Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 135|Bizans’ta Felsefe 1 Platon, Aristo, Yeni Platonculuk

  • Geç Antik çağ felsefesi, Platon’un düşüncelerinin hakimiyeti altındadır.
  • 4.-6. yüzyıllar arası, Geç Antik ve Erken Bizans döneminde, iki büyük felsefe okulu olan Atina’daki Yeni Platoncu Okul ile İskenderiye’deki Aristocu Okul arasındaki çatışmalar bilimsel olmaktan çok siyasi ve dini sorunsallardan kaynaklanıyordu.
  • Hıristiyan Felsefesinin 400’lü yıllara kadar süren ilk dönemi Patristik Felsefe, bu tarihten sonra Ortaçağ’ın sonuna kadar süren ikinci dönemi Skolastik Felsefe deyimleriyle nitelenir. İlk döneme Platon’un, ikincisine Aristo’nun görüşleri hakimdir. Bununla beraber  Platon etkisi 1200’lü yıllara kadar devam etmiş ve ancak 13. yüzyılda Aquino’lu Thomas’la yerini Aristo’nun egemenliğine bırakmıştır.
Platon'un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution. Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Platon’un Mağara Alegorisi üzerine bir 16.yüzyıl gravürü, University of London, Warburg Institution.
Fotoğraf: www.ideayayinevi.com

Bu aşamada Platon, Aristo ve Yeni Platoncuların teoloji ile ilişkilendirilebilecek kuramlarına kısaca bakarsak:

 

PLATON’a (MÖ 427 – MÖ 347) göre:

**Algılar dünyasının ötesinde değişmeyen bir gerçeklik var.
**Ruh bir tanrısallık ama bedene hapsolmuş. Zihnin muhakeme gücü arındırılırsa tanrısal konumunu yeniden kazanabilir. Tanrı ile Ruh akrabadır.
**Mağara Alegorisi’ne göre, insan yalnızca ezeli gerçeklerin mağaranın duvarındaki titrek ışıldamalarını algılar. Ancak zihnini tanrısal ışığa alıştırırsa aydınlanma ve özgürlüğe kavuşabilir.
**İdealar Öğretisi’ne göre, idealar tam, sürekli ve etkili gerçeklerdir. Her bir genel kavrama karşılık gelen bir idea vardır. İyi ideası hepsinin üstündedir. Bu dünyanın şeyleri idealardan pay alır, onları taklit eder. İdealar üstün formlardır.
**Tanrısal dünya durağan ve değişmezdir. Yunanlar, devinim ve değişmeyi daha aşağı bir gerçeğin işaretleri sayarlar. Değişmezlik, süreklilik, hep aynı kalmak daha üstündür. Dolayısıyla en mükemmel hareket döngü hareketidir.
**Tanrısal formlar “orada, uzakta” değil, özün kendi içindedir.
**Platon’un güzellik ideasının Teistler’in tanrısı ile çok ortak yönü vardır. Teizm ya da Tanrıcılık, en geniş tanımıyla en az bir Tanrı’nın var olduğu inancıdır. Kişisel, mevcut ve aktif olarak evrenin kuruluş ve yönetiminden sorumlu bir Tanrı betimler. Tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Bu görüşleri benimseyenlere Teist denir.
**İnsanoğlu, bozulmuş tanrısallıktır.
**Evren, esas olarak rasyoneldir.
**Erdemli insanın tanrısallaşması olanaklıdır. Stoacılar da aynı görüştedir.
**Demiurgos, evrenin mimarı, insanlar için imal eden, yaratılmış olana biçim verendir.
**İyi toplumun, filozofun sıradan insanlara kabul ettireceği, akılcı ilkelerle yönetilmesi gerekir.

ARİSTO’ya (MÖ 384-MÖ 322) göre:

**Hiç kimse gerçeği tam olarak kavrayamaz.
**Formlar önsel, bağımsız bir varlığa sahip değildir.
**İlk hareket ettirici ezeli, hareketsiz, tinsel, saf bir varlıktır. Maddesel bir yanı yoktur, çünkü madde eksik ve ölümlüdür. İlk Hareket Ettirici, evrendeki bütün devinimin kaynağıdır. Dünyayı o yaratmamıştır. Bu, ona hiç yakışmayan değişmeyi, dünyevi bir eylemi içermektedir. O, evrenin varlığına kayıtsızdır: Kendinden aşağı hiçbir şeyi düşünemez. Dünyayı yönetmez, yol göstermez, yaşamımıza müdahale etmez. İnsani öz taşımaz. Zaman dışıdır. Yüce Varlık kendisini tarihte ortaya koymamıştır, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacaktır.
**Akıl insanı tanrı ile akraba kılar. İnsanın aklı tanrısal özelliklidir. İnsanın görevi, aklını arındırarak kendisini ölümsüz ve tanrısal kılmaktır.
**Bilgelik (Sophia), insani erdemlerin en yükseğidir. Bilgeliğe tefekkür (theoria) ile ulaşılır. Tefekkür, disiplinli bir sezgidir, ona yalnızca mantıkla ulaşılamaz ve çok az insan bunu başarabilir.

PLATON-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Her iki filozof da tanrının tamamen duygudan uzak, acı çekmeyen, değişmeyen, ulaşılamaz, sükûnet içinde, zarar verilemez olduğunu öne sürüyor. Bu özellikler Yunan ve Hıristiyan tanrı inancında vardır. Yunan düşüncesinde tanrı ile insan aynı soydandır. Tanrı, uzak ve aşkındır. Tefekkür konusunda da ortaklaşırlar.

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay). Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

Raphael’in 1509 tarihli Atina Okulu adlı tablosunda Plotinus (detay).
Fotoğraf: gbwwblog.wordpress.com

YENİ PLATONCULUK VE PLOTİNUS (M.S. 205–270)

Yeni Platonculuk, Plotinus’un çalışmalarıyla başlar.
İmparator Justinyen’in Platon’un akademisini  529′da kapatmasıyla Platonik felsefe sürecinin bittiği kabul edilir.
Platon ve Aristo’nun öğretilerini uzlaştırarak oluşturulmuş felsefi bir akımdır. Yeni Platonculuk mistik veya dini unsurlarla tanımlanır.
Platon’a bir mistik olarak ilgi duyarlar. Platon’un öğretileri ruhu vücut cenderesinden kurtarıp, ruhun tanrısal aleme yükselmesine olanak tanıyordu. Bir filozof tanrıya benzediği için kendi çabasıyla tanrısal aleme yükselebilirdi. Tanrı, durağan ve uzaktır.

** Platon’un önerdiği gibi ruh bir arınma süreci yaşamalı ve tefekküre başlamalıdır.
**İçgüdüsel bilgi önemlidir.
**Tanrı Herşey ve Hiçbir şeydir. Tanrı var olanların hepsidir.
**Üçlemesi: Bir, Zihin ve Ruh.
**Bir’in cinsiyeti yoktur, fiziksel varlığa sahip değildir, bize karşı ilgisizdir. Kendisini bize göstermediği gibi, yol da göstermez.
Üç semavi dini, T. S. Eliot ve Bergson’u da çok etkilemiştir.

PLOTİNUS-ARİSTO ORTAK NOKTALARI

Yüce Varlık zaman dışıdır. Aldırışsızdır, dünya işlerine karışmaz. Kendisini tarihte ortaya koymamış, dünyayı yaratmamış, zamanın sonunda yargılamada bulunmayacak.
Tanrı, bütün varlıkların İlki’dir.

 

 

Bizans İmparatorluğu 134|Bizans’ta Kültür 2 Dini Şiir ve Müzik

  • İlahi yazımı Bizans’ın en büyük kültürel olaylarından biridir. Justinyen, keşişler için sabah, öğlen ve akşam ilahi söylemeyi şart koşmuştur. Justinyen’e atfedilen bir ilahi de vardır.
  • Bizans dini şiirindeki en büyük yenilik, vurgulu vezin ile karmaşık yapılar içeren ve litürjide kullanıldığında müziğin eşlik ettiği ilahi türünden şiirlerdir. Dini şiirin tamamı, ruhani yücelme, tefekkür ve şiirsel çeşitliliktir. Kitabı Mukaddes metninin tekrar tekrar ele alınmasına dayalıdır.
  • 5. yüzyılda şairler Eski ve Yeni Ahit’i Homeros tarzında yazmaya başlarlar. İmparator II. Theodosius’un karısı Eudoxia’nın (393-455) bu işte rolü büyüktür. Burada arzu edilen, kültürlü paganlar da diyalog kurma amacıyla Homeros’un Hıristiyanlaştırılmasıdır.
  • Orta ve Geç Bizans döneminde de en çok rastlanan tür, kutsal metinleri temel alan şiirlerdir.
  • İlahilerde kıtalar bir solist/papaz tarafından, dördüncü dizenin tekrarı olan nakarat ise cemaat tarafından söylenir. Mezopotamya çıkışlı olan bu bağ örüntüsüne antifon denir. Sadece insan sesinden oluşan, huzur veren bu ezgilere saf ezgiler adı veriliyor.
  • 4. yüzyılda Bizans’tan Milano’ya giden Piskopos Ambrosius antifonu Doğu’dan Batı’ya taşımış, yaptığı derlemeler Ambrosius Ezgileri olarak anılmıştır.
  • 7. yüzyılda kanon gelişir. Kanonda müziksel eşlik çok önemlidir. Kanonun en eski döneminin Suriye-Filistin bölgesinde ve özellikle San Saba Manastırı’nda geliştiği sanılır. Çoksesli müzik türlerindendir. Ses girişleri, dizinin türlü katlarında tekrarlama yoluyla birbirini izler.
  • İkonoklazm döneminden sonra Theodorus Studites birçok kanon besteler. 9. yüzyılda Bizans’ın en ünlü kadın şairi, dindışı şiirler de yazmış olan Kassia da birçok ilahi ve kanon bestelemiştir.
  • Bir yandan eldeki muazzam ilahi dağarcığının litürjik törenler için düzenlemesi yapılır, ilahi vezniyle litürjik takvimler oluşturulur; bir yandan da Theodorus Metochites (1260-1332) gibi önde gelen bazı aydınlar ilahi bestelemeye devam ederler.
  • Kanonda en önemli yeri pişmanlık şiirleri tutar.
Fotoğraf: hafifmuzik.org

Fotoğraf: hafifmuzik.org

Bizans İlahisi örneğini paylaşıyoruz.
Lübnanlı Rahibe Marie Keyrouz söylüyor.
https://www.youtube.com/watch?v=FPWHi2zKBiM

Sesi öbür dünyayı çağrıştıran, suyla çalışan, dolayısıyla hidrolius adı verilen ilk orgun Mısır’da kullanıldığı; bu yüzden ilk kiliselerin su kenarına yapıldığı düşünülüyor.

Basınçlı hava ile çalışan orgun ilk örneği 393 yılına uzanır ve Konstantinopolis’te Theodosius Dikilitaş’ın kaidesinin bir yüzeyine oyulmuştur.

  • İlahi lehçeleri söz konusu olduğunda Bizans ilahisinden başka Batı’da, İspanya’dan Mozarabik ilahi ile Gallik ilahiden de bahsetmemiz gerekir.
  • Aziz Studios Manastırı/İoannes Prodromos Kilisesi (İmrahor İlyas Bey Camii), minyatürlü elyazmaları üretilen ve ilahiler bestelenen bir merkez olmuştur.
  • Çoksesli müziğe ilk adımın Bizans’ta atıldığını düşünen kaynaklar var. İlahi söylenirken iki hareket olabilir: Değişmeyen sabit ilahi sesi (tenere) (genelde bas ses olur) ile bu sesin üzerine gelen koronun sesinin kesişim noktalarının çok sesli olduğu söylenir. Bu, Barok dönemin basso continuo’sunun başlangıcı olarak kabul edilir; genelde org basso’y, tenere çizgisini tutar,  soprano ses, bas sesten ayrılıp dalgalanır.
  • Bizans ilahisi ile Mevlut benzerdir, denir.
  • Ses perdesinin temposunu ve kuvvetini ifade eden kırmızı mürekkeple yazılan işaretler Bizans notasyonunda kullanılmış işaretlerdir. 9. yüzyıldan sonra da neuma adı verilen perde işaretleri kullanılmıştır.
  • İmparator ve imparatoriçe onuruna yapılan, kilise törenlerinde daima koro şefi tarafından yönetilen ve koro tarafından icra edilen müzik olurdu.
  • Törenlerde kullanılan müzik aletleri ise antik çağlarda kullanılmış müzik aletlerinin ufak değişimlere uğramış türleriydi. Bizans müzik yaşamında pandura adı verilen, uzun saplı telli müzik aleti; kemanın atası sayılan viel adı verilen yaylı çalgı; tek ya da çift dilli kaval aulos, harp benzeri psalterion gibi müzik aletlerinin yanında Bizans’ta org da kullanılmıştır.
MÖ 5.yüzyıla ait kabartmada Yunan pandurası çalan bir kadın görüyoruz. Fotoğraf:www.pinterest.com

MÖ 5.yüzyıla ait kabartmada Yunan pandurası çalan bir kadın görüyoruz.
Fotoğraf:www.pinterest.com

 

 

Bizans İmparatorluğu 133|Bizans’ta Kültür 1

  • Kültürel açıdan ilk Bizans dönemi  geç Antikçağ ve Justinyen klasisizmidir. Bu dönemde muhteşem dini şiir ortaya çıkmıştır (özellikle 527-641).
  • Bizans İmparatorluğu’ndaki ilk büyük kültürel kırılma İkonaklazm dönemidir (726-842).
  • İkonaklazm’ı 9.-11. yüzyıllar arasındaki Makedonya Hanedanı Rönesansı izler (920-1057).
  • Komnenos Hanedanı zamanında, entelektüel canlılık zayıflar ama Batı ile ve özellikle Venedik’le ilişkiler yoğunlaşır.
  • Latin İmparatorluğu’nun (1204-1261) çöküşüyle de son yükseliş olan Paleologos Hanedanı Rönesansı (1261-1453) gerçekleşir.
Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır. Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

Bizans ansiklopedisi Suda 995 yılına aittir. Suda, Suidas adlı bir yazar tarafından yazılmış Antik Akdeniz dünyası ile ilgili bilgi veren dev bir ansiklopedidir. 30.000 tanım içeren ansiklopedik bir sözlüktür. Tanımlar kelimelerin kullanımını, kökenini ve tarihsel gelişimini filolojik olarak açıklar. Kimi kısımları günümüze ulaşmıştır.
Fotoğraf: Ortaçağ, Umberto Eco, Alfa/Tarih, 2014.

  • 5.-6. yüzyıllarda Hıristiyanlık Helenizm ile arasındaki ideolojik karşıtlığı zorlukla da olsa aşar ve antik kültürün ifade şekillerini, edebi türlerini ve yapılarını benimser. Antik ve pagan kültür sık sık kınanırsa da, Antikçağ geleneği ile Hıristiyan geleneğinin bir araya geldiği bir kültür ortaya çıkar. Bu dönemde Antikçağ bilgi dağarcığı Hıristiyanlık ışığında yeniden tanımlanır.
  • Justinyen’in imparatorluğu iki dillidir. Erken Ortaçağ’da İtalya’da, Roma dünyasının ana özelliklerinden biri olan Yunan-Latin dil ve kültür birliğinin yok oluşuna tanık olunur; Ravenna’ya rağmen Yunanca kaybolmaya başlar ve bir tek Roma’da, 7. ve 8. yüzyıllarda İkonoklazm’dan dolayı Bizans’tan ayrılan Yunan ve Doğulu keşişlerin varlığı sayesinde Helenistik bir kültür ortamı oluşur. Birçok papa Yunan veya İtalyan-Yunan asıllıdır.
  • Yunancada söz anlamına gelen üç kelime vardır:
    Logos: bilimin sözü,
    Egos: ozanın sözü (epope, epik)
    Mitos: efsane, hikaye.
  • 9. yüzyılın ikinci yarısında ve 10. yüzyılda Roma’daki Yunan-Latin kültürel yapı zayıflarken Güney İtalya’da ve özellikle Sicilya’da Yunan kültürünün varlığı daha güçlü hale gelir ve bu bölgeler çok verimli bir edebi üretime sahne olur. Arap fethinden sonra bu kültür Calabria bölgesine geçer.
  • 7.-11. yüzyıllar arasında Batı’nın geri kalan kısmında Yunanca bilinmeye ve eski Yunan ilmine genel anlamda saygı beslenmeye devam edilir. Ancak kiliseler arasında 1054’te oluşan kopuşla Yunanlara karşı genel bir güvensizlik duygusu hakim olur.
  • Bizanslılar arasında Latince sadece pratik nedenlerle öğrenilirdi ve sadece Patristik edebiyat tercüme edilirdi.
  • Bizans kültürü, özellikle 10. yüzyılda ilmi derlemeler ve ansiklopedi yazarlığında görüldüğü üzere, muhafaza etme, inceleme ve düzenleme tutumu sergiler.
Madrid Skilicis'te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav  (942 -972) arasındaki  toplantı. Madrid Skilicis,  İoannis Skilicis'in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya'da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Madrid Skilicis‘te İmparator I. Yannis Çimiskes (969 – 976) ile Kiev Büyük Knezi I. Svyatoslav (942 -972) arasındaki toplantı.
Madrid Skilicis, İoannis Skilicis’in yazdığı, 811-1057 yılları arası tarihi konu eden Tarihin Özeti adlı elyazmasıdır. Madrid Skilicis, 12. yüzyılda Sicilya’da üretilmiştir ve şu anda Madrid Ulusal Kütüphane’de muhafaza edilmektedir. Bu eser Skyllitzes Matritensis olarak da bilinir. Eser, bu yazarın günümüze ulaşan resimli tek el yazmasıdır ve 574 minyatür içerir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Makedonya Hanedanı döneminde edebi metinlerde büyük harfli yazıdan küçük harfli yazıya geçilir, kelimeler ayrı yazılır; Aristophane dile ayırt edici aksan ve noktalama işaretlerini ilave eder. Homeros’un notlarını içeren, ilk eksiksiz elyazması 10. yüzyılda yapılır.
  • Yüksek edebiyat için üstün dil sayılan Attika lehçesi, diğer edebiyat ve ifade şekilleri için ise dilin çeşitli düzeyleri kullanılır. Bizans edebi kültüründe farklı edebi türlere bağlı olarak dilin ve üslubun farklı düzeylerinden söz etmek gerekir.
  • Bizans’ın nesir üretimi de çok zengindir: Teolojik doktrinci ve çileci edebiyat,hem halkın hem de daha kültürlü sınıfların ilgisini çekenazizlerin yaşam öyküleri, retorik ve tarih yazımı, biyografi , teknik-bilimsel nesir (matematik, tıp, astronomi) üretimi gibi.
  • Justinyen dönemindeki ünlü tarihçi Prokopius (500-565), sonra gelen Agathias (530-582) ve sayısız tarih yazarı söz konusudur.
  • Edebi açıdan Komnenos Dönemi, babasını konu alan Alexiad adlı epik şiirin yazarı Anna Komnena (1083-1150) sayesinde bilinir. Komnenos dönemi ile Batı ile ilişkiler yoğunlaşmaya başlar ve entelektüel alış veriş sürekli hale gelir. Erken Ortaçağ’da görülen Batı ile verimli diyalog tekrar başlar. Yunanca metinlerin Latinceye, Latince metinlerin Yunancaya tercümesi yoğun bir şekilde başlar.
  • 12. yüzyılda üst sınıf erotik yazım, hem nesir hem manzum olarak rağbet görür.
  • Bizans aristokrasisi üzerinde Batı’nın etkili olması ile şövalye edebiyatı işlenmeye başlamıştır.
  • 13. yüzyılda Güney İtalya’da Yunan kültürü yeniden doruğa çıkar, büyük klasik yazarların metinleri kopyalanır.
  • Paleologos Hanedanı döneminde Bizans İmparatorluğu’nun elinde sadece Konstantinopolis şehri kalmıştır. Haçlı işgali ile imparator prestijini kaybetmiştir. Latin dünyası baş düşmandır.
  • Katolik Avrupa’nın temsil ettiği Latin barbarlığına karşı Antikçağa dönüşün aracı olarak, Helenizm’in gözde olması ile tasvire canlılık kazandıran, donukluktan uzak yeni bir ifade getiren yazma geleneğine dönüşten söz edilebilir. Böylece, Antikçağı kaynak alan hümanist bir akım, entelektüel bir Rönesans’ın mayasını oluşturmuştur, denir. Bu akım, Antikçağ metinlerinin araştırılmasına yeniden canlılık kazandırmış, o dönemin anıtlarına ve sanat yapıtlarına duyduğu hayranlığı dile getirmiştir.
  • Paleologos Rönesansı resim sanatının en güzel örnekleri Aya Sofya, Khora ve Pammakaristos manastırlarının duvarlarını süsler.
  • Konstantin Lips Manastırı’ndaki Paleologos dönemi süslemeleri duvarlarda nakış gibi işlenmiştir. Her sıradaki motif farklıdır. Zikzak, ağ, balıksırtı, meander (geometrik kıvrımlar yapan şerit biçiminde süsleme), gamalı haç, S motifi, düz ve ters üçgen, yürek nişi, fırıldak kullanılan motiflerdir.
  • Panagia Muhliotissa Kilisesi/Kızıl Kilise/Kanlı Kilise büyük olasılıkla daha erken dönemde yapılmış olan bir kilisenin üzerine VIII. Mikail Paleologos’un kızı Maria Paleologina tarafından 1282’lerde yaptırılmıştır. Kilise dört yapraklı yonca planlıdır. Bu plan tipinin şehirde başka örneği yoktur. Heybeliada’daki Panagia Kamariotissa Kilisesi de bu planı yansıtır.
  • Paleologos dönemi resmi, aynı dönemdeki Batı resminin yöneldiği natüralizmden uzaktır. Khora mozaiklerinde göze çarpan canlılık, birkaç yıl sonra alışılmış tasvirlere geri dönülmesiyle donmuştur.

 

Bizans İmparatorluğu 132|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 3

  • İç narteks iki kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Buradan parekklesiona geçilir.
  • Dış narteks tonoz kemerlerle örtülüdür. Dış narteksin dış cephesi, taş ve tuğla örgü tekniği ile çağının üslubunu yansıtır.
  • Tek nefli bir şapel olan parekklesion bir bodrum üzerine inşa edilmiştir. Bu bodrum, önce kripta (mahzenmezar), sonra sarnıç olarak, bodrumun duvarlarında yer alan nişler mezar olarak kullanılmıştır. Parekklesion bir kubbe ve tonozlarla örtülüdür.
  • Khora, aynı zamanda bir sürgün yeri de olmuştu. 705-711 arasında patriklik yapmış Kyros’un buraya sürüldüğü ve muhtemelen buraya gömüldüğü düşünülmektedir. Aynı şekilde Patrik Germanos (715-730), İkonaklast dönemde ikona yanlısı tutumundan dolayı buraya sürülmüş, buraya gömülmüştü. İmparator II. Leo’nun kızı Anna da buraya gömülmüştü.
Parekklesion, 29 metre uzunluğunda olup, doğu yönde bir apsisle sona erer.

Parekklesion, 29 metre uzunluğunda olup, doğu yönde bir apsisle sona erer.

  • Duvarları, kubbeleri, tonoz kemerlerini süsleyen betimlemeleri ile Bizans’ın son çağının en zengin mozaik koleksiyonu burada yer alır.
  • Her iki narteksin kuzeyindeki mozaikler büyük ölçüde, su sızıntından tahrip olmuştur.
  • Parekklesion fresklerinde Tevrat’tan konular betimlenmiştir.
  • Tasvirlerin arasına yerleştirilen madalyonla iki öykü birbirinden ayrılır.
Dış nartekste giriş kemerinin üzerindeki mozaik tabloda Meryem elleri açık dua pozisyonundadır. Göğsünde, kainatı temsil eden bir daire içinde Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Tabloda, “Tanrı’nın Anası. Hiçbir yere sığmayanın mekanı” yazısı vardır. Meryem’in iki yanında ise birer melek tasviri yer alır.

Dış nartekste giriş kemerinin üzerindeki mozaik tabloda Meryem elleri açık dua pozisyonundadır. Göğsünde, kainatı temsil eden bir daire içinde Çocuk İsa tasviri yer almaktadır. Tabloda, “Tanrı’nın Anası. Hiçbir yere sığmayanın mekanı” yazısı vardır. Meryem’in iki yanında ise birer melek tasviri yer alır.

 

Dış nartekste yer alan Capernaum’lu bir felçlinin İsa tarafından iyileştirilmesini tasvir eden mozaik tablo.

Dış nartekste yer alan Capernaum’lu bir felçlinin İsa tarafından iyileştirilmesini tasvir eden mozaik tablo.

 

Bizans İmparatorluğu 131|Khora (Hora) Manastırı / İsa Kilisesi / Kariye Müzesi 2

  • Kilise İsa’ya adanmıştır, ama aynı zamanda Meryem Ana onurlandırılmak istenmiştir.
  • Khora Manastırı oldukça büyüktü ve yüksek duvarlarla çevriliydi.
  • Khora’da Meryem’e adanmış ana kiliseden başka Aziz Mihail’e adanmış bir kilise daha vardı. Ayrıca biri Nicomedialı (İzmit) din şehidi Aziz Anthimos’a, diğeri Sebaste’nin (Sivas) Kırk Şehidi’ne ithaf edilmiş iki de şapel vardı.
  • Manastırın doğal su kaynağı, keşişler için hamamı, güney bölümünde ise kadın hasta kabul edilmeyen bir hastanesi vardı.
  • Günümüze ulaşmış kilise, eskisinin temelleri üzerinde yükselir. Doğu bölümünde eski kilisenin kemerleri hala görülebilmektedir.
  • Rivayete göre, Havari Luka’nın yaptığına inanılan Meryem Hodegetria (Yol Gösteren Meryem) ikonası Khora Manastırı’na getirilmişti. Bu ikonanın şehri koruduğuna inanılırdı. Şehir II. Mehmet’in orduları tarafından kuşatıldığında bu ikona Kara Surlarında ilahiler eşliğinde dolaştırılmıştı. Fetihten sonra bu ikona kaybolmuştur.
  • Günümüzde Kariye Müzesi, Paleologos Rönesansı resim sanatını görmek açısından güzel bir örnektir.
  • Kariye, Hz. Meryem’in ve Hz. İsa’nın hayatını anlatan sahnelerle bezelidir.
  • İç narteksin iki kubbesinde İsa’nın ataları, iç nartekste Meryem’in hayatı resmedilmiştir.
  • Dış narteksin tonoz aymalarında İsa’nın çocukluğu; dış narteks ve iç narteksin dördüncü bölümünde Hz. İsa’nın yetişkinlik çağı ve çektikleri yer alır.
  • Şapelin apsisinde Anastasis ve Son Mahkeme sahnesi vardır. Anastasis, Ortodoks ikonografisinde Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilmesini ve ölüler dünyasına giderek Hz. Adem ve Hz. Havva’yı mezarlarından çıkartarak diriltmesini betimleyen sahnedir.
İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

İkonaklazm 815 yılında, kısa bir aradan sonra tekrar alevlendiğinde, İkonaklast İmparator Theophilos’un emriyle 836 yılında, yüzüne dövme ile aşağılayıcı sözler yazılan Theophanes’in (İkonaklazm dönemi sonrası Nicaea piskoposu olarak atanan) parekklesiondaki betimlemesi dövmeleri göstermemektedir.

  • Khora’nın ana mekanı, naos, doğuda bir apsisle sona erer. Apsis dıştan bir payanda ile desteklenmiştir. En çok istenen, doğudan gelen ışığı kesmemek olduğundan, pencere açabilmek için binanın dışına payanda yapılmıştır.
  • Ana mekanı bir kubbe örter.
  • Zemin ve duvarlar mermerle kaplıdır. Bu renkli eski mermerlerin binanın mozaikleri kadar değerli olduğu düşünülmektedir.