Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 12 | İmparatoriçeler 1

  • İmparatorun evlenme zamanı gelince tüm Bizans topraklarında uygun gelin adayı aranırdı. İmparatoriçe seçiminde zenginlik ve sosyal statü önemli değildi. En alt sınıftan bir kız da seçilebilirdi. Adaylar sadece güzel olmayacaklar aynı zamanda bazı özel şartları da taşıyacaklardı. Mesela göğüs, bel ve ayak ölçüsü de uygun olmalıydı. Bu şartları taşıyanlar başkente  getirilirler ve imparatorun önünden geçirilirlerdi. Paris gibi, imparator da seçtiği kıza elma verirdi. Elma, gelecekteki imparatorluğun sembolüydü. Bazen de birbirlerini severek evlenirlerdi. Justinyen Teodora’yı severek evlenmişti.
Fotoğraf:isabah.com.tr

Fotoğraf:isabah.com.tr

  • MÖ 31’den sonra Roma İmparatorları Caesar Augustus adını alırken, imparatorların eşleri, imparator naipliği yapan, imparatorlara danışmanlık eden önemli/güçlü kadınlara ise Augusta onursal ünvanı verilmiştir. Bu ünvanı kazanan kadınların taç giyme ve para üzerine resmini bastırma hakkı olmuştur. Bu ünvanı kazanan kadınlar, imparatorun ölümünden sonra da konumlarını devam ettirebiliyorlardı. Bizans’ta bu onursal ünvan, ilk kez Büyük Konstantin’in annesi Helena’ya verilmişti.
  • İmparator Herakleios zamanında (610-641), imparator için Yunanca Basileus ünvanının resmileşmesi sonucu, imparatoriçeler için de Basilissa ünvanı kullanılmaya başlanmıştı.
  • Bizans imparatoriçeleri, devlet işlerine diğer devletlerdekinden daha fazla müdahale ederlerdi. Saray içinde kudret ve nüfuzlarını gösterdikleri gibi, devlet idaresine de ağırlıklarını koymuşlardı.
  • Saray merasimlerinde imparatoriçe mutlaka bulunurdu. İmparatoriçe bulunmadığı zaman, ziyafet verilmez, şenlikler yapılmazdı. İmparatoriçe, eşinin saltanat ortağı idi.
  • İmparatorların taç giyme törenleri Aya Sofya’da, imparatoriçelerinki sarayda yapılırdı. Akşam, düğün yemeğine devlet ileri gelenleri katılırdı.
  • İmparatoriçeler çocuklarını saltanat odası denen, kapıları fildişi ve gümüşle süslü salonda doğururlardı.
  • Maiyetlerinde birçok kadın ve hadım bulunur, dairesi bir başmabeyinci tarafından yönetilirdi. İmparatoriçe maiyetindekileri her konuda kontrol etme yetkisine sahipti.
  • İmparatoriçenin de imparator gibi, kilerci ve şarapdarı vardı.
  •  İmparatoriçelerin kendi hazinesi vardı ve hazinesini imparatora danışmadan idare edebilirdi.
  •  Kendi dairesine devlet erkanını da kabul edebilirdi.
  •  İmparatoriçenin hizmetini görecek olan kişi, imparator tarafından seçilirdi.
  •  İmparatoriçelerin çoğunun dindar olduğu düşünülüyor.
  •  İmparatorun birden fazla karısı olması düşünülemezdi.
  •  Paskalya yortularında, Aya Sofya’da devlet ileri gelenleri imparatora tebriklerini sunarken, kilisenin kadınlara ayrılmış galerilerinde de imparatoriçe rütbe sırasına göre eşlerin tebriklerini kabul ederdi.
  •  İmparatoriçe nikah ve taç giyme töreninden sonra Hipodrom’a gider, halka da tanıştırılırdı. Hipodrom’a kocasıyla beraber gider, ama ayrı bir kapıdan girer, yine erguvani renkle döşeli locada, yüksek sınıftan hanımlarla beraber otururdu. 

    Bu genel girişten sonra Bizans’ın ünlü birkaç imparatoriçesini ayrıca ele alacağız.

Konstantinopolisli Helena, Giovanni Battista Cima de Cornegliano (1459/60-1517/18). Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Konstantinopolisli Helena, Giovanni Battista Cima de Cornegliano (1459/60-1517/18).
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Almanya’daki en eski katedral olan ve 1986 yılında Roma Anıtları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Trier Katedrali’nin yer altı odasında bir kutsal emanet olarak muhafaza edilen Azize  Helena'nın kafatası. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Almanya’daki en eski katedral olan ve 1986 yılında Roma Anıtları, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Trier Katedrali’nin yer altı odasında bir kutsal emanet olarak muhafaza edilen Azize Helena’nın kafatası.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Louvre Müzesi’nde bulunan Gerçek Haç rölikeri. Orta parçası 11. yüzyılda Konstantinopolis’te; çerçevesi, kapağı erken 13. yüzyılda kuzeyde, Ren-Meuse deltasında yapıldığı düşünülüyor. 17.yüzyılda ise taş işlemeleri yapılmış. Tipik bir Bizans Gerçek Haç rölikeri dikdörtgen, derinliksiz, içinde Haç’ın konacağı oyuntusu olan, sürme kapaklı olur. Merkezdeki haçın içi boş. Orjinalinin iki kollu haç şeklinde olduğu biliniyor. İç kısımdaki Meryem ve Aziz John kabartması ve melekler de tipik Bizans betimlemesi. Ancak genelde bu kompozisyon kapakta kullanılırdı. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Louvre Müzesi’nde bulunan Gerçek Haç rölikeri. Orta parçası 11. yüzyılda Konstantinopolis’te; çerçevesi, kapağı erken 13. yüzyılda kuzeyde, Ren-Meuse deltasında yapıldığı düşünülüyor. 17.yüzyılda ise taş işlemeleri yapılmış. Tipik bir Bizans Gerçek Haç rölikeri dikdörtgen, derinliksiz, içinde Haç’ın konacağı oyuntusu olan, sürme kapaklı olur. Merkezdeki haçın içi boş. Orjinalinin iki kollu haç şeklinde olduğu biliniyor. İç kısımdaki Meryem ve Aziz John kabartması ve melekler de tipik Bizans betimlemesi. Ancak genelde bu kompozisyon kapakta kullanılırdı.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’ın farklı açılardan ünlü imparatoriçeleri oldu. Bizans’ın ilk meşhur kadını, I. Konstantin’in annesi İmparatoriçe ve Azize Helena idi.
  • Kudüs’e yaptığı hac ziyareti sırasında Hazreti  İsa’nın çarmıha gerildiği  Haçı (True Cross-Crux Vera) ve çarmıha gerilmede kullanılan çivileri bulduğu düşünülür. Haçı bulduğu yere Holy Sepulchre (Kutsal Kabir Kilisesi) isimli bir kilise inşa ettirmiştir. İnanışa göre Helena, bu haçtan aldığı üç parçadan birisini Kudüs’te bırakır, diğerini Konstantinopolis’e ve üçüncü parçayı da Roma’ya getirir. Roma’daki parça Santa Maria di Gerusalemme Kilisesi’ndedir. Hristiyanlık tarihinde ilk hac, Helena ile başlamıştır; haçı Hıristiyanlığın sembolü haline getiren de odur, denir.
  • Helena hayatı boyunca fakirlere hediyeler vermiş, mahkumları serbest bırakmış ve mütevazı elbiselerle sıradan dindarların arasına karışmıştır.
  • 325 yılında oğlu tarafından Augusta  ilan edilmiş; aynı yıl Nicaea’da (İznik) toplanan Konsil, Helena’ya Hıristiyanların Annesi ünvanını vermiştir. 330 yılında 80 yaşında Konstantinopolis’te ölmüştür. Onun ölümünden sonra Büyük Konstantin kiliseler için kamu fonlarından verdiği desteği artırmıştır.
  • Kutsal toprakları ziyaret eden, İsa’nın çarmıha gerildiği haçı bulduğunu öne sürerek; belki de oğlunu Hıristiyan olmaya ikna ederek, en azından Hıristiyanlara yapılan eziyetleri durdurmaya ikna eden kişi olduğu düşünüldüğü gibi, oğlunu İsa’nın mezarını yapmaya ikna ederek Hıristiyan dünyası için çok önemli olmuş, azizelik mertebesine yükseltilmiştir. Hasta, yoksul ve mahpusların, genç kızların, problemli evliliklerin, din değiştirenlerin, iş hayatında zorluk yaşayanların yardımcısı, hırsız ve yangına karşı da koruyucu olduğuna inanılmıştır.Ayrıca yeni buluntuların koruyucu azizesidir.
Azize Helena (246/250-328/330) genellikle başında bir taç ve elinde bir haçla betimlenir. Ortodoks Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim, Kıpti, Habeş, Eritrea ve Hint Ortodoks kiliseleri gibi kendi patriği olan, kendi dilinde ibadet eden, monofizit kiliseler), Katolik Kilisesi ve Anglikanlar tarafından azize olarak kabul edilir. Ortodoks Kilisesi yortu gününü oğluyla beraber 21 Mayıs’ta, Batı Kiliseleri ise 18 Ağustos’ta, haç olayından dolayı, Azize Helena’yı anmaktadır. Helsinki, Uspenski Rus Ortodoks Katedrali.

Azize Helena (246/250-328/330) genellikle başında bir taç ve elinde bir haçla betimlenir. Ortodoks Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi (Ermeni Apostolik, Süryani Kadim, Kıpti, Habeş, Eritrea ve Hint Ortodoks kiliseleri gibi kendi patriği olan, kendi dilinde ibadet eden, monofizit kiliseler), Katolik Kilisesi ve Anglikanlar tarafından azize olarak kabul edilir.
Ortodoks Kilisesi yortu gününü oğluyla beraber 21 Mayıs’ta, Batı Kiliseleri ise 18 Ağustos’ta, haç olayından dolayı, Azize Helena’yı anmaktadır.
Helsinki, Uspenski Rus Ortodoks Katedrali.

Bazı kaynaklara göre 328, diğerlerine göre 330 yılında Konstantinopolis’te öldüğünde, vasiyeti üzerine Roma’ya götürülüp, orada gömülmüştür, denir. Mozolesi (Mouseleon, musalar tepesi demek), oğlu İmparator Büyük Konstantin tarafından 326-330 yılları arasında yaptırılmış, antik Roma yolu Via Labicana üzerindedir (günümüzde Via Casilina). Fotoğraf:en.wikipedia.org

Bazı kaynaklara göre 328, diğerlerine göre 330 yılında Konstantinopolis’te öldüğünde, vasiyeti üzerine Roma’ya götürülüp, orada gömülmüştür, denir.
Mozolesi (Mouseleon, musalar tepesi demek), oğlu İmparator Büyük Konstantin tarafından 326-330 yılları arasında yaptırılmış, antik Roma yolu Via Labicana üzerindedir (günümüzde Via Casilina).
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Vatikan’da Helena’nın üzeri av sahneleri konulu rölyeflerle süslü lahdi. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Vatikan’da Helena’nın üzeri av sahneleri konulu rölyeflerle süslü lahdi.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Bizans İmparatorluğu 11 | Justinyen

JUSTİNYEN
527-565

  • İmparator Justinyen’in dönemi, Bizans’ın yükseliş devridir. 521’de konsül olduğu, resmi hükümdarlık dönemi 527-565 yılları arasında olmasına rağmen, imparator olup taç giymeden önce de, amcası İmparator Justinus’un döneminde de iktidarda olduğu, hükümdarlığının 518 yılında başladığı söylenir.
  • Hipodrom’daki araba yarışlarında Maviler hizbine dayandı; böylece onların rakibi Yeşiller hizbinin nefretini kazandı.
  • Tanıştıklarında Teodora 25, Justinyen 40 yaşındaydı.
İmparator I. Justinyen, Ravenna San Vitale mozaiklerinden detay.

İmparator I. Justinyen, Ravenna San Vitale mozaiklerinden detay.

  •  Nika Ayaklanması (532), Bizans tarihinin en önemli ayaklanmasıdır.
  • İmparator Justinyen devrinde kışkırtılan Maviler ve Yeşiller arasındaki parti kavgaları, Justinyen’in açıkça Mavileri desteklemesi; Doğu sınırlarını Sasanilere, Tuna’daki sınırları da Slavlara ve Bulgarlara karşı korumak için gerekli olan yeni vergiler ve eski aristokrasinin hoşnutsuzluğu Hipodrom’daki hiziplerin çekişmesine yansıdı. Kiliselerin mallarına el konması, farklı Hıristiyan mezheplerin yok edilmek istenmesi, yönetimin adil olmadığının düşünülmesi ile yükselen politik tansiyon, Kapadokya Valisi’nin kötü yönetiminden hoşnut olmayan Maviler ve Yeşiller’in ilk defa kendi aralarındaki düşmanlığa son vererek birlikte ayaklanması ile ortaya çıkmıştı. İmparator Justinyen, Hipodrom’a elçi göndererek halkla görüştü ama, ikna edemedi. Valinin görevine son vereceğini bildirmesi de işe yaramadı. İsyancılar şehrin birçok binasını, bu arada bugünkü Aya Sofya’nın yerindeki bazilikayı da ateşe verdiler. Halk, eski imparatorlardan Anastasyus’un yeğenini imparator ilan etmiş, Justinyen tahtı terk edip kaçmayı düşünmüş ama Teodora, sarayda yapılan bir toplantıda buna karşı çıkmış, bunun üzerine Justinyen, kaçmaktan vazgeçerek, ayaklanmayı bastırma işini komutan Belisarius’a vermiş, ayaklanmanın altıncı gününde Belisarius isyancıları Hipodrom’a toplamış, 30-40 bin kişiyi öldürterek isyanı bastırmıştı.
  •  Ayaklanmada şehir 5 gün yanıyor ve şehrin yarısı tahrip oluyor. I. Konstantin ve ondan sonraki imparatorlar zamanında yapılmış pek çok eser tahrip oluyor, Aya Sofya dahil. Justinyen Aya Sofya’yı neredeyse yeniden inşa ediyor (537), şehirde büyük çaplı imar yapıyor. Justinyen, Konstantinopolis’te 30 kadar kilise yaptırmıştı. Küçük Ayasofya, Aya Sofya ve Oniki Havari Kiliseleri anıtsal nitelikte olanlardır. Aya Sofya’nın yıkılan kubbesi beş yıl süren bir onarım gerektirmişti.
  • Bizans tarihçileri, Haliç üzerindeki ilk köprünün Justinyen devrinde yapıldığını, adının Aya Halinikos Köprüsü olduğunu yazar. (Bizim bildiğimiz ilk Galata Köprüsü 1845 yılında inşa edildi.)
Eserin bütününü bir araya toplayarak ilk kez bastıran, 1583 yılında Fransız humanisti Dionysius Gothofredus olmuştur. Cenevre'de yapılmış olan bu ilk baskı, uzun zaman model olarak kalmıştır. Fotoğraf:lasecretariadelmarques.wordpress.com

Eserin bütününü bir araya toplayarak ilk kez bastıran, 1583 yılında Fransız humanisti Dionysius Gothofredus olmuştur. Cenevre’de yapılmış olan bu ilk baskı, uzun zaman model olarak kalmıştır.
Fotoğraf:lasecretariadelmarques.wordpress.com

  • Justinyen, Hadrianus’tan (117-138) beri çıkarılmış tüm yasaları ve II. Theodosius’un yaptırttığı hukuki çalışmaların (Codex Theodosianus, 438), yeniden değerlendirilmesi için 528 yılında on hukukçudan oluşan bir komisyona havale etti. Komisyon, çelişkileri gidermek, birleştirme ve değiştirme yapmakla görevlendirilmişti. Oluşturulan dört bölümlük eser, Ortaçağda Corpus Iuris Civilis adı ile biraya getirilerek Roma Hukuku’nun temel bilgi kaynağını oluşturdu. Matbaanın icadının yapıldığı 15. yüzyılın ikinci yarısından itibaran bugünkü biçimiyle bir arada basılmaya başlandı. Corpus Iuris Civilis ‘in üç bölümü (Institutiones, Digesta ve Codex) Justinyen zamanında tasarlanmış ve dördüncü bölüm (Novellae), derlemeye Ortaçağ’da eklenmişti.
  • Justinyen’in hazırlattığı Corpus Iuris Civilis, günümüze kadar intikal etmiş önemli bir eserdir ve İmparator ününü büyük ölçüde bu esere borçludur. Klasik Dönem Roma Hukuku hakkındaki bilgilerimiz önemli ölçüde Corpus Iuris Civilis’e dayanmaktadır. Roma Hukuku’nun Avrupa’yı etkilemesi bu eser sayesinde olmuştur.
  • Bu hukuki düzenleme gerçek bir bürokrasinin oluşmasını sağladı. Justinyen eski Roma’dakinden daha verimli ve ileri bir hukuk sistemi geliştirdi. Köleleri serbest bırakmayı ve toprak satmayı kolaylaştırdı, dulların miras hakkını garanti altına aldı, babaların çocuklarının hayatları üzerindeki kesin gücü azalttı. Boşanma, Kilise’nin karşı çıkışına rağmen devam ettirildi.  Kadınlara, kölelere ve çocuklara daha fazla haklar tanındı. Ama ceza yasaları Roma’nın eski yasalarından daha sert hale getirildi. Bu dönemde eşcinseller baskıya uğradı, oğlancılar hadım edildi ve pagan inançlarını sürdürenler öldürüldü. 529’da son pagan okulları kapatıldı ve filozofların ders vermesi yasaklandı. Justinyen paganizmin son kalesi olan Atina Üniversitesi’ni de kapatmıştı.
Lorenzo Lotto’ya (1480-1557) atfedilen, Justinyen’in komisyon üyelerinden kanun kitabını alışını gösteren tablo. Fotoğraf:arthistoriesroom.wordpress.com

Lorenzo Lotto’ya (1480-1557) atfedilen, Justinyen’in komisyon üyelerinden kanun kitabını alışını gösteren tablo.
Fotoğraf:arthistoriesroom.wordpress.com

  • Justinyen devrinde kısa bir süre için bile olsa Cebelitarık Boğazı’na kadar olan topraklar, Korsika, Sardunya, Balear Adaları, Sicilya, Roma, Ravenna Belisarius tarafından alındı, doğuda Sasaniler yenildi. 552 yılında Belisarius’un yerini alan komutan Narsisus’un zaferleri de eklenince Bizans İmparatorluğu Katalonya ve Provence dışında, Akdeniz’in neredeyse tümüne egemen oldu. 559’da Batı Hunları Konstantinopolis önlerine geldiklerinde Justinyen ilk kez sefere çıkmış, barışı parayla satın almıştı.
  • Batı’da pek çok yerin geri alınarak imparatorluğa dahil edilmesi, Justinyen’i Roma’ya taşınmaya yöneltmedi. Bu bağlamda, Konstantinopolis’in başkent olduğu teyid edilmiş oldu.
  • Justinyen zamanında Konstantinopolis nüfusunun 600.000 olduğu tahmin ediliyor.
  • Bu dönemde iki kez veba salgını oldu: 541 ve 558 yıllarında.
  • Hindistan ve Etiyopya üzerinden gelen salgın, bütün Akdeniz limanlarına gemilerle ulaşmıştı. Konstantinopolis nüfusunun yarıdan çoğu ölmüştü. Justinyen de hastalığa yakalanmış ama hayatta kalmıştı. İmparatorluk nüfusundaki bu azalma, kaynakların da daralmasına yol açmıştı.
  • Justinyen alt tabakadan kişilerin bile görüşebildiği, kendisi ile irtibat kurulabilen bir imparatordu.
  • İpek dokuma Justinyen devrinde ipek böceği kozalarının Çin’den rahipler tarafından kaçırılışı ile başladı.
  • Justinyen Çanakkale ve İstanbul Boğazları’na gümrük binaları kurdurdu.
  • Biri Roma’da, biri Bizans’ta olmak üzere iki Konsül atanmasını Justinyen 541 yılında kaldırmıştı.
  • Justinyen’in karısı Teodora kendi başına bir anlatımı hak ettiği için onu İmparatoriçeler bölümünde anlattık.
  • 83 yaşında ölen Justinyen’den sonra Bizans’ın yeniden parlak bir döneme geçmesi Makedonya Hanedanı ile oldu. 867-1056 yılları arasında yönetimde olan hanedanın kurucusu I. Basil (867-886), önemli imparatorları ise VI. Leo, VII. Konstantin Porfirogenitus ve II. Basil idi. Bu dönem, Justinyen’den sonraki İkinci Yükseliş Devri olarak anılır.

 

Bizans İmparatorluğu 10 |Bizans’ta İmparator 2

  • Senato, kanun yapmakla birlikte bir danışma meclisidir ve senatörlük çoğu kez babadan oğula geçer. Senato, bazen imparator seçiminde de etkili  olurdu. I. Konstantin dönemi senatosunun temellerinin Konstantinus Sütunu’nun doğusunda, Vezir Han’ın altında olduğu düşünülmektedir.
  • Bizans’ta sanat yapıtlarında ermişler, melekler ve imparatorlar sıkça bir arada gösterilirlerdi. Sanatçılar imparatoru daima başında bir hale ile resmederlerdi. Bizans İmparatorları havariler ile eşit sayılıyorlardı.
  • Betimlemelerde görülen, kenarlarından inciler sarkan taç, Bizans tacıdır. Justinianus zamanından başlayarak taç giyme törenleri başkentin en önemli kilisesi olan Aya Sofya Kilisesi’nde yapıldı. İmparatora patriğin taç giydirmesi, imparatorun yeryüzünde tanrının seçilmiş temsilcisi olduğu inancının görsel kanıtı olarak yorumlanıyordu. 9. yüzyıla gelinene kadar imparatorun dinsel bir törenle taç giyme geleneği o kadar yerleşmişti ki, o tarihten sonra tüm Hıristiyan kralların hepsi aynını uyguladılar.
  • Bizanslılar için imparatorluğun esas hükümdarı imparator veya imparatoriçe değil, İsa’dır. Ordunun yürüyüşlerinde haç en önde taşınır, paraların üzerinde resmi basılı olur. İmparator yalnızca onun geçici bir aracısıdır. Bu süre içinde imparatorun sadece şahsı değil elbiseleri, mektupları, altın hükümdarlık mührü de kutsaldır.
  • Kilise yetkililerini yerel yönetimde kullanmak bir imparatorluk politikasıydı. I. Konstantin’in piskoposlara sivil mahkemelerdeki davalara bakma hakkı tanımasıyla, dini ve sivil yetkenin ilişkisi vurgulanmıştı.
  • İmparator dini törenlere katılıyor, sembolik tören elbiseleri giyiyor. Mesela Paskalya’da İsa’nın göğe yükselişini temsilen kefene benzer bir giysi giyiyor.
  • Tahtın el değişimiyle ilgili kesin bağlayıcı bir kanun yoktu. Başarıya ulaşan herhangi bir yol ile tahta çıkmak kanuni idi. 518 yılında İlliryalı bir köylünün oğlu olan I. Justin Bizans tahtını ele geçirmişti. Ama tahtı ele geçirmeye yönelik başarısız bir teşebbüs bağışlanmazdı.
  • İmparatorlar sokağa çıktıklarında yollara çiçekler serpilirdi.
İmparator tahta çıkarken kalkanın  üzerinde taşınırdı. İmparatorun tahta çıkma törenlerine dört geleneksel Roma rengi eşlik ederdi: mavi, yeşil, kırmızı ve beyaz. Hipodrom’da yapılan araba yarışlarında da bu renkler takımların rengi idi. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Inc.

İmparator tahta çıkarken kalkanın üzerinde taşınırdı. İmparatorun tahta çıkma törenlerine dört geleneksel Roma rengi eşlik ederdi: mavi, yeşil, kırmızı ve beyaz. Hipodrom’da yapılan araba yarışlarında da bu renkler takımların rengi idi.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life Inc.

  • Büyük Theodosius (379-395) dönemine değin imparatorlar uzak sınırlardaki savaşlara bile katılıyorlardı.
  • 88 imparatorun 29’u feci şekilde öldüler, 13’ü tahtı bırakıp kaçtı veya manastıra kapandı.
  • Kutsal kitaptaki Davut Bizans’ın teokratik hükümdarları için gözde bir semboldü.
  • Biri Roma’da, biri Bizans’ta olmak üzere iki Konsül atanmasını Justinyen 541 yılında kaldırmıştı.
  • İmparatorluk aileleri zengin ve gösterişli bir yaşam sürerlerdi. Görkemli törenler ve davetler düzenlenerek, imparatorluğun gücünü hem yabancı uluslar hem de yerli halk nezdinde vurgulamak  amaçlanırdı. Bu toplantılarda davete katılanların düzeyine göre basit veya ipek torbalar içinde altınlar dağıtılıyordu.

 

Bizans İmparatorluğu 9 |Bizans’ta İmparator 1

  • Bizans, Yunan ve Roma kültürünü, eğitimini korumuş ve içselleştirmişti. Devletlerinin kurucusu olarak İmparator Augustus’u görürlerdi. Son dönemlere gelinceye kadar kendilerine “Romalı”, imparatorlarına da ‘Romalıların hükümdarı’ dediler. Bizdeki Rum sözü de oradan kaynaklanıyor.
  • Bizans Roma hukukunu ve devlet organizasyonunu, Helenistik kültürü devralmış ve buna daha da kuvvetli bir idari gücü eklemiştir: Hıristiyanlık.
  • Hellenistik dönemde hükümdar babadır, halkın kurtarıcısıdır.
  • Pagan Roma’da imparator Apollo veya Jüpiter, veya Herkül ile aynılaştırılan tanrısal bir kişilik idi.
  • Bizans’ta I. Konstantin döneminden başlayarak imparator başkomutan, en büyük kanun koyucu ve hakim, Tanrı’nın yeryüzündeki tek temsilcisi, dini ve siyasi tek otoritedir. Hıristiyan hükümdar gücünün kaynağı olarak Hıristiyan Tanrı’yı gösterir. Tanrı’dan aldığı ilham ve yönlendirme ile hüküm sürer. Paraların üzerinde Konstantin’in resmi profildendir ve gözleri yukarı bakar, cennetten direktif bekler. Tebaası onun kölesidir. Kilise, imparatorluk kurumunun vesayeti altındadır. İmparatorlar, zaman zaman patrikleri hapsetmiş, sürgüne göndermiş ve cezalandırmışlar, neden göstermeksizin görevlerinden almışlardır.
İsa’dan sapkınlıkların mahkum edildiği bir kitap hazırlatma emrini alan İmparator Aleksios Komnenos. Papalık Kitaplığı, Vatikan. Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Şehri, Stefanos Yerasimos, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 2000.

İsa’dan sapkınlıkların mahkum edildiği bir kitap hazırlatma emrini alan İmparator Aleksios Komnenos. Papalık Kitaplığı, Vatikan.
Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Şehri, Stefanos Yerasimos, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 2000.

  • Basileus, Bizans imparatorlarının resmi ünvanıydı. Herakleios zamanında (610-641) Roma İmparatorluğu’ndan miras kalan ünvanlar bırakılarak, halkın benimsemiş olduğu Yunanca Basileus ünvanı resmileşti.
  • Eski Roma devrindeki imparatorların Pagan dinlerin de başı oluşu gibi, Bizans İmparatorları da hem kilisenin hem de devletin başıydı. Kendileri tanrısal değildiler ama İsa’nın / Tanrı’nın baş temsilcileri sayılırlardı, Tanrı’nın görünen temsilcileriydiler.
  • Bizans imparatoru Tanrı tarafından seçilmiş ve Roma imparatorlarının halefi olmakla yeryüzündeki tek meşru imparatordur. Bir zamanlar Roma toprağı olup da sonradan Hıristiyan Kilisesi’ne bağlanan bütün ülkeler, Bizans imparatorlarının gözünde ebedi ve tartışılmaz bir biçimde kendi mülkleriydi. Bağımsızlık, imparatorluk karşısında onunla eşit bir konumda bulunmak anlamına gelmiyordu. Bizans İmparatorluğu, yeryüzünün tek meşru imparatorluğuydu ve diğer bütün ülkelerden, bu ülkeler imparatorluktan daha güçlü hale gelseler bile, daha yukarda bir konumdaydı. Bağımsız ülkelerin yöneticileri Konstantinopolis’te kendilerine verilmiş olan Bizans saray ünvanlarını gururla kullanırlardı. Ortaçağ devletler hiyerarşisinde Bizans imparatoru en tepedeydi. 800 yılında Papa eliyle Şarlman’ın imparator olarak taç giymesi, Bizans devletler hiyerarşisine indirilen en ağır darbe olmuştu. Bu gelişme Konstantinopolis’te önce Bizans imparatorunun doğal hakkının gaspı olarak görülmüş, 812’de Şarlman’ın imparatorluk statüsü kabul edilerek taviz verilmişti.  Şarlman’dan sonraki Batı imparatorları, kendi statülerinin kökenini Roma’ya dayandırmaya çalışarak Bizans imparatoru ile açıkça ters düştüler. Devletler hiyerarşisinde düzen 10. yüzyılda Bulgar Çarı Symeon’un (893-927) Romalıların Basileus’u olma talebi ile bir kez daha sarsıldı. 927’de Symeon’un oğlu Peter bir Bizans prensesi ile evlendirilerek Bulgarların Basileusu ünvanı verildi. Bu ünvan ile Bulgaristan, devletler hiyerarşisinde önemli ölçüde yükselmiş oldu. 14.yüzyılda Sırp hükümdarı Stephan Duşan (1331-1355) da bir Sırp-Yunan imparatorluğu kurarak Bizans’ın yerine geçmek amacıyla savaşlar açmıştı. Bizans başka imparatorlukların varlığını, son anına dek kabul etmedi.
İmparator III. Nikeforos Botaneiates (1078-1081) ve çevresinde saray ileri gelenleri. Tahtın arkasında Gerçek ve Adalet figürleri. Paris, Bibliothéque Nationale de France. Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Şehri, Stefanos Yerasimos, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 2000.

İmparator III. Nikeforos Botaneiates (1078-1081) ve çevresinde saray ileri gelenleri. Tahtın arkasında Gerçek ve Adalet figürleri. Paris, Bibliothéque Nationale de France.
Fotoğraf: İstanbul İmparatorluklar Şehri, Stefanos Yerasimos, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, 2000.

  • İmparatorluk makamı ile Kilise’nin bölünmez bir bütün meydana getirmesi fikri, Petrus’un Birinci Mektubu’ndaki “Tanrı’dan korkun ve imparatora hürmet edin” sözlerine dayandırılıyordu. Burada imparatorlar değil, imparator deniyordu. Bazı Hıristiyanların imparator ünvanına sahip çıkması, eşyanın nizamına ve kanuna aykırı düşmekteydi. Nasıl tek bir Tanrı varsa, tek bir mutlak hükümdar vardır, anlayışı geçerliydi.
  • 1261 yılında VIII. Mikhael Paleologos’un Cenova ile yaptığı antlaşma ilk gerçek antlaşma olmuştur. Bundan önce yabancılarla olan yazılı belgeler yalnızca Bizans imparatoru tarafından imzalanmıştı. İmparatorluk açısından küçültücü bile olsa antlaşma, imparatorun ihsan ettiği bir imtiyaz formunda hazırlanır, Bizans’ın ödeyeceği haraç bir armağan olarak gösterilirdi.
  • Yabancı hükümdarlara verilen ünvan ve alametler, tasvir ve yazılar da aynı düşünce tarzını yansıtırdı. Bizans imparatoru başında ayla ile, yanındaki kral aylasız betimlenir; imparatorun elinde sancak verken kral sadece bir haç tutar; imparator gösterişli, kral sade bir giysi iledir; imparatorun ad ve ünvanları kırmızı ile yazılırken kralınkiler mavi ile yazılır.
  • Yazışmalarda bazı hükümdarlara yalnızca bir sıfatla, bazılarına iki veya üç sıfatla hitap edilir, bazıları için hiç ünvan kullanılmazdı. Bazı hükümdarlar imparatorun”dostu” idi (Mısır, İngiltere, Hindistan). Daha büyük bir paye imparatorun manevi akrabası olmaktı. Bulgaristan, Ermenistan, Alanların (Doğu İranlılar)hükümdarlarına imparatorun “oğulları”; Alman ve Fransız krallarına imparatorun “kardeşleri” diye hitap edilirdi.
  • En yüce hükümdar ünvanının sahibi ve en eski Hıristiyan imparatorluğunun başı olarak Bizans imparatoru, krallar ailesinin reisi, bütün Hıristiyan halkların babasıydı. Hükümdarlar hiyerarşisi, aynı zamanda devletler hiyerarşisiydi. Bir hükümdarın itibarının artmasıyla ünvanları ve manevi akrabalığın derecesi de değişirdi.
  • Yabancı ülkelerin temsilcileri, yabancı ülkelerin hükümdarları, tıpkı Bizans saray erkanı gibi, imparator tahtta otururken onun huzurunda ayakta durmak zorundaydılar. Nadiren oturmalarına izin verildiğinde ise imparatora göre çok daha alçak bir yerde otururlardı. (Bu tutumun hala aynı etkiyi yarattığını yakın tarihimizden biliyoruz.)
  • Bir kurumun eski çağlara dayanan statüsüne hürmet, ortaçağ insanının derinlerine kök salmıştı, reddetmeleri mümkün değildi.

 

Bizans İmparatorluğu 8 | Konstantinopolis 3

  • Antik Roma’nın hamamları, senato binaları, forumları, anıtsal sütunları ve bazilikaları yüzyıllarca Konstantinopolis mimar ve mühendislerine örnek teşkil etti.
  • Haliç kıyısındaki eski limanlara ek olarak I. Theodosius ve Justinyen’in yaptırdıkları liman ve silolarla, kentin dış ticaret ağına Marmara kıyısı da katıldı.
  • Şehir, en sağlam ve gelişkin savunma altyapısına sahip olmanın yanı sıra, zamanın şehirleri arasında en iyi iaşe sistemine de sahipti. Birçok büyük açık ve yüzlerce kapalı sarnıçtan ve yaklaşık 200 kilometreyi bulan ve uzun mesafelerden su taşıyan kemer ağından oluşan su tedarik sistemi, 1204 Dördüncü Haçlı Seferi’ne kadar büyük ölçüde işlevini yerine getirmeye devam etti.
  • Her çeşit tüccar Konstantinopolis’e gelirdi. Kentin günlük geliri, dükkanlardan ve pazarlardan gelen kira, deniz ve kara yoluyla gelen tüccarlardan alınan gümrük vergisi, yirmi bin altına ulaşırdı.
  • Şehre gelen tüccarların isimleri kaydedilir, kente silahsız olarak ve bir seferde en fazla 50 kişi, İmparator temsilcisi eşliğinde girerlerdi. Rus tüccarlar ticaretlerini vergiden muaf yürütürlerdi.
  • Ancak 14. yüzyıla gelindiğinde Cenevizliler şehirde büyük bir zenginlik ve güce kavuşmuşlar, dolaşım serbestisini ve deniz ticaretinin neredeyse bütün vergilerini ele geçirmekle kalmayıp, hazineye para getiren birçok kamu işlerini de ele geçirmişler, böylece Galata’da yılda 200.000 hyperpyron (Ortaçağ doları) vergi geliri toplanırken, Bizans yılda en çok 30.000 hyperpyron toplayabilir olmuştu. Bu bilgiyi astronom, tarihçi ve eğitimci Nikephoros Gregoras’ın yazdıklarından ediniyoruz.
Aya Sofya’nın karşısında bulunan Milion Taşı. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Aya Sofya’nın karşısında bulunan Milion Taşı.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Konstantinopolis, 330-1000 yılları arasında dünyanın merkezi, medeniyetin beşiği olmuştur. IV. Haçlı Seferi için şehrin önüne gelen müttefik donanmasında bulunanlar şaşkınlığa düşmüşlerdir. Konstantinopolis hayallerinin bile ötesindedir.
  • Bütün yollar Roma’ya çıkar” sözünde kastedilen Roma, Konstantinopolis’tir.
  • 330-1453 yılları arasında bütün mesafeler Konstantinopolis’teki Milion Taşı esas alınarak ölçülmüştür. Milion Taşı sıfır kilometre noktasıdır. Taşın hemen yanındaki ofiste, isteyenlere gideceği yere kadar olan yolun Konstantinopolis’e olan uzaklığını gösteren haritalar satılmıştır.
  • Kent yönetiminin başı, praefectus urbi/eparhos, kentte imparatordan sonra gelen ikinci kişiydi. İmparatorun yokluğunda onu temsil etme yetkisine sahipti. Birinci senatör ve imparatorun danışma kurulu üyesiydi. Yiyecekten, güvenlikten, inşaatlardan, ticaretten ve üretimden sorumluydu. Pazarda fiyatları denetliyor, asayişin korunmasını sağlıyordu. Kentte tam bir yargı yetkisine sahipti. Devletin önde gelenlerinin arasındaydı. Hatta biri, III. Romanos adıyla imparator olmuştu.
  • Her bölgede de mahalleyi, polis ve itfaiyeyi denetleyen vicomagistri vardı.
  •  Şehircilik kuralları çok kesindi. Yollar en az 3.5m genişlikte olmak zorundaydı. Ev balkonlarının yerden yüksekliği 4.5m olmalı, uzunluğu 3 metreyi geçmemeliydi. Eğer birisi tarihi değeri olan bir anıtın manzarasını doğrudan görmeyi talep ediyorsa bu kıymeti takdir edebilecek eğitime sahip olduğunu ispat etmek zorundaydı. Evler birbirinin güneşini kesmeyecek şekilde yapılırdı.
  •  21 ana lonca vardı. Aynı kişi iki ayrı loncaya üye olamazdı. Oğul genellikle babasını izlerdi. Loncanın her üyesi sadece kendi ticaretini yapabilirdi. Aracı yoktu. Her üretici malını doğrudan tüketiciye satardı. Her lonca ticaretini şehrin o işe ayrılmış bölümünde yapardı. Sadece yaş sebze satıcılarının şehrin her yerinde dükkanları olmasına izin verilirdi. Bedava olarak halka sunulan bazı hizmetlerin de loncaları vardı, polis hizmeti gibi.
  •  Söylentiye göre, Hazreti İsa’nın bebekken yıkandığı taş beşik, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde Kudüs’ten Beşiktaş İskelesi’ne getirilmişti.
  •  Fatih Sultan Mehmet zamanında Üsküdar (Bizans’ta Skoutarion) Tekfuru’nun kızı ile meşhur olan Bizans’ın Kız Kulesi yıktırılarak yerine yenisi yapılmış, bu yeni yapıya toplar yerleştirilmiştir.
  •  Prinkipo’ya (Büyükada) II. Justinyen döneminde (669-711), görkemli bir saray yaptırılmış, hanedanın gözden düşen fertlerinin ya da hanedana karşı olan soyluların sürgün yeri olmuştur. Ada, adını da buradan almıştır: Prinkipo, Prens Adası demektir.
  •  Şehirde zengin fakir mahallesi ayrı değildi. Zengin evlerinin etrafında orta sınıf hatta fakirlerin evleri vardı. Zenginlerin evlerinin etrafı yüksek taş duvarlarla çevriliydi.
  •  Roma’da olduğu gib, su kanalları halka sürekli temiz su sağlıyor, yeraltındaki kanalizasyon atıkları topluyordu. Şehrin suyu tuzlu olduğu için şehre Istranca Dağları’ndan su kemeri ile su getiriliyordu.  Valens Kemeri 373 yılında tamamlanmıştı. Şehre saldırı olduğunda su sistemi bozuluyordu. Aksi takdirde şehirde su çok boldu. Meydanlardan, köşelerden su alınabiliyor, para ödenmiyordu.
  • Yapımına I. Konstantin döneminde başlanan Konstantinopolis’in su sistemi Vize’ye kadar uzanıyordu.
  •  Su kaynakları kıymet sırasına göre: kaynak suyu, kuyu suyu, ırmaktan alınan su ve göl suyu olarak değerlendiriliyormuş.
  •  Kanalizasyon kanalları içine insan girebilecek şekilde yapılmıştı,  senede birkaç kez temizlenirdi. Son dönemde sistem çalışmıyordu, atıklar denize boşaltılıyordu.
  • Konstantinopolis, büyük miktarda depolanan tahıl siloları ve pek çok su deposu ile her zaman uzun bir kuşatmaya dayanabilecek güçteydi. Denizden gelebilecek saldırılara karşı Haliç’e zincir gerilmişti.
  •  Şehrin bedava hastaneleri, sokak aydınlatması, kanalizasyonu ve itfaiyesi vardı.
  • Günde yaklaşık 80.000 bedava ekmek dağıtılır, İmparatorların halka et, meyve ve sebze dağıttırdığı da olurdu. Açık hava pazarları yaygındı.
  • Bizans’ta hayat önemli ölçüde evin dışında geçerdi. Her sosyal sınıftan kişiler arkadaşları ve komşuları ile sokakta buluşurlar, konuşurlardı. Sokaklarda ve büyük açık forumlarda buluşmak gelenekseldi. Sokak kahveleri ve lokantaları yaygındı. Sokak müzisyenleri ve Jonglörler vardı.. Pandomim ve müzikal oyunlar oynanır, sirk ve karnavallar yapılırdı. Hipodromda araba yarışları gelenekseldi. 
Hamam süslemesi olduğu düşünülen, Saraçhane’de Bozdoğan Kemeri’nin yanında bulunmuş, mermer Afrodit heykeli gövdesi. Bozdoğan Kemeri yanında, Konstantinianai ismiyle anılan semtte bu hamama ait olduğu kabul edilen görkemli duvar kalıntıları bulunmuştur. Tarihi kaynaklara göre bu hamam İmparator I. Konstantin (324-337) ya da Konstantius (337-361)tarafından yaptırılmıştır. Ayios Menas Kilisesi arkasındaki Anastasius Sütünu’na yakın bir yerdedir ve içi, bir çok heykelle donatılmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Hamam süslemesi olduğu düşünülen, Saraçhane’de Bozdoğan Kemeri’nin yanında bulunmuş, mermer Afrodit heykeli gövdesi. Bozdoğan Kemeri yanında, Konstantinianai ismiyle anılan semtte bu hamama ait olduğu kabul edilen görkemli duvar kalıntıları bulunmuştur. Tarihi kaynaklara göre bu hamam İmparator I. Konstantin (324-337) ya da Konstantius (337-361)tarafından yaptırılmıştır. Ayios Menas Kilisesi arkasındaki Anastasius Sütünu’na yakın bir yerdedir ve içi, bir çok heykelle donatılmıştır. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Konstantinianai Hamamı’na ait olduğu düşünülen, mermer, 5.-6. yüzyıllara tarihlenen boğa başlı büyük konsol. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Konstantinianai Hamamı’na ait olduğu düşünülen, mermer, 5.-6. yüzyıllara tarihlenen boğa başlı büyük konsol.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Hamamı süsleyen heykellerden birine ait kaide. Kazılarda bu hamama ait olduğu düşünülen birçok mimari parça ele geçmiştir.

Hamamı süsleyen heykellerden birine ait kaide. Kazılarda bu hamama ait olduğu düşünülen birçok mimari parça ele geçmiştir.

  • Umumi hamamlar, sosyal toplantı yerlerindendi.
  • Kelt ve Germen halkının etkisiyle olduğu söylenen, Yunan ve Roma’da heykellerde ve gymnasiumda çıplaklık, özellikle de erkek çıplaklığı çok yaygındı. Sparta’da kadınlar da çıplak güreş yapıyor, gymnasiumda çıplak erkekleri seyrediyorlardı. Sparta iffetli kadın yetiştiremedi diye eleştirilmişti. Yunan heykelinde  cinsel organ, vücuda orantılı olmayan şekilde yapılır, cinsel organa başka dilde isim verilir, organın adı net telaffuz edilmezdi. Romalılar Yunanca, Yunanlar Trak dili kullanırdı.
  •  İyi bir Hıristiyanın çıplak gözükmeyeceği öne sürülerek, kilise Roma hamamına karşı çıkmıştı.
  • Miletos’ta genç kızlar arasında intihar yaygınlaşınca, intihar eden kızın cesedinin agorada çıplak olarak teşhir edileceği söylenince intiharlar durmuştu.
  • Musevilerin Olimpiyat Oyunları’na katılması yasaktı. Sünnetin, kapatılması gereken yeri açıkta bıraktığı düşünülürdü. Bir Yahudinin, bir başka Yahudiye çıplak görünmesi uygun bulunmazdı. Hıristiyanlık da çıplak insan vücüdunu İlk Günah’ın izini, çirkinliğini taşıdığını düşündüğü için hamam kültürüne karşı çıkmıştır. Gece karanlıkta, gölgesi dışa vurmasın diye tahta perde arkasında yıkanmak tercih edilirdi.
  • Keşişlere yılda iki kere yıkanma izni veriliyordu. Bu halkta tepki yaratmış, hamam kültüründen vazgeçilememişti.
  • Konstantinopolis’te de Roma’da olduğu gibi hamamlar yönetimin halkın kullanımına sunduğu kamu tesisleriydi. Hamamlar ve Hipodrom imparatorluğun lutfunun birer göstergesiydi.
  • Büyük Konstantin şehri kurarken kentte iki eski hamam vardı. Ahilleus Hamamı ve Severus’un yaptırdığı büyük Zeuksippos Hamamı. Konstantin bu büyük hamamı onartmıştı. Büyük Konstantin’in yaptırdığı hamamlar şehrin öbür ucunda, soyluların yerleşim alanı Konstantianai mahallesinde, Mausoleion’un yanındaydı. Bazı kaynaklarda Konstantianai Hamamı’nı yaptıranın Konstantius olduğu belirtilmektedir.
  •  Hamamın bakımı, çevresine yapılan dükkanlardan gelen gelir ile yapılırdı.
  • Konstantinopolis hamamlarında sosyete kadınları yeni elbiselerini ve mücevherlerini teşhire gidiyor, son dedikodular yapılıyordu.

    Pagan kent devletinden Roma İmparatorluğu’nun eyalet merkezine, daha sonra Hıristiyan Roma’nın başkentliğine doğru yükseliş ve çöküş, ardından Müslüman Osmanlılar’ın elinde yeniden büyük bir imparatorluk merkezi haline geliş  ve tekrar çöküş, laik Cumhuriyet ile birlikte politikadan ve dinsellikten arındırılmış yeni bir kimlik kazanış… İşte İstanbul’umuz.

    Herkül Millas ve Özdemir İnce’ye Türkçesi için teşekkür ederek, Konstantin Kavafis’ten (1863-1933) bir şiir paylaşıyorum.

Bizans anıtlarına blogumuzda ayrı ayrı değineceğiz.

Bizans anıtlarına blogumuzda ayrı ayrı değineceğiz.