Kategori arşivi: Eski Kültürler

Mitos 4

  • İnsanlığın ruhsal gelişimine damgasını vurduğu için Eksenel Çağ (Axial Age) adı verilen, MÖ yaklaşık 800-200 arasına tarihlenen dönemde, dört bölgede, Çin’de, Hindistan’da,Ortadoğu’da ve Yunan’da, ortaya çıkan peygamberlerle bilgeler kalıcı olacak dinleri başlattılar. Eksenel bölgelerde siyasal, toplumsal ve ekonomik çalkantılar yaşanıyordu. Savaşlar, sürgünler, katliamlar yapılıyor, kentler yakılıp yıkılıyordu. Yeni ekonomik düzenle güç, papazlarla krallardan tüccarlara geçiyor, eski hiyerarşi sarsılıyordu. Çin’de Konfüçyüsçülük ve Taoizm; Hindistan’da Budizm; Ortadoğu’da Yahudilik; Yunan’da usçuluk gibi, yeni din ve felsefe sistemleri ortaya çıkıyordu. Hepsi de ayinler ve uygulamalara derinden bağımlı olmayan, daha içselleşmiş bir dinin gerekliliğini vurguluyorlardı. Eski değerler irdelenmeli, her şey sorgulanmalıydı. Kişisel vicdan ve erdem çok önemseniyordu.  Kent yaşamının yaygınlaşması, mitolojinin artık eskisi gibi gerçek sayılmamasını beraberinde getirmişti. Fakat zamanla, içgüdüsel olarak eski mitlere yöneldiklerinin de farkına vardılar. Öyküler hala gerekli görülüyordu. Bir mit katı yenilikçiler tarafından yasaklandıysa, çok geçmeden farklı bir kılıkta sisteme geri dönerdi. Daha ileri din sistemlerinde bile insanlar mitolojisiz yapamadıklarını anlamışlardı. Ancak artık kutsal olan uzak, daha yabancı ve ulaşılmaz olmuştu.

    Eksenel düzene öteki kültürlerden daha önce giren Çinlilerin Gök Tanrısı, öteki gök tanrılarının tersine gözden kaybolmadı, kralın meşruluğu ona bağlı kaldı. Çinlilerin tanrılara ilişkin öyküleri hiç olmamıştı; mitolojik, kültür kahramanlarına saygı duyarlardı. Onlar için Altın Çağ, tarıma bağlı basit toplum dönemiydi. Çinliler bu Altın Çağ’ın, insanoğluna tarım bilimini öğreten kültür kahramanının ölümüyle bittiğini düşünüyorlardı.

    Eksenel çağın bilgeleri, merhemetle adalet günlük yaşama uygulanmadığı sürece, mitin gerçek önemini ortaya koyamadığını göstermişlerdi.

    Hindular mitlerin dünyasında kendilerini çok rahat hissederler. Budizm, büyük ölçüde psikolojik bir dindir, psikolojinin erken biçimi olan mitolojiyi kendine yakın görür.

    MÖ sekizinci, yedinci ve altıncı yüzyılların İbrani peygamberleri kendi Eksenel yenilikleriyle bağdaşmadığını düşündükleri eski mitlere karşı sıkı bir savaş açtılar, eski mitlerin yalan olduğunu duyurdular ama, kendilerine uyduğu sürece eski Ortadoğu mitolojisinden yararlandılar. Tevrat’ın Exodus-Çıkış kitabında, Sazlıklar Denizi’ni (Kızıldeniz’in Tevrat’taki ismi) geçişleri gibi. Suya batma geleneksel olarak geçiş törenini simgelemekteydi; öteki tanrılar dünyayı yarattıklarında denizi ikiye ayırmışlardı. Mit eylemi gerektirir: Büyük Kaçış miti Yahudilere özgürlüğe kutsal bir değer vermeyi aşılarken, köle olmanın da eziyet etmenin de reddini gerektirir. Öykü uzak geçmişte yaşanmış bir olay olmaktan çıkar, yaşayan bir gerçekliğe dönüşür. Yahudilik öyküler yardımıyla da görüşünü dile getirdi.

    Yunan’da logos (muhakeme), Eksenel Çağ’ın itici gücüydü. Dünyanın göksel bir varlığın eliyle değil, evrenin düzenli yasalarına göre varolduğunu kabul ederlerdi. İyonya’daki ilk varsayımlar en az eski mitler kadar kurguya dayalıydı, doğrulanmaları olanak dışıydı. Atinalılar MÖ 4. yüzyıldan önce, yeni bir kuttören türü olan tragedya ile eski mitleri sahneye koymaya ve en temel Grek değerlerini bu yolla sorgulamaya başladılar. Tragedya kahramanı bilinçli seçimler yapmalı ve sonuçlarına katlanmalıydı. Seyirciler başkasının acılarını kendi acılarıymışçasına hissetmeyi öğrenir, duygudaşlık ve insanlık ufukları genişler, Eksenel dönemin merhameti aşılanırdı. Platon mitleri kocakarı masallarına benzetmiş, Aristo eski mitleri anlaşılmaz bulmuştu. Greklerin logos’u mitolojiye karşı çıkıyor gibiydi, ancak filozoflar onu usçu düşüncenin atası olarak görerek ya da tinsel söylem için gerekli olduğunu düşünerek miti kullanmayı sürdürdüler. Öyle ki, Eksenel Çağ’daki Grek usçuluğu Grek dini üzerinde hiçbir etki yapmamış, MS 6. yüzyılda Justinianus tarafından yasaklanana kadar şölenlerini sürdürmüşlerdi.

Günümüzde Suriye sınırları içinde kalan Salihiye’deki Dura Europos Sinagog’unda (MS 200’lerin başı) yer alan fresklerden biri de, Exodus-Çıkış freski. blog.kavrakoglu.com

Günümüzde Suriye sınırları içinde kalan Salihiye’deki Dura Europos Sinagog’unda (MS 200’lerin başı) yer alan fresklerden biri de, Exodus-Çıkış freski.
blog.kavrakoglu.com

  • Eksenel Çağ sonrasında, MÖ yaklaşık 200-MS yaklaşık 1500 yılları arasında Batılılar mitolojiyi kuşkulu görmüşlerdir. Aziz Paul, Hz. İsa’yı mitolojik bir kahramana dönüştürür. Grekçede mitos ile gizem aynı kökten gelir. Dinlerin gizemcileri (mistikler) hep mite başvurdular. Gizem, dile getirilemeyen deneyimlere gönderme yapar, sözün ötesindedir ve dış dünyadan çok iç dünyayla ilişkilidir. Mitoloji ile mantığın birbirini tamamladığı görüşü hakimdir. Umutsuzluklarını gidermeye çalıştıklarında mitin varlık alanına girerler. Onbirinci yüzyılda Müslümanlar felsefenin tinsellikle, kuttören ve yakarışlarla bağdaştırılması gerektiğine karar verdiler ve Sufilerin mitolojik, gizemci dini İslam’a örnek oluşturdu. Benzer bir yaklaşımla, Yahudiler de İspanya’dan kovulduklarında filozoflarının akılcı dininin kendilerine yardımcı olmadığını fark etmiş, Kabala mitlerine dönmüşlerdi. 11.-12. yüzyıllarda Batı Avrupa Hıristiyanları Platon ve Aristo’nun çalışmalarını keşfedince mitlere olan duyarlılıklarını yitirmeye başladılar.
  • 1500-2000 yılları arasındaki Büyük Batı Dönüşümü’ne baktığımızda Avrupa ve daha sonrasında ABD bir uygarlığın temelini attılar. Batılı anlamda modernlik logos’un çocuğuydu. Sanayileşme, tarımın dönüşmesi, toplumu yeniden örgütlemek için yapılan siyasal ve toplumsal devrimler, Aydınlanma, miti yararsız, uydurma ve çağdışı ilan etti. Batı toplumunun yeni kahramanı bilim adamı ya da mucit oldu. Artık değiştirilemez, kutsal yasalar yoktu. Mite bu yabancılaşma, 16. yüzyılda Avrupa dinini çağdaş kılmaya çalışan Reformcularda çok belirgindi. Kilise ayininde İsa’nın kurban edilerek ölümü mitolojik ve sonsuz olması nedeniyle yeniden sahnelenir, böylece onu yaşanan gerçekliğe dönüştürürdü. Reformcuların gözünde ise yaşanmış bitmiş bir olayın anılmasıydı. Matbaanın bulunması, yayılan edebiyat, insanların metin algısını değiştirdi. Toplu okumanın yerini tek başına, sessizce okuma alıyordu. Mit, insanoğlunu evrende önemli olduğuna inandırmıştı. Oysa yeni astronomi ile insanoğlu, evrende ufacık bir yer tutan bir gezegenin kıyısında kalmıştı. Aydınlanma ideallerini (Aydınlanma konusu blogumuzda daha önce yayımlanmıştı) dinsel bir kalıba sokmaya kalkışan yeni Hıristiyan akımlar gibi; Quakerlar, Püritenler gibi tinselliği güçlü akımlar da ortaya çıkmaya başladı. 19. yüzyılda toplum mitolojiyle akılcı bilim arasında bir seçim yapmalıydı, uzlaşma söz konusu değildi. 1882 yılında Nietzsche Tanrı’nın öldüğünü duyurdu. Mit, kült, kuttöresel ve ahlaki yaşayış olmayınca kutsal ölmüştü. Mitin yalan olduğunu ya da düşüncenin önemsiz bir boyutunu temsil ettiğini söyleyen 19. yüzyılın ardından, 20. yüzyılda enikonu ırkçı, etnik, küçültücü ve bencil, “öteki”ni yaratan; merhamet duygusu taşımayan, yaşamın kutsallığına saygı duymayan; modernleşmeyi başaramamış; toplu öldürmelere ve soykırıma yol açan yıkıcı mitolojiler ortaya çıktı.
1600’lerde İngiltere’de ve Britanya kolonisi Amerika’da Quakerlar ölümle cezalandırılıyordu. Fotoğraf:www.worldandi.com

1600’lerde İngiltere’de ve Britanya kolonisi Amerika’da Quakerlar ölümle cezalandırılıyordu.
Fotoğraf:www.worldandi.com

Mitos 3

  • MÖ yaklaşık 20.000-8000 arasına tarihlenen Paleolitik, yani avcı toplumların mitolojisinin temeli, göksel varlıklarla daha yakın yaşanan bu dönemde, tanrılar arasına katılma yönündeydi. Taş, kutsal olanın kendini göstermesi; kendini yenileme yeteneğine sahip olan ağaç mucizevi diriliği; ayın büyümesi küçülmesi kutsal güçlerin yeniden dirilişi; bunların kutsal sayılmalarının nedeni gizli gücün dışavurumu olmalarıydı. Gökyüzü erişilmezdi, aşkın olmanın ta kendisiydi. Hemen her tapınağın bir Gök Tanrısı vardı. Şamanların ruhu esrime anında havaya süzülüp halkın iyiliği için tanrılarla görüşürdü. Daha sonraki yüzyıllarda bu inanışlar, peygamberlerin yüksek dağlara çıkmaları, göğün çeşitli katlarına çıkmaları ile devam etmiş, uçuş ve göğe yükselişle ilgili mitler bütün kültürlerde görülmüştür. Avcı toplumlarda hayvanlar üstün akla sahiptirler. Altın Çağ’da, yani günah işlenmeden önce, insanoğlunun hayvanlarla konuşabildiği düşünülür. Mit, kutsal bilgiyi ortaya koyar. Mite dayalı anlatı, bizi alışıldık dünyanın kesin bilinenlerinin ötesine taşımak üzere tasarlanmıştır. Kahramanlık mitlerinin, şamanlarla avcıların deneyimlerinden doğduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır. Kahramanlık mitosu insanın içine öyle işlemiştir ki, tarihsel kişilerin yaşamları bile bu arketipal örüntüye göre anlatılır.
Bol bol balık yakalayabilmek için su perisine adak olarak ırmağın kıyısındaki bir ağaca çeşitli renklerde kumaş parçaları, ya da ip, bez parçaları, püsküller bağlamak, günümüzde de devam eden tapınma biçimlerinden biri. Aynı şekilde, kutsal sayılan yerlerde, ziyaretçiler, dilek ağaçlarına ipler ve çaputlar bağlıyorlar, buna yalma geleneği deniyor. Neredeyse tüm kültürlerde bulunan bu geleneğin çıkış noktası ağacın kutsallığı. Ağaca bağlanan bu kumaş parçaları, kansız kurbanlar sayılıyor. Mardin, Dara.

Bol bol balık yakalayabilmek için su perisine adak olarak ırmağın kıyısındaki bir ağaca çeşitli renklerde kumaş parçaları, ya da ip, bez parçaları, püsküller bağlamak, günümüzde de devam eden tapınma biçimlerinden biri. Aynı şekilde, kutsal sayılan yerlerde, ziyaretçiler, dilek ağaçlarına ipler ve çaputlar bağlıyorlar, buna yalma geleneği deniyor. Neredeyse tüm kültürlerde bulunan bu geleneğin çıkış noktası ağacın kutsallığı. Ağaca bağlanan bu kumaş parçaları, kansız kurbanlar sayılıyor.
Mardin, Dara.

Mumlar yakmak, ateşe, suya ve taşlara dua etmek ve bunların sonucunda tanrılardan birşeyler beklemek...Bunlar, kökleri ateşin kutsal olduğu düşünülen çok eski zamanlara uzanan inançların günümüzdeki kalıntıları. Ateşe yağ dökerek ya da şarap veya su serperek kansız kurbanlar sunuluyor. Fotoğrafta, dağın tepesindeki yöresel bir ibadet yerinde, günlük giysileri içinde bir şaman, yanan ateşin önünde mum yakıp, alevlere ağzından alkol püskürterek, hastanın iyileşmesi için yapılan ayini yönetiyor. Guatemala, Chichicastenango, Pasqual Abaj. Fotoğraflar: Gülüm Ilgaz.

Mumlar yakmak, ateşe, suya ve taşlara dua etmek ve bunların sonucunda tanrılardan birşeyler beklemek…Bunlar, kökleri ateşin kutsal olduğu düşünülen çok eski zamanlara uzanan inançların günümüzdeki kalıntıları. Ateşe yağ dökerek ya da şarap veya su serperek kansız kurbanlar sunuluyor. Fotoğrafta, dağın tepesindeki yöresel bir ibadet yerinde, günlük giysileri içinde bir şaman, yanan ateşin önünde mum yakıp, alevlere ağzından alkol püskürterek, hastanın iyileşmesi için yapılan ayini yönetiyor.
Guatemala, Chichicastenango, Pasqual Abaj.
Fotoğraflar: Gülüm Ilgaz.

  • MÖ yaklaşık 8000-4000 arasına tarihlenen Neolitik, yani tarım toplumlarının mitolojisi, bütün yaratıkları, bitkileri, hayvanları ve insanları içinde barındırdığı için kusal kabul edilen toprağı, dolayısıyla anaerkilliği  yüceltme üzerine kuruludur. Avrupa ve Kuzey Amerika’daki en erken yaratılış mitlerinden bazıları ilk insanların bitkiler gibi topraktan türediklerini varsayıyordu. Paleolitik çağdan kalma eski kahramanlık öykülerinde halkına yardım getirmek uğruna tehlikeli bir yolculuğa çıkanlar çoğu zaman erkek kahramanlardı. Neolitik devrim ertesinde erkekler çaresiz ve edilgindir. Dünyayı dolaşan, ölümle savaşan, insan soyuna yiyecek getiren tanrıçadır. Toprak Ana, kadın kahramanlığının simgesine dönüşür. Dönemin mitolojisinde, yaşamla ölümün birbirinden koparılamaz olduğu, toprağın ölüp yeniden canlanması ile, ölümün korkutucu, ürkütücü ve kaçınılmaz olduğu, fakat son olmadığı işlendi. Tohumun yeni ürünler vermesi için ölmesi gerekiyordu. Ölümle yüzleşerek, ruhsal açıdan tazelenme, daha gözü pek yaşama, ölüm karşısında sakin davranarak yeryüzünü daha dolu yaşama amaçlandı.
MÖ 7200-5900 arasına tarihlenen Çatalhöyük’ün ünlü ana tanrıça heykelciği.

MÖ 7200-5900 arasına tarihlenen Çatalhöyük’ün ünlü ana tanrıça heykelciği.

Çatalhöyük Neolitik kenti, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

Çatalhöyük Neolitik kenti, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.

  • Yazının bulunması, ilk kentlerin kurulması ile ilk uygarlıklar dönemi MÖ yaklaşık 4000-800’e tarihlenir. İnsanoğlu tarihin her yeni çağına girdiğinde, hem insanlık hem de tanrısallıkla ilgili fikirlerini değiştirir. Şimdi sahnede insan faaliyetleri olduğundan, tanrılar uzaklaşmışlardı ama tanrılar da insanlar gibi kent planlamacısıydı. Tufan, tanrıların dünyadan ellerini çekmelerinin başlangıcına işaret etmektedir. Dünyanın yaratılması ardı arkası kesilmeyen bir süreçti ve ilk varlığın yaratılması için simgesel olarak ilk kargaşaya, kaosa, dönülmesi kaçınılmazdı. Mit ve ona eşlik eden kuttörenler, olayların iyiye gitmeden önce iyice açmaza girebileceğini; sağ kalmanın ve yaratıcılığın savaşmayı gerektirdiğini gösterdi. Kendilerini feda etmeye hazır olmadıkça ne tanrılar ne de insanlar gerçek anlamda yaratıcı olabilirdi. Göksel yardım almadan, kendi deneyimlerinden ders çıkarmayı öğreten, son biçimini MÖ 1300 yıllarında aldığı düşünülen Gılgamış Destanı da dönemin tinsel boşluğunu temsil ediyordu. Tanrılar dünyasını aramak kültürel gerilemeyi temsil ediyordu. Bu durum, başka bir dönüşüme yol açtı.
Akad çivi yazısı ile 12 kil tablete kaydedilmiş olan Gılgamış Destanı için tarihin yazılı en eski destanı, Uruk Kralı Gılgamış için de tarihteki ilk kral kahraman deniyor. Sümerler, Gılgamış’ın vücudunun üçte ikisinin tanrı olduğuna inanmışlar. MÖ 720’ye tarihlenen, Irak’ta, günümüzdeki adıyla, Horsabad Köyü’nde, Musul’un Fransız konsülü Paul Emil Botta’nın 1843’te bulduğu Asur Sarayı’ndan çıkma Gılgamış ve Aslan adlı heykel , İstanbul’dan alınan izinlerle yurtdışına götürülmüş. Bugün Paris’te, Louvre’da sergileniyor.

Akad çivi yazısı ile 12 kil tablete kaydedilmiş olan Gılgamış Destanı için tarihin yazılı en eski destanı, Uruk Kralı Gılgamış için de tarihteki ilk kral kahraman deniyor. Sümerler, Gılgamış’ın vücudunun üçte ikisinin tanrı olduğuna inanmışlar. MÖ 720’ye tarihlenen, Irak’ta, günümüzdeki adıyla, Horsabad Köyü’nde, Musul’un Fransız konsülü Paul Emil Botta’nın 1843’te bulduğu Asur Sarayı’ndan çıkma Gılgamış ve Aslan adlı heykel , İstanbul’dan alınan izinlerle yurtdışına götürülmüş. Bugün Paris’te, Louvre’da sergileniyor.

Mitos 2

  • Tufan mitosu dünyanın hemen her bölgesinde bulunan bir mitostur: Mitoslar ya yayılma yolu ile ya da benzeri durumlarla karşı karşıya kalan bir toplulukta, düşgücünün, öteki topluluktan bağımsız çalışmasının ürünüdür.
  • Tufan mitosu, Sümer ve Babil’in Mezopotamya’da bulunuşunun, Dicle ve Fırat’ın belli aralarla görülen sellerin ürünü olarak açıklanabilir. Ama, bu tür sellerin görülmesi olanağının bulunmadığı ülkelerde de tufan mitosu ile karşılaşmamız, onun kaynağından buraya taşındığını gösterir. Gezilerin, alış veriş amaçlı gidiş gelişlerin, halkların göç hareketlerinin ve istilaların, mitosların bir ülkeden ötekine taşınmasını sağlayan yollar olduğunu söyleyebiliriz.
  • Yitik cennet miti de bütün kültürlerde vardır. Antik toplumlarda mitolojilerle dinler çoğu zaman yitik cennete özlemleri yansıtır.
  • Mitolojik figürlerin adları gündelik dile girmiş, bazı tabirlere adını vermiştir. Pek çok dilde günlerin adları tanrıların adlarından türetilmiştir. Eros’un adı, gündelik dile erotik tabiri ile yerleşmiştir.
  • Babil yaratılış mitosunun odağındaki bir öge olan ejderin öldürülmesi mitosu, Perseus ile Andromeda, Herkül ile Lerna ejderi Hidra, Siegfried ile Fafnir, Beowulf ile Grendel efsanelerinin doğmasına yol açmış, St. George ile Ejder’de varlığını sürdürmüştür.
  • Mitolojinin zamanı ve uzamı, bizim zamanımıza ve uzamımıza benzemez, mitik zaman vardır. Mitoloji zamansızlığa işaret eden bir sanat biçimidir. Gerçekle gerçekdışı daha pek ayrılmamıştır.
  • Mit, başkasının inancından öğrenilmiş bir bilgidir.
  • Bu anlatılar ne öykü, ne şiirdir; verilen ne olaylardır, ne de duygular.
  • Mit ne doğru, ne de yanlıştır. Akılla değil, içgüdüsel duygularla irdelenmelidir. Anlattığı masalların nesnel gerçeklik taşıdıklarını savunmaz. Roman, opera ya da bale gibi mite de yalandan inanılır.
  • Mit gerçeklere dayalı bilgi verdiği için değil, etkili olduğu için gerçektir.
  • Kökeninde, halkların gerçekten doğru olanı söylemek için masallar uydurma dehası vardır.
Yılan saçlı Medusa’nın kanından doğan kanatlı at Pegasus, Yunan mitolojisindeki Perseus ve Bellerophontes efsanelerinde önemli bir rol oynar. Önce Perseus’u sırtına alır ve güzel Andromeda’yı kurtarmaya koşar. Sonra Bellerophontes’le birlikte ağzından alevler saçan Khimaira’yı öldürür. En sonunda baş tanrı Zeus tarafından bir takımyıldıza dönüştürülür ve tanrıya şimşekle yıldırım taşır. Pegasus’un öyküsü, Eski Yunan sanatının olduğu kadar Avrupa klasik sanatının da gözde konularından biridir. O, kanatlarıyla ruhun özgürlüğünü ve ölümsüzlüğünü temsil eder. Pegasus and Andromeda, Peter Paul Rubens, 1620. Fotoğraf:wiki.cultured.com

Yılan saçlı Medusa’nın kanından doğan kanatlı at Pegasus, Yunan mitolojisindeki Perseus ve Bellerophontes efsanelerinde önemli bir rol oynar. Önce Perseus’u sırtına alır ve güzel Andromeda’yı kurtarmaya koşar. Sonra Bellerophontes’le birlikte ağzından alevler saçan Khimaira’yı öldürür. En sonunda baş tanrı Zeus tarafından bir takımyıldıza dönüştürülür ve tanrıya şimşekle yıldırım taşır. Pegasus’un öyküsü, Eski Yunan sanatının olduğu kadar Avrupa klasik sanatının da gözde konularından biridir. O, kanatlarıyla ruhun özgürlüğünü ve ölümsüzlüğünü temsil eder.
Pegasus and Andromeda, Peter Paul Rubens, 1620.
Fotoğraf:wiki.cultured.com

  • Konular açısından mitoslara baktığımızda tanrıların ve kahramanların öyküleri, varoluşlar, dünyanın ve insanın yaratılışı, aşk ve serüven öyküleri, evrensel tinsellik, doğal güçlerle duygu birliğine girme, büyük ailelerin öykülerini görürüz. Yunan mitolojisi ise kabaca Troya Savaşı’ndan önce ve sonra olarak ayrılabilir.
  • Kahraman miti bize hayran olacak ikonaları sağlamayı amaçlamazdı; içimizdeki kahramanlık damarını kabartmak üzere tasarlanmıştı. Mit, öykünmeye yöneltmelidir.
  • Mitolojilerde her şey çok olağandır, doğum, cinsellik vs.
  • Mitolojilerde, genelde, ölüm yerine bir yolculuk vardır.
  • Mitlerde ortak simgeler vardır. Yılan, su, ağaç bunlardan bazılarıdır.
  • Su- Kaos hemen tüm mitlerde su ile bağlantılı düşünülmüştür. Kaostan sonra yaşam yeniden canlanmıştır. Dolayısıyla su hayat veren bir elementtir, hayat su ile başlar.
    Suyun düşsel bir yönü vardır. Bilinç ve bilinçaltı da su ile bağlantılı olarak düşünülür.
    Jung’un yorumunda su içmek bilgi edinmektir.
  • Yılan-İnsandan önce yaratılan, hem bataklıkta, hem de çölde yaşayabilen yılan dayanıklılığın;
    Islak mekan ile bağlantısı şifanın, dolayısıyla tıbbın;
    Gerek kuyruğunu ağzına alabilmesi, gerekse deri değiştirmek suretiyle gençleşebilmesi, buna ilaveten gökteki simgesi olan ayın büyümesi-küçülmesi gibi dairevi hareketi ile yeniden doğuşun sembolüdür.
    Freud’un görüşünde fallik bir unsur olarak kabul edildiğinden de bereketin simgesidir.
    Derinlik, karanlık yeraltının negatif enerjisi ile yüklü olduğu kabul edildiğinden dipteki yılan hareket edince deprem, tsunami gibi felaketlere neden olduğu düşünülür.
  • Ağaç-Çingene, Nordik, İran ve Amerikan mitolojisinde insan ağaçtan yaratılır. Erkek güzeli Adonis de ağaç kabuğundan doğmuştur. “Hayat ağacı”. Ağaç günlük hayatta nesnel olarak (sal, ev, eşya gibi), mitlerde ise motif olarak devam eder. Dolayısıyla devamlılık, ölümsüzlük simgesi olduğu gibi  bilgelik simgesidir de. Buda, ficus religiosa’nın altında otururken aydınlanmıştır.
    Kökü toprakta olduğundan anaerkilliği, dalları ataerkilliği simgeler.

 

Mitos 1

Mitos yazısında Yararlanılan Kaynaklar

  • Ortadoğu Mitolojisi, Samuel Henry Hooke, İmge Kitabevi, 2002.
  • Kızılderili Mitolojisi, Alice Marriott ve Carol K. Rachlin, İmge Kitabevi, 1994.
  • Yunanlılar Mitlerine İnanmışlar mıydı?, Paul Veyne, Dost Yayınları, 2003.
  • Mitolojinin Kanatlı Atı: Pegasus, Ahsen Erdoğan, Pegasus 62-65.
  • Hepimiz Yamyamız, Claude Lévi-Strauss, Metis Yayınları, 2013.
  • Guatemala Efsaneleri, Miguel Angel Asturias, Okyanus Yayıncılık, 1997.
  • Güzelliğin Tarihi, Umberto Eco, Doğan Kitap, 2006.
  • Mitlerin Kısa Tarihi, Karen Armstrong, Merkez Kitapçılık, 2005.
  • Penelopia, Margaret Atwood, Merkez Kitaplar, 2006.
  • Jung Kilit Fikirler, Ruth Snowden, Optimist Yayınları, 2012.
  • Jung Psikolojisi, Frieda Fordham, Say Yayınları, 1999.

 

MİTOS  1

  • Mitos (efsane), doğaüstü varlıklara ilişkin olaylar ve bunlara karşı çıkan olaylar için kullanılır. Destan (legend), efsanenin karşıtı olarak, insanların yarattığı olaylar için kullanılır: kahramanların yaptıkları işler gibi. Bilgi (lore) ve halkbilimi (folklore) ise gündelik olaylar için kullanılır.
  • Mitoloji, insan soyunun yüzyıllar önce, dünya daha gençken, neler düşündüğünü gösterir.
  • Mitoloji, insanoğlunun çok erken tarihlerden başlayarak günlük deneyimlerinin ötesine geçen fikirler üretme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlar.
  • Mitos düşgücünün ürünüdür.
  • Mitos, belli bir durumun yarattığı bir üründür. Yepyeni olanakları görmemize yardım eden bir oyundur. Koşullar değiştikçe, öykülerimizi başka türlü dile getiririz. Mitler en temel korkularımızı ve isteklerimizi yansıtırlar.
  • Bilim ve teknoloji gibi mitoloji de, bu dünyada daha etkin yer edinmekle ilgilidir.
  • Mitler, doğal, toplumsal ya da dinsel fikir ve olguları açıklamaya çalışan geleneksel öykülerdir.
  • Mitler yaşamlarımıza yansıyan ve onlara biçim veren evrensel ve zamanı belirsiz öykülerdir; isteklerimizi, korkularımızı, özlemlerimizi irdeler, bize insan olmanın anlamını hatırlatan anlatılar sunarlar.
  • Bütün toplumlarda mitler vardır. Bir mit anlatıldığı yere göre bambaşka bir kılığa bürünebilir. Doğu’da daha mistik, Batı’da daha nesneldir.
  • Mitoloji arkaik çağda tarih ile eşanlamlıdır. Herodot ile historia kelimesi ilk kez kullanılır ve mitos ile tarih ayrılır.
  • Mitos, belli bir şeyi yapma niyetini gösterir. Mitos hakkında sorulması gereken soru onunla ne yapmak niyetinde olunduğu, yani işlevinin ne olduğudur.
  • Mit, doğru anlaşılırsa, bizi uygun adımı atmak için doğru ruhsal ya da  psikolojik duruşa getirir. Mitoloji insanın içinde yaşadığı sorunlu durumla baş edebilmesine yardım etmek üzere kurgulanmıştır.
  • Mitolojiye kalıcı veya kadim felsefe adı da verilir. Kalıcı felsefeye göre, bu dünyada yaşanan her şeyin, tanrılar dünyasında mutlaka bir sureti vardır.
  • Mit ve kült uygulamaları, kutsal anlayışının iletilmesine yardımcı olur ve çoğu zaman bunu birlikte yerine getirirler.
  • Mitin doğru anlamını kavramak için ayinleri yerine getirmek yetmez, doğru ahlaki tutumu takınmak gerekir.
  • Mit bir zamanlar – bir biçimde – yaşanmış, aynı zamanda da hep yaşanan bir olaydır.
  • Mitler, yeryüzüne saygı göstermemize yardımcı olur.
  • Korkularla, arzularla başa çıkmak, ahlaki ve manevi bilgiye sahip mitolojinin görevidir.
  • Mit psikolojinin ilk biçimiydi.
  • İşlevleri açısından bakıldığında mitos türleri: ritüel mitosları, orijin mitosları, kült mitosları, prestij mitosları, eskatalogya mitosları olarak sınıflandırılabilir. Ama genel olarak amacı sosyal düzen getirmektir. Dil, din ve mit toplumu bir arada tutar.
  • Mitosun en eski türü olan ritüel (tören) mitoslarının amacı topluluğun esenliğini sağlamaktı. Bu mitoslar hakkındaki bilgimizin kaynağı olan metinlerin çoğu, tapınak arşivlerinden gelmektedir. Orijin mitoslarının işlevi, bir göreneğin, bir adın, bir nesnenin nasıl doğduğunun açıklamasını sunmaktır.
  • Yahudilik’in gelişmesi sırasında, mitosun yeni bir kullanım biçiminin, kült mitosunun doğduğu görülür. Mitos, bu biçiminde de bir durumu betimlemekte, söz konusu durumun sürmesini sağlama işlevine sahip olmakla birlikte, artık bu işlevleri sihirsel bir güçle değil, moral güç ile yerine getirmeye çalışmaktadır.
  • Prestij mitoslarının işlevi, bir halk kahramanının doğuşuna ve yaptıklarına bir gizem ve mucizevi bir hava vermektir.
Prestij mitosları ünlü kentlerin adları çevresinde oluşma eğilimi gösterir. Mitolojiye göre Romus ve Romulus MÖ 753’de Roma şehrini kuran, savaş tanrısı Mars ile Rhea Silvia’nın ikizleridir. Ataları ise, tanrıların eliyle kurulmuş Troya’dan kaçan Afrodit’in oğlu Aeneas’tır. Romus ve Romulus ırmağa bırakıldıklarında dişi bir kurt onları sudan çıkarır ve mağarada emzirir. Daha sonra çiftçi bir aile tarafından bulunarak evlat edinilirler. Roma şehrini kurmak için de kurt tarafından emzirildikleri yeri seçerler. Bu yerin etrafını çevirirken kavga ederler ve Romulus, Romus’u öldürerek tahtın tek sahibi olur. Bu söylence, mitolojiye Etrüskler aracılığıyla geçmiştir. Kardeşleri besleyen kurt genellikle kara renkli olarak betimlenir. Türk mitolojisi ile bu mitoloji arasında benzerlik olduğu savunulur. Bir başka çıkarım ise, Troya yenilince İtalya’ya gelen Aeneas’tan ötürü Roma’nın Troya’nın devamı olduğudur. Başka bir söylenceye göre ise, Vesta rahibelerinden biri tanrı Mars’tan gebe kalır ve Romus ile Romulus’ü dünyaya getirir. Tanrı Mars’ın simgesi dişi kurttur ve ikizleri de bir dişi kurt besler. Fotoğraf:uludagsozluk.com

Prestij mitosları ünlü kentlerin adları çevresinde oluşma eğilimi gösterir. Mitolojiye göre Romus ve Romulus MÖ 753’de Roma şehrini kuran, savaş tanrısı Mars ile Rhea Silvia’nın ikizleridir. Ataları ise, tanrıların eliyle kurulmuş Troya’dan kaçan Afrodit’in oğlu Aeneas’tır. Romus ve Romulus ırmağa bırakıldıklarında dişi bir kurt onları sudan çıkarır ve mağarada emzirir. Daha sonra çiftçi bir aile tarafından bulunarak evlat edinilirler. Roma şehrini kurmak için de kurt tarafından emzirildikleri yeri seçerler. Bu yerin etrafını çevirirken kavga ederler ve Romulus, Romus’u öldürerek tahtın tek sahibi olur. Bu söylence, mitolojiye Etrüskler aracılığıyla geçmiştir. Kardeşleri besleyen kurt genellikle kara renkli olarak betimlenir. Türk mitolojisi ile bu mitoloji arasında benzerlik olduğu savunulur. Bir başka çıkarım ise, Troya yenilince İtalya’ya gelen Aeneas’tan ötürü Roma’nın Troya’nın devamı olduğudur.
Başka bir söylenceye göre ise, Vesta rahibelerinden biri tanrı Mars’tan gebe kalır ve Romus ile Romulus’ü dünyaya getirir. Tanrı Mars’ın simgesi dişi kurttur ve ikizleri de bir dişi kurt besler.
Fotoğraf:uludagsozluk.com

Romulus ve Remus’u Emziren Dişi Kurt, Peter Paul Rubens, 1614-16. Fotoğraf: wikipedia.org

Romulus ve Remus’u Emziren Dişi Kurt, Peter Paul Rubens, 1614-16.
Fotoğraf: wikipedia.org

  • Eskatalogya (mahşer ve ötedünya yaşamı ile ilgili konular) mitosları Zoroastercilik, Yahudi ve Hıristiyan düşünüşünün karakteristik bir ögesidir. En eksiksiz görünümü Yeni Ahit’in Yuhanna’nın Vahyi (Revelation) kitabıdır. Bu mitosun işlevi, insanlara başka yollarla dile getirilemeyecek şeyleri, imgeler kullanarak, simgesel terimlerle anlatmaktır. Burada mitos, simgeciliğin bir uzantısı olur.

 

 

 

Tarih Akışı İçinde Mozaik

Mozaik konusunu :

  • Tarihin Akışı İçinde Mozaik
  • Afrika Mozaikleri Tunus

*El Jem
*Sousse
*Bardo

  • Afrika Mozaikleri Libya
  • Suriye’de Mozaik

*Bosra
*Shahba

  • Türkiye’de Mozaik

*İstanbul
*Hatay
*Adana

  • Belkıs Zeugma

başlıkları altında işleyeceğiz.

 

  Yararlanılan Kaynaklar

  • Sousse Museum, Alain Rebourg, céres editions, 1995.
  • Mosaics of the Bardo Museum, Aicha Ben Abed Ben Khader, céres editions, 1998.
  • İstanbul Büyük Saray Mozaiği, Werner Jobst, Behçet Erdal, Christian Gurtner, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1997.
  • Belkıs-Zeugma ve Mozaikleri, Editör Yrd. Doç. Dr. Rifat Ergeç, Sanko, 2011.
  • Antioch Mosaics, Editör Fatih Cimok, A Turizm Yayınları, 1999.
  • Zeugma dünyanın incisi ama…, Özgen Acar, Cumhuriyet, 7 Ağustos 2004.
  • New Finds; no funds, The Economist, June 19th 2004.
  • Kariye Müzesi, Ali Kılıçkaya, Müze Eserleri Turistik Yayınları.
  • Chora The Scroll of Heaven, Cyril Mango, Ahmet Ertuğ, Ertuğ&Kocabıyık, 2000.
  • Aşk Kırgınları, Nedim Gürsel, Doğan Kitap, 2013.
  • Venice, ed. Stefano Zuffi, Leonardo Arte, 1999.

 

TARİHİN AKIŞI İÇİNDE MOZAİK

Fotoğraf Eda Emiroğlu.

Fotoğraf Eda Emiroğlu.

Mozaik taş, metal, cam, çini ya da deniz kabuğundan,  kenar uzunluğu yaklaşık 1 cm olan, harç ya da yapıştırıcı bir malzeme sürülmüş duvar ya da döşeme zemini üstüne bir desen oluşturacak şekilde yapılan yüzey bezemesidir. Mozaiği meydana getiren tek tek taşlara tessera denir. 2-5 mm küçüklüğünde tesseralar da kullanılmıştır.

Bazı mozaik tablolar sanatçının atölyesinde hazırlanıp sonra yerine konmuştur.

Mozaik sanatçısının malzemesi kısıtlıdır. Dolayısıyla renk çeşidi de kısıtlıdır. Resme göre ışık-gölge karşıtlıklarını aktarma açısından da sınırlı kalır.

Bilinen en erken tarihli mozaik MÖ 8. yüzyıldan kalmadır ve çakıl taşlarından yapılmıştır.

Yunanistan’da MÖ 5. yüzyılda siyah, beyaz ve grinin tonlarındaki çakıl taşlarıyla zeminler kaplanıyor ve yol döşemeleri yapılıyordu.

MÖ 4. yüzyılda ise kırmızı ve yeşile boyanmış çakıl taşları kullanılmaya başlandı.

Romalılar konutlarının yer döşemelerinde yaygın olarak mozaik kullandılar. İtalya’da Pompei, Herculaneum, Ostia’da, Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde, Bizans mozaik sanatının en üstün örnekleri Ravenna’da görülebilir.

Roma kültüründe, zenginlerin şehrin yüksek kesimlerinde, gösterişli villalarda oturmaları bir gelenektir. Villalar çağı da denebilecek bu dönem, mozaik sanatına olan rağbetin arttığı dönemdir. Çünkü mozaiksiz bir villa düşünmek mümkün değildir. Sıcak yaz aylarında, villalarda oda tabanını ıslatarak serinlemek en geçerli yoldur. Çare, sert ve çamurlaşmayacak bir yüzeydir.

Mozaikler heykel, resim, halı, kilim, keramik, madeni eserler gibi sanatsal ifade araçlarının ayrı ayrı yansıttığı estetik ve dini duyguların hepsini birden kapsayabilmektedir.

Zaman içinde siparişi veren ev sahibi tarafından tercih edilen figürleri, yaptıran ve ailesiyle özdeşleştirme düşüncesi beliriyor.

Tarihte bilinen en eski cam eşyalar MÖ yaklaşık 15. yüzyılda Mısır’da üretilmiş vazolardır. MÖ 1. yüzyılda ise Suriyeli cam ustaları üfleme yöntemini buldu. Mozaikte cam Helenistik Dönemde (MÖ 323-MÖ 146/30) kullanılmaya başladı ve bütün Bizans Dönemi boyunca bu tekniğin en önemli malzemesi oldu. Ama kullanılan camın ışığı yansıtma özelliği nedeniyle resimde elde edilemeyen bir parlaklığa erişti..

Cam her renkte yapılabildiği için mozaikte renk kısıtı bitti.

Erken Hıristiyanlık Döneminde (4.-7. yüzyıllar arası) camın üstüne metal varak kaplanarak altın ve gümüş tessera yapımı ile ışığın çok daha yoğun yansıması başladı. Altın, Bizans mozaiklerinin en tipik özelliklerinden biri oldu.

İslam sanatında mozaik pek kullanılmamıştır. Ancak, Arapların Bizans ile ilişkileri, Şam’daki Emeviye Camisi, Kudüs’teki Kubbetü’s Sahra gibi önemli yapılarda Bizanslı sanatçıların çalıştırılmasıyla mozaik duvar bezemelerinin yaptırılmasını getirmiştir.

Suriye’nin başkenti Şam’daki Emevi Camii’nin giriş kapısı üzerindeki Şam şehrini tasvir eden mozaik panosu, roket isabet etmeden önceki hali ile. Kullanılan tessera seramik değil cam ve taştır. Mozaik kullanımı gibi caminin iki katlı revakları da Bizans’tan alınma. Devşirme mabedi yapan Antakyalı mimarlar daha önce hep kilise yapmışlardı. Caminin planı da bazilikal plandır. Hazine Odası’nın üstünde ve Batı cephesinde de mozaik işlemeler vardır. Batı cephesinde 37 metre uzunluğundaki mozaik tabloda  Hz. Muhammed’in Şam’ı seyrettiği söylenen Barada Vadisi tasvir edilmiştir. Cami, 634 yılında, Şam'ın Araplar tarafından alınmasından sonra, Roma İmparatoru I. Konstantin zamanından beri Vaftizci Yahya'ya adanmış Hıristiyan bazilikanın yerine  yapılmıştır.

Suriye’nin başkenti Şam’daki Emevi Camii’nin giriş kapısı üzerindeki Şam şehrini tasvir eden mozaik panosu, roket isabet etmeden önceki hali ile. Kullanılan tessera seramik değil cam ve taştır.
Mozaik kullanımı gibi caminin iki katlı revakları da Bizans’tan alınma. Devşirme mabedi yapan Antakyalı mimarlar daha önce hep kilise yapmışlardı. Caminin planı da bazilikal plandır. Hazine Odası’nın üstünde ve Batı cephesinde de mozaik işlemeler vardır. Batı cephesinde 37 metre uzunluğundaki mozaik tabloda Hz. Muhammed’in Şam’ı seyrettiği söylenen Barada Vadisi tasvir edilmiştir. Cami, 634 yılında, Şam’ın Araplar tarafından alınmasından sonra, Roma İmparatoru I. Konstantin zamanından beri Vaftizci Yahya’ya adanmış Hıristiyan bazilikanın yerine yapılmıştır.

Eski ve Yeni Ahit San Marco’nun duvarlarında biçim bulmuş, harflerden değil, biçim ve renklerle halkın önce gözüne ulaşmıştır. Marcel Proust San Marco mozaikleri için şöyle yazmış: “İlk kez, çan kulelerinin meleklerine dek her şeyi tutuşturan  Venedik güneşinin giremediği San Marco’nun loş duvarlarındaki kendi ışıklarıyla parıldayan mozaiklerde okuduğumu anımsıyorum bu kitabı (Eski ve Yeni Ahit).”  San Marco’nun mozaikleri dört bin metre kare alanı kaplamaktadır. Erken 12. yüzyıldan başlayan mozaik yapımı değişik dönemlerde de devam etmiş. San Marco Bazilikası’nın içinde turistlere  fotoğraf çekme izni verilmediği için fotoğrafı marjan.bazilicasanmarco.blogspot.com’dan aldık.

Eski ve Yeni Ahit San Marco’nun duvarlarında biçim bulmuş, harflerden değil, biçim ve renklerle halkın önce gözüne ulaşmıştır. Marcel Proust San Marco mozaikleri için şöyle yazmış:
“İlk kez, çan kulelerinin meleklerine dek her şeyi tutuşturan Venedik güneşinin giremediği San Marco’nun loş duvarlarındaki kendi ışıklarıyla parıldayan mozaiklerde okuduğumu anımsıyorum bu kitabı (Eski ve Yeni Ahit).” San Marco’nun mozaikleri dört bin metre kare alanı kaplamaktadır. Erken 12. yüzyıldan başlayan mozaik yapımı değişik dönemlerde de devam etmiş.
San Marco Bazilikası’nın içinde turistlere fotoğraf çekme izni verilmediği için fotoğrafı marjan.bazilicasanmarco.blogspot.com’dan aldık.

Bizans mozaik sanatının etkisi Ortaçağ’da Avrupa’ya yayıldı.

Rönesans’taki gerçekçilik arayışı ile mozaik giderek yaygınlığını yitirdi.

16. yüzyılın sonlarıyla 17. yüzyılda commesso denen Floransa Mozaiği  akik, kuvars, granit, lapis lazuli gibi yarı değerli taşlarla resim yapma tekniğidir. Kullanılacak taşlar o kadar düzgün biçimde kesilir ki, birleşme yerleri neredeyse hiç fark edilmez, birleşme yerlerinin arasından ışık geçmez. Bu üslup ile küçük duvar panoları, masa tablaları yapıldı. Bazı ürünler, yağlıboya resimlerle karşılaştırılabilecek düzeydedir. Floransa tekniğiyle yapılmış bilinen en eski mozaik 14. yüzyıl sonlarında gerçekleştirilmiştir. Bu tekniğin gelişip yaygınlaşması 16. yüzyılda, Medici dükleri dönemine rastlar. 1588’de Floransa’da Sert Taş İşleme Atölyesi kuruldu. Atölye 17. yüzyıl boyunca genellikle, Medici ailesi için çalıştı. 18. yüzyılın başlarında bu teknikle resim yapan sanatçılar bütün Avrupa’da aranır olmuştu. Floransalı ustalar Avrupa saraylarında çalışmaya başladılar. Floransa’daki atölye 20. yüzyılda devlet desteğinde bir kurum olarak çalışmalarını 1920’ye kadar sürdürdü.

Dolmabahçe Sarayı’nın Mabeyn-i Hümayûn kısmında bulunan masa tablası. 19. yüzyıl yapımı Floransa mozaiği. punto-punto.blogspot.com

Dolmabahçe Sarayı’nın Mabeyn-i Hümayûn kısmında bulunan masa tablası. 19. yüzyıl yapımı Floransa mozaiği.
punto-punto.blogspot.com

19. yüzyılda, Avrupa’da mozaik sanatı yeniden canlandı, seri üretimle elde edilen mozaik malzeme ile binalar bezendi. Art Nouveau akımı sırasında mozaik cam işi yeniden gözde oldu. Bu konuya blogumuzda Gaudi’ye yer verdiğimizde değineceğiz.

20. yüzyılda  mozaik modern yapıların kaplanmasında kullanılmaya devam etti.

1911-1923 yılları arasında inşa edilen Stockholm Belediye Sarayı’nın Altın Salon’u Viking kumandanlarının altınlarının muhafaza edildiği altın odasından esinlenerek yapılmış. Salonun tüm duvarları mozaikle kaplı. 18 milyon adet cam tessera kullanılmış. Fotoğraftaki panonun merkezinde İsveç’in koruyucu tanrıçalarından Malaren Gölü Kraliçesi, tepesindeki ilahi ışık ile dünyayı onurlandırırken görülmektedir. Kraliçenin sağında Batı dünyası Eyfel Kulesi, Özgürlük Anıtı ....ile;  solunda ise Doğu dünyası filler, camiler, peçeli kadın..ile tasvir edilmiş, Doğu dünyasında bize de yer ayrılmış. Tabloda İsveç’in Doğu ile Batı’yı birleştirdiği fikri işlenmiştir.

1911-1923 yılları arasında inşa edilen Stockholm Belediye Sarayı’nın Altın Salon’u Viking kumandanlarının altınlarının muhafaza edildiği altın odasından esinlenerek yapılmış. Salonun tüm duvarları mozaikle kaplı. 18 milyon adet cam tessera kullanılmış. Fotoğraftaki panonun merkezinde İsveç’in koruyucu tanrıçalarından Malaren Gölü Kraliçesi, tepesindeki ilahi ışık ile dünyayı onurlandırırken görülmektedir. Kraliçenin sağında Batı dünyası Eyfel Kulesi, Özgürlük Anıtı ….ile; solunda ise Doğu dünyası filler, camiler, peçeli kadın..ile tasvir edilmiş, Doğu dünyasında bize de yer ayrılmış. Tabloda İsveç’in Doğu ile Batı’yı birleştirdiği fikri işlenmiştir.

haber.gazetevatan.com

haber.gazetevatan.com

20. yüzyılda Türkiye’de bu alanda ilk akla gelen sanatçı Bedri Rahmi Eyüboğlu 1950’li yıllarda Bizans mozaikleri ile ilgilenmeye başlamış, daha sonra duvar resimleri ve mozaik panolar yapmıştır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, NATO Genel Merkezi için hazırladığı 50 metre karelik mozaik pano için çalışıyor, 1959. Foto: evvel.org

Bedri Rahmi Eyüboğlu, NATO Genel Merkezi için hazırladığı 50 metre karelik mozaik pano için çalışıyor, 1959. Foto: evvel.org

Taban döşemesi olarak yapılan mozaik panolar günümüzde sergileme kaygısıyla müze duvarlarına da konmaktadır.

Mozaik desenine Dolce&Gabbana 2013 kreasyonunda da yer verilmiştir.

Mozaik desenine Dolce&Gabbana 2013 kreasyonunda da yer verilmiştir.