Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 73 | Bizans’ta Cinsellik 2

  • Aziz Basileios, Nikephoros Gregoras ve İoannes Khrysostomos ile kuralları konan ilk kilise, yalnızca bir erkekle bir kadının tekeşli birlikteliğinde cinsel ilişkilere ve arzunun ifadesine izin verir.
  • Tensel günahların dereceleri vardır. Fahişelerle birlikte olma, eş aldatma, hayvanlarla cinsel ilişki, eşcinsellik; tümü de Kilise yasasına aykırıdır. Günah tektir ama cezalandırılması farklı farklıdır: Fahişelerle ilişki diğer tensel günahlardan daha az cezaya çarptırılır, çünkü bir başkasına zarar vermez. Eş aldatmaya, hayvanlarla ilişkiye, eşcinselliğe Kilise, önce aynı cezayı öngörüyordu; bu da Aziz Basileios’a göre on beş yıl, Nikephoras Gregoras’a göre ise on sekiz yıl komünyon dışında kalma cezasıydı. Kilise sonradan günahlar arasında bir fark gördü. Verilen cezalar ilgililerin sayısına, suçun tekerrür sayısına, partnerin toplumsal statüsüne ve günahkarın tövbesinin içeriğine göre değişirdi.
Etiyopya’daki Atsbeha Kilisesi’nde Adem ile Havva. Fotoğraf:Commons.wikimedia.org

Etiyopya’daki Atsbeha Kilisesi’nde Adem ile Havva.
Fotoğraf:Commons.wikimedia.org

  • 740 yılında III. Leon döneminde yayımlanan, Ekloga adlı Bizans medeni kanunu cinsel suçlarla ilgili yasalar da içeriyordu. Ekloga ve bundan kaynaklanan metinler zinayı kırbaç cezasıyla, eş aldatmayı burun kesmeyle, eşcinselliği ölümle ve hayvanlarla cinsel ilişkiyi hadım etmeyle cezalandırır. En hafif cezayı alan zina, evlilik kurumuna yönelik büyük bir tehdit olarak görülmüyordu. 8. ve 9. yüzyıllarda zinaya verilen cezanın önemli ölçüde hafifletilmiş olması, zinanın oldukça yaygın olduğu şeklinde yorumlanır. Zinanın gizli kaldığı sürece doğal ve kabul edilebilir olduğu konusunda Kilise ve laik toplum arasında zımni bir anlaşma var gibidir. Kilise ile ahlak ve terbiye literatürü yazarları eş aldatmayı sözlü olarak kınarlar.
  • Kilise’nin güçlü olduğu 10. yüzyılda eş aldatma ağır ceza alır. VI. Konstantin eşini aldattı, çünkü o “arzularını gemleyemeyen” biriydi. Gözleri kör edilerek cezalandırıldı.
  • İmparatoriçe Theophano, I. Nikephoros’u aldattığı ve onun öldürülmesinde rol oynadığı için sarayı terk etmek zorunda kaldı.
  • Oysa 11. yüzyılda eş aldatma serbest ve neredeyse aleni hale geldi. IX. Konstantin döneminde sarayda resmi kabul gördüğü bile söylenebilir. 12. yüzyılda da eş aldatma, evlilik dışı ilişki ve ensest aristokrasi içinde yaygındı ve bunlar, ensestle ilgili bazı istisnalar hariç cezasız kalıyordu. Aristokrasinin aşk entrikaları; I. Manuel’in ve I. Andronikos’un ensest ilişkileri, imparatorların peşlerinden her yere götürdükleri fahişeler tarihlerde ayrıntılarıyla anlatılır.
  • Eşcinsellik ve hayvanlarla cinsel ilişki doğaya aykırı edimlere giriyordu. Eşcinselin kendi hakiki doğasından saptığı düşünülürdü. Kilise yasalarına uygun cezalandırma, günahkarın eğitim düzeyini, bağışlama unsuru olarak kabul etmeye kadar varan 9. ve 10. yüzyıl pişmanlık belgelerinde önemli ölçüde yumuşatılmıştı. Oysa I. Justinyen döneminde, yüksek mevkideki eşcinseller hadım edilme ve ölüm cezasına çarptırılıyordu. Eşcinsellik, “Tanrının nefret ettiği” iğrenç bir arzu olarak görülür, sodomistlerin ruhunun ölümden sonra hayvan halini aldığına inanılırdı.
  • Hayvanlarla ilişkiye giren kişinin 20 yaşın üstünde ya da altında olmasına, evlilik durumuna, günahın tesadüfen işlenip işlenmediğine bağlı olarak farklı cezalar saptanırdı. Yaşlılar, evliler, mevki sahibi olanlar için ceza daha sertti: 25 yıl ya da ömür boyu ceza. Nikephoros Gregoras, hayvanlarla cinsel ilişkiyi, eşcinselliği ve eş aldatmayı, başkasının mülküne yönelik olduklarından ciddi bir suç olarak kabul ederdi.
  • Aziz Basileios’a göre, çokeşlilik insan doğasına aykırıdır. VI. Leon’un dördüncü evlilik akdi mahkum edildi. Sefahat, sapkınların kızları ve kız kardeşleriyle birleşmelerini ifade etmek için olduğu gibi fuhuş ve eşcinselliği nitelemek için de kullanılırdı. Dördüncü evlilik de sefahat olarak nitelendirildi.
  • Tutkulu aşkın, tensel günahlara sürükleyebilen ve kurumlar için bir tehdit oluşturabilen şeytanın eseri olduğu düşünülürdü. Tutkulu aşk, genellikle kadınlara atfedilen bir cinsel sapma idi. Kadınlar, kaynaklarda, çoğu zaman, “arzuları doyumsuz” varlıklar olarak betimlenir. Şehvet şeytanının kadınlara kolaylıkla hakim olduğu ve yönettiği düşünülürdü. Yaşlı İmparatoriçe Zoe’nin genç ve yakışıklı IV. Mikhael’e aşkı, çağdaşlarının gözünde, büyük ölçüde ruhuna şeytan girmiş olmasına bağlı görülmüştür.
  • Bizans’ta kadın cinselliği çok daha tehdit edici bulunmuş, çocukların meşruluğu gibi her türlü kurumu tehlikeye attığı düşünülmüştür. Eşini aldatan kadını cezalandıran yasalar daima daha sert olmuştur.
  • Cinsel anormalliğin cinlerce kışkırtıldığı düşünülürdü.
  • Kimi ruhbanlar evlilik çerçevesinde bile olsa cinsellikten rahatsız oluyorlardı. 13. yüzyılda erkeğin karısıyla üremek için değil, yalnızca zevki için yatmasının günah olduğunu öne süren ahlakçılar olmuştur.
  • Kilise’nin temel hedefi evlilik kurumunu denetlemekti. Bu kurum sayesinde politik ve toplumsal ittifaklar imzalanmış, mülkiyet intikali sağlanmıştı. Bu çaba 10. yüzyılda başlamış ve 11. yüzyılda gelişmiştir. Evlilikle ilgili yasalar çıkarıldıkça patrikler, din işleri kurulları, Kilise hukukçuları fiili cinsel davranışa daha az dikkat ettiler, insan doğasını denetlemekle daha az ilgilendiler. O dönemde eşcinseller yakılmıyordu, daha ileride Rönesans Avrupası’nda yapıldığı gibi sapıklıklara zulüm uygulanmıyordu.

 

 

Bizans İmparatorluğu 72 | Bizans’ta Cinsellik 1

  • Her toplum özel yaşamın cinsel edim ve evlilik kurumunu denetlemeye çalışır. Hangi cinsel davranışın kabul edilebilir ya da kabul edilemez;  normal ya da anormal olduğu hakkında her toplumun kendine göre bir değerlendirmesi vardır ve bu düşünceler zaman içinde değişir. Ayrıca, farklı toplumsal grupların bu konuda değişik görüşleri olabilir.
  • Kamusal ve özel ahlak anlayışının asıl hakemi Kilise’dir. Ama Kilise’nin de dönem dönem farklı kaygıları olur ve tek ses olarak görüş belirtmez. Patrik ve din kurulları bir dizi davranış kuralı üzerinde ısrar ederken, keşişler, papazlar ve azizlerin yaşam öykülerini yazanlar başka kuralları öne çıkartır. Bazı kuralların genel ve sürekli bir kapsamı varken diğerleri değişime uğrardı.
  • Devlet, kamu ahlakının ikinci yargıcıydı; müdahaleleri yasa gücünde olduğundan zorlayıcıydı.
  • Kilise ve devlet kimi zaman hemfikir oluyor, kimi zaman ise çatışıyordu.
  • Roma İmparatorluğu’nun başlangıcından beri laik ve dini kamusal otorite, cinsel davranışın birçok yanını kurala bağlama çabasındaydı. Bazı davranışlar doğal, gerekli ve iyi kabul edilmişken, başka davranışlar doğaya aykırı, yararsız, sapkın, ayıp, gayri meşru görülüyordu.
Adem ve Havva, detay, Lucas Cranach the Elder, (1528). Fotoğraf:www.artbible.info

Adem ve Havva, detay, Lucas Cranach the Elder, (1528).
Fotoğraf:www.artbible.info

  • Doğaya aykırı davranan imparator olduğunda, yapılan düzenleme, aykırılık, onun otoritesini hiç etkilemiyordu. Tövbe ve itiraf, cezayı ortadan kaldırabiliyordu.
  • Kilise’ye göre, tensel arzu baştan beri güven uyandırmamıştı, denetlenmesi ve meşrulaştırılması gerekiyordu. 4. yüzyılda ve takip eden dönemlerde Kilise insan doğasına ve cinselliğine hakim olmaya çalıştı.
  • Devlete göre, evlilik ve üreme sürekli bir kaygı konusuydu. 11. yüzyıl sonu ve 12. yüzyıl başında evlilikle ilgili çıkarılan yasalarda artış olmuştu.
  • 8. ve 9. yüzyıllar arasında Kilise, cinsel arzunun kaçınılmazlığını kabul etmiş ve evliliği önermişti. Evliliğin hedefi hem üreme hem de cinsel arzunun denetimli tatminiydi. Ancak bakireliğin erdemleri ile evliliğin erdemleri arasında kalıcı bir karşıtlık vardı. Kilise, evliliği, kendi etkisi altına almaya çalıştığı bir kurum olarak benimsemiş ve cinsel faaliyeti de bu kurumun sınırları içine kapatmaya çalışmıştı.
  • Kilise’ye göre cinsel faaliyet, bir erkekle bir kadının, uygun bir yaşta, kendilerinin ve ebeveynlerinin onayıyla akdedilerek ve engel görülmeyerek, tekeşli bir evlilikle bir araya gelmeleri durumunda kabul edilebilirdi. Bu çerçeve dışında cinsel arzu ifade edilmemeliydi.
  • 10. yüzyılın başına kadar, evlilik konusunda, Kilise de en az devlet kadar etkiliydi.
  • Orta dönem Bizans Kilisesi cinsel arzuyu genellikle insanın doğal bir özelliği olarak, cennetten düşüş sonrası insan doğasının içkin bir özelliği olarak kabul ediyordu.
  • Oysa manastır erbabına göre tensel istek şeytan işiydi.
  • Doğallık ve doğaya uygunluk kavramı Bizans’ta karmaşık bir kavramdı: Toplumsal statüye ve yaşa bağlı özel bir “doğa” vardı. Bir imparator için “doğal” olan şey, tebaası için elbette doğal değildi. Bir kadın için doğal olan şey, bir erkek için doğal olandan farklıydı. Gençler için doğal olan yaşlılar için doğal değildi.
  • Ayrıca, evlilik dışı ilişki günahının kibir günahından daha az önemli olduğu kabul ediliyordu. Eş aldatma günahı, doğaya uygundu.

 

Bizans İmparatorluğu 71 | Bizans’ta Tiyatro ve Müzik

  • Roma’da komedide siyasal hiciv yapılır, açık saçık hareketler, sözler söylenir, Hıristiyanlarla dalga geçilirdi. Din adamları tarafından tiyatroya “şeytanın kilisesi” deniyordu.
  • Yeni Roma Patriği, tiyatroyu kapatırsak siyasi rahatsızlıkları ortadan kaldırmış oluruz; barbarlar mutludur, çünkü tiyatroları yoktur, diyordu. Oyunları paganlar savunuyordu. Paganizmin son kalesi tiyatroydu. Devletin tutumu ise imparatora göre değişiyordu. 6. yüzyılda Bizans tiyatrosunda antik gelenek bitti: Pazar günü tiyatroya gitmek, dans eden kadınları izlemek günahtı. Oyuncunun Hıristiyan olduğu anlaşılırsa cezalandırılır, hatta bazen sahnede öldürülürdü. Oyuncuların saç modelinin taklit edilmesi bile günah sayılırdı. Tiyatrocular Hıristiyan mezarlarına gömülmezdi. Ayrıca tiyatrolar halkı eğlendirerek son hesap gününü unutturuyorlardı. Sahneye konan oyunlarda din adamlarının küçük düşürülme ihtimali de vardı.
  • Görkemli ziyafetlerde müzisyenler, pantomimçiler konukları eğlendirirdi.
  • İkonalarla tapınma ve röliklerle alay edildiği, ikonaların kırıldığı İkonaklazma Dönemi’nin (726-842) imparatorları sanata değer vermiyorlardı ama tiyatroyu seviyorlardı, bu dönemde tiyatro canlandı. Tiyatrolardaki resim ve heykellere dokunmadılar. Bir dramayı Aya Sofya’nın içinde bile sergilediler, Elia’nın göğe yükselişi kubbede canlandırıldı. Alevler saçan araba tekerleri ile araba iplerle kubbeye çekildi. Surların tamiri için gerekli para bu dönemde tiyatrodan toplandı.
Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs. Benaki Museum, Atina, Yunanistan. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Dansçı desenli sırlı seramik tabak. 13. yüzyılın ilk yarısı, Kıbrıs.
Benaki Museum, Atina, Yunanistan.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Büyük tiyatro, Aya İrini’ye yakındı. Galata’da ikinci bir tiyatro, Justinyen tarafından yaptırılmıştı. Ayvansaray’da, Vlaherna’da bir tiyatro daha vardı. Antakya’da ise beş tiyatro vardı. Depremlerden  de bu tiyatrolarda oynanan ‘ahlaksız oyunlar’ sorumlu tutulmuştu. 11. yüzyıldan sonra mum ışığında gölge oyunları gözde oldu.  Karagözis adı ile Yunanistan’da da Karagöz ile Hacivat  vardır.
  • Bir de sözsüz oynanan pantomim vardı, ama halk tarafından pek tutulmazdı.
  • Müzik aletinin dini açıdan tartışmalı bir konumu vardı. Müzik aleti çalmak günah sayıldığı için Ortodoks Kilise müziği vokaldir.
  • Ama, saray müziği farklıydı.
  • İlk yapımı Eski Mısır’da, tahminen MÖ 150’li yıllarda, su gücüyle çalışan org, MS 3. yüzyılda su basıncının yerini hava basıncına bıraktığı orglar yapılmış, Roma İmparatorluğu döneminde kullanımı yaygınlaşmıştı. Org, ilk olarak, tiyatro ve sirklerde, dindışı müzik çalgısı olmuştu.
  • Bizans sarayında hava ve suyla çalışan büyük orglar vardı.
  • Müzik hamamlarda da yaygındı.
  • Sarayda ziyaretçiyi etkilemeyi amaçlayan yaprakları altın ve gümüşten ağaçlar, değerli taşlardan yapılmış öten kuşlar, çalan orglar, ziyaretçi girince yükselen bir taht olduğu söyleniyor.
  • Bazı hamamlarda yer alan bu bir nevi robotların ibriklerden su döktüğü de bir başka rivayet.
  • Aşık atmak ve zar oyunları sevilirdi, masa oyunları bütün toplum tabakalarında yaygındı. Masa oyunlarının en iyi bilineni tavlaya benziyordu.

 

Bizans İmparatorluğu 70 | Bizans’ta Mobilya

  • Geç antik çağ evlerindeki temel mobilya küçük yarım daire bir masa (sigma) ve yine yarım daire biçiminde bir kanepe idi. Yer döşemesi mozaikti ve fazla eşya olmadığından evin en önemli dekoratif ögesiydi.
  • 7.-8. yüzyıllarda bunların yerini yüksek ahşap bir masa ve masanın çevresinde sıralar ya da katlanabilen tabureler aldı.
  • Oda duvarlarında dolap olarak kullanılan girintiler ahşap kapı veya perde ile örtülürdü.
  • En yaygın mobilya kategorisi, oturmak veya uyumak için kullanılan, oda duvarları boyunca uzanan yerli ahşap ya da taş sıralardı/kerevetlerdi. Yataklar bu çıkmalara ya da doğrudan yere yerleştirilirdi. Halı üzerine, döşeklere ve kanepelere de yatılırdı. Yüksek statüdeki kişiler çevresi parmaklıklı karyolalarda uyurdu.
  • Büyük sandık ve dolaplar yatak ve sofra takımlarını, giysileri ve diğer ev eşyalarını saklamak için kullanılır, mücevherat gibi değerli objeler de ahşap kutulara konup kilitlenirdi. Zengin evlerinde ahşap eşya ve kutulara fildişi, kemik ya da madeni kaplama yapmak adettendi.
  • Oda girişlerine ve diğer açıklıklara asılan örtü ve perdeler sıcaklık ve mahremiyet sağlardı. Yana çekilen perdeye düğüm atılırdı.
  • İç mekanlarda kullanılan dokumalara yapılan av sahneleri, simge figürler, çiçekler, bitki motifleri bereket ve refah düşüncesinin somutlaşmış biçimleriydi.
Fotoğraf:www.orthodoxmonasteryicons.com

Fotoğraf:www.orthodoxmonasteryicons.com

  • Mum görece pahalı bir nesne olduğu için en yaygın aydınlatma aracı kil ya da madenden yapılmış yağ kandili idi.
  • Kandiller ya bir üçayak üzerine oturtulur ya da halkalarından bağlanarak asılırdı.
  • Uzun ağızlı kapalı formlu kandiller Bizans’ta 7. yüzyıldan sonra ortadan kalkmış, İslam dünyasında kullanımları devam etmiştir.
  • 7. yüzyıldan sonra çömlekçi çarkında yapılmış çanak biçimli kandiller ortaya çıktı, cam askı lambalar daha fazla kullanılır oldu. Zeytinyağı ile kısmen doldurulan askı kandiller, tek cam kaseye takılmış üç halkadan oluşur, madeni mahfazaların içine yerleştirilirdi.
  • Büyük mekanları aydınlatmak için birçok yağ kandilinin yerleştirildiği delikli dairesel bir levha olan polikandelon’lar kullanılırdı. Polikandelon’lar çoğu zaman dökme bakır alaşımından yapılır, görkemlileri ise gümüşten olurdu. 10.-11. yüzyıllarda dövme bakır levhalardan yapılmış polikandelon’lar da vardı.
6.-7. yüzyıla tarihlenen bakır alaşımlı, haçlar ile süslenmiş bir Bizans polikandelon’u. Fotoğraf:www.metmuseum.org

6.-7. yüzyıla tarihlenen bakır alaşımlı, haçlar ile süslenmiş bir Bizans polikandelon’u.
Fotoğraf:www.metmuseum.org

  • Roma geleneğinde parfüm ve tütsü mutlu bir hayatın parçalarıydı. Göz ve koku zevki, damak zevki kadar önemliydi. Şölenlerde hem süs hem de güzel koku için çiçekler etrafa serpilirdi. Kokulu sakızlar, baharat, güzel kokulu bitkilerden hoşlanırlardı.
  • Tütsü gibi hoş kokuların sağaltıcı, insana iyi gelen özellikleri olduğuna inanılıyordu.
  • Hıristiyanlara göre olgun bir kokunun ilahi özellikleri vardı. Güzel koku, Tanrı’nın inayetini çekiyor, kötü ruhları kovuyordu. Geç antik çağda ve Bizans’ta tütsü günlük hayatın önemli bir ögesiydi. Tütsünün sihirli özelliklere sahip olduğu düşünülür ve ikonaların önünde tütsü yakılıp dua edilirdi. Bu iş için evlerde kullanılan buhurdanlar vardı. Buhurdanların formları çeşitliydi, duman ve tütsü kokusunun yayılmasını sağlayan delikli kapakları vardı.
  • Bizans toplumu yürekten batıl inançlıydı; kem göze, nazara saplantı derecesinde inanılırdı.
  • Hamile kadınlara ve yeni doğanlara saldıran bir dişi şeytan olduğuna; vücudun içinde dolaşan bir yaratığa inanıldığı için toplumun her kesiminden kadınlar doğum rahatsızlıklarından korunmak için büyüye ve muskaya baş vururlardı.

 

Bizans İmparatorluğu 69 | Bizans’ta Mücevher 2

  • Diokletianus (284-305), gizemli bir hava benimsemesinin kendisini daha önce birçok Roma imparatorunun uğradığına benzer siyasal bir cinayetten koruyacağını umarak İran’dan krallık simgeleri olan taç, asa ve saray törenlerini almıştı.
  • MS 2. yüzyıldan başlayarak Roma mücevher anlayışı Anadolu’ya yayılır.
  • Nişan ve evlilik yüzükleri ilk kez Romalılar tarafından kullanılır.
  • Altın bir statü simgesidir, olabildiğince az kullanılmasına dikkat edilir.
  • MS 4. yüzyıldan itibaren takılarda değerli taşlar özellikle de elmas, yakut, zümrüt, safir, akik ve topaz çok kullanılır. Renkli taklit taşların kullanımına ve mine işine de rastlanır.
  • Taşlar kazınarak mühür yüzükler yapılır, portreler taşların üzerine kazınarak kameo denilen takılar oluşturulur.
  • İskenderiye ve Antakya Roma döneminde mücevher merkezleridir.
  • Kuyumcular loncası Roma İmparatorluğu’nda ilk kurulan loncalardandır ve bu ayrıcalıklı konumunu Bizans’ta da sürdürür. 6. yüzyılda kuyumcular Bizans İmparatoru Justinyen’e suikast düzenleyecek güçtedir.
  • I. Konstantin, İskenderiye ve Antakya’daki kuyum ustalarını Yeni Roma’ya davet etmişti. Böylece zaman içinde Konstantinopolis de önemli bir mücevher merkezi oldu.
  • Kuyumcular ipekçiler gibi değerli esnaf olarak görüldüğünden imparatorun himayesinde, Büyük Saray’ın yakınında toplanmıştır.
  • Yalnızca imparator taçlarıyla törensel mücevherleri üretenler ayrı bir gruptur.
  • Babadan oğula geçerdi kuyumculuk. Vergiden muaftı.
  • Formlar Roma’yı takip ederken, yeni Hristiyan figür ve sembolleri Bizans mücevher modasına hakim oldu.
  • Mücevher Bizans’ta tam bir hükümdarlık göstergesidir. Mücevher taç, altın ve incilerle süslü mor kıyafet imparator ve imparatoriçelerin vazgeçilmezidir. Mozaiklerde görülen taçlardan sarkan incilerin saltanatın uzunluğunu dileyen simgeler olduğu söylenir.
  • Krallara tacını Bizans imparatoru gönderirdi. Macar kralına gönderilen tacın üzerinde “Türklerin Hükümdarına” yazar. Genel olarak Karadeniz’in kuzeyinden gelenlere Türk, doğudan gelenlere Pers derler.
  • Bizans İmparatorluk taçlarından üçü günümüze ulaşmış. İkisi Budapeşte’de, biri ise Vatikan’da!
  • Devletin dinini yüceltmeyi amaçlandığından kutsal kitap, haç, asalar, maketler, Hıristiyan röliklerinin mahfazaları da mücevherlerle bezenirdi. Asa, Tanrı buyruğunu ilettiği kabul edilen kutsal bir simgeydi.
  • İmparatorluk ailelerince altın yaldızlı ve mücevher kakma cildi olan İnciller ve haçlar kullanıldığı bilinmektedir.
Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Bilezik, 9.-10. yüzyıl, altın ve cam. Bizans Kültürü Müzesi, Selanik, Yunanistan.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bizans mücevherinde döküm, dövme, kabartma, kazıma, baskı, granüle, ajur, filigran, mine ve zincir örme gibi çeşitli teknikler kullanılmıştır. Altın takılar 3.-7. yüzyıllarda kafes işi tekniğiyle yapıldı; cam macunları veya değerli taşlar kafes işinin üzerine oturtuluyordu.
  • Orta ve Geç Bizans döneminde kafes işi ortadan kalkmış, yerini boncuklama, telkari, kabartma süsler, mineler almıştır.
  • Konstantinopolis kuyumcuları 9. yüzyıl ortasına doğru Çin’den Batı’ya gitmiş bölmeli mine uygulamaları (cloisonné) tekniğini Batı’dan almışlar, son derece ince işçilikler yapmışlardır.
  • 5. yüzyılda İmparator Leon kuyumcuların dışarıya iş yapmasını ve saray dışında mücevher takıp gezmeyi yasaklamıştı. Ama kendi tacı çok görkemliydi.
  • 6. yüzyıldan itibaren haç motifleri ve dini figürler takı bezemesinin ayrılmaz parçası haline geldi. Bu imgelerin takı sahiplerini süslemenin yanı sıra koruduğu da düşünülürdü.
  • İkona kırıcılıktan sonraki dönemde ortaya çıkan dindarlık eğilimleri kişisel ibadet objelerine bir talep yaratmıştı. Bu objelerin en revaçta olanı, göğse takılan ve birbirine kenetlenen iki parçadan oluşan röliker haçtı. Bu haçın içine, genellikle pelesenk yağı ile kaplı, İsa’nın üzerinde gerildiğine inanılan bir haç parçası, kutsal yerlerden getirilmiş çakıl taşları, toprak ya da aziz kemikleri konurdu. Altın, gümüş ve bakır alaşımından yapılan bu tür haçlar 9. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar Bizans İmparatorluğu’nun her yerine yayıldı.
  • İki yarım daireden oluşan altın ve gümüş bilezikler 11. ve 12. yüzyıllarda çok beğeniliyordu.
Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo'nun İsa'dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya'daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir. Fotoğraf:P20, Kış 2001.

Bazı mozaiklerde İsa altın iplikle dokunmuş giysiler giyer, altın ve mücevherlerle işlenmiş tahtlarda otururdu. Betimlenen tahtların en görkemlisi, İmparator VI. Leo’nun İsa’dan af dilediğini gösteren İstanbul Ayasofya’daki 9. yüzyıl mozaiğindeki arkalıklı olanıdır. Kenarları oval tahtın arkalığının iki ucunda inci dizili altın toplar vardır. Tahtın tamamı altın kaplamadır ve üzeri inci ve zümrütlerle süslenmiş olarak betimlenmiştir.
Fotoğraf:P20, Kış 2001.

  • 9. yüzyıldan başlayarak mozaiklerde de altın kullanımı görülür. Altın eritilerek ince plakalar halinde cam tesseralara yerleştirilip üzerlerine tekrar cam kapatılıp fırınlanıyordu.
  • Bronz, bakır, cam sıradan halk için önemliydi. Bizans’ta yakutun kötü ruhlara iyi geldiği düşünülüyordu. Safir çok sevilirdi. Elmas İskenderiye’den gelirdi. Baharat ve taş için Bizans altın paraları İran üzerinden     Hindistan’a giderdi. Çok büyük bir meblağ dışarı gidiyordu. Yarı değerli taşlar Anadolu’da boldu.
  • Hilal biçimli küpeler 14. yüzyıla kadar Bizans’ta çok revaçtaydı.
  • Yüzük kadının evli olduğunu gösterirdi, aynı zamanda mühürdü. İmparatorların mühürleri altın, halkınki kurşundu.
Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625. The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Bronz mühür, Konstantinopolis, 610-625.
The Hellenic Ministry of Culture, Byzantine and Christian Museum, Atina.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Göğüste taşınan muskalar,  giysi üzerine dikilen metal, taşlı süsler….10. yüzyıldan sonra kemer tokaları, hepsi Bizans’ta çok seviliyordu.
  • Halk ise cam, sırlı pişmiş toprak boncuklar ve kurşun haç takardı.
  • Yakutun aşk illetine; agat ve hematitin kadın hastalıklarına iyi geldiği, agatın kanamayı kestiğine inanılırdı. Şeytanları kovmak için, nazara ve büyüye karşı ise haç gerekirdi. Ciddi hastalık için rölik taşımak iyiydi.
  • Takılarda kullanılan motiflerin uzun ömür simgeleri olarak takanı kem gözden koruduğuna, ona bu yaşam ve öteki yaşamda bereket getirdiğine inanılıyordu.
Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi  müşterisiydi. Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

Kilise de, ekmek kabı, şarap kupası, liturjik kaşıklar (şaraplı ekmek uzatmak için), buhurdanlık, rölikerler, kutsal kitap ciltleri, ikonalar, templonlar, ambonlar, aydınlatma gereçleri ve daha pek çok kuyum işi ile mücevhercilerin en az saray kadar iyi müşterisiydi.
Fotoğraftaki rölik mahfazasında merkezdeki İsa, Meryem Ana, Vaftizci Yahya ve Havarilerle çevrili olarak betimlenmiş. 1204 yılındaki Haçlı işgalinde Konstantinopolis’ten alınan bu ganimet şimdi Almanya’da.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Int.

  • Bizans tarihi boyunca toprak, konutlar, giysiler de lüksün başka türleri olmuştu.