ve görme bilimi ile astronomi konularında bilgili, matematik ve coğrafyada tecrübeli olan Arapların İskenderiye Kütüphanesi’nde ilgisini çekecek çok az kitap olduğu ileri sürülen diğer savlardandır. Emir Amr İbn al-As, Halife Ömer’e Kütüphane’deki kitapları ne yapacağını sorduğunda Hz. Ömer’in:

    “Eğer kitapların içerikleri Allah’ın kitabıyla uyuşuyorsa, onlar olmadan da yapabiliriz, çünkü öyle bir durumda Allah’ın kitabı yeter de artar bile. Diğer yandan, eğer Allah’ın kitabıyla uyuşmayan bilgiler içeriyorlarsa da, onları saklamanın bir anlamı yoktur. Öyleyse, yok edin onları” dediği, bazı Batılı kaynaklarca, iddia edilir. Bu emir üzerine kitapların halk hamamlarına dağıtıldığı, altı ay boyunca kitapların fırınları beslediği öne sürülür.

  • Bu imhadan yalnızca Aristo’nun kitaplarının kurtulduğu söylenir. Aristo’nun eserlerinin Emeviler ve Abbasiler zamanında Yunanca orijinalleri kullanılarak, çoğunlukla Süryanice konuşan Nasturi Hıristiyanlar ya da Yahudiler tarafından hazırlanmış Arapça versiyonları Avrupa’ya gelmiş, Arapçaları kullanılarak Latince versiyonları oluşturulmuştu.
  • Kütüphanenin Araplar tarafından yakıldığı iddiası, Araplar’ın Mısır’ı almasından altı yüzyıl sonra,  Haçlı Seferleri’ne katılanlar tarafından öne sürülmüştür.
  • Felsefe, bilim ve müzik kuramcısı, bilginin erdem olduğuna inanan Farabi (872-950), İskenderiye’de hayat bulan düşünce geleneğinin bir devamıdır. İskenderiye düşünce geleneği büyük ölçüde Aristoculuğun Yakın Doğu’ya uyarlanması suretiyle oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. Bu gelenekte dinsel içeriği belirgin şekilde ön plana çıkmış olan Yeni Platonculuk başat konumdadır ve Aristoculuk büyük ölçüde bu akımla harmanlanarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Farabi’nin özellikle metafizik, psikoloji ve siyasal düşüncelerinde gözlemlenen mistik eğilimler, Yeni Platoncu olduğunun açık belirtileridir. Yeni Platoncu öğreti, Tanrı’yı bütün varlığın merkezi kabul eden öğretidir. (Farabi, Hüseyin Gazi Topdemir, Say Yayınları, 2009).
  • 12. yüzyılda Toledo’daki bilginler, Aristo’yu Latince’ye tercüme ettiklerinde, Aristo’nun eserlerinin Yunanca orijinallerini değil, Yunanca’dan Süryanice’ye çevrilmiş kopyaların Arapça çevirilerini kullanmışlardı.
  • Dolayısıyla, Bağdat, Şam ve İskenderiye İslami dönemin öğrenim merkezleri ve klasik Yunan eğitiminin mirasçıları oldular.
Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi. Fotoğraf:www.dunya.com

Tarihi İskenderiye Kütüphanesi’nin yerine, yarışma sonucu seçilen projeyle, 2002 yılında tamamlanan yeni İskenderiye Kütüphanesi.
Fotoğraf:www.dunya.com

  • 1989 yılında UNESCO bu bilgi tapınağını yeniden kurmak için ilk adımı atıyor. Korniş’in üzerinde, mikro-filmler ile donatılmış yeni bir kütüphane için kollar sıvanıyor.
  • Bütün dünyada İskenderiye Kütüphanesi Dostları adı altında dernekler kuruluyor.
  • Ünlü kitaplık, bir zamanlar Akdeniz’in dört bir yanından toplanan yüz binlerce elyazmasını barındıran, Eratosthenes’ten Eukleides’e, Plotinos’a ve Kallimakhos’a kadar pek çok yazar, düşünür ve bilginin birlikte çalıştıkları ve kimin tarafından yakıldığı hala tartışmalı olan bu efsanevi yapı, UNESCO’nun girişimi ve Suzan Mübarek’in desteği ile 1995-2002 arasında çok büyük, geniş, ferah ve o ölçüde de modern yeni bir kütüphane ve kongre salonu inşa edildi: Bibliotheca Alexandrina. Fransa Ulusal Kitaplığı buraya yarım milyon kitap bağışladı.
1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır. Fotoğraf:www.mimdap.org

1.400 ‘den fazla katılımın olduğu yarışmada kazanan projenin tasarımcısı Norveçli Snøhetta olmuştur. Kompleks, dört adet müze, bir planetaryum, sanal-gerçeklik ortamları, akademik araştırma merkezleri, sanat galerileri ve bir de konferans salonunu barındırır.
Fotoğraf:www.mimdap.org

 

 

 

Bizans İmparatorluğu 44 | Ordu 2

  • Bizanslıların bazı şehirleri korumak için uyguladıkları bir başka metod ise denize zincir döşemeleriydi.
Antalya Limanı Zinciri, 1471. Şimdi Vatikan’da. Fotoğrafını İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çektik.

Antalya Limanı Zinciri, 1471. Şimdi Vatikan’da.
Fotoğrafını İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde çektik.

Konstantinopolis’in surları ve anıtsal yapıları ile Haliç girişini kapatan zincirin 15. yüzyıldaki görünümü. Hartmann Schedel’in, Bizans Devri’nde yapılmış orjinalinden faydalanarak çizdiği 1493 tarihli gravürü temel alınarak Oya A. Şirinöz’ün 1994 tarihli tablosu İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Konstantinopolis’in surları ve anıtsal yapıları ile Haliç girişini kapatan zincirin 15. yüzyıldaki görünümü.
Hartmann Schedel’in, Bizans Devri’nde yapılmış orjinalinden faydalanarak çizdiği 1493 tarihli gravürü temel alınarak Oya A. Şirinöz’ün 1994 tarihli tablosu İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

  • Roma İmparatorluğu’nda 4. yüzyıldan itibaren sınırlarının dışına uzanan çok iyi bir iletişim ağı olduğu bilinmektedir.
  • Öteden beri devlet çok sayıda casus kullanırdı. Casuslar düşman ülkelerine gider, tüccar kılığında saraya girme yollarını arar, sırları imparatorların yardımcılarına iletirlerdi.
  • Bizans kendini yürüttüğü diplomasi ile de savunuyordu. Bu politikanın başlıca unsurları evlilik, hediye gönderme, casusluk, misyonerlik ve ticari ilişkilerdi.
  • İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos (913-959), oğlu II. Romen Diyojen’e, Bizans’ın etrafındaki küçük devletlerle diplomatik ilişkileri nasıl yürütmesi gerektiğine dair bir rehber kitap yazmıştı. Eserinde, o devletlerin zayıf ve kuvvetli yönlerini, Bizans için oluşturabilecekleri tehlikeleri, içteki zayıflıklarını ve dış düşmanlarını kullanarak onları nasıl idare edebileceğini anlatmıştı.
  • Bizans diplomasisi son derece formel, bol hediyeli, seremonili, davetli, diğer yandan ise gerçekçi, el altından entrikalı idi. İyi Hıristiyan bir devlet olarak anlaşma şartlarına uyar gibi gözükürler fakat el altından söz konusu devletin düşmanlarını teçhizatlandırarak onları saldırıya teşvik ederlerdi.
  • Hazar İmparatorluğu (6.-13.yüzyıl ortası) sık sık Bizans’ın düşmanlarıyla, Perslerle, Araplarla, Bizans yararına savaşmak zorunda kalmışlardır. İki hanedanın evliliği ile tesis edilmiş bu dostluk Bizans’ın çok işine yaramıştır.
  • İmparatorluk ordusunun belkemiğini oluşturan ağır silahlı süvariler, Büyük Konstantin zamanından sonra İran’dan alınmıştı.
  • 11.-12. yüzyıllardan başlayarak laik ve kilise mensubu feodallerin konumları, mülklerinin artmasıyla güçlenmiş, kentler kendi silahlı güçlerine sahip olmuşlardı. Kentlerdeki halk milisleri, daha çok yerel feodallere bağlı birliklerden oluşmaktaydı. Halk milislerinin ortaya çıkması, imparatorluğun askeri gücünün artık her şeyden önce feodallere bağımlı hale gelmesine yol açmıştı.
  • Bizans imparatorları, savunmayla ilgili ivedi askerlik sorununu çözmek için, tehdit edilen herhangi bir sınır bölgesine ya da ayaklanma başgösteren herhangi bir eyalete, her an hareket etmeye hazır bir sürekli ordu besleme ve bu askeri gücün kendilerine yakın bir yerde tutma yoluna gittiler. Devletin en büyük askeri gücünün imparatora yakın yerde olması, sınırları saldırılara açık bıraktı. İmparatorluk muhafız alayı ise Konstantinopolis’ten hiç ayrılmazdı. Surların ardında rahat edebilen birkaç kıyı kentinden başka hiçbir yer, güvenlik içinde değildi. Roma sınırları, hiçbir düzen tarafından korunmuyordu. Sınır bölgelerinin akınlara açık bırakılması, bir bakıma, imparatorluğun kent topluluklarının toplumdaki üstünlüklerini sürdürmeleri karşılığında ödediği bir bedeldi. İmparator ve Konstantinopolis halkı, devletin yaşamsal önem taşıyan bölgelerini, vergiler ve ganimetlerle beslenen küçük, hareketli ve sürekli bir ordu ile savunurken, imparatorluğun çorak ve kıyılara uzak bölgelerini elden çıkmasına razı oldular.

 

Kütüphane Geleneği 4| İskenderiye Kütüphanesi 2

  • Bilginin yayılmasını kontrol altında tutma girişimi Ptolemaios Hanedanı’na ait bir kavramdır. Bilgiyi toplaması, kodlaması, sistematik hale getirmesi, bilgiyi kontrol altına alması ile İskenderiye Kütüphanesi Batı geleneğinin metin merkezli kültürünün merkezi olarak kabul edilir.
  • Kütüphanede, Eski Mısır ve Yunan metinleri, Budist metinleri, Eski İran dinlerine ait yazmalar bulunduğu düşünülür.
  • Demetrios’tan sonraki kütüphane müdürlerinden biri olan Callimachos MÖ 245’ten itibaren kitapların bir listesini çıkardı. Bu listeye göre kütüphanede 120.000 rulo mevcuttu. Callimachus, bu listeyi yaparken, bilim dallarını sınıflandırmıştı, her daldaki önemli yazarlar hakkında da bilgi veriyordu.
  • MÖ 235 yılında rafların düzeni hakkında bir çizelge hazırlandı. Bu çizelgeyi hazırlayan kütüphane müdürü Eratosthenes bir matematikçiydi. Böylece kataloglama işlemleri başladı. (Alfabetik dizin fikri çok daha sonraları, Bağdatlı olduğu varsayılan İbn-ül Nedim (öl. 996) tarafından ilk kez ortaya çıkacaktı.) Kataloglama, Aristo’nun bilimleri sınıflandırma ilkesine göre gerçekleştirilmişti. Eratosthenes, dünyanın çevresini %1’lik bir hata payıyla saptamış; tüm denizlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu söylemiş; Afrika’nın çevresinde dolaşılabileceğini ve İspanya’dan yola çıkılıp hep Batı’ya doğru gidilirse Hindistan’a varılabileceğini ileri sürmüş; Mısır ve Mezopotamya’da yapılmış olan gözlemlerden yola çıkarak bir yılı 365+1/4 gün olarak hesaplamış ve ilk kez takvime dört yılda bir bir artık gün eklemeyi önermiş bir bilgindi. Eratosthenes, 44 takımyıldızın bir kataloğunu hazırlamış, her takımyıldızın gerisindeki mitolojik öykü de verilmişti.
  • Kütüphanedeki sınıflandırmada matematik, astronomi, gökyüzü haritaları, geometri, uygulamalı mekanik, tıp ve filoloji (edebiyat ve retorik) dalları vardı.
  • İskenderiye Kütüphanesi’nde oluşturulan listeler ve mutlaka okunması gereken kitaplar listeleri ile müfredat-kanon ortaya çıkmıştır. Bu listeler ve bir müfredat oluşturma düşüncesi, kesintilerle de olsa, yüzyıllar boyu, hem Orta Doğu’nun hem Batı’nın kültür ve eğitim yaşamını belirlemiştir.
  • Kütüphane çalışanları arasında sayıca en kalabalık olanlar tercümanlardı.
  • İskenderiye, bilinen dünyanın her yerinden alimlerin öğretmek, öğrenmek, tartışmak ve eski dünyanın en muhteşem kütüphanesini yaratmak için toplandıkları yer oldu. Şehirde, bilimsel, felsefi ve edebi meselelerin tartışıldığı ve kralın da sık sık katıldığı akşam yemekleri ile sempozyumlar yapılırdı. İskenderiye Kütüphanesi’nin tartışmaların yapıldığı, oturma yerleri olan adına  exedra denen bir bölümü vardı.
  • I. Ptolemiaos, Serapis mezhebinin de kurucusudur.
  • İskenderiye’deki tıp eğitimi, Yunan çıraklık modelini ve MÖ 6. yüzyılın ilk yarısında Miletos’ta başlayan objektif yöntemle yapılmış bilimsel çalışmaları takip ediyordu. Kralların hapisten çıkarttığı suçluların canlı bedenleri üzerinde anatomik araştırmalar yapılmış, kan damarları sisteminin haritası çıkartılmıştı. İskenderiye kökenli tıp ekolü deneycilik olarak bilinirdi. MÖ 3.-2. yüzyıllarda ünlü doktorların çoğu İskenderiye’de yaşıyordu. Bu dönemdeki tıptan genellikle İskenderiye tıbbı diye söz edilir.
  • MÖ 2. yüzyılın son yarısında, Romalılar ünlü İskenderiye şehrine ilgi duymaya başladılar.
İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi. Fotoğraf:www.acikbilim.com

İskenderiye Kütüphanesi’nin temsili resmi.
Fotoğraf:www.acikbilim.com

  • Aristo külliyatı hakkında Strabon’un söylediğine göre, Aristo ve Theophrastos’un eserleri, Theophrastos tarafından Skepsisli (Çanakkale, Bayramiç, Kurşunlu Köyü) Neleos’a miras olarak bırakılmış. Neleos bunları MÖ 285 yılında Atina’dan Skepsis’teki evine götürmüştü. Neleos’un akrabalarının, MÖ 238-198 yılları arasında Pergamon Kütüphanesi’ne kraliyet yetkisiyle kitaplara el koyan ajanlardan korumak amacıyla, külliyatı gömdükleri; ailenin bir yüzyıl sonra bunları Atinalı kitap koleksiyoncusuna sattığı; Roma Atina’yı fethedince kitapların Roma’ya götürüldüğü ve MÖ 70 civarında düzenlendiği; kopyalarının MÖ 70-45 arasında Roma’dan İskenderiye’ye yollandığı VEYA İskender’in hocasının eserlerinin kopyasını aldığı, İskenderiye kurulduktan sonra oraya gönderildiği düşünülüyor. Aristo külliyatının İskenderiye Kütüphanesi’ne hangi yolla vardığı tartışmalı ama, İskenderiye Kütüphanesi koleksiyonunun özünü Aristo’nun eserlerinin oluşturduğu fikri genel kabul görüyor.
  • Helenistik Dönem’in en büyük kütüphanelerinden biri de Pergamon idi. Burada 200.000 rulo yazma bulunduğu; Antonius’un, MÖ 41 yılında Kleopatra’ya hediye ettikleri arasında Pergamon Kütüphanesi’ndeki 200.000 rulonun da olduğu, Antonius’un böylelikle ilk Roma savaşında yitirilenleri telafi etmek istediği söylenir.
  • Ptolemaios’lar döneminde İskenderiye’de toplanan, kopyalanan tüm kitaplar Livius’a göre 400.000 adet, bazı kaynaklara göre 700.000 veya 900.000 tomar idi.
  • Bu tomarların 70.000 başlığı kapsadığı, MÖ 1. yüzyılda bu sayının 100.000’e ulaştığı öne sürülür.
  • III. Ptolemaios Euergetes’in (MÖ 246-221) İskenderiye Limanı’na gelen tüm gemilerde kitap araması yapılması için emir verdiği tahmin ediliyor.  Bulunan kitaplar kopyalanıyor, kopyalar sahiplerine verilip, orjinaller Gemilerden başlığı altında kütüphaneye yerleştiriliyordu, diye düşünülüyor. Aynı kral, dünyadaki tüm hükümdarlara mektup yazıp, birer kopyasını çıkartmak için kitaplarını ödünç istemiştir. Atina’dan Aiskhylos, Sophokles ve Euripides’in resmi kopyalarını depozito ödeyerek ödünç almış, kopyaları geri vererek depozitoyu yakmıştı. Galenos, Pergamon ve İskenderiye arasında eski kitaplar için yapılan açık artırmalardan bahseder.
  • Mısır Kralı Ptoleme Epiphanes (MÖ 205-182), Pergamon Kütüphanesi’nin eser sayısının İskenderiye’yi geçeceği endişesine kapılıp, İskenderiye’nin tekelinde olan papirüsün dışarıya satışını durdurmuştu.
  • Eserlere konan etiketler, kopyaların nereden ve nasıl elde edildiğini ve bir önceki sahibinin kim olduğunun bilgisini taşırdı.
  • Ptolemaios Philadelphos, yabancı kitapları, yöresel eserleri Yunanca’yı kusursuz konuşan, iki dilli bilginlere tercüme ettirdi. Yunan ve Latin edebiyatından eserler çok olmakla birlikte, başka bir dile çevrilmiş çok az sayıda eser vardı; diğer dillerden yapılan çeviriler daha da azdı.
  • Ana kütüphaneden çok daha uzun ömürlü olan Serapeion, İskenderiye’deki ikinci kütüphane bölgesi olmuş, harici veya kardeş kütüphane olarak anılmıştır. Bunlardan başka İskenderiye’de küçük pek çok kütüphane de oluşmuştu. 1940’lı yıllarda yapılan kazılar Serapeion’un III. Ptolemaios Euergetes’in eseri olduğunu gösterdi.
  • Kaynaklarda, kitapların araştırma yapmak isteyen herkese açık olduğu ve buna aykırı olarak, Ptolemaioslar’ın kütüphanelerine girişi kraliyet çalışanı olan az sayıdaki görevli ile sınırlı tuttuğu da öne sürülüyor. Bir başka kaynak ise, İskenderiye, Pergamon ve Ephesos’taki rakiplerinin aksine, matematik, tıp, edebiyat, şiir, fizik ve felsefe ile uğraşmak isteyen okumuş Yunanlara kapılarını açık tuttu, der.
  • İlk kütüphanecilerin bazıları, kraliyet ailelerinin çocuklarına öğretmenlik yapıyordu. Çoğu, saygın edebiyat uzmanlarıydı.
  • MÖ 1. yüzyılda Stoacı filozof Genç Seneca, büyük kütüphanelerin hepsini kınarken, Livius bunların çok önemli bir başarı olduğunu söylemişti.