Kategori arşivi: Eski Kültürler

Kütüphane Geleneği 3| İskenderiye Kütüphanesi 1

Büyük İskender. Manisa’da bulunmuş bu mermer heykel MÖ 3. yüzyıl ortasına tarihleniyor. Yüksekliği 190 cm. Heykel en iyi kalite beyaz mermerden yapılmış. Başı ise farklı bir bloktan işlenmiş. Baş kısmında bir sıra halinde yer alan çukurlar, yapıldığında metal bir tacı olduğunu gösteriyor. Sol eliyle bir kılıcın kabzasını tuttuğu görülürken, sağ elinde bronz bir mızrak tuttuğu düşünülüyor. Bu silahlar olmasa, kolaylıkla bir Apollo heykeli olabilir. Hülyalı bakış, hafif aralık dudaklar Helenistik dönemde ve Pergamon heykel sanatında tanrıların, özellikle de Apollo’nun tipik  betimleniş şeklidir. Dünyadaki pek çok müzede yer alan Büyük İskender heykellerinden farkı imzalı olması. Sanatçı, “Aias’ın oğlu, Pergamonlu Menas’ın eseridir” diye yazmış. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Büyük İskender. Manisa’da bulunmuş bu mermer heykel MÖ 3. yüzyıl ortasına tarihleniyor. Yüksekliği 190 cm.
Heykel en iyi kalite beyaz mermerden yapılmış. Başı ise farklı bir bloktan işlenmiş. Baş kısmında bir sıra halinde yer alan çukurlar, yapıldığında metal bir tacı olduğunu gösteriyor. Sol eliyle bir kılıcın kabzasını tuttuğu görülürken, sağ elinde bronz bir mızrak tuttuğu düşünülüyor. Bu silahlar olmasa, kolaylıkla bir Apollo heykeli olabilir. Hülyalı bakış, hafif aralık dudaklar Helenistik dönemde ve Pergamon heykel sanatında tanrıların, özellikle de Apollo’nun tipik betimleniş şeklidir.
Dünyadaki pek çok müzede yer alan Büyük İskender heykellerinden farkı imzalı olması. Sanatçı, “Aias’ın oğlu, Pergamonlu Menas’ın eseridir” diye yazmış.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

  • MÖ 4. yüzyılda ekonomik güç, Pers devletinden Yunanistan’a kayar. İktidar, Akdeniz’in eline geçer.
  • Aristo’nun öğrencisi İskender MÖ 332 yılında Kudüs’ten Mısır’a geçer, fetheder ve küçük bir kasabanın bulunduğu yerde İskenderiye şehrinin sınırlarını belirler. Bu yeni şehirde kendi adını taşıyacak bir kütüphane yapılması emri verdiği söylenir.
  • MÖ 331 yılında İskender Mısır’ı terk edip doğuya doğru ilerler, fetihlerine devam eder. İskender, MÖ 323 yılında 33 yaşında Babil’de ölür. İskender, madeni paralarda portresi bulunan ilk insandır. Bu ayrıcalık o zamana kadar tanrılara aittir. İskender’in generalleri imparatorluğu aralarında paylaşır.
İssus Muharebesi’ni betimleyen tablonun ayrıntısında Büyük İskender'in arkasında görünen Ptolemaios Soter’dir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

İssus Muharebesi’ni betimleyen tablonun ayrıntısında Büyük İskender’in arkasında görünen Ptolemaios Soter’dir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Büyük İskender’in çocukluk arkadaşı, İskender gibi Aristo’dan ders alan, İskender’in generallerinden Makedonyalı I. Ptolemaios Soter, İskender’in ölümünden sonra Mısır’a sahip çıkar, Helenistik Mısır Firavunu olur (MÖ 305-285). Büyük İskender tarafından sınırları belirlenen İskenderiye’yi kurar ve başkent yapar.
  • I. Ptolemaios Soter’in soyundan gelen hanedan 300 yıl devam eder (MÖ 305-30) ve İskenderiye’nin Ptolemaios adını taşıyan 13 kralı olur. Hanedan, Kleopatra’nın MÖ 30 yılındaki ölümüne kadar devam eder.
  • I. Ptolemaios ya da İskender’in kendisi, dünyadaki tüm bilgilerin bir araya getirileceği bir kütüphane kurmak istemişlerdi. Kütüphane düşüncesi yeni değildi, ancak tüm bilgileri toplama girişimi yeniydi.
İskenderiye Feneri’nin bir canlandırması. Fotoğraf: www.sembolog.com

İskenderiye Feneri’nin bir canlandırması.
Fotoğraf: www.sembolog.com

  • Çok katlı yapı Hellen dünyasında ilk kez İskenderiye Feneri’nde uygulanmıştır.
  • Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri (MÖ 297-283), İskenderiye limanındaki Faros Adası’ndaydı. 110 metre yüksekliğindeydi. Antik dünyada ondan yüksek tek yapı, bu yedi harikadan biri olan Giza’daki Büyük Piramit idi. Knidos’lu (Datça) Yunan mimar Sostratos tarafından tasarlanmıştı. Bu gözetleme kulesinin tepesinde yanan ateş, düz bir aynayla odaklanarak  geceleyin limana girmeye çalışan gemilere yön gösterip, kum setleriyle resiflere çarpmalarını önlemeye yarayan, olağanüstü bir inşaat eseriydi.
  • Aristo’nun bir başka öğrencisi Demetrios, yeni kütüphaneyi I. Ptolemaios Soter için düzenledi, yapı planında Aristo’nun Lykeion’da kullanmış olduğu düzeni uyguladı ve alimlere kalacak yer sağladı. Demetrios I. Ptolemaios’a kuracağı kütüphaneye tüm dünyanın kitaplarını toplayabilirse, tebaasını ve ticaret yaptığı halkları daha iyi anlayabileceğini, tanıyabileceğini söylemişti. (Demetrios, bilginin güç ve iktidar sağladığını söyleyen çağımızın ünlü düşünürü Foucault ile aynı görüşteydi.)
  • Kütüphanenin dışında, esin perilerine adanmış bir de Müze vardı. eski Yunan’da böyle müzeler vardı. bu mekanlar, sanat ve bilim yapıtlarını barındırıyordu. Müze ve Kütüphane’nin tam yeri hala kesin olarak bilinmese de, şehir merkezine ve limana yakın olduğu düşünülüyor.
  • Gerek kütüphane gerek müze fikri yeni değildi, ama İskenderiye o çağda kültürlerin kaynaştığı bir yer olarak bu işe çok uygundu.
  • Şehir, I. Ptolemaios Soter’in teşviki ile çok kısa süre içinde Yunan bilginleri ve mültecileriyle, Musevi dünyasının odak noktası haline gelir. İskenderiye’ye kısa zamanda Makedonyalılarla aynı haklara sahip geniş bir Yahudi cemaati yerleşir. Daha başlarda yeni şehrin 300.000 sakinin neredeyse yarısı Yahudilerden oluşur. Mısırlılar istilacılarla bu tüccarları iyi karşılamazlar. Eski Ahit’in Yunanca çevirisi Septuagint İskenderiye’de üretilmiştir. Yunan ve Yahudi alimler ile Yahudi bankacıların yardımıyla meşhur fener ve kütüphane yapılır.
  • Mimari tarzı bilinmese de, saray, müze ve tapınaktan oluşan bir kombinasyon olarak inşa edildiğine inanılıyor. Kütüphane, avlular ve bahçelerle çevriliydi.
  • Kompleks, Atina kanunlarının koruması altında olmaya hak kazanmak için, dini statüye sahip olması gerektiğinden, bir rahip tarafından yönetiliyordu.
  • Burada aralarında hiç kadın olmayan, verdikleri özel öğretmenlik karşılığında para alan, vergilerden muaf tutulan, kendilerine şehrin kraliyet bölgesinde ücretsiz pansiyonerlik imkanı verilen ve yemeklerini burada toplu halde yiyen 30-50 üyeden oluşan müze bilginleri adı verilen bir topluluk vardı. Müze bilginleri, V. Ptolemaios (MÖ 205-180) zamanından başlayarak oyunlar, festivaller ve edebi yarışmalar düzenlemişlerdir. Bilginler, kralın hizmetindeydi ama bir dereceye kadar akademik özgürlüğe sahipti. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır.
  • Müze’de, bir bahçe, bir hayvanat bahçesi ve bir gözlemevi bulunmuş olması mümkündür.
  • Kütüphane’nin içinde üstü kapalı geçitler boyunca sıralanan, rafların olduğu pek çok kanat ve sundurma bulunduğu; farklı kategorilerdeki yazarlar ve farklı bilim dalları için ayrı yerler ayrıldığı  düşünülüyor.
  • Kitapların saklandığı mekanın, büyük olasılıkla, duvarları güvercinlik gibi kafeslerle örülü olduğunu öne süren kaynaklar da vardır. Bu kafeslere elyazması rulolar konuyordu.
  • Her rulo, farelerden ve nemden korumak için, keten ya da deri bir kılıfın içine saklanıyordu.

 

Bizans İmparatorluğu 42 | Ekonomi 2

  • 11. yüzyılın ikinci yarısında alt tabakadan tüccarların bazıları servet birikimleri sayesinde senatörlük makamı elde ederek sosyal mevkilerini yükseltmişlerdi. İmparator I. Aleksios orta tabakanın elde ettiği siyasi menfaatlerin önünü kesmek istemiştir.
  • 11.-12. yüzyıllarda Bizans eyaletlerinde yoğun kent inşa faaliyetleri sürmekteydi. Bu dönem imparatorları, özellikle Aleksios ve Manuel Komnenos, kent yapımını teşvik etmişlerdi. Aleksios’in kızı Anna Komnena, babasının her yerde inşa ettirdiği kentlerle iftihar ettiğini yazmıştır. Özellikle İzmir’den Antalya’ya kadar olan alanda yoğun inşaat faaliyeti olmuştur.
  • 12. yüzyılda tarım ürünlerinin satış için üretimi artmıştır. Bu dönemde buğday, şarap, et ve diğer tarımsal ürünler Bizans’tan İtalyan şehirlerine ihraç edilmeye başlanmıştır.
  • Cenovalıların başkenti pas geçerek Karadeniz’den dosdoğru Cenova’ya tahıl aktarma girişimleri 1169′da İmparator I. Manuel tarafından bastırılmıştır.
  • Bu yüzyıllarda bazen Bizanslı veya yabancı feodaller bir kenti armağan olarak almaktaydılar. 11. yüzyılın sonunda Selanik, Bizans feodallerinin en büyüklerinden biri olan Melisinos’a; Trabzon ise Theodoros Gavras’a özel mülk olarak verilmişti.
  • Bazı Bizans kentlerinin onlara bazı ayrıcalıkları garantileyen belgeleri vardı. Selaniklilere bütün kent ayrıcalıklarını garanti eden bir carta verilmişti.
8. yüzyıl yapımı Selanik Ayasofyası'nın içinden.

8. yüzyıl yapımı Selanik Ayasofyası’nın içinden.

  • Kent surlarının içine yapılan kule, feodallerin dayanak noktası idi. Buralara, bir isyan çıktığında kullanılmak üzere, feodalin ailesi, köleleri ve özgür hizmetkarları için erzak depolanırdı.
  • Eski bölgesel birimler 11.-12. yüzyıllara doğru küçük ilçeler halinde bölünmüşler, bir kaleye veya bir kente bağlanmışlardı. Bu dönemde Bizans taşra kentlerinin güç kazanmaları, sonuçta taşra feodal soyluluğunun istikrar kazanmasına katkı yapmıştır.
  • Konstantinopolis, 10. yüzyıla kadar imparatorluğun en büyük ekonomik merkezi idi. Kentin zanaat üretimi, ipek kumaşlar, mücevherler, seramik aynı zamanda ihraç edilmekte ve taşraya da gönderilmekteydi. Büyük bir ticari merkez olan başkent, büyük vergi hasılasını saraya ve şehrin zanaatlarını desteklemek için kullanmıştır.
  • 12. yüzyılda Konstantinopolis’te İtalyanlar, Türkler ve Karadeniz’den gelenlerin nüfusu artmıştı.
  • Amalfi, Bari ve Venedik tüccarları ve gemileri 10. yüzyıldan itibaren Konstantinopolis’i ziyaret ettiler. Onları 12. yüzyılda Pisalı ve Cenovalı tüccarlar ve yük gemileri izledi. 1082-1198 arasındaki tüm Bizans imparatorları Venedik, Pisa ve Cenova’ya ticari ve mali imtiyazlar tanıdı, Konstantinopolis’te onlara birer mahalle de tahsis etti. Şehri ziyaret eden İtalyanların sayısı giderek arttı. Bazıları Bizanslı kadınlarla evlendi, Bizanslı tüccarlarla ortaklıklar kurdu. İtalyan tüccarların 12. yüzyılda sahip oldukları ticari ve mali ayrıcalıklar başkentteki lonca sistemini yıprattı.
  • 11. ve özellikle 12. yüzyılda Konstantinopolis’in durumu sarsılmıştır. Doğu Akdeniz’de Venedik ve Cenova ticarette başı çekmeye başlamıştır. Devlet koruması altında, Bizans başkentinden dışarı çıkmaksızın garantili karlara alışkın Konstantinopolis tüccarları, İtalya’nın tüccar cumhuriyetlerinin tacirleri ile rekabet edememişlerdir. Komnenoslar, devlete ait toprağı kendi yandaşlarına dağıtmışlar; taşra kentlerinin ticari açıdan gelişmesi de başkenti eski tekelci konumundan mahrum etmiştir. Selanik, en azından Konstantinopolis pazarları kadar yabancı tüccarları kendine çekmeye başlamıştır. Başkentin bu gerilemesi, imparatorluğun merkeziliğini yok etmek isteyen ve taşra kentlerini bağımsız ticaret ve zanaat cumhuriyetlerine dönüştürmeyi arzulayan feodallerin işine gelmişti. Kentler, feodal ayrılıkçılığın merkezleri olmuştu.
 Selanik'te Panaia Chalkeon Kilisesi'nin içinden.


Selanik’te Panaia Chalkeon Kilisesi’nin içinden.

  • Antikitede kent ya köyle siyasal olarak birlikti ya da kent, kırsal kesime siyasal ve ekonomik olarak egemendi. Helenistik kentlerde de durum buydu.
  • Ortaçağda artık köye egemen olan kent değildir; tersine köy kente egemendir. Antikitenin kökleri kentte, Ortaçağ’ın kökleri köydedir.
  • Taşra kentlerinde zanaat ve ticaretle uğraşan halkın çıkarlarını temsil eden gruplaşmalar feodallerin egemenliğini kırmayı denemiş ama başaramamışlardı.
  • Eski tekelci konumunu kaybeden Konstantinopolis tüccar ve esnafının eylemleri, iktidarı birçok kere taviz vermeye ve reform yapmaya zorlamıştı.
  • İkomnenoslar döneminde imparatorluğa ait toprakların feodal soyluluk tarafından edinimini kısıtlamak; sahilde oturanların haklarının ilgası; organ kopartma cezasının yasaklanması gibi reformlar yapıldı.
  • Kendi sömürü merkezlerine sahip küçük ekonomik bölgelerin oluşumu, 12. yüzyıl sonunda ve 13. yüzyılın başında ülkenin feodal parçalanmasının ve ekonomik gerilemesinin en önemli unsurlarından olmuştur.

 

Kütüphane Geleneği 2| Mezopotamya 2 Asur

  • Sümer kil tabletleri  birer sayfadır. Sümer tableti cümle arasında kesilip başka bir tablette devam etmez. Hem Sümer taş levhaları, hem de kil tabletler iki taraflı olarak düşünülmüşlerdi.
  • Asur’da bir tapınağın kütüphane odasının duvarında, her biri yaklaşık 40-50 cm derinliğinde, 25-30 cm boyutunda oyuklardan oluşan, her biri belli bir türe ait tabletleri saklamakta kullanılan bir petek bulunmuştur. Ninova Sarayı’nda da belgeleri saklamak için yapılmış benzer bir düzenleme olduğu anlaşılmıştır.
  • Ahşap kutular, tuğla kutular, örme sepetler ve deri çantalar tabletleri taşımada kullanılmıştır. Bu araçlara tarih taşıyan etiketler takılmış, etiketin delinmiş olması bunların kendi kutularına iple bağlandığını düşündürmüştür. Bazen de tabletin üst kenarı bu işe ayrılmıştı.
  • Tabletlerin şekli hangi konuya ait olduğunu gösterirdi. Böylece aranan belge daha kolay bulunur, sınıflandırma daha kolay yapılırdı. MÖ 2000’lerde tarım tabletleri yuvarlak, ekonomik konuları içerenler küçük, sözcük listelerini barındıranlar çok sütunlu tabletler olurdu.
  • MÖ 2000’de tutulmaya başlamış özel arşivlerden kazılarda çok sayıda bulunmuştur.
  • Ninova’nın Asur bölgesinde 30.000 çivi yazması tablet bulundu. Asur Kralı Assurbanipal’in (MÖ 668-627) sistematik olarak topladığı kütüphanenin özelliği, içindekilerin eski Mezopotamya’nın bilimsel geleneğinin toplamını temsil ediyor olmasıdır. Assurbanipal’in kitaplara aşırı bir düşkünlüğü olduğu, yazma topladığı biliniyor. Bu koleksiyon, 19. yüzyılda British Museum’a aktarılmıştır. Bu koleksiyon, ilk yazılı Babil ve Asur eserlerinin bir araya getirilmesidir, ilk ulusal kütüphane sayılabilir.
  • Metinlerin kopyalanma geleneği neredeyse yazının tarihi kadar eskidir. Aynı tablet Mezopotamya’nın farklı bölgelerinde bulunmuştur. Mezopotamya edebiyatına ve bilimsel bilgisine dair bildiğimiz çoğu şeyi bu tekrar tekrar kopyalama, koruma ve aktarma geleneğine borçluyuz.
  • Anadolu’da yazının kullanılmaya başlanması, bin yıllık bir gecikme ile, MÖ 2000-1750 arasına tarihlenir.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1950-1750) ait, pişmiş topraktan yapılma zarflı tablet Kültepe’de bulunmuştur ve MÖ 19. yüzyıla tarihlenmektedir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na (MÖ 1950-1750) ait, pişmiş topraktan yapılma zarflı tablet Kültepe’de bulunmuştur ve MÖ 19. yüzyıla tarihlenmektedir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Mezopotamya kil tabletleri bazen zarfların içine konurlardı. Zarflar, silindir mühürlerle mühürlenirdi. Bunlar, üzerlerine resimler oyulmuş küçük, taş silindirlerdi; kil tablet üzerinde yuvarlanırlar ve geride bir baskı izi bırakırlardı. Yine Kültepe’de ele geçmiş, MÖ 19. yüzyıla ait pişmiş toprak açılmamış zarf. Zarfın üst kısmında silindir mühür, ortasında damga mühür ile konmuş işaretleri var. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Mezopotamya kil tabletleri bazen zarfların içine konurlardı. Zarflar, silindir mühürlerle mühürlenirdi. Bunlar, üzerlerine resimler oyulmuş küçük, taş silindirlerdi; kil tablet üzerinde yuvarlanırlar ve geride bir baskı izi bırakırlardı.
Yine Kültepe’de ele geçmiş, MÖ 19. yüzyıla ait pişmiş toprak açılmamış zarf. Zarfın üst kısmında silindir mühür, ortasında damga mühür ile konmuş işaretleri var.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Pişmiş topraktan yapılma Boğazköy’de bulunmuş bu tablet MÖ 13. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mısır Kralı II. Ramses’in karısı Naptera tarafından, Hitit Kralı III. Hattuşili’nin karısı Puduhepa’ya yazılmış dostluk mektubudur. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Pişmiş topraktan yapılma Boğazköy’de bulunmuş bu tablet MÖ 13. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Mısır Kralı II. Ramses’in karısı Naptera tarafından, Hitit Kralı III. Hattuşili’nin karısı Puduhepa’ya yazılmış dostluk mektubudur.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Boğazköy’de ele geçen bu bronz tablet MÖ 13. yüzyıla aittir. Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında yapılan bir sınır antlaşması metnidir. Çivi yazılı bu tablet Anadolu’da şimdiye kadar bulunan tek tunç tablettir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

Boğazköy’de ele geçen bu bronz tablet MÖ 13. yüzyıla aittir. Hitit Kralı IV. Tuthaliya ile Tarhuntaşşa Kralı Kurunta arasında yapılan bir sınır antlaşması metnidir.
Çivi yazılı bu tablet Anadolu’da şimdiye kadar bulunan tek tunç tablettir.
Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara.

 

Bizans İmparatorluğu 41 | Ekonomi 1

  • Konstantinopolis ekonomisinin doğası ve geçirdiği evrim üzerinde üç etmen büyük rol oynamıştır:
    *Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan su yolu ve Asya ile Avrupa arasındaki en dar boğazlardan biri üzerinde yer alması,
    *Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olarak işlevi,
    *Nüfusunun büyüklüğü.
  • Nüfusuna dair elimizdeki kısıtlı bilgileri daha önce paylaşmıştık. Ancak nüfusu ne olursa olsun Konstantinopolis, imparatorluğun daima en kalabalık şehri, dolayısıyla en büyük tüketim merkezi olmuştur.
  • Konstantinopolis için hem taşradan hem de yabancı ülkelerden gıda maddesi, hammadde, yarı mamul ve mamul ürünlerin kesintisiz olarak temin edilmesi gerekiyordu. Şehir ekonomisini harekete geçiren, büyük ölçüde, taşradan başkente doğru gerçekleşen sürekli para ve mal akışıydı.
  • Saray şehirdeki en önemli işveren ve servetin yeniden dağılımının ana etmeni konumundaydı. Sarayın taşradaki özel arazilerinden ve imparatorluk çapında topladığı vergilerden oluşan gelir, imparatorluğun ileri gelenleri ile saray erkanına ipek dokuma ve altın olarak yapılan yıllık bağışları, saray hizmetkarları, devlet memurları, askeri birlikler ile şehirde konuşlanmış donanma birliklerinin maaşlarını karşılıyor, büyük inşaat işlerine kaynak sağlıyordu.
  • Manastırların taşradaki mülklerinden şehre aktardıkları gelir kısıtlı da olsa, birer işveren olarak onlar da servetin yeniden dağılımında rol oynuyorlardı.
  • Vakıf bağışları ve sosyal yardımlaşma daha küçük çapta da olsa aynı etkiye sahipti.
  • Bizans’ın fetihleri veya toprak kaybetmesi gibi imparatorluk boyutlarında yaşanan dalgalanmalar da, kaynakların miktarına ve bu kaynakların Konstantinopolis’e akışına tesir ediyordu.
  • Devlet Konstantinopolis ekonomisinin işleyişine, taşradakine yaptığından daha fazla müdahale ediyordu. Müdahalenin esas amacı, toplumsal bir kargaşaya meydan vermemek için erzak teminini sürekli kılmak ve temel ürünlerin perakende satış fiyatlarındaki aşırı dalgalanmaları önlemekti.
  • Kimi loncalar gıda maddesi ve hammadde, diğerleri çoğunlukla yerel tüketime yönelik imalatla uğraşıyordu. Loncalar üzerindeki devlet gözetimi, ihraç edilmesi yasak veya sıkı denetim altında olan belirli bazı ipek türleri, giğer lüks tüketim mallarının, orduya mahsus deri imalatına ilişkindi. Ancak yasakların ve tedbirlerin verimliliği ve etkiler bürokratik yozlaşma yüzünden zaman içinde azalmıştı.
  • Devlet, ister taşralı olsun ister yabancı, şehirde yerleşik olmayıp ticari faaliyetlere katılan şahısları da gözetim altında tutmuştur. 10. yüzyılda  Rusların şehre girişi ve şehir içinde dolaşmaları güvenlik gerekçesiyle yasaklanmıştı. Şehirde kalış süreleri üç ayla sınırlı tutulan Ruslar ve diğer yabancı tüccarlar, kendilerine tahsis edilmiş yerlerdeikamet etmeye mecbur ediliyordu.
  • Müslüman tüccarların Konstantinopolis’teki ekonomik faaliyetlerinde yoğunlaşma oldu.
  • Konstantinopolis Suriye ve Anadolu’dan sürekli göçmen akınına uğruyordu.  İmparator IX. Konstantin 1044’te son 30 yılda kente gelen tüm yabancıların şehirden sürülmesini emretti ama emrin etkisinin ne olduğu bilinmiyor.
  • Sosyal mevkileri sebebiyle lonca üyesi olmalarına izin verilmeyen ileri gelenler ve yüksek rütbeli memurlar 10. yüzyıl başlarında girişimlerde bulunmaktaydı. Çiftliklerinden ve şehirdeki mülklerinin kira gelirinden biriken sermayeyi imlathanelere yatırıyor, zanaatkarlar ve köleler çalıştırıyorlardı.
  • 10. yüzyıldan başlayarak Ruslar ve Bulgarlar kürk, balmumu, bal ve köle ticareti yapıyordu. Ruslar ayrıca keten getiriyordu.
7. yüzyıl yapımı Aziz Demetrius Bazilikası’nın içinden. Selanik, Yunanistan.

7. yüzyıl yapımı Aziz Demetrius Bazilikası’nın içinden. Selanik, Yunanistan.

11. ve 12. YÜZYILLARDA  BİZANS

Komnenos ve Dukas Hanedanı Dönemi
(1057-1185)

  • 7.-9. yüzyıllar arasında Bizans kentlerinin çoğu küçük kasabalar, kaleler, veya ekonomik açıdan köyden ayrılması güç yönetim merkezleri halindedir.
  • 9. yüzyılda zanaat ve ticaretin yeni bir atılım içine girmesi, her şeyden önce Konstantinopolis’i etkilemiştir.
  • Baharat, ıtriyat ve boya Hint Okyanusu ve Uzakdoğu’dan geliyordu. Malların rotaları siyasi istikrarın sağlanamadığı Basra Körfezi’nden Kızıldeniz’e doğru değiştiriliyordu. 11. yüzyılda bu ürünlerin ticaretinde İskenderiye’nin konumu yükseldi, Trabzon itibarını kaybetti. Bu yönelim, imparatorluğu Fatımiler’in hakim olduğu Mısır’dan gelen yüksek maliyetli Doğu ürünlerine bağımlı kıldı. Bu yeni yönelim Bizans’ın Akdeniz’e yeniden ihraç ettiği malların çeşitliliğini, miktarını ve değerini düşürdü.
  • 11.ve 12. yüzyıllarda taşra kentlerinin gelişimi özellikle aşikar hale gelmiştir. Bu gelişimin nedenlerinden başlıcası, zanaat ile tarım arasındaki iş bölümünün yoğunlaşması ve mal/para ilişkilerinin artmasını; ayni ve emek rantın nakde dönüşmesine yol açmıştır.

 

Kütüphane Geleneği 1| Mezopotamya 1 Ebla

Kütüphane Geleneği Dosyasında Yararlanılan Kaynaklar

  • Türkiye’nin Antik Kentleri, Yaşar Yılmaz, YEM Yayın, 2014.
  • Efes Rehberi, Peter Scherrer, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Selçuk Efes Müzesi işbirliği, 2000.
  • Bergama Tarihinde İnanç Coğrafyası, Eyüp Eriş, Bergama Kültür Sanat Vakfı, 2003.
  • www.ephesus-foundation.org/kazi-tarihcesi.
  • Zirvedeki Medeniyet: Bergama, Mehmet Yaşin, Hürriyet 25.03.2001.
  • http://dergi.mo.org.tr/dergiler/2/189/2495.pdf, Arkeolog  Mehmet İ. Tunç
  • İskenderiye Kütüphanesi, Derleyen Roy MacLeod, Dost Kitabevi, 2006.
  • Tarihte ve Mitolojide İskenderiye, Roy MacLeod, Sydney Üniversitesi.
  • İskenderiye’den Önce: Antik Yakındoğu’daki Kütüphaneler, D. T. Potts, 1986.
  • İskenderiye: Eski Dünyanın Merkezi, Wendy Brazil.
  • Musaların Tavuk Kümesinde Dünyadan Uzak Yaşayan Kitapkurtları: Antik İskenderiye Kütüphanesi, Robert Barnes.
  • Aristoteles’in Eserleri: İskenderiye Koleksiyonunun Muhtemel Kökenleri, R. G. Tanner.
  • Kütüphanedeki Doktorlar: Kitapkurdu Apollonios’un Tuhaf Öyküsü ve Diğer Öyküler, John Vallance.
  • Romalı Doğu’da Alimler ve Öğrenciler, Samuel N. C. Lieu.
  • Neo-Platoncular ve Akdeniz’in Gizem Okulları, Patricia Cannon Johnson.
  • Antik Dünya’daki Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Okumalar Okuması, Alberto Manguel, YKY, 2013.
  • Istanbul Archaeological Museums, Alpay Pasinli, A Turizm Yayınları, 2001.
  • Anadolu Kültür Tarihi, Ekrem Akurgal, TÜBİTAK Kitapları, 1998.
  • Acı Hayatlar, Nedim Gürsel, Doğan Kitap, 2014.
  • Yahudiler, Dünya ve Para, Jacques Attali, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2009.
  • İskenderiye 1860-1960, Robert Ilbert- Ilios Yannakakis-Jacques Hassoun, İletişim Yayınları, 2006.
  • AnaBritannica Cilt 2, Ana Yayıncılık, 2000.
  • AnaBritannica Cilt 4, Ana Yayıncılık, 2000.
  • https://tr-tr.facebook.com/…/bergamalilar/…bergama-kütüphanesi/1677616
  • Edebiyat ve Kuramlar, Fatma Erkman-Akerson, İthaki Yayınları, 2010.

 

EBLA

  • Tarihçiler, yazının icadıyla başlayan devirlere Tarihsel Çağlar, yazının bilinmediği devirlere de Tarih Öncesi Çağlar adını verirler. Tarih, yazıyla başlar.
  • İlk yazının Mezopotamya’da veya Mezopotamya’da ve Mısır’da, yaklaşık olarak aynı sıralarda bulunduğu ve MÖ 3000-3500’lere tarihlendiği düşünülür.
  • Kitap toplama, yazının icat edilmesinden beri süregelen bir olaydır. Bibliyotek kelimesi (biblion: tomar), tomar deposu anlamındadır.
  • Eski Mısır tapınaklarında rahiplerin hem dini görevlerle ilgili metinleri içeren küçük koleksiyonları, hem de Yaşam Evi adı verilen ve rahip ya da resmi görevli olmak isteyenler için okul olarak kullanılan özel oda ya da binalarda duran daha büyük koleksiyonlar vardı.
  • Mezopotamya’da çeşitli kraliyet kütüphanelerine ait kalıntılar bulunmuştur. Bunların arasında en ünlü olanı, Ninova’da bulunan ve binlerce tableti barındıran MÖ 7. yüzyıla tarihlenen Asur Kralı Assurbanipal’e ait olandır.
  • Hitit Krallığı’nın pek çok dilde eseri kapsayan büyük bir arşivi vardı.
  • Atina demokrasisinin ve Roma Cumhuriyeti’nin hiçbir zaman bir halk kütüphanesi kurmadığı biliniyor.
  • Yunanlılar arasında ilk kütüphane kuran kişinin Atinalı zorba hükümdar Peisistratos (ölümü MÖ 527) olduğu, bu kütüphanenin Kserkes/Serhas tarafından İran’a götürüldüğü düşünülüyor.
  • Yunan dünyasında ilk kütüphaneler MÖ 6. yüzyılda Atina’da, Samos’ta ortaya çıkar, Neleos’un kütüphanesi Aristo külliyatı ile ünlüdür.
  • Strabon (MÖ 64 – MS 24), Aristo’nun kitap toplayan ve bir kütüphanenin nasıl düzenleneceğini öğreten ilk insan olduğunu öne sürer.
  • Irak’ın güneyindeki antik Uruk şehrinde bulunmış metinlerin hala dünya üzerinde bulunan en eski yazılı belgeler olduğu düşünülmektedir. Bu metinler binaların dışında bulunmuştur. Yönetimin artık ihtiyaç duymadığı eski kayıtları attığı, inşaat malzemesi olarak kullandığı sanılmaktadır. Ancak Eski Uruk metinlerinin başlangıçta nasıl saklandığına dair bilgimiz yoktur.
  • MÖ üçüncü bin yılın ortalarına gelindiğinde tabletlerin sistematik şekilde saklandığına dair ilk örneklere rastlanır. Geçmişi yaklaşık MÖ 2600-2400’e uzanan Fara’daki tablet evi ve Tell Mardikh’deki Ebla’da bulunan tablet koleksiyonları buna tanıklık etmektedir.
Tabletlerin sistematik şekilde saklandığı Ebla’da Kraliyet Sarayı G’de bulunan L. 2769 numaralı oda tarafından kanıtlanmıştır. Bilginin saklanması ve yazı yazma Ebla’da fiziksel olarak ikiye ayrılmıştır. Oda L. 2769 metinlerin saklandığı ve başvurulduğu arşiv odası iken, bitişikteki L. 2875 daha çok yazıcıların odanın duvarlarındaki alçak sıralara oturup yeni metinler oluşturdukları yerdir. Kazıları 1964 yılından beri İtalyanlar yürütüyor. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Tabletlerin sistematik şekilde saklandığı Ebla’da Kraliyet Sarayı G’de bulunan L. 2769 numaralı oda tarafından kanıtlanmıştır.
Bilginin saklanması ve yazı yazma Ebla’da fiziksel olarak ikiye ayrılmıştır. Oda L. 2769 metinlerin saklandığı ve başvurulduğu arşiv odası iken, bitişikteki L. 2875 daha çok yazıcıların odanın duvarlarındaki alçak sıralara oturup yeni metinler oluşturdukları yerdir.
Kazıları 1964 yılından beri İtalyanlar yürütüyor.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

  • Eski Mezopotamya arşiv odasının ortasında ve duvarlarda üzerlerinde belli ki kronolojik düzende altı sıraya kadar tabletlerin bulunduğu; yaklaşık 50 cm genişliğinde, çamur kerpiç karışımı sıralar olduğu saptanmıştır.
  • Ur, Ebla, Kültepe ve Boğazköy’de ahşap raflara dair ipuçları bulunmuştur.
  • Önce arşivler oluşmuş, sonra kütüphanelere geçilmiştir. Tapınak ve saray arşivleri gibi resmi arşivler olduğu gibi özel arşivler de vardı.
Ebla Şehir Devleti kazısında 15.000 kil tablet bulunmuş. Çoğu okunmuş. Dilleri  Batı Semitik dillerinin öncüsü olan Proto-İbrani dili imiş. Çivi yazısı ile yazmışlar. Eblalılar Sümerlerin edebi geleneklerini almışlar, Sümer hece işeretlerini kullanmışlar. Kazılarda bulunan tabletlerin %80’i Sümerce, %20’si Ebla dilinde. Suriye’de Halep Müzesi’nde sergilenmekte olan çivi yazılı bu tablet MÖ 3000’e tarihlendirilmiş.

Ebla Şehir Devleti kazısında 15.000 kil tablet bulunmuş. Çoğu okunmuş. Dilleri Batı Semitik dillerinin öncüsü olan Proto-İbrani dili imiş. Çivi yazısı ile yazmışlar. Eblalılar Sümerlerin edebi geleneklerini almışlar, Sümer hece işeretlerini kullanmışlar. Kazılarda bulunan tabletlerin %80’i Sümerce, %20’si Ebla dilinde.
Suriye’de Halep Müzesi’nde sergilenmekte olan çivi yazılı bu tablet MÖ 3000’e tarihlendirilmiş.

Ebla’da bulunan tablet koleksiyonlarında ekonomik, kimileri edebi bölümler içeren yönetimsel kayıtlar, öğretici uygulama tabletleri, okul metinleri yer almaktadır. Tabletlerden anlaşıldığı üzere, yazı yazma eğitimi sürekli verilmekte, günlük yönetimle birlikte yürütülmekteydi. Yazı yazma öğrencileri metinleri kopyalar, gerekli metinler daha sonra arşivlenirdi. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’da bulunan tablet koleksiyonlarında ekonomik, kimileri edebi bölümler içeren yönetimsel kayıtlar, öğretici uygulama tabletleri, okul metinleri yer almaktadır.
Tabletlerden anlaşıldığı üzere, yazı yazma eğitimi sürekli verilmekte, günlük yönetimle birlikte yürütülmekteydi.
Yazı yazma öğrencileri metinleri kopyalar, gerekli metinler daha sonra arşivlenirdi.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’daki L. 2769’da bulunan en büyük tabletler raflar üzerinde, tabii ki devrilmiş halde, dizilmişken, Nippur’da tabletler bir raf üzerinde kitapların durduğu gibi dikey duruyordu. Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.

Ebla’daki L. 2769’da bulunan en büyük tabletler raflar üzerinde, tabii ki devrilmiş halde, dizilmişken, Nippur’da tabletler bir raf üzerinde kitapların durduğu gibi dikey duruyordu.
Tell Mardikh Kasabası’nda Ebla Şehir Devleti kazıları, Suriye.