Kategori arşivi: Eski Kültürler

Çin İmparatorluğu 25 | Diğer Sanat Dalları 4 Lake ve Mine

  • Yeşim dini işler için kullanılırken lake doğrudan doğruya insana hizmet veriyordu.
  • Rhus vernicifera adlı bir ağacın gövdesinden elde edilen, su geçirmez ve saydam bu öz sudan pürüzsüz, sert bir vernik üretilir. Bu maddeyi de Çinliler bulmuşlardı. MÖ 1300’lerden itibaren evlerdeki doğramalar, kaplar, mobilyalar gibi ahşap yüzeyleri kaplamak için lake kullanıldı. Lake, deri veya metal üzerine de uygulanabiliyordu. MÖ 2. yüzyıldan kalma, su basmış bir mezardan hiç bozulmadan çıkmış lake parçaları vardır.
  • Fırça ile sürülüyor, nemli ve karanlık yerde bir kaç ay kurutuluyor, bu işlem defalarca tekrarlanıyor, meydana gelen sert ve düz yüzey ince ince işlenmeye hazır oluyordu. Üzerine oymalar işlenebilecek veya sedey kakma yapılabilecek kalınlığa gelinceye kadar birçok kat sürülürdü.
  • Lakın özelliği, hava ile karşılaştığında son derece sert, ama kırılgan olmayan bir nitelik kazanmasıdır. Bir başka özelliği de çok iyi cilalanması ve parlatılabilmesidir.
  • Bu sanat Çin’den Japonya’ya 6. yüzyılın ortalarında Kore üzerinden, lak ağacı ve Budacılık ile birlikte geçti.
  • Avrupa’da Rhus vernicifera ağacı yoktur.
  • Lake üzerine yapılan süslemeler genellikle çok ayrıntılı peyzajlardır ve çok bol çiçeklerdir.
  • Lakenin doğal rengi gridir. En yaygın lake renkleri kırmızı ve siyahtır.
Bu lake parça zincifre adı verilen mineralle renklendirilmiş.

Bu lake parça zincifre adı verilen mineralle renklendirilmiş.

  • Lake eşyaların yeşil, sarı, mavi, altın ve gümüş renkleri Batı’da çok beğenilmişti.
  • İçine metal teller yerleştirilmiş, mine adı verilen camsı bir malzemeyle kaplanmış, cloisonné (bölmeli) denilen teknikle üretilmiş süs eşyaları Ming Hanedanı döneminde çok revaçtaydı. Bu teknik İran’dan gelmişti. Emaye ürünler, bir metal döküm üzerine yerleştirilen ve lehimlenen bakır şeritlerin içindeki alanlar daha sonra farklı renklerdeki emaye hamurları ile doldurulmakta, ateşte pişirildikten sonra cilalanıp süslenerek metal ve emayenin gözalıcı bir bileşimi oluşturulmaktadır. Başlıca emaye eşya üretim merkezi Beijing’dir.
Beijing’de ziyaret ettiğimiz Cloisonne Ware Factory’de mine işi pek çok çeşit vardı.

Beijing’de ziyaret ettiğimiz Cloisonne Ware Factory’de mine işi pek çok çeşit vardı.

  • Mançular döneminde zenginler serçe parmağı tırnaklarını öylesine uzatırlardı ki, tırnakların kırılmasını önlemek için takılan dekoratif tırnak koruyucuları yapılırdı.
  • Çin’deki sanatkârlar, bir pirinç tanesi büyüklüğündeki küçük fildişi parçaları üzerine manzara veya uzun metinleri oymakta, cam altı boyama yapmada da ustaydılar.
  • Çin’de MÖ 400’lerde icat edilen uçurtma, günümüzde de hem çocuklar hem yetişkinler için cazibesini koruyor.
  • Sanatkârlar, istenen desen, renk, ton ve mekânsal etkileri oluşturmak için bir kaç düzine dikiş türü kullanmaktadır. Çin’deki dört meşhur nakış tarzı, Suzhou, Hunan, Sichuan ve Guangdong tarzlarıdır. Suzhou nakış ürünleri, kedileri ve kırmızı balıkları, Hunan nakış ürünleri aslanları ve kaplanları; Sichuan nakış ürünleri sazanları, horozları ve horozibikleri; Guangdong nakışı ise sıcak bir şekilde dekore edilmiş güneş, yeşil çam ağaçları, yeşil bambu ağaçları, şakayıklar ve kırmızı erik çiçeklerinden oluşan panaromik bir fon üzerindeki Ankaya Tapınan Yüz Kuş eseri ile ün kazanmıştır.
Yeğenimin evinde Suzhou’nun nakışla işlenmiş kırmızı balıkları çerçevelenmiş.

Yeğenimin evinde Suzhou’nun nakışla işlenmiş kırmızı balıkları çerçevelenmiş.

 

Çin İmparatorluğu 24 | Diğer Sanat Dalları 3 Yeşim

MÖ 13.-11. yüzyıllarda, Şang Hanedanı döneminde yeşim taşından yapılmış baltalı kargı parçasının bronz kabzası turkuvaz taşlarla süslenmiş. Şangay Müzesi’nde sergilenmekte.

MÖ 13.-11. yüzyıllarda, Şang Hanedanı döneminde yeşim taşından yapılmış baltalı kargı parçasının bronz kabzası turkuvaz taşlarla süslenmiş. Şangay Müzesi’nde sergilenmekte.

  • Yeşim, Türkistan’dan ve tüm Doğu’dan getirilen, rengi beyazdan koyu yeşile, yeşilin pek çok tonunu taşıyabilen çok sert bir taştır. Siyah yeşim taşına nefrit denir.
  • Yeşimin büyülü güçleri olduğuna, ölüleri koruduğuna inanılıyordu.
  • Yeşimden en çok Gök, Yer ve Atalar törenlerinde kullanılan keskiler, ortası delik diskler, silindirler, prizmalar gibi dinsel amaçlı nesneler yapılırdı.
  • Ortası delik yeşim disk, cenneti/göğü sembolize eder. MÖ 2500’lerden Han Hanedanı dönemine kadar (MÖ 206-MS 220) rahipler tarafından takılırdı.
Han Hanedanı döneminden (MÖ 206-MS 221) günümüze ulaşmış, Milano’daki Poldi Pezzoli Müzesi’nde sergilenmekte olan yeşim taşından işlenmiş stilize kaplan.

Han Hanedanı döneminden (MÖ 206-MS 221) günümüze ulaşmış, Milano’daki Poldi Pezzoli Müzesi’nde sergilenmekte olan yeşim taşından işlenmiş stilize kaplan.

Çin Hanedanı dönemine ait yeşim kapaklı vazo. Milano’da Poldi Pezzoli Müzesi’nde sergileniyor.

Çin Hanedanı dönemine ait yeşim kapaklı vazo. Milano’da Poldi Pezzoli Müzesi’nde sergileniyor.

Kemer kancaları ve tokaları MÖ 300’lerden itibaren soylu erkeklerin giyimlerinin önemli parçalarından biri haline gelmişti. MS 431 yılına tarihlenen Güney Hanedanı dönemine ait yeşim taşından işlenmiş kemer tokası parçası, Şangay Müzesi’nde Antik Çin Yeşim Galerisi’nde sergileniyor.

Kemer kancaları ve tokaları MÖ 300’lerden itibaren soylu erkeklerin giyimlerinin önemli parçalarından biri haline gelmişti. MS 431 yılına tarihlenen Güney Hanedanı dönemine ait yeşim taşından işlenmiş kemer tokası parçası, Şangay Müzesi’nde Antik Çin Yeşim Galerisi’nde sergileniyor.

  • Ölünün ruhunun kaçmasını önlemek için ölünün burun deliklerine, ağzına , kulaklarına yeşim silindirler yerleştirirlerdi.
1968 yılında Çinli arkeologlar, Han Hanedanı’ndan Prens Liu Şeng ve karısının  mezarında yaptıkları kazıda, MÖ 1. yüzyılda ölmüş bu aristokratların yeşim taşından yapılmış cenaze elbiseleri ile gömüldüğünü görmüşler. Her elbisede 2400 parça yeşim taşı, üzeri altın ve ipekle kaplanmış demir tellerle birbirlerine bağlamışlardır. Biz 1991 yılında, Singapur’da The Empress Place’da Çin İmparatorluğu eserlerinin sergisinde Prenses Du Van’ın yeşim taşı elbisesini görmüştük.

1968 yılında Çinli arkeologlar, Han Hanedanı’ndan Prens Liu Şeng ve karısının mezarında yaptıkları kazıda, MÖ 1. yüzyılda ölmüş bu aristokratların yeşim taşından yapılmış cenaze elbiseleri ile gömüldüğünü görmüşler. Her elbisede 2400 parça yeşim taşı, üzeri altın ve ipekle kaplanmış demir tellerle birbirlerine bağlamışlardır.
Biz 1991 yılında, Singapur’da The Empress Place’da Çin İmparatorluğu eserlerinin sergisinde Prenses Du Van’ın yeşim taşı elbisesini görmüştük.

 

 

 

Çin İmparatorluğu 23 | Diğer Sanat Dalları 2 Kil

  • 6. yüzyıldan itibaren Budizm sanat için güçlü bir esin kaynağı oldu.
  • Budizm’in yayılmasından sonra bronz sanatı altın, gümüş ve değerli taşların ilave edilmesi ile pahalı bir sanat halini aldı.
  • Kil, MÖ 3200’de fırınlarda yaklaşık 900 derecede pişiriliyordu. MÖ 1400’lerde çok daha yüksek ısılarda pişirilmeye başlandı ve fırınlanmış kilin üzerini kaplamak için parlak sırlar geliştirilmişti.
  • İlk sırlı kap örneklerine Han dönemi seramiklerde rastlanmıştır. Sırlama en mükemmel haline T’ang Hanedanı (618-906) zamanında erişti.
  • Kaolin adlı bir tür kil temel madde idi. Kaolin yüksek ısıda piştiği zaman yağlı, parlak bir görünüm alıyordu. Üzerine resim çiziliyor, kabartmalar yapılıyordu. Sonra da yeşil-gri seladon sürülüyordu.( Seladon terimi daha sonra tüm Avrupa’da bu tür boyalı seramiğin adı oldu ).
  • Seramikte genellikle sadece resmin üst kısmı boyanır, renkler aşağıya damlayacak şekilde bırakılırdı.

  • Geleneksel manada porselen, iki tür kilin, Çin kili, kaolin, adı verilen ince beyaz bir kil ve Çin taşının (feldispat adı verilen mineralin) 1300 °C üzerindeki ısıda fırınlanması ile yapılır. Çömleklerin aksine vitrifiye (camsı) ve şeffaftır. Bazıları öyle yüksek bir ısıda pişirilmiştir ki, parlak taş görünümü almıştır. Desen olarak balık, kuş, çiçek, canavarlar, dallar, bulutlar, yaşamdan sahneler, Budist, Taoist imgeler kullanılırdı. Porselen Çin’in Avrupa’ya ve Asya’nın diğer bölgelerine ihraç ettiği en önemli mallardan biri haline geldi. Yüksek kaliteli ürünler için bugün bile “china” kelimesi kullanılıyor.
  • Porselene bakır, demir, manganez vs. ile renk verirlerdi.
  • Porselen renkleri şunlardı:

Gri ya da maviye kaçan koyu beyaz : İmparatorluk tipi
Kırmızı lekeli lavanta renkli : C’hun tipi
Kırmızı-kahverengi : Öküz kanı
Hafif portakal renkli ve saydam : Tang tipi(en değerli tip)

İncecik, çok parlak beyaz cila ile kaplanan ünlü porselenlerin adı “Blanc de Chine”
Pembe Aile, Yeşil Aile, Siyah Aile vs. Manchu Hanedanı dönemi.

  • Yuan Hanedanı (1279-1368) zamanında kobalt ve bakır kırmızısı yenilik olarak ilave edildi. Kobalt mavisi boya, seramik üzerine bir tarafı tülbentle kaplı bambu kamışla üflenerek uygulanır, daha sonra sırlama yapılırdı. Bu uygulama sonucu görüntü dümdüz bir mavi değil, sanki yer yer altından beyazlık gözüküyormuş gibi dururdu. Bu yöntem en çok 1662-1722 yılları arasında uygulandı.
  • 15. yüzyıl başında bezemeler daha stilize olmaya başladı. Canavarlar, ejderhalar vs. daha ince kıvrımlı bir form aldılar.
  • Ming döneminin (1368-1640) ünlü mavi ve beyazları üretildi. Bu dönemde parlak renkli bezemeler ve büyük boyutlu vazolar gözde idi. Bugüne kadar yapılan en kaliteli seramiklerden bir bölümü 1400’ler ve 1500’lerde üretilmişti. Mavi-beyazlar Osmanlı sarayına 15.yüzyılda gelmişti. Topkapı Sarayı’nda sergilenmektedir.
  • İmparatorluk porselenleri 1911’e kadar üretildi; her parça üzerinde imparatorun özel simgesi bulunurdu.
  • Çin porseleninin zehir ile renk değiştirdiğine inanıldığından saraylarda kullanımı çok yaygındı.
  • En eski Çin şiiri okunmaktan çok şarkı halinde söylenirdi. İlahiler ve halk şarkılarının sözlerini içeren Şarkılar Kitabı en az 3000 yıllıktır.
  • Zengin evlerinde müzisyenler çalışırdı. Orkestralarda davullar, ziller, panflütler, tunçtan yapılmış çıngırak dizileri ve telli çalgılar kullanılırdı.
  • Müzik hayatın önemli bir parçası olduğundan ölümden sonra da eğlencenin sürmesi için mezarlara müzisyen heykelcikleri konurdu.
  • Müzisyenlere cambazların, hokkabazların ve sihirbazların eşlik ettiği gösteriler sokaklarda, zengin evlerinin avlularında ve pazar yerlerinde yapılırdı.
MS 25-220 arasında hüküm süren Doğu Han Hanedanı dönemine ait müzik aleti çalan kil heykelcik.

MS 25-220 arasında hüküm süren Doğu Han Hanedanı dönemine ait müzik aleti çalan kil heykelcik.

Bambu flüt çalan çocuk figürü, yüksekliği 73cm. Doğu Han dönemi.

Bambu flüt çalan çocuk figürü, yüksekliği 73cm. Doğu Han dönemi.

 

Çin İmparatorluğu 22 | Diğer Sanat Dalları 1 Edebiyat

  • Eski Çinlilerin tanımına göre ancak ahlaksal ya da siyasal bir değeri olan yapıt yazınsal sayılabilir. Bir eser, sadece estetik değeri için önemsenmez.
  • Memuriyete giriş sınavlarında sorulan şeylerin hepsi, yazın türünden şeylerdi. Sınavı kazanana “bilgin” deniyor, yani klasik edebiyatta bilgili, makale, şiir, rapor yazmakta yetkili bir kişi oluyordu.
  • Yazarlar, genellikle memurluk sınavlarını kazanamamış ya da memurlukta ilerleyememiş kişiler arasından çıkıyordu.
  • En eski Çin şiiri okunmaktan çok şarkı halinde söylenirdi. İlahiler ve halk şarkılarının sözlerini içeren Şarkılar Kitabı en az 3000 yıllıktır.
  • Avrupa ve Türk yazınında önemli yer tutan destan türü Çin’de gelişmemişti. Kendisini yalnızca “en yüksek memur” sayan imparatordan Tanrı’nın istemini yerine getirmesi beklenir, kendi güç ve istemini kullanarak yiğitlik gösteremezdi.
  • Han Hanedanı döneminde çok balad yazılmış; uyaklı, çoğunlukla 100 dizeyi geçmeyen, müzikle birlikte söylenen, ahlak dersi veren baladlardır bunlar.
  • Uyaklı, bir olay anlatan ve buna, ahlaksal bir öğüt ekleyen moritatlar, genellikle kuzeyli budunlar tarafından işlenen, toplumun aşağı tabakalarının yazınsal biçimidir.
  • Zamanımıza ulaşmış tiyatro oyunlarının tümü 10. ve 11. yüzyıllara aittir. Bunlar, yalnızca eğlence aracı olan oyunlar; yiğitlik olaylarının anlatıldığı, oyunun cambazlık ve dans becerisi ile desteklendiği oyunlar; memurluk ülküsünü, memurluk ahlakını öven ya da eleştiren oyunlardır.
  • Öykülerin üçte ikisinde yüksek tabakadan olanların serüvenleri anlatılır, dolayısıyla öykülerin kentsoylu toplumun oluşum tarihi olan MÖ 3. yüzyılın sonlarından başlayarak, Han Hanedanı döneminde ortaya çıktığı kabul ediliyor ama bu dönemden günümüze ulaşmış öykü yok. MS 4. yüzyıldan kalma öyküler toplamı bize kadar gelmiş en eski öyküler. İlk gerçek öyküler ise Tang döneminden. Bu hanedan zamanında yazılmış öyküler konuları açısından aşk öyküleri, yiğitlik öyküleri, cin-peri öyküleridir. Bu dönemde  düşlerin anlatıldığı öyküler de yazılmıştır. Düşler 19. yüzyıla dek öykülerde görülüyor, bu konu birçok tiyatro yapıtının da konusunu oluşturuyor.
  • Bir de, Hindistan’da Budacılığı yaymak amacıyla çok ayrı kaynaklardan toplanmış öyküler Çinceye, basit bir Çinceye, çevrilmiş ahlaksal Budist öyküler vardır. Bunlar, bir ahlak kuralının doğruluğunu kanıtlamak koşulunu da yerine getirirler.
  • Sung Hanedanı döneminde öyküler önemini yitiriyor, drama ve roman gelişiyor, bu durum Moğollar döneminde de sürüyor. Öykünün asıl büyük gelişmesi Ming Hanedanı döneminde. Tang dönemi öyküsünü örnek alan yazarlar öykünün yanı sıra roman ve tiyatro oyunları da yazıyorlardı. Ming Hanedanı döneminde  1500’lü yıllarda halk masalları yayımlandı. Ming Hanedanlığı döneminde okuryazar fahişeler elit kültürün bir parçası olmuştu.
  • Yazarlar hiçbir zaman yapıtlarına asıl adlarını yazmıyorlar, ya imzasız bırakıyorlar, ya da takma ad kullanıyorlardı. Pozisyonları  gereği, adlarıyla ancak ciddi yazınla uğraşmak zorunluluğunu duyuyorlardı. Yazarlar yaşadıkları ya da bildikleri, memur olarak bulundukları yerlerde duydukları öyküleri yazmışlardır. Çoğu kez doğrudan doğruya “Bu öyküyü filan yerde, falanca beyden işittim” diye yazarlar. Buna göre, öykücüler, çağdaş anlamda “yaratmıyorlardı”.
  • Çin’in klasik romanda doruk noktası kabul edilen Dört Büyük Klasik Roman, Çin dışında Japonya, Kore ve Vietnam dahil Asya’da birçok hikâye, tiyatro, sinema, oyun ve diğer türde eserleri etkilemiştir. Yazılma sırasına göre bu dört kitap şunlardır: Üç Krallığın Hikayesi 14.yüzyılda, Bataklık Kaçkınları 14.yüzyılda, Batı’ya Yolculuk 16.yüzyılda, Kırmızı Kulübedeki Düş 18.yüzyılda yazılmıştır.
  • Öykünün klasik dönemi Çing Hanedanı dönemi oluyor. Bu dönemde yeni olarak hafif, alaylı bir eda bulunur, yazar anlattığı öyküye artık inanmaz; bunları kısmen salt estetik nedenlerle, kısmen de toplumsal eleştiri yapmak için anlatır. Çing Hanedanlığının ilk zamanlarında, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda elit kadınlar matbaacılık alanında aktif oldular. Hanedanlığın son dönemlerinde ise hali vakti yerinde olan ailelerin kadınların okuryazar olması konusunda ısrarcı davrandığı biliniyor.
  • 20. yüzyıl başlarında eski biçimde öykü artık ölmeye başlıyor. Avrupa yazınının etkileri kendisini gösteriyor.

2013 yılı İstanbul Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi Çin. Fuar sürmekte.

Sizlere, bulabileceğiniz bazı kitapların da adlarını verebiliriz:

  • Çinli bir ailenin gerçek hikayesini anlatıyor. 1870-1978 arasında yaşayan üç nesli anlatan bir kitap. İlk nesil İmparatorluk Döneminde, ikinci nesil Cumhuriyet, üçüncü nesil ise Halk Cumhuriyeti döneminde yaşıyor  ve bu dönemlerdeki siyasal ve dolayısıyla toplumsal çalkantıları gerçeklere bağlı kalarak anlatan, zevkle okunan bir roman: Yaban Kuğuları, Jung Chang, İnkilap’tan.
  • Çin’in 20. Yüzyılın ilk yarısındaki toplumsal kargaşasını da yansıtan şaşırtıcı, büyüleyici bir roman. Bu defa yazarı erkek: Pirinç, Su Tong, Can’dan. Yazar şu sıralar İstanbul’da, Kitap Fuarı’nda.
  • İkinci kitabımızla aynı tarihlerde Şangay’da geçen, milliyetçi-komünist çatışmasını yansıtan, yazarını dünya çapında üne kavuşturan ve Goncourt Ödülü’nü kazandıran bir kitap: İnsanlık Durumu, André Malraux, İletişim’den.
  • Bir de Nobel Ödülleri var tabii. Ödülleri önemsemesek bile bu sayede Türkçeye çevriliyor kitaplar, biz de ulaşabiliyoruz. 2000 yılının Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Gao Xingjian’ın Ruh Dağı, Doğan Kitap’tan çıkmıştı. Komünist Parti’den atılan, Fransa’nın davetini kabul ederek Paris’e yerleşip Fransız vatandaşı olan yazarın bu kitabı Nobel’den önce de birçok ödül almıştı. Çeşitli anlatı üsluplarının kullanıldığı, lirik, mistik yönlerine karşın gerçekçi, gerçek duygulardan kopmamış bir hayal gücünün yazıya döküldüğü bir roman, bir iç yolculuk.
  • 2012’de Nobel kazanan Mo Yan ise en sık yasaklanan yazarlardan biri olmasına rağmen Çin’de yaşamaya devam ediyor. Can Yayınları’ndan çıkan Kızıl Darı Tarlaları Çince aslından çevrilmiş. Erdem Kurtuldu harika bir çeviri yapmış. Kitabın başındaki yazarın önsözü de çok açıklayıcı.
  • Bir de biliyorsunuz Çin İmparatorluğu yazımızın ilkinde sizlere, kadınlık hallerinin çok güzel anlatıldığı Lisa See’nin Kar Çiçeği ve Sırlar Yelpazesi’ni önermiştik.

Çin İmparatorluğu 21 | Heykel

Şian, terracotta ordusu ile meşhur ama tüm şehir heykellerle dolu. Otelimizin bahçesinde bile dev gibi heykeller vardı. Şian heykellerin şehri

Şian, terracotta ordusu ile meşhur ama tüm şehir heykellerle dolu. Otelimizin bahçesinde bile dev gibi heykeller vardı. Şian heykellerin şehri

  • Çin heykelinde bir kütlesellik sezilir. Bunun nedeni figürlerin tam karşıdan işlenmesidir. Bu özellik Buda heykellerinde de görülür.
  • Hint sanatının aksine, öykülerde bir dindışılık vardır.
1974 yılında yapılan kazılarda bulunan pişmiş kilden yapılma ordu, gerçek boyutlardaki heykellerden oluşmakta. MÖ 210 yılında ölen Çin’in ilk imparatoru Çin Şi Huangdi’nin mezarının yanına gömülmüşler. İmparator bu ordunun kendisini öldükten sonra kötü ruhlardan koruyacağına inanıyormuş.

1974 yılında yapılan kazılarda bulunan pişmiş kilden yapılma ordu, gerçek boyutlardaki heykellerden oluşmakta. MÖ 210 yılında ölen Çin’in ilk imparatoru Çin Şi Huangdi’nin mezarının yanına gömülmüşler. İmparator bu ordunun kendisini öldükten sonra kötü ruhlardan koruyacağına inanıyormuş.

Yakın tarihte Topkapı Sarayı’nda da küçük bir kısmı sergilenen heykelleri toplu halde, hepsini bir arada görmek gerçekten çok etkileyici oluyor. Bulundukları orjinal yerlerinde sergilenmekte olan ordu Şian’ın en görülesi yerlerinden biri. Fotoğraf çekimine izin verilmediği için oradan alınmış kartpostalları sizinle paylaşıyoruz.

Yakın tarihte Topkapı Sarayı’nda da küçük bir kısmı sergilenen heykelleri toplu halde, hepsini bir arada görmek gerçekten çok etkileyici oluyor. Bulundukları orjinal yerlerinde sergilenmekte olan ordu Şian’ın en görülesi yerlerinden biri. Fotoğraf çekimine izin verilmediği için oradan alınmış kartpostalları sizinle paylaşıyoruz.

Askerlerin hepsinin yüzleri, ifadeleri birbirinden farklı. Üzerlerinde, ordunun bulundukları bölümüne göre değişen üniformalar var. Tüm detaylara dikkat edilmiş.

Askerlerin hepsinin yüzleri, ifadeleri birbirinden farklı. Üzerlerinde, ordunun bulundukları bölümüne göre değişen üniformalar var. Tüm detaylara dikkat edilmiş.

  • Yeraltındaki ölüler odalarının duvarlarını alçak rölyeflerle süslerler.
  • Her türlü yaratığın mutlaka bir geyik boynuzu olur, açık ağızlardan uzun diller sarkar ve neredeyse yere değerdi.
  • Dragon (ejderha) imparatorluğun simgesidir. Olanüstü olayları bildirmek için göründüğüne inanırlardı. Bu canavar göksel bir yaratıktı.
  • Sadece hükümdarın konutlarında ejderhalar 5 tırnaklı olabilirdi.
Bu yaldızlı, tunçtan yapılmış aslanlar Beijing’de Kraliyet Müzesi’nin girişini koruyor. Bu ürkütücü bekçiler ejderha veya kaplumbağa da olabiliyor. Aslanlardan biri pençesinde bir top tutmaktadır, bunun ipek bir top olduğu söylenir.???????

Bu yaldızlı, tunçtan yapılmış aslanlar Beijing’de Kraliyet Müzesi’nin girişini koruyor. Bu ürkütücü bekçiler ejderha veya kaplumbağa da olabiliyor. Aslanlardan biri pençesinde bir top tutmaktadır, bunun ipek bir top olduğu söylenir.

Beijing’deki Yazlık Saray’ın girişi.

Beijing’deki Yazlık Saray’ın girişi.

Yasak Şehrin koruyucusu aslanlardan dişi olanı, pençesinde yavru bir aslan tutuyor.

Yasak Şehrin koruyucusu aslanlardan dişi olanı, pençesinde yavru bir aslan tutuyor.

  • İlk dönemlerde heykeller kaba sabadır.
  • Han ve Sung Hanedanları döneminde anlatımda bir gerçekçilik sezilir.
  • Olgun dönemde giysiler, eski çizgisellikten kurtulur ve yumuşak pliler halinde düşen bir hareket kazanır.
  • Heykellerde, her iki bacağın da kırık olduğu, birinin dikey, birinin düşey durduğu ve ayakların tabanlarının birbirine değdiği oturma pozisyonuna “kraliyet pozu” denir.
  • Çin’de heykelcilik Budizm’den çok etkilenmiştir. Bu etki çok belirgindir.

 

Taşa işlenmiş 110cm yüksekliğindeki Buda heykeli Sui dönemine ait (581-618).

Taşa işlenmiş 110cm yüksekliğindeki Buda heykeli Sui dönemine ait (581-618).

  • Çin heykellerinde Buda:

×            Kirpiklerinin arasına bir halka çizilmiştir. (urma)
×            Başında bir yükselti vardır.
×            Uzun kulak memeleri.
×            Genellikle bağdaş kurar, meditasyon pozundadır.
×            Tabanları yukarı dönüktür.
×            Ellerinin hareketi değişir.

  • Çin heykelinde Bodhisatva ( aydınlanmaya yüz tutmuş kimse ):

×            Asla meditasyon pozu almaz.
×            Ender olarak urma vardır.
×            Genellikle kulak memeleri uzundur.
×            Baş üzerinde asla uzantı yoktur, uzun bir başlık giymiş olabilir.
×            Gövde çıplak veya giyiniktir ama mutlaka mücevherlerle süslüdür.
×            Giysinin bir parçası omuz üzerine düşer.

  • Ufak boyutlarda, tahta, fildişi, turkuaz, yeşimden Çinli Budist tanrı Kuan-Yin ve ulusal kahraman Kuan-Tin heykelleri yapıyorlardı.
  • 6.yüzyılda Buda heykellerinde figürler yumuşaklık kazanır, yüze bir gülümseme gelir.
  • Buda heykelleri giderek daha gerçekçi olur. Yüzün altında çift çene, gözler iyice çekiktir, giysiler hareketlere göre kıvrımlar alırlar.
  • Buda rahiplerinin ve çilekeşlerinin gerçeğe olağanüstü benzeyen heykelleri yapıldı. Kulakların, dudakların veya yanakların biçiminde yine yuvarlak çizgiyi buluyoruz ama bu kez gerçekçiliği bozmadan.
  • Budizmin dev taş heykellerinin içine bir drenaj sistemi yaparak taşın hava koşullarından etkilenmesini önlüyorlardı.