Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 124| Patrikhane 3

Kutsal Havariler Kilisesi’ni tasvir eden 12. yüzyıl minyatürü. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Kutsal Havariler Kilisesi’ni tasvir eden 12. yüzyıl minyatürü.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

  • Fatih Patrikhane olarak önce Kutsal Havariler Kilisesi / Havariyyun Kilisesi’ni kullandırmıştır. Burayı Büyük Konstantin kendi mezar kilisesi olarak yaptırmış; 358’deki depremde hasar gören yapıyı İmparator II. Konstantios restore ettirmiş ve mezar yapısının yanına haç planlı bir kilise yaptırmış; Justinyen döneminde bu kilisenin yerine serbest haç planlı daha büyük bir kilise inşa edilmiş; burası 11. yüzyıla kadar imparatorların gömü yeri olarak işlev görmüş; Latin İşgali sırasında ve 1296 depreminde zarar görmüştü. Gennadios Skolarius 1455 yılında buradan, o sırada kadınlar manastırı olan Pammakaristos Manastırı’na geçmek istemiş, II. Mehmet’in fermanı ile Patrikhane buraya taşınmıştır. Fatih, Havariyyun Kilisesi’ni yıktırarak yerine 1461’de Fatih Camii’ni inşa ettirmiştir.
Pammakaristos/Fethiye Müzesi. Yapı topluluğu üç bölümden oluşur: Ana kilise, parekklesion ve dehlizli kısım. Manastıra hamilik yapan ailenin defni ve anısı için inşa edilmiş parekklesion’un (kilisenin yan şapeli, mezar yapısı olarak kullanılır) kubbesinin içten görünüşü. Kubbenin merkezinde Pantokrator İsa vardır. Bu sahnede İsa sağ eliyle takdis işareti yapar. Pantokrator, Kainatın Hakimi demektir. İsa’nın etrafı, dilimlere yerleştirilmiş 12 peygamber ile çevrelenmiştir. Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

Pammakaristos/Fethiye Müzesi.
Yapı topluluğu üç bölümden oluşur: Ana kilise, parekklesion ve dehlizli kısım.
Manastıra hamilik yapan ailenin defni ve anısı için inşa edilmiş parekklesion’un (kilisenin yan şapeli, mezar yapısı olarak kullanılır) kubbesinin içten görünüşü. Kubbenin merkezinde Pantokrator İsa vardır. Bu sahnede İsa sağ eliyle takdis işareti yapar. Pantokrator, Kainatın Hakimi demektir. İsa’nın etrafı, dilimlere yerleştirilmiş 12 peygamber ile çevrelenmiştir.
Fotoğraf: ayasofyamuzesi.gov.tr

  • Pammakaristos Manastırı ve Kilisesi 150 yıl boyunca patriklik merkezi olmuş, Aziz İoannes Trullo Kilisesi de Patrikhane’nin kadınlar manastırı olarak düzenlenmiştir. III. Murat döneminde (1574-1595) çevresi Türk mahalleleri ile dolunca ve Gürcistan, Azerbaycan’ın fethi anısına 1590 yılında camiye çevrilmiş; Pammakaristos Manastırı kilisesi Fethiye Camii olmuştur.
  • Patrikhane de Ayios Demetrios  Kanavis Kilisesi’ne taşınmıştır.
  • Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi 1602 yılından bu yana Fener’deki Ayios Yeoryios Manastırı’nda hizmet vermektedir.
  • Ortodoks, doğru yol; Katolik evrensel anlamına geldiği için Fener Patrikhanesi kendisine Ortodoks Katolik der.
  • Fener Rum Patrikhanesi, dünyada tarihsel ismine atfen genellikle Konstantinopolis Patrikhanesi, ender olarak da İstanbul Patrikhanesi olarak anılır.
  • Osmanlı döneminde iki patrik, ihanet sebebiyle asılmıştır. Fener Patriği III. Pantenios, Eflak ve Boğdan voyvodalarını isyana teşvik etmekle suçlanıyor. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa, onun voyvodalara gönderdiği mektubu ele geçiriyor ve asılmasını emrediyor. III. Pantenios, 1657’de Parmakkapı’da asılıyor. 1820-1821 Mora isyanı, Balkanlar’ın Osmanlı’dan ayrılmasını sağlayan en önemli hareketlerden biri oldu. Padişah II. Mahmut, Sadrazam Benderli Ali Paşa’dan ayaklanmada rolü olanları tespit etmesini istemiş; patriğin evine düzenlenen baskında Patrik V. Gregorius’un Rus Çarı Alexander’e yazdığı istihbarat mektupları bulunmuş; patrik halkı isyana teşvik etmek ve devlete ihanet suçuyla idama mahkum olmuş; infaz, Fener Patrikhanesi’nin kapısı önünde 1821’de icra edilmiştir.
  • Bu son infazdan sonra Patrikhane yönetimi, aynı yerde bir Türk büyüğü asılana kadar bu kapının kapalı tutulmasına karar vermiştir, denir. Bir başka iddia ise, Bizans’ın yeniden ihyası gerçekleştiği zaman kapının açılacağı yönünde. Kapı, “Kin Kapısı” olarak anılır. Bir başka izah tarzına göre ise, ana kapı, Patrik V. Gregorius’un mezarını simgelemekteymiş. Kararı öğrenen devlet yetkilileri, Patrikhane’nin bulunduğu sokağın adını Sadrazam Ali Paşa koyuyor. Bu kapı hala kapalıdır ve Patrikhane’ye girişler, bu kapının solundaki küçük kapıdan yapılmaktadır.

 

Bizans İmparatorluğu 123| Patrikhane 2

  • 1453 yılında Doğu Roma’nın ortadan kalkması, Patrikhane açısından önce bir hukuk boşluğu doğurdu. Çünkü Konstantinopolis Patriklerini imparator atar, konsiller de imparatorlar tarafından toplanırdı.
  • Fatih Sultan Mehmet’in fetihten hemen sonra, Patrikhane’ye tanıdığı hak ve ayrıcalıklara ilişkin fermanın orijinali kaybolmuştur. Günümüze ulaşan ferman, tanıklıklara dayanılarak 1520’de yazılan metindir.
  • Patrikhane’nin birinci banisi Havari Andreas, ikinci banisi ise Fatih Sultan Mehmet’tir, denir.
  • Fatih, patriği hem Rum Ortodoks Kilisesi’nin ruhani lideri, hem de Üç Tuğlu Paşa/vezir rütbesiyle Rum Ortodoks milletbaşı atayarak, Patrikhane’ye hem dinsel, hem kamusal bir nitelik kazandırmıştı.
  • Fatih Sultan Mehmet, Patrik olarak, Birlik karşıtı Gennadios Skolarios’u (1403?-1472) atamıştı.
  • Fatih’in emri ile 1453 yılında din kurultayı toplandı. Başlıca amaç, Floransa Konsili’nde varılan birlik anlaşmasını reddederek Rusya’yı otosefal olma kararından döndürmekti ama olmadı. (İstanbul’da Osmanlı tarihinde, çoğu Rusya konulu, sekiz din kurultayı toplanmıştır.)
  • Osmanlı’nın temel politikası gereği, Roma’ya karşı Patrikhane’yi desteklediği bilinir.
  • Moskova Patrikliği’nin bağımsızlıkta ısrarcı olması üzerine varlığının resmen tanınmaması yoluna gidildi (Rusya günümüzde Ortodoks nüfusun %57’sini barındırmaktadır).
II. Mehmet ile Patrik Gennadios’u gösteren mozaik. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

II. Mehmet ile Patrik Gennadios’u gösteren mozaik.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Aya Sofya’dan sonra en büyük kiliselerden biri olan Aya Teodosya, Cibali. Fetih’ten önceki gün Azize Teodosya günü imiş. Şehir halkı o gece ibadet için kiliseye gelmiş ve kendilerini Türklerden koruması için dua ettikleri azizeye güller getirmişler. Ertesi gün şehri fetheden askerler, kilisenin içini güllerle dolu görünce buraya Gül Camii adını vermişler. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aya Sofya’dan sonra en büyük kiliselerden biri olan Aya Teodosya, Cibali.
Fetih’ten önceki gün Azize Teodosya günü imiş. Şehir halkı o gece ibadet için kiliseye gelmiş ve kendilerini Türklerden koruması için dua ettikleri azizeye güller getirmişler. Ertesi gün şehri fetheden askerler, kilisenin içini güllerle dolu görünce buraya Gül Camii adını vermişler.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fener’deki Panagia Moukhliotissa Kilisesi, Moğolların Meryemi Kilisesi, Kızıl Kilise, Kanlı Kilise gibi birden çok isimle anılan; her isminin uzun bir öyküsü olan; Bizans döneminden kalıp kesintisiz kullanılmakta olan bu tek kiliseye turistik giriş günümüzde Patrikhane’den iki nüsha izin kağıdı ile yapılabiliyor. Camiye çevrilmeden ayin yapılan tek kilise olarak kalması Fatih Sultan Mehmet’in özel fermanı ile sağlanabilmiş. Kilisenin ibadete açık kalmasını buyuran ferman bugün de içeride asılı. Kilise, çan kulesini ise Tanzimat’a borçlu. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Fener’deki Panagia Moukhliotissa Kilisesi, Moğolların Meryemi Kilisesi, Kızıl Kilise, Kanlı Kilise gibi birden çok isimle anılan; her isminin uzun bir öyküsü olan; Bizans döneminden kalıp kesintisiz kullanılmakta olan bu tek kiliseye turistik giriş günümüzde Patrikhane’den iki nüsha izin kağıdı ile yapılabiliyor.
Camiye çevrilmeden ayin yapılan tek kilise olarak kalması Fatih Sultan Mehmet’in özel fermanı ile sağlanabilmiş. Kilisenin ibadete açık kalmasını buyuran ferman bugün de içeride asılı.
Kilise, çan kulesini ise Tanzimat’a borçlu.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans’tan beri eğitim yapan Fener Rum Erkek Lisesi,  Fetih’ten önce Patrikhane’nin himayesinde Patrikhane Akademisi adı altında faaliyet gösteriyormuş. 1454 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet’in izniyle Fener Rum Mekteb-i Kebiri adı altında yeniden eğitime başlamış. Dindışı eğitim burada verilirken, dini eğitim Heybeliada’ya taşınmış. Lise, ilk laik okul olma özelliğini de taşıyor. Osmanlı döneminde saray ve Bab-ı Ali tercümanları, Eflak ve Boğdan voyvodalarının çoğu bu okuldan yetişmiş. Halk arasında Kırmızı Okul diye anılan bina 1881 yılı yapımı. Fotoğraf: Fener Rum Erkek Lisesi, Ayşe Didem Özger, Skylife Mart 2000.

Bizans’tan beri eğitim yapan Fener Rum Erkek Lisesi, Fetih’ten önce Patrikhane’nin himayesinde Patrikhane Akademisi adı altında faaliyet gösteriyormuş. 1454 yılından itibaren Fatih Sultan Mehmet’in izniyle Fener Rum Mekteb-i Kebiri adı altında yeniden eğitime başlamış. Dindışı eğitim burada verilirken, dini eğitim Heybeliada’ya taşınmış. Lise, ilk laik okul olma özelliğini de taşıyor. Osmanlı döneminde saray ve Bab-ı Ali tercümanları, Eflak ve Boğdan voyvodalarının çoğu bu okuldan yetişmiş. Halk arasında Kırmızı Okul diye anılan bina 1881 yılı yapımı.
Fotoğraf: Fener Rum Erkek Lisesi, Ayşe Didem Özger, Skylife Mart 2000.

 

Bizans İmparatorluğu 122| Patrikhane 1

  • 381’de Konstantinopolis’te toplanan Konsil’de Konstantinopolis Kilisesi’ne Patriklik statüsü verilmiş ve Konstantinopolis Piskoposluğu (Patriklik), Roma Piskoposluğuna (Papalık) denk sayılmış, iki makamın eşit haklar taşıdığı karara bağlanmıştı.
  • 451 yılında toplanan Khalkedon (Kadıköy) Konsili, Konstantinopolis Patrikliği’nin ökümenik unvanını resmen tanıdı. Bu konsilde, Hıristiyan alemini beş yetki alanına bölen sıralamasında Konstantinopolis, başkent piskoposluğu olarak hepsinin üstüne çıkarılırken; Roma Kilisesi’ne muğlak bir öncelikten de bahis vardı. Bu önceliğin biçimsel mi, yoksa eylemsel mi olduğu tartışma konusu oldu.
  • Konstantinopolis Kilisesi, Roma’nın önceliğini salt tarihçesine dayalı protokolde birincilik olarak algılarken; Roma Kilisesi, tüm Hıristiyan aleminin öncülüğü olarak yorumluyordu.
  • Beş yönder Kilise’ye başpiskopos atama ve azletme yetkisi Konstantinopolis’teki imparatora aitti.
  • Papalık, 8. yüzyılda Büyük Konstantin’in Bağışı diye sunduğu vasiyet ile yetki engelini aştı ve 11. yüzyıla gelindiğinde dört Başpiskoposluğun üstünde bir temyiz makamı olma iddiasını taşıyordu.
  • Roma Kilisesi’nin, İsa’nın on iki havarisinden birincisi Petrus tarafından kurulduğu, Petrus’un Roma’da öldüğü ve gömüldüğü iddiası ile Papalık, Hıristiyanlığın beş Kilisesi’nden ilk sıradaki ve lideri olduğunu iddia ediyordu.
  • Roma Kilisesi, 451 yılındaki Khalkedon Konsili’nde kabul edilen Konstantinopolis Kilisesi’nin Resul Andreas tarafından kurulduğu kararını tanımamıştı. Dini jargonda, bir Havari/Resul tarafından kurulan kilise Apostolik oluyordu. Roma’ya göre, Konstantinopolis Kilisesi bir havari tarafından kurulmadığı için öncül olamazdı. Resul Andreas, Resul Petrus’un kardeşiydi.
Havari Aziz Andreas. Fotoğraf: bnr.bg

Havari Aziz Andreas.
Fotoğraf: bnr.bg

  • Doğu Slavlarının din değiştirmesi, Bizans Hıristiyanlığını, dolayısıyla patriğin nüfuz alanını genişletmişti.
  • Konstantinopolis Patrikliği, Yunanistan’dan Asya’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ortodoks ahalisi başta; Ukrayna, Rusya, Belarus Slavları, Gürcü, Bulgar, Sırp, Makedon, Rumen gibi Ortodoks Kiliseleri, en üst makam olarak Konstantinopolis Patrikliği’nin otoritesine bağlıydılar. Bu cemaatlerin patrikleri ve kilise papazları, Konstantinopolis Patriği tarafından atanır ya da onaylanırdı.
  • 7. yüzyılda Konstantinopolis Patriği’nin görev alanı Antakya, Kudüs ve İskenderiye gibi, Araplar tarafından fethedilen Doğu patrikliklerini kapsamıyordu.
  • Patrikliğin önderliği imparatora ve imparatorluğa bağlıydı. Misyoner gönderilmesi gibi dini inisiyatifler patrik kadar imparatorların da yetki alanı içindeydi.
  •  13. yüzyıldan itibaren imparatorluğun parçalanması sırasında patriğin Büyük Kilisesi, Ortodoks dünyasının birliğini temsil etmeye başladı.
  • Şehrin Latinler tarafından işgal edildiği dönemde Konstantinopolis Patriklik Makamı da İznik’te yapılandı.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un Konstantinopolis’i Osmanlı’dan korumak için Papa’dan yardım istemesi; Konstantinopolis Patrikliği’nin 1448 yılında Papa’nın Floransa’da Katolik ve Ortodoks birliğini sağlamak amacıyla topladığı din kurultayına katılmasını fırsat bilen, Papa’nın otoritesini asla tanımayan Rusya, kendi patrikliğini otosefal, yani bağımsız ilan etti. Çarlık güçlendikçe, Rusların Ortodoksluğun koruyucusu olduğu tezi de güçlendi. Ortodoksluğun tarihsel merkezlerinden biri olmayan Moskova Patrikhanesi, kendisinin dünyadaki en büyük Ortodoks cemaate sahip olduğunu, Türk topraklarında kalmış bir kilisenin kendisine gerçek anlamda liderlik yapamayacağını öne sürüyordu.
  • Son İmparator Konstantin Paleologos’un yeğeni Prenses Zoe Sofia, 1472 yılında Moskova Büyük Prensi İvan Vasilyeviç ile evlenince Paleologos Hanedanı Rusya’da devam ediyor, Üçüncü Roma Moskova’dır savı oluştu.
  • Bizans döneminde, patriğin ikametgahı Aya Sofya’nın güney cephesine bitişikti. 532 yılındaki Nika Ayaklanmasında Aya Sofya yanınca, Justinyen Aya Sofya’nın yapımı sırasında Patrikhane’yi Aya Sofya’nın batısındaki Theotokos Khalkoprateia Kilisesi’ne taşıtmıştır. Kilise yaklaşık 5 sene boyunca bu işlevi görmüştür. Kiliseden günümüze pek bir şey kalmamıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 121| Bizans Sarayları 4 Lausos ve Boukoleon Sarayı

Antoine Helbert tarafından yapılmış Lausos Sarayı canlandırması. Azize Euphemia Kilisesi’nin kuzeyinde bir sarayın kalıntıları bulunmuş, burası yakın zamana kadar Lausos Sarayı olarak teşhis edilmişti, ama artık bu teşhis kesin değil. Lausos, II. Theodosius’un başmabeyincisi imiş. Bahçesinde, Antikçağ’ın önemli heykeltıraşlarının özel parçalarının koleksiyonu olduğu biliniyor. Binbirdirek Sarnıcı’nın Konsül Philoksenos’un Sarayı, Antiokhos Sarayı veya Lausos Sarayı için yapılmış olacağı düşünülüyor. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert tarafından yapılmış Lausos Sarayı canlandırması.
Azize Euphemia Kilisesi’nin kuzeyinde bir sarayın kalıntıları bulunmuş, burası yakın zamana kadar Lausos Sarayı olarak teşhis edilmişti, ama artık bu teşhis kesin değil.
Lausos, II. Theodosius’un başmabeyincisi imiş. Bahçesinde, Antikçağ’ın önemli heykeltıraşlarının özel parçalarının koleksiyonu olduğu biliniyor. Binbirdirek Sarnıcı’nın Konsül Philoksenos’un Sarayı, Antiokhos Sarayı veya Lausos Sarayı için yapılmış olacağı düşünülüyor.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

Lausos Sarayı heykellerinden Triton heykelciği. Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Lausos Sarayı heykellerinden Triton heykelciği.
Fotoğraf: İstanbul’un 100 Roma, Bizans Eseri, Kültür A.Ş. Yayınları

Antoine Helbert canlandırmasına göre Boukoleon Sahil Sarayı. Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/.../byzance-scenes.

Antoine Helbert canlandırmasına göre Boukoleon Sahil Sarayı.
Fotoğraf:www.antoine-helbert.com/…/byzance-scenes.

  • İmparatorluk limanı civarındaki alt teraslardan biri üzerinde Boukoleon Sarayı yer alıyordu.
  • Boukoleon Sarayı’nın ilk binasının MS 4. yüzyılın ilk yarısında İran’dan gelen Hormisdas tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır.
  • Boukoleon Limanı’na İmparator Markianos (450-457) bir iskele yaptırdı. Bu iskeleyi imparator ve ailesi kullanıyordu. Limanın önünde dalgakıranı vardı. Rıhtım mermer kaplıydı ve heykellerle süslüydü. Bugün limana ait bir iz yoktur.
  • Diğer bir fikre göre ise, 408 – 450 arasında yaptırılan saray, 474 yılında yanmış ama imparator olmadan önce sarayı ikametgah olarak kullanan Justinyen, imparator olduğunda onartarak genişletmiş, sarayı, Büyük Saray’ın sınırları içine aldırmıştır.
  • İmparator Justinyen Dönemi’ne (527-565) kadar Hormisdas Sarayı adı ile bilinen yapı, deniz tarafına konan aslan (leo) ve boğa (bous) heykellerinin isimlerinin birleştirilmesi ile Boukoleon ismini almıştır.
  • İmparator Theophilos (829-842), bugün girişi görülebilen balkonu deniz tarafına ekletmiştir. 10. yüzyılda sur içine alınan saray, hanedanın 11. yüzyıl sonunda Blakhernai Sarayı’na taşınması ile kısmen terk edilmiştir.
  • İmparator Nikephoros Phokas, 969 yılında saraya erzak deposu ve fırını olan bir sığınma odası, bahçesine ise havuz ve fener kulesi yaptırmıştır. Phokas, karısı ile aşk yaşayan yeğeni tarafından burada öldürülmüş, yeğeni kendisini imparator ilan etmişti.
  • Sarayda yerler büyük olasılıkla opus sectile, yani mermer plakların geometrik şekilde döşenmesi, ile kaplıydı. Duvarlar ise çini ile süslenmişti.
  • Saraya ait  akantus yaprakları ile süslü mermer kapıda İmparator Justinyen’e ait monogram bulunuyordu. Tahrip edildiği için artık görmek mümkün değil.
  • Latin işgali (1204-1261) sırasında Latinler kendilerine saray olarak burayı seçmişler; burası da diğer saraylar gibi Haçlı soylularının ve komutanlarının kullanımı sırasında yağmalanmıştır. Konstantinopolis’in VIII. Mihail Paleologos tarafından geri alınmasıyla Latinler’in son kralı II. Baudouin (1237-1261), Boukoleon Limanı’ndan kaçmıştır.
  • 14. yüzyılda tamamen terk edilen saraydan, ilk kez İmparator VII. Konstantin Porfirogenetos’un 10. yüzyılda yazdığı saray törenlerinin anlatıldığı Törenler Kitabı’nda bahsedilmektedir.
  • Boukoleon Sarayı, Bizans’ın son dönemine kadar varlığını korur. Fetih sırasında saray harabe halindedir.
  • Saray 1532 yılındaki depremde tahrip olduktan sonra geriye kalan yapıların bazıları 1741, 1758, 1808 ve 1912 yangınlarıyla ortadan kalkmıştır.
  • 1869’da Yedikule’de yapımına başlanan Rumeli demiryolu hattının inşası nedeniyle Yedikule-Sirkeci hattının yapımı büyük hafriyat gerektirmiş, Yedikule surlarından başlayarak Sirkeci’ye kadar çok sayıda tarihi eser, saray, kalıntı yıkılmıştır.
  • Sirkeci Garı da o dönemde yapılmıştır. 1870-1873 yılları arasında, demiryolunun ve Sirkeci Garı’nın yapımı esnasında Topkapı Sarayı önündeki surların bir bölümü yıkılmıştır.
  • Demiryolu için Küçük Ayasofya’nın doğusunda deniz kıyısındaki Boukoleon Sarayı’nın batı kanadı da Sultan Abdülaziz’in izniyle 1873’te yıktırılmıştır.
  • 1950’lerde ise Bukaleon Sarayı’nın önünden sahil yolu geçti, parklar yapıldı, dolayısıyla sahil sarayı denizden uzaklaştı.
  • Four Seasons Oteli’nin bitişiğinde mozaik taban, keşiş mezarları ve freskli duvarlar bulundu. 1996 yılında bulunan 300 metrekare mozaiğin 100 metrekaresi Arkeoloji Müzesi’ne alınmış, 200 metrekaresinin üzerine bina yapılmış, deniyor.
Sahil sarayı konumundaki Bukaleon Sarayı’nın korunan cephesi, Ahırkapı ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı Mahallesi’ndeki Bizans surlarının üzerinde görülebilmektedir. Günümüze, İmparator İskelesi’nin kemeri; 6. yüzyıldan kalma konsollu bir cephe (cumba, Bizans etkisi ile oluşmuş bir mimari ögedir); mozaikli, duvarları mermer bir salon kalmıştır. Sarayın döşeme mozaiği, bugünkü  şehir kotunun 4.5-5 m altında bulundu. Mozaikler 6.-7. yüzyıllara tarihleniyor. Sultanahmet’te, Mozaik Müzesi’nde görmek mümkün. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Sahil sarayı konumundaki Bukaleon Sarayı’nın korunan cephesi, Ahırkapı ile Kumkapı arasındaki Çatladıkapı Mahallesi’ndeki Bizans surlarının üzerinde görülebilmektedir.
Günümüze, İmparator İskelesi’nin kemeri; 6. yüzyıldan kalma konsollu bir cephe (cumba, Bizans etkisi ile oluşmuş bir mimari ögedir); mozaikli, duvarları mermer bir salon kalmıştır. Sarayın döşeme mozaiği, bugünkü şehir kotunun 4.5-5 m altında bulundu. Mozaikler 6.-7. yüzyıllara tarihleniyor. Sultanahmet’te, Mozaik Müzesi’nde görmek mümkün.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Boukoleon Saray kompleksinden melek figürlü mermer parça. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Boukoleon Saray kompleksinden melek figürlü mermer parça. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Bizans İmparatorluğu 120| Bizans Sarayları 3 Tekfur Sarayı

  • Blakhernai/Vlaherna Saray kompleksi, Haliç’e doğru inen dik yamaç üzerindeki teraslara kurulmuştu. Batısındaki surlara bitişikti. Bu saray kompleksinden günümüze kalan tek yapı, sarayın bir pavyonu olan Tekfur Sarayı’dır.
  • 4. yüzyılda Büyük Konstantin tarafından yaptırılan surlar Tekfur Sarayı’nın önünden, Anemas Zindanları’na kadar uzanıyordu. Bu surlara Blakhernai Surları adı verilmişti. 5. yüzyılda bu surlar, Haliç Surları’na bağlanmıştır.
  • Blakhernai Saray kompleksi 11. yüzyıl sonunda yapılmıştır.
  • 12. yüzyılda yabancı konuklar hem Büyük Saray’da hem de Blakhernai Sarayı’nda ağırlanırlardı. Onlara saray hazinesi gösterilir, zafer taklarını gösteren bir tur düzenlenir ve Hipodrom’da düzenlenen yarışlara götürülürlerdi. Hıristiyan konuklar Aya Sofya’ya da götürülür, Büyük Saray şapellerinde saklanan kutsal emanetler açılırdı.
  • Blakhernai Kilisesi ve Ayazması 4. yüzyılda yapılmış bir Bizans kilisesidir. Birçok Meryem ikonası burada yapılmıştır. Blakherniotissa Meryem, Bizans resim sanatında, Hz. Meryem’in iki eli yana açık dua ederken gösterildiği sahnedir. İmparator Heraklios (610-641), Blakhernai Kilisesi’ni Avarlar’dan korumak için mevcut surlara ilave sur yaptırmıştır. Bu sura bir Blakhernai Kapısı açılmıştır (Dördüncü Haçlı Seferi’nde Latinler bu kapıyı yıkarak şehri istila etmiştir. Bu kapı ve koruma duvarları 1868’de yıkılmıştır). Bu ikonanın 626’da Avarlar’ın şehri işgal etmesine engel olduğuna inanılırdı. 11. yüzyıldan itibaren bu ikonalar imparatorlara ve askeri birliklere eşlik etmeye başlamıştı. Bu ikonalar kilisede saklanırken üzerleri peçe ile örtülmekteydi. Blakhernai Saray kompleksinin yerinin seçiminde kilisenin içindeki ayazmanın etkili olduğu; ziyarete gelen imparatorun burada dinlenmesi için yapıldığı düşünülüyor. Saray büyük olasılıkla kiliseye merdiven ile bağlıydı. Ayazmanın suyu günümüzde de akmaktadır. Günümüzdeki yapı ise 19. yüzyıldan kalmadır. 20. yüzyılın ortalarında geçirdiği yangın sonucu ayrıca restore edilmiştir.
  • Blakhernai Sarayı’nın kapılarından biri olan Balat Kapısı (Palati Synegii) günümüze ulaşmamıştır.
  • Değirmenkapı ile İncili Köşk arasında yer alan; imparatorluk ailesi için kimi zaman hapishane, kimi zaman öldürüldükleri yer olan Mangana Sarayı, Blakhernai Sarayı’nın yapımından sonra yıktırılmıştır. Mangana Sarayı’ndan da günümüze pek bir şey kalmamıştır.
  • Tekfur Sarayı, Edirnekapı’yla Eğrikapı arasında; Theodosius Surlarının en kuzey uzantısıdır. Blakhernai Sarayı kompleksinin güneydeki bir parçasıdır; Blakhernai Sarayı ile Hadrianopolis Kapısı arasında, sırtını kara suruna dayamıştır.
  • Konstantin Porfirogenetos’un sarayı olarak bilinen yapı, VIII. Mihail’in oğluna mal edilmiştir, ancak son araştırmalar onu 14. yüzyıl ortasına tarihlendirmektedir. Yani Tekfur Sarayı’nın kimin tarafından, hangi tarihte yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir (10.-14. yüzyıllar arasında). İki ayrı dönemde inşa edilmiş olması da ihtimal dahilindedir.
  • Bir kişilik ibadet hücreleri cephesinde çıkmalar yapar. Cephe kemerine çakılmış, topraktan yapılma, üzeri sırlanmış çiçeklerin deliklerini görmek bugün de mümkündür. Bu süslemeye verilen ad keramoplastik-süs çömleğidir. Bu, Bulgaristan ve Romanya’da da sevilen bir uygulama olmuştur. İstanbul’da St. Benoit’nın çan kulesinde ve Tokat’taki bir türbede de bu süs çömleklerinden kullanılmıştır.
  • Bir söylentiye göre, bugün Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen Kaşıkçı Elması, Tekfur Sarayı’nda bulunmuştur.
Paleologos Rönesansı’nın tüm ışıltısını yıkıntılarıyla bile yansıtan Tekfur Sarayı. Avluya bakan cephesi çok süslüdür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Paleologos Rönesansı’nın tüm ışıltısını yıkıntılarıyla bile yansıtan Tekfur Sarayı. Avluya bakan cephesi çok süslüdür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Tekfur, Bizanslı yerel yöneticiye verilen addır. Tekabur, Ermenice kral demektir.
  • Sarayın duvar örgüsünde beyaz küfeki taşı ve tuğla kullanılmıştır. Alt ve üst katlarda uygulanan duvar örme tekniği arasındaki farklılık yapının iki ayrı dönemde inşa edildiği yorumlarına yol açmaktadır.
  • Bina cephesindeki bezeme, son dönem özelliği gösterir.
  • Sütunlu kemerlerle avluya açılan zemin katın üzerinde iki kat daha vardır. Ara katların birbirinden ahşapla ayrıldığı tahmin edilmektedir. Sarayın üçüncü katı surların üzerindedir.
  • Üst ve alt katları servis elemanlarının kullandığı; imparator bu sarayı kullandı ise, orta katta oturduğu düşünülüyor.
  • Tekfur Sarayı’nın bitişiğinde 14. yüzyıldan kalma bir başka köşkün de kalıntısı vardır.
  • Sarayın avlusunda bir kapı vardır, tarihçi Dukas, keşişler bu kapıyı Osmanlıya açtı, şehir bu kapıdan giren askerler tarafından işgal edildi, diye yazar. Bu iddiada bulunan tek kişi Dukas’tır. Eğer böyle bir kapı açma olduysa o, bu kapıdır. Bir şehir fetihle alındığında tüm ibadethaneleri camiye çevirme hakkı vardır.
  • Sarayın şehre bakan, doğu cephesinde balkonu olduğu düşünülüyor. Piri Reis’in İstanbul resminde burası, üstünü örten çifte meyilli çatısı ve bitişiğindeki burç üzerinde bulunan balkonu ve bunu koruyan sundurması ile gösterilmiştir.
  • Osmanlı, bu sarayı, saray olarak hiç kullanmamıştır.
  • 1719 yılında burada Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın İznikli ustalara kurdurduğu çini atölyesinin ürünleri Tekfur Sarayı çinileri olarak anılır. Üçüncü Ahmet Çeşmesi’nin, Kasım Paşa Camii’nin ve Hekimoğlu Camii’nin çinileri burada üretilmiştir.
  • Saray bir ara Yahudilere verilmiş ve Yahudhane (Yahudilerin bir arada yaşadığı apartman) olmuştur. Avrupalılar, binanın Yahudilere verilmesini bir hakaret ve Osmanlının Bizans nefreti olarak algılamıştır. 1864 yılında çıkan yangın sonucu harap olmuş, kat araları çökmüştür.
  • 19. yüzyılda sarayın kuzeyi cam fabrikası olmuş, fabrika 1955 yılında kapatılmış, Ayasofya Müzesi Müdürlüğü’ne bağlanmıştır.
Anemas Zindanı’na iniş. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Anemas Zindanı’na iniş.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Anemas Zindanı ve kulesi, Blakhernai Suru’na yapılmıştır. I. Aleksios Komnenos zamanında isyan eden Anemas isimli komutan 1107 yılında buraya kapatılan ilk kişi olduğundan adını ondan almıştır. 14 hücresi vardır. Burada imparatorlar, yüksek mevkidekiler hapsedilmiştir.
  • Komnenoslar dönemindeyapılan Blakhernai Sarayı’na ait oldukları anlaşılan mahzenler ve surların burçları olan kuleler, genişçe bir kompleks oluştururlar. Bu kompleksin üzerinde 1585 yılında inşa edilmiş İvaz Efendi Camii yer alır. Caminin üzerinde yer aldığı terasın önünde ise Anemas ve İsaakios Angelos Kuleleri vardır.