Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 21 | Din 6 | Kadiköy’ün Azizesi Euphemia

Azize Euphemia betimli bu mermer ikona parçası, 1942 yılında Euphemia Martiryonu’nda yapılan kazılarda ele geçmiştir. 13.-14. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Azize Euphemia betimli bu mermer ikona parçası, 1942 yılında Euphemia Martiryonu’nda yapılan kazılarda ele geçmiştir. 13.-14. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

  • Euphemia, 307 yılında Khalkedon’da (Kadıköy) pagan Romalılar tarafından, işkence ile öldürülen, din şehidi (martyr)olmuş bir kadındır. Diokletianus’un Hıristiyanlara karşı 302’de başlattığı büyük takibat, yaklaşık on yıl kadar sürmüştür. Khalkedon’lu bir başka azizin ise Aziz Mikhael olduğu söylenir.
  • Azize Euphemia hakkındaki ilk yazılar 9. ve 10. yüzyıllarda yazılmıştır. O yüzden hayatı hakkında ayrıntılı bilgimiz yoktur.
  • Khalkedon’da, Euphemia’nın adına, onun martiryonunun da bulunduğu büyük bir bazilika inşa edilmişti.
  • 399 yılında Khalkedon’daki kilise, İmparator Arcadius ile Gaines arasındaki toplantıya ev sahipliği; 451 Khalkedon Konsili’in toplanma yeri olmuştu; Azize Euphemia kültü bu toplantıdan önce de hem Doğu’da hem Batı’da tanınmakta ve saygı görmekteydi ama, Konsil toplantısından sonra daha da yaygınlık kazandı. Konsil’in toplandığı Euphemia Kilisesi, azizenin mezarına bitişik yapılmıştı.
  • Khalkedon Konsili’nin burada toplanması için İmparatoriçe Pulcheria (399-453) ve eşi İmparator Marcianus büyük çaba göstermiş, Konsil kararı da onların istekleri doğrultusunda çıkmıştır. Euphemia, Pulcheria’nın koruyucu azizesidir.
6. yüzyıla tarihlenen bu kakmalı mermer sütun da Sultanahmet’te yapılan 1942 yılı kazısında Euphemia Martiryonu’nda ele geçmiştir. Renkli mermer ya da cam kakmalı beyaz mermer sütun Euphemia’da templon sütunlarında, korkuluk levhalarında ve kiborionun kemerinde uygulanmıştır. Bu tip kakmalı sütun, 6. yüzyılda Amidia’da (Diyarbakır) bazı Bizans yapılarının sütunlarında ve  Konstantinopolis’te sadece üç kilisede kullanılmıştır. Euphemia Kilisesi’nde kullanılmış olması yapının önemli ve iddialı bir yapı olduğunu göstermektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

6. yüzyıla tarihlenen bu kakmalı mermer sütun da Sultanahmet’te yapılan 1942 yılı kazısında Euphemia Martiryonu’nda ele geçmiştir.
Renkli mermer ya da cam kakmalı beyaz mermer sütun Euphemia’da templon sütunlarında, korkuluk levhalarında ve kiborionun kemerinde uygulanmıştır. Bu tip kakmalı sütun, 6. yüzyılda Amidia’da (Diyarbakır) bazı Bizans yapılarının sütunlarında ve Konstantinopolis’te sadece üç kilisede kullanılmıştır. Euphemia Kilisesi’nde kullanılmış olması yapının önemli ve iddialı bir yapı olduğunu göstermektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

  • Uzun zamandan beri tartışılmakta olan Hazreti İsa’nın Tanrı ve insan niteliklerini uzlaştırma çabaları Khalkedon  Konsili’nde neticelenir; Monofizitlerin mahkum edildiği Konsil’de kararı azizenin belirlediğine inanılır. Piskoposların uzlaşamayınca, iki karar metnini azizenin tabutuna koyduklarına, açtıklarında monofizit karar metninin Euphemia’nın ayaklarının altında, duofizit metnin ise azizenin elinde olduğuna inanılır. Bu olay, tarihsel doğruluğu bir yana, Euphemia kültünün otoritesini ve önemini göstermesi bakımından önemlidir.
  • Bu yüzden Azize Euphemia, Hıristiyanlıkta bir bölünmenin meydana gelmesinde rolü olan bir kişidir.
  • Pulcheria da bu Konsil’in ardından gücünün doruğuna ulaşmış, Büyük Konstantin’in annesi Helena ile eşdeğer görülerek yeni Azize Helena olarak ilan edilmiştir. İmparator Marcianus da Khalkedon’u metropolitlik düzeyine yükseltmiştir.
  • 7. yüzyıl başlarında Sasani tehlikesinin Boğaz’ın Anadolu yakasını tehdit etmesi karşısında, Euphemia’nın mezarı İmparator Heraclius’un emri ile Khalkedon’dan Konstantinopolis’e taşınmıştır. Daha sonra Khalkedon’a saldıran Sasaniler, Euphemia Kilisesi’ni tahrip etmişlerdir. Sasaniler 605 ve 626 yıllarında Khalkedon’u işgal etmişlerdir.
  • Khalkedon’daki duvar resimleri ile süslü bazilikanın bugünkü Yeldeğirmeni, Duatepe Sokağı çevresinde olduğu düşünülmektedir. Khalkedon’daki  bu kiliseden ve azizenin martiryonundan hiçbir arkeolojik kalıntı günümüze ulaşamamıştır.
Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı - Euphemia Martirionu Restorasyonu Fotoğraf: www.kulturbilinci.org

Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı – Euphemia Martirionu Restorasyonu
Fotoğraf: www.kulturbilinci.org

  • Sultanahmet’teki Euphemia Kilisesi,  Bizans imparatorluk sarayının başmabeyincisinin (Bizans sarayındaki en yüksek rütbeli hadım), 5. yüzyıla tarihlendirilmiş sarayına, İmparator Theodosius’un 439 yılında  el koyduğu, sarayın büyük kabul salonunun sonradan, muhtemelen Pulcheria tarafından, kiliseye dönüştürülen bir yapı olduğu düşünülmektedir. Kiliseye dönüştürme işinin bazı kaynaklara göre 5., 6., bazı kaynaklara göre 7. yüzyılda yapıldığı kabul edilmekte, bazı kaynaklar ise net olarak 680 yılını önermektedir.
  • Burası, azizenin yaşamından sahnelerin yer aldığı bir fresk çevrimini (cycle-siklus) barındırmaktadır. Bu fresklerin önemi, Azize Euphemia’nın yaşamına ilişkin bütünsel çevrimi sunan, bilinen tek örnek olmasıdır.
  • Azize Euphemia’nın bedeninin mezarından çıkarılarak, Euphemia kültünün önemli bir ziyaret merkezi olmasından rahatsızlık duyan, Birinci Putkırıcı İkonokalast İmparator diye anılan, İmparator (Çoban) III. Leon’un (685-741); bazı kaynaklara göre ise oğlu, V. Konstantin’in (741-775) emriyle denize atıldığı; tabutun yüzerek Limni Adası’na vardığı; kutsal bedenin 796’da Konstantinopolis’e geri getirilirken, dönüş yolunda üst düzeyli memurlar ve imparatorluk ailesinden kişiler tarafından yağmalandığı; geriye kalanların Konstantinopolis’teki martiryona getirildiği düşünülüyor. 796-7’de Basileus İrene’nin (752-803), Birinci İkonaklast döneminin sonunda, Euphemia Kilisesi’ni restore ettirdiği sanılıyor.
  • 1203 yılında çıkan büyük yangın ve Latin İşgali (1204-1261) sırasında tahrip olan mekan, 13. yüzyılın sonlarında restore edilmiş, içerisi fresklerle bezenmiştir. Günümüze kısmen ulaşabilmiş freskler bu dönemde yapılmış olanlardır.
  • Yortu günü 16 Eylül olan azizenin adına Konstantinopolis’te başka kiliseler de olduğu (3-5-6 ?) kaynaklardan anlaşılmaktadır.
  • Fetih’ten sonra azizenin rölikleri Patrikhane’ye götürüldükten sonra bina işlevsiz kalmış, zaman içinde harabeye dönüşmüştür. Bölgeye bir hapishane inşa edilmiş, 1939 yılında hapishane binası yıkıldığında, üzerinde freskler olan Bizans duvarları ortaya çıkmıştır. Adliye binası yapılırken Euphemia martiryonunun yıkılmaması için kilisenin temelleri askıya alınarak beton ile takviye edilmiştir. Kalıntılar, uzun süre Adliye binasının otopark olarak kullanılan bahçesinin içinde kalmıştır. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın burayı restore etme projesi vardır.

 

Bizans İmparatorluğu 20 | Din 5 | Bizans’ta Kutsal Kişiler

  • Azizler (hagios) ve kutsal kişiler (hosios) bütün Hıristiyan dünyası için önem taşır ama, aziz kültleri Doğu Hıristiyan kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır.
  • Genellikle bu kutsal kişiler öncelikle halk arasında yerel anlamda kabul görür ve bir saygınlığa ulaşırlardı. Giderek o kişinin ya da onun fiziksel kalıntılarının (rölik) etrafında yerel bir kült oluşurdu; röliklerinin bazı mucizeler gerçekleştirdiği inancı yayılır, insanlar burayı ziyaret etmeye başlar, ikonaları yapılır, onun adına belli bir gün seçilerek yerel olarak o gün kutlanmaya başlanırdı. Etkisi ve ünü yaygınlaşınca da kilise tarafından, kilisenin litürjik takvimine ve aziz kayıtlarına eklenerek tescil edilir, evrensellik kazanırdı.
  • Bizans toplumunda insanlar, hem dünyevi hem de tinsel gereksinimleri için, Tanrı’ya doğrudan ulaşmak yerine bu kutsal kişiler aracılığıyla ulaşmayı yeğlemişlerdir.
  • Bizans kültüründe azizlere, kişilerin istek ve gereksinimlerini Tanrı’ya iletmek işlevi yüklenmiştir.
  • Azizler, insan olmak niteliği ile insanlara, kutsallıkları nedeniyle de Tanrı’ya yakın olan kişilerdir. Azizler, insan oldukları için kolay ulaşılır ve insana özgü sorunları kolay anlayabilecek; Tanrı’nın sevgili kulları olmalarından ötürü Tanrı’ya kolay ulaşabilecek ve isteklerini kabul ettirebilecek aracılardı.
  • Onlar kentleri ve insanları kötülükten korur, hastaları iyileştirir, mucizeler yaratır, insanlarla Tanrı arasında köprü olurlardı.
  • Azizler ölüm yıldönümlerinde (yortu günleri) anılır, onların adına kiliseler ve manastırlar yapılır, betimleri kiliselerin duvarlarını süsler, rölik ve ikonaları da azizin kendisi kadar saygı görürdü. Gösterilen bu saygı kalıntılara ve görsellere değil, azizin bu parçalarda var olan fiziksel varlığına idi.
  • Doğu’nun azizleri, aynı zamanda, dünya işlerinin aktif katılımcısı ve yönlendiricisi olan kişilerdi.
  • Bizans’ın erken döneminde azizlik mertebesine yükseltilmek için izlenen biçimsel bir süreç yoktur; gücün kaynağı dünyasal değildir.
  • Palaiologos’lar döneminde (1261-1453) azizlik derecesine yükseltilmek daha çok bürokratik bir süreç halini almıştı. Kutsallığın kabulü için Patrik’in mührü ve kutsal Synod’un onayı gerekliydi. Yapılan iş, azizin adının ve onun anıldığı yortu gününün Büyük Kilise’nin (Aya Sofya’nın) litürjik takvimine eklenmesiydi.
  • Ünlü röliklerin ve ikonaların bulunduğu bazı kiliseler,  dünya çapında ünlenmişler, tedavi merkezleri, hac merkezleri olmuşlardı.
Yunanistan, Patras Agios Andreas Katedrali’nde Aziz Andreas'ın çapraz çarmıha gerilişini temsil eden katedraldeki fresk. İkonografide Aziz Andreas X ile sembolize edilir. Fotoğraf:blog.radikal.com.tr

Yunanistan, Patras Agios Andreas Katedrali’nde Aziz Andreas’ın çapraz çarmıha gerilişini temsil eden katedraldeki fresk. İkonografide Aziz Andreas X ile sembolize edilir.
Fotoğraf:blog.radikal.com.tr

  • Dini jargonda, Havari/Resul’ler tarafından kurulan kiliselere apostolik deniyordu.
  • Havari Petrus’un kardeşi olduğu rivayet edilen Havari Andreas’ın Grek-Roma Kilisesi’nin kurucusu olduğu 6. yüzyıl sonundan itibaren kayda geçmiştir. 60 yılında Peloponez Yarımadası’nda öldüğü düşünülen Havari Andreas’ın kalıtları Büyük Konstantin tarafından 4. yüzyılda, Konstantinopolis’e getirtilmiş, ama 1204 yılındaki Haçlı işgalinde buradan alınıp, İtalya’ya Amalfi’ye götürülmüştür. Zaman içinde kalıtlar Roma, Yunanistan Patras ve Amalfi arasında bölüşülmüştür. Aziz Andreas’ın haçı, Sovyet dönemi hariç, Rus donanmasının bayrağı olmuş; İskoçya, dolayısıyla Büyük Britanya bayrağında da X simgesi ile yerini almıştır. Ukrayna ve Romanya, Hıristiyanlığın bu aziz tarafından kendilerine ulaştırıldığına inanır.
  • Konstantinopolis Kilisesi’nin kurucu Havarisi olduğu iddia edilen Aziz Andreas’ın iskeleti Konstantinopolis’te Havariyyun Kilisesi’ne konmuştu.
  • Venedikli iki tüccar da Aziz Marcos’un naaşını 828 yılında İskenderiye’den çalıp Venedik’e getirmişti.
 Kilden yapılma Bizans tören ekmeği damgası Çorum Müzesi’nde sergileniyor.

Kilden yapılma Bizans tören ekmeği damgası Çorum Müzesi’nde sergileniyor.

  • 324 yılında Büyük Konstantin’in İznik’te topladığı ilk konsilde (din kurultayı) kararlaştırılan protokol önceliğinde Roma, Antakya, İskenderiye kiliselerinin  onursal hiyerarşide adları geçmişti. Bu kiliselerin patrikleri eşit önem ve yetki sahibiydiler. Teolojik anlamda meşruiyet temsilcileri tarih sırasına göre ise Antakya, İskenderiye ve Roma idi.
  • İlk Hıristiyan imparatorun I. Konstantin olduğu kesindir. Ama ilk Hıristiyan devletin Roma değil, 301-314 yılları arasında Hıristiyanlığını ilan eden Ermenistan olduğu da söylenir.
  • 381 yılında Konstantinopolis’te Theodosius tarafından toplanan konsile Batı’dan hiçbir ruhban gelmemişti. Bu konsilde Konstantinopolis ve Kudüs’e teolojik meşruiyet tanındı. Bu patriklerin yetkileri de ilk üçünün yetkilerine eşitlendi. Buna, Beşli Hükümet, pentarşi dendi. Bu konsilde saptanan kutsal kurala göre, “Konstantinopolis Patriği, Roma Patriği’nden sonra ikincidir. Bununla birlikte Roma Patriği’nden sonra gelen Konstantinopolis Patriği’nin onursal önceliği vardır; çünkü temsil ettiği kent, Yeni Roma’dır” diye kayda geçirilmişti.
  • Tabii hepsinin üstünde Pontifex Maksimus olan Roma İmparatoru vardı. Bu beş patriği yargılayabilecek tek merci imparatordu.
  • Ekümenik Konsiller’in kurallarına uyan tüm Hıristiyanlara Ortodoks, yani “doğru yol izleyenler” deniyordu. Konstantinopolis’in Latin işgalinden sonra ise Ortodoks, İsa’nın öğretisini Yunanca yazıp okuyanların mezhebini tanımlar oldu.
  • 450 yılında Khalkedon’da toplanan konsil kararlarını reddeden Ermeniler, özgün dil ve alfabeleriyle yazıp okudukları İncil’le birlikte Monofizit doktrinini benimsemişti.  Ermeni Apostolik Ortodoks Kilisesi, 553 yılında gerek Doğu Roma, gerek Batı Roma Kiliselerinden bağımsızlığını resmen ilan etmiş, özerk bir yapılanma olmuştur. Ayin dili klasik Ermenice, Grabar, olup, patriklerine Katolikos denmiştir. Evrensel (Katolik) ve doğru yol (Ortodoks) kavramlarını buluşturan bir öğretidir. Doğu’da başka özerk kiliseler ve cemaatler de vardır; Süryaniler ve Kıptiler gibi.
  • Doğu Roma İmparatorluğu’nun Ege kıyıları ve Balkan topraklarında, Doğu Roma Hıristiyanlığının bir hizibi Bogomil mezhebi ortaya çıkmıştı. Boşnakların kökenini oluşturan Bogomil öğretisi, Hıristiyan dinini düalist bir sentezle yorumluyordu. Bu mezhebin, İtalik Yarımadası’nda Patarini, Fransa’nın güneyi ve İspanya’nın kuzeyinde Kathar adını alan müritleri Avrupa’da yayıldılar ve kıyıma uğradılar.
  • İmparator IX. Konstantin Monomakhos, İtalya’ya saldıran Normanlar’a karşı askeri yardım ve Grek-Latin Kiliseleri arasında barış yapılmasını Papa IX. Leo’ya önerdi. Papa, Konstantinopolis’e bir barış delegasyonu yolladı. Papalık elçileri ile Konstantinopolis Patrikhane temsilcileri, kamuya açık yapılan tartışmalarda, birbirlerini dinden sapmakla suçladılar. 16 Temmuz 1054 tarihinde Papalık tarafı Konstantinopolis Patrik’ini dini inkar suçundan aforoz; Yunan ritüeli izleyen tüm Doğu Roma Kiliselerini kafir ilan etti. Patrik, kentte bir isyan başlatarak Papalık delegasyonunu kaçmak zorunda bıraktı. 24 Temmuz 1054 tarihinde ise Batı Romalı müzakereciler bir karşı fermanla aforoz edildi ve Papalık fermanı törenle yakıldı. Böylece Hıristiyan dünyada ilk bölünme kesinleşti.
Hazreti İsa’nın Edessa Kralı Abgar’a yazdığı mektup olduğu iddia edilen, Çorum Müzesi bahçesinde sergilenen, Çorum ile Şanlıurfa arasında çekişmeye sebep olan eser. Fotoğraf:www.edessatv.com

Hazreti İsa’nın Edessa Kralı Abgar’a yazdığı mektup olduğu iddia edilen, Çorum Müzesi bahçesinde sergilenen, Çorum ile Şanlıurfa arasında çekişmeye sebep olan eser.
Fotoğraf:www.edessatv.com

Gandhi ve Haricanlar

Hindistan’da kast sistemi ilk başlarda sosyal sınıflar arasında rekabetin neden olduğu saldırıları ortadan kaldırmayı hedeflemişti, denir.

Ancak zaman içinde sistem katılaştı ve baskılara yol açtı.

Mevcut Hindistan Anayasası’nda herkesin eşit olduğu yazılıdır ama kast sistemi ortadan kalkmış değildir.

Her kast ayrıca cati denen pek çok alt kasta ayrılır.

Bir de kast dışı olanlar vardır: En altta paryalar, toplumdaki en pis işleri yapan dokunulmazlar vardır.

Dokunulmazlar  ise kendilerine dalit’ler, yani “kırılmış insanlar” demeyi yeğlerler.

Mahatma Gandhi onlara sevecenlikle harican’lar, yani “Tanrı’nın Çocukları” adını vermiştir.

Gandhi’ci aktivist ve özel sekreteri gibi çalışan Mahadev Desai, Gandhi’nin Harijan ismindeki haftalık gazetesini çıkarmaktan da sorumluydu. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Gandhi’ci aktivist ve özel sekreteri gibi çalışan Mahadev Desai, Gandhi’nin Harijan ismindeki haftalık gazetesini çıkarmaktan da sorumluydu.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Hindistan’ı Ariler istila ettiği zaman tenleri koyu renkli yerli halkı kendilerinden uzak tutmak istemişlerdir. Sanskritçe kast anlamına gelen varna, aynı zamanda renk demektir.

Hindu dininin önemli bir özelliği olan kast sistemi, insanları doğumlarına göre sınıflandıran önemli bir toplumsal sistemdir.

Hindular dört kast, brahman, asker, tüccar ve köylü diye dört bölümlü bir cemiyettir. Hinduizm’e göre, kast sistemi kutsal bir kurumdur.

Brahmanlar ruhaniyeti temsil ederler ve ruhaniyeti korumak için temas ettikleri insanlara ve gıdalarına çok dikkat ederler, et yemezler.

Hayvan öldürmek ve hayvana ilişkin bütün iş ve sanayi en aşağı meslekler olarak kabul edilir. Deri sanayii, avcılık, kasaplık, balıkçılık gibi.

Bu mesleklerden daha aşağıda sayılan bir iş daha vardır. Hindistan’ın büyük kısmında kanalizasyon sistemi kurulmamıştır. Doğal ihtiyaçların def edildiği malzemeyi temizlemek de, ölü yakma gibi dokunulmazların işidir.

Haricanlar et yerler. Oysa kast Hinduları için bu, kabul edilemez bir durumdur.

İçtimai ve iktisadi bakımdan haricanların durumları zordur.

Kast dahili Hinduların kullandığı yol, okul, hastane, kuyu dokunulmazlara kapalıdır.

Kast doktorları ve avukatları onları tedavi etmez ve mahkemede savunmalarını üzerlerine almaz.

Dokunulmazlar, Müslüman veya Hıristiyan dinini seçseler, bu zulümden kurtulacaklar ama, Hindistan’ın din realitesi buna izin vermez. Atalarından kalma dinlerini bırakmak istemezler.

Mahatma’ya göre harican teşkilatı Hinduizm’in en büyük günahıdır ve bunu kaldırmak Hinduizm’in vazifesidir.

Ona göre, haricanlık devam ederse Hinduizm ölüme mahkumdur.

Ayrıca, ülkedeki “bana yaklaşma” tavrı, bir Hint milleti oluşmasına engeldir.  Bu tavırdan vaz geçilirse, ayrı dinlere mensup cemaatler de aralarındaki birliği hissedeceklerdir. Bu birlik hissedilmeden, bir Hint milleti oluşmadan İngilizlerden kurtulup, özgür ve bağımsız Hindistan’ı kurmak mümkün değildir.

Gandhi ilk defa kastsız bir Hint milleti düşünen kişidir.

Haricanlığın ortadan kaldırılması için çok uğraş verir.

Bu uğurda 1930’larda gençler köylere yerleştirilmiş, okullar açılmış, elişleri, sanayi atölyeleri kurulmuştu. Bazı kuyular haricanlara açılmış, harican çocuklar okutulmuştu. Ama çözülmesi en zor konu mabet konusuydu. Kanun, kast Hindularına bu konuda büyük yetki veriyor, bir köyde bir tek kişi itiraz ederse mabet haricanlara kapatılıyordu.

Mahatma Gandhi, senede bir defa Delhi’ye gelir, haricanlara ait bir evde misafir olurdu.

Gandhi, dokunulmazlar sınıfının hakları tanınmazsa yemek yemeyeceğini bildirdiğinde, söz konusu olan oruç değil, açlıktan ölmekti. Hindistan’ın en güçlü tabusuna kafa tutan bu çilekeşin amacı Hindistan’ın arınmasıydı. Bu uğurda yaşamını kaybetti.

Hindistan Anayasası’nın mimarı Dr. Bhimrao Ramji Ambedkar bir haricandır. Anayasada herkesin eşit olduğu yazılıdır ama kastların kalktığına dair bir ibare yoktur. Yine  anayasayla okullarda, yasama organında ve işyerlerinde kotalarla haricanlara (nüfusun % 15 kadarı) ve kabile topluluklarına (% 7) yer ayrılmıştır.

Hatta bir harican, önce Ankara’da Hindistan büyükelçisi olarak görev yapmış, sonra cumhurbaşkanı olmuş, Koçeril Raman Narayanan’dır.

Bütün yasaklara karşın, kast bilinci önemini korumaktadır.

Bizans İmparatorluğu 19 | Din 4 | Kilise, Kemik Kültü ve Ayazma

6 Ocak 2002 tarihindeki Fota Töreni’nden önce Çengelköy Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayin.

6 Ocak 2002 tarihindeki Fota Töreni’nden önce Çengelköy Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi’ndeki ayin.

  • Ortodokslukta ruhban olmadan ibadet olamaz. Din adamları tam dokunulmazlık sahibidir. Vergi vermezler, askerlikten muaftırlar.
  • Kiliseler, başlangıçta, eski çok tanrılı dinlerin tapınakları örnek alınarak ve onların kalıntılarından yapılan ve mimarlıkta bazilika denilen türden yapılardı. Bunlar, uzunlamasına, dikdörtgen iç mekanlı, üç sahına bölünmüş, içinde mihrap, kürsü, adak masası, ermişlerin gömüldüğü bir mahzen mezar yeri, koro yeri gibi bölümleri olan yapılardı.
  • Romalıların zafer taklarının altından geçen askerlerin ruhlarının temizlendiğine inanılması gibi, ruhbanın yeri, Bema kemerinin altından geçince günahların affolduğuna inanılır.
  • Bema bölümünde, üzerinde okunmuş şarap ve ekmek bulunan kutsal masa (hagia trapeza) vardır. Son Akşam Yemeği’nin canlandırmasının yapılabilmesi için kutsal masa olması şarttır. Şarap ve ekmek ayini Missa Ayini’dir. Missa Ayini’nin ilk yazılı kaydı 2. yüzyılda Bursa’da yapılmıştır.
Suriye’de Halep’in kuzeyindeki Aziz Simeon bazilikasını ziyarete gelen hacılar önce bu kurnada, başları dahil suya dalıp çıkarak arınıyor, sonra martiryona gidiyorlardı.

Suriye’de Halep’in kuzeyindeki Aziz Simeon bazilikasını ziyarete gelen hacılar önce bu kurnada, başları dahil suya dalıp çıkarak arınıyor, sonra martiryona gidiyorlardı.

  • 6 Ocak, Üç Müneccim Kral’ın bebek İsa’ya sunum yaptığı gün olarak kabul edilir ve bu tarihte kiliselere bağış yapmak adettendir.
  • İlk Günah’a inanç tam olduğundan, bebeğin doğamayacağı anlaşılırsa, vajinaya kutsal su enjekte edilerek, bebek günahlarından arındırılır. Bu iş için kullanılan alete vaftiz şırıngası denir.
  • Paganlar, Ortodoks Kilisesi’nin dış girişindeki mekanda durabilirler; katakümenler, yani henüz vaftiz olmamış olanlar kilisenin üst katında veya sağ nefte oturabilirler. Katolikler de Ortodokslar nezdinde katakümen sayıldıkları için katakümenlere ayrılmış yere oturabilirler.
  • Bizans dini mimarisinde kullanılan ögelerden biri de pareklesion’dur. Genellikle kiliseye bitişik olarak yapılan bu ek odalara ilk olarak 9. ve 10. yüzyıllarda rastlanır. Bunlar adak ve diğer işlevler için yapılırdı. Kariye’de ve Fethiye Camii’nin yerine yapıldığı Pammakaristu Manastırı Kilisesi’nde örnekleri vardır.
  • Kiliselere mutlaka bir azizin veya azizenin adı verilirdi. Oysa bir camiye yaptıranın, baninin, adı veya yapıldığı mahallenin adı verilebilir.
  • Hıristiyan kilisesinin, din adına ölenler için yapılan dinsel yapı grubu martiryonlar, önce Kudüs’te yapıldı, sonra bütün Hıristiyan dünyasına yayıldı.
Aziz Simeon’un üzerinde yaşadığı sütunun etrafına yapılan martiryon 490’da tamamlanmıştır ve 5. yüzyılın en büyük kilisesidir. Merkezi sekizgen, dört tarafında bulunan bazilikalardan biri ibadet, diğerleri ise hacılar için düşünülmüştür, deniyor. Bizans’ın, martiryonun merkezindeki sütunun parçalarından yağ süzdürüp sattığı düşünülüyor.

Aziz Simeon’un üzerinde yaşadığı sütunun etrafına yapılan martiryon 490’da tamamlanmıştır ve 5. yüzyılın en büyük kilisesidir. Merkezi sekizgen, dört tarafında bulunan bazilikalardan biri ibadet, diğerleri ise hacılar için düşünülmüştür, deniyor. Bizans’ın, martiryonun merkezindeki sütunun parçalarından yağ süzdürüp sattığı düşünülüyor.

Aziz Simeon’daki Ölüler Evi. Rahipler, evin nişlerindeki sarkofajlarda 40 gün tutulduktan sonra kemikleri evin ortasındaki oyuğa konuyormuş. Sarkofaj, et yiyen demekmiş.

Aziz Simeon’daki Ölüler Evi. Rahipler, evin nişlerindeki sarkofajlarda 40 gün tutulduktan sonra kemikleri evin ortasındaki oyuğa konuyormuş. Sarkofaj, et yiyen demekmiş.

  • Yerli veya yabancı ünlü birinin kemiklerine sahip olmak, şehirler için bir şeref meselesi sayılırdı. Ortaçağ’da şehirler, azizlerin kemik veya daha başka kalıntılarına malik olmaktan gurur duyarlardı. Vaftizci Yahya’ya ait olduğu öne sürülen dört kol Fransa, Türkiye, İtalya ve Yunanistan’dadır.
  • Ortodoks Kilisesi’nde kemiklere büyük saygı gösterilir. Azizin gösterdiği mucizeyi kemiklerinin de gösterebileceği düşünülürdü.
  •  İkonaklastlar, kemik kültüne de karşı çıkmışlardı.
6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinyen tarafından, Ortodoks hacılar için yaptırılan, günümüzde de aktif en eski manastırlardan olan Azize Katerina Manastırı, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda, Musa’nın On Emir’i aldığına inanılan Sina Dağı’nın eteklerinde yer almaktadır. Manastır’ın Ölüler Evi’nde burada ölen keşişlerin kemikleri yer alıyor. Başpiskoposların kemikleri ise özel nişlerde muhafaza ediliyor. Bu adet, Milattan Sonraki ilk yüzyıllarda, önemli bir coğrafyada  çok yaygın. Manastırlarda, genelde, 12 Havari’yi simgeleyen 12 mezar vardır. Bir uygulama olarak, ölenler bu 12 mezara gömülür. Sonra kemikler çıkartılıp mezar şapeline konur.

6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinyen tarafından, Ortodoks hacılar için yaptırılan, günümüzde de aktif en eski manastırlardan olan Azize Katerina Manastırı, Mısır’ın Sina Yarımadası’nda, Musa’nın On Emir’i aldığına inanılan Sina Dağı’nın eteklerinde yer almaktadır. Manastır’ın Ölüler Evi’nde burada ölen keşişlerin kemikleri yer alıyor. Başpiskoposların kemikleri ise özel nişlerde muhafaza ediliyor. Bu adet, Milattan Sonraki ilk yüzyıllarda, önemli bir coğrafyada çok yaygın. Manastırlarda, genelde, 12 Havari’yi simgeleyen 12 mezar vardır. Bir uygulama olarak, ölenler bu 12 mezara gömülür. Sonra kemikler çıkartılıp mezar şapeline konur.

Niğde Gümüşler Manastırı’nın avlusunda saklanmakta olan kemikler ziyaretçilerin görüşüne açık. Bu iskelet ek başına, ayrı bir yere konulduğuna göre yüksek dereceli bir ruhbana ait olmalı.

Niğde Gümüşler Manastırı’nın avlusunda saklanmakta olan kemikler ziyaretçilerin görüşüne açık. Bu iskelet tek başına, ayrı bir yere konulduğuna göre yüksek dereceli bir ruhbana ait olmalı.

Büyük Knez Vladimir, Hıristiyanlığı Rusya’nın o zamanki başkenti Kiev’de kabul etti ve Hıristiyanlığı ilk Kiev’de yaymaya başladı. Aziz Antuan, Athos Dağı’ndan dönüşte Kiev yakınlarında, Pechersk’te ilk mağarayı kazarak Lavra Manastırı’nın nüvesini oluşturdu. I. Yaroslav döneminde, 1051 yılında Kiev, Lavra Manastırı bu mağaranın etrafında oluştu. Keşişler yeni mağaralar kazdılar, bunları yeraltı koridorları ile birbirine bağladılar. Bu mağaralar ibadet yeri olduğu gibi, gömü yeri de oldu.

Büyük Knez Vladimir, Hıristiyanlığı Rusya’nın o zamanki başkenti Kiev’de kabul etti ve Hıristiyanlığı ilk Kiev’de yaymaya başladı. Aziz Antuan, Athos Dağı’ndan dönüşte Kiev yakınlarında, Pechersk’te ilk mağarayı kazarak Lavra Manastırı’nın nüvesini oluşturdu. I. Yaroslav döneminde, 1051 yılında Kiev, Lavra Manastırı bu mağaranın etrafında oluştu. Keşişler yeni mağaralar kazdılar, bunları yeraltı koridorları ile birbirine bağladılar. Bu mağaralar ibadet yeri olduğu gibi, gömü yeri de oldu.

Din şehidi Vladimir’in rölikleri Lavra Manastırı’nın Uzak Mağaralar bölümünde yer alıyor. Fotoğraflar: Holy-Dormition Kiev-Pechersk Lavra, 2008.

Din şehidi Vladimir’in rölikleri Lavra Manastırı’nın Uzak Mağaralar bölümünde yer alıyor.
Fotoğraflar: Holy-Dormition Kiev-Pechersk Lavra, 2008.

  • Kemiklerin, sadece Ortodokslukta değil, hemen tüm dinlerde, ölümü hatırlatarak (memento mori) doğru yaşamayı teşvik etme ve ibadetin önemini anımsatma işlevi de var. Aşağıdaki iki fotoğraf, iki önemli Katolik Kilisesi’nde, bu maksada ayrılmış iki bölümü gösteriyor.
  • Kur’an’da, Ali İmran Suresi, 185. Ayet de “Her canlı ölümü tadacaktır” diyerek aynı hatırlatmayı yapmaktadır.
Roma’da, Santa Maria del Popolo Kilisesi’ndeki Giovanni Battista Gisleni’nin (1600-1672) eseri “ölümü hatırla” bölümü. Memento mori, Rönesans ile unutulmuş, Karşı-Reformasyon ile tekrar, Ortaçağ’daki gibi, önem kazanmıştı. “Vanitas” ile de dünya nimetlerinin boş olduğu hatırlatılarak, uyarı güçlendirilmektedir.

Roma’da, Santa Maria del Popolo Kilisesi’ndeki Giovanni Battista Gisleni’nin (1600-1672) eseri “ölümü hatırla” bölümü.
Memento mori, Rönesans ile unutulmuş, Karşı-Reformasyon ile tekrar, Ortaçağ’daki gibi, önem kazanmıştı.
Vanitas” ile de dünya nimetlerinin boş olduğu hatırlatılarak, uyarı güçlendirilmektedir.

Roma’da, San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde, Carlo Bizzaccheri’nın (1656-1721) eseri olan, ölümün Azrail ve elindeki tırpanla gösterildiği memento mori bölümü.

Roma’da, San Pietro in Vincoli Kilisesi’nde, Carlo Bizzaccheri’nın (1656-1721) eseri olan, ölümün Azrail ve elindeki tırpanla gösterildiği memento mori bölümü.

Theotokos Kilisesi ayazmasının 1877’deki durumu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Theotokos Kilisesi ayazmasının 1877’deki durumu.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın içinde bulunan Balıklı Ayazma. Ayazma, kutsal olduğu düşünülen suyun bulunduğu yerdir.

Silivrikapı’daki Kızlar Manastırı’nın içinde bulunan Balıklı Ayazma.
Ayazma, kutsal olduğu düşünülen suyun bulunduğu yerdir.

  • Yunanca kutsal yer anlamına gelen hagiasma  sözcüğünden türetilen, hemen hepsi bir efsaneye bağlanan ayazmalar, Ortodoksluk içinde gelişen ve kentlerin hemen her yerinde yaygınlaşan, ayrı dertlere şifa olduklarına inanılan su kaynaklarıdır.

 

Bizans İmparatorluğu 18 | Din 3 | Manastır Hayatı 2

BİZANS’TA MANASTIR HAYATI  2
SÜMELA, VAZELON, KUŞTUL MANASTIRLARI

Ülkemizde Trabzon’da da birçok manastır vardır.
SÜMELA MANASTIRI
Panaghia Sumela/ Theotokos Sumela/Meryem Ana Manastırı

Sümela Manastırı, Maçka ilçesi Altındere Köyü’nde, Karadağ eteklerinde, deniz seviyesinden 1150 metre yüksekliktedir.

Sümela Manastırı, Maçka ilçesi Altındere Köyü’nde, Karadağ eteklerinde, deniz seviyesinden 1150 metre yüksekliktedir.

  • Semavi Eyice, dağın ve manastırın adını, bölgede saygı gören siyah Meryem tasvirinden aldığını yazmıştır. 19. yüzyılda manastırdaki Meryem tasvirinin renginin koyu olduğuna dair kayıtlar vardır (siyah, karanlık anlamına gelen melas sözcüğünden türeyen Sumela ve Oros Mela-Karadağ).
  • Nüvesi, kilise haline getirilen mağaradır. Bu kilisenin  İmparator Theodosius döneminde (375-395) kurulduğu düşünülmektedir. Manastırın kuruluşunu 472 yılına tarihleyen uzmanlar da vardır.
  • İmparator Justinyen döneminde onarım yapıldığı bilinmektedir. Kilise, Komnenos Hanedanı’ndan İmparator III. Aleksios tarafından, 1360 yılında manastıra dönüştürülmüştür. İmparatorun, manastırın fresklerinde de yer aldığı biliniyor. 1365 yılında da manastırın vakfiyesi kurulmuştur.
  • 14. yüzyıldan itibaren Türk akınlarına maruz kalan bölge, Osmanlı toprağı olunca, manastıra özel statü verilmiştir. Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid, I. Selim, II. Selim, III. Murad, Deli İbrahim, IV. Mehmed, II. Süleyman ve III. Ahmed’in manastırla ilgili fermanları vardır. Şehzadeliği döneminde Trabzon’da ikamet eden Yavuz Sultan Selim, manastıra hediyeler vermiş, bunlar günümüze ulaşmamıştır.
  • 18. yüzyılda onarım ve freskler yapılmış, 19. yüzyılda büyük binalar ilave edilmiştir. 1916-1918 arasındaki Rus işgali sırasında, Trabzon’daki diğer manastırlar gibi, bağımsız Pontus devleti kurmak isteyen Rum milislerin karargahı olmuştur. Mübadelede bölgedeki Hıristiyanlar Yunanistan’a gönderilmiş, 72 odalı keşişhane 1923 yılında boşaltılmıştır.
  • Sümela, ana yapısı olan kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadan oluşmaktadır. Ayazması, hastaların ve çocuk sahibi olmak isteyenlerin umudu olmuştur.
  • Sümela’nın yüz metre kadar kuzeyinde, yine dağ yamacına oyulmuş, erişilmez durumda ve içinde freskleri olan şapeller bulunmaktadır.
Ana kilisenin genel görünüşü. Fotoğraf:www.haldundomac.com

Ana kilisenin genel görünüşü.
Fotoğraf:www.haldundomac.com

  • Kaya kilisesinin ve ona bitişik şapelin iç ve dış duvarlarında, üç ayrı devirde yapılan, her tabakada farklı konuların işlendiği, üç tabaka fresk tespit edilmiştir. İmparator III. Aleksius döneminde yapılmış olanların varlığı bilinmektedir ve alt tabakadakilerin daha üstün nitelikte olduğu düşünülmektedir. En üstteki fresklerin çoğu 18. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir.
  • Sümela Manastırı’nın kütüphanesinde çoğunluğu 17.-18. yüzyıllara ait çeşitli el yazmalarından 66 tanesi Ankara Müzesi’nde; minyatürlü bin adet el yazması İstanbul’da Ayasofya Müzesi’ndedir. Kilise hazinesindeki çok sayıda belge Atina’da Bizans Eserleri Müzesi’nde,  manastıra ait bazı değerli eşya ise Atina’da Benaki Müzesi’ndedir. Dublin ve Oxford’da da buradan götürülen ikonalar bulunmaktadır.
  • 1962 yılında turistlerin ziyaretine açılmış, yakın tarihte de restore edilmiştir. Manastırın girişine su getiren büyük, çok gözlü  su kemerinin büyük bölümü de restore edilmiştir.
  • 2012 yılında, yerli ve yabancı yaklaşık 400 bin kişinin ziyaret ettiği Sümela Manastırı, tasarım, malzeme, mimarlık ve işçilik açısından dünya çapında önem taşıdığı için 2000 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici listesine alınmış, esas listeye geçebilmesi için gerekli işlemlere 2013 yılında 410.000 TL  ödenek ayrılmıştır.

 

VAZELON MANASTIRI

Vazelon Manastırı da Maçka ilçesinde, Kiremitli Köyü yakınlarındadır.

Vazelon Manastırı da Maçka ilçesinde, Kiremitli Köyü yakınlarındadır.

  • Vazelon Manastırı’nın yapımı için 270 ve 317 yılları önerilmektedir.
  • Nüvesi, mağaraya yapılmış kilisesidir.
  • Yahya Peygamber’e adanmış manastır, 565, 644 ve 702 yıllarında ve 19. yüzyılda onarım görmüştür.
  • Vakfiyesi 20 köyü içermekte olduğundan, zamanında bölgedeki en zengin ve en etkili manastır olduğu düşünülüyor.
  • Mübadele çerçevesinde 1923 yılında terk edilmiştir.
  • Yukarı kısmında üzeri tonozla örtülü büyük bir sarnıcı, üç nefli kilisesinin apsis kısmında nişler vardır. Çatısı, kat araları, merdivenleri ahşap olduğundan çürümüş, yıkılmıştır.
Vazelon Manastırı fresklerinden Kimisis tablosu. Fotoğraf:www.flicker.com

Vazelon Manastırı fresklerinden Kimisis tablosu.
Fotoğraf:www.flicker.com

  • Maçka yolu üzerindeki üçüncü manastır olan Kuştul, Şimşirli köyündedir. Diğer manastırlar gibi bir mağara ve ayazmanın etrafına kurulmuştur. 752 yılında kurulup, Latinler tarafından yağma edilince terk edilmiş; 1393 yılında tekrar kurulmuş, 15. yüzyılın başında eski önemini kazanmıştı. 1904 yılında çıkan yangında harap olmuş, dört katlı ve çok pencereli bir bina olarak yeniden inşa edilmişti. Zamanımızda, manastırdan vadiye uzanan dehliz, taş-toprak ile dolmuş, büyük kilisesi yıkılmış, definecilerin de uğrak yeri olmuştur..