Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 65 | Bizans Sanatı 6

  • Sanatçıların en büyük müşterileri devlet ve kiliseydi.
  • Sanatçılardan yaptıkları portreleri en kolay biçimde tanınacak şekilde yapmaları istenirdi. Bu politikanın bir neticesi olarak portrelerde standart bir insan yüzü kullanılır, bu yüze Kutsal Kitaptaki şahsın ayırıcı, tanımlayıcı özellikleri eklenirdi. Aziz Petrus yüzyıllar boyu beyaz Sakallı, Vaftizci Yahya kaba saba giyimli, Aziz Paul kel olarak betimlemişti.
  • Kullanılan renkler de belliydi. İsa çarmıhtan önce mavi ve altın rengi, dirilişten sonra eflatun ve altın rengi elbise giyerken, Meryem mavi ve eflatun, Aziz Petrus bej ve altın rengi giysi ile betimlenirdi.
  • Konstantinopolis’e özgü ipek işleri dış piyasalarda da aranan ürünlerdi.
Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis. National Museum Liverpool, İngiltere. Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

Fildişi diptik (iki parçalı levha), 513, Konstantinopolis.
National Museum Liverpool, İngiltere.
Fotoğraf: Byzantium, Robin Cormack ve Maria Vasilaki, Royal Academy of Arts, 2008.

  • Bizans’tan günümüze ulaşan seramikler 7. yüzyıldan itibaren sırlıdır, 12. yüzyıldan sonra imparatorlukta sırlı seramik kullanımı yaygınlaşmıştır.
  • Bizans döneminde zengin evlerinin ipek, seramik, cam, gümüş, fildişi ve kemik objeler ile süslendiğini biliyoruz. Şimdiye kadar bilinen tek Bizans cam atölyesi Korint’teki imalathanedir.
  • İpek üretimi ve dokumacılık 12. yüzyılda eyalet merkezlerine de yayılmıştı. Peleponez dokumacılarının ürünleri Selanik’te satılmaktaydı; Korint, Atina ve Teb dokumaları 12. yüzyılın sonunda ün kazanmışlardı. Selçuklu Emirleri haraçlarının mutlaka Teb kumaşlarıyla ödenmesinde ısrarlıydılar. Teb ve Selanik, 12. yüzyılda Bizans başkentinden daha önemli bir ipekli dokuma merkezi haline gelmişti. Ege adalarında da ipekli kumaş üreten atölyeler oluşmuştu.
  • 12. yüzyıldaAynaroz’da marangoz,ayakkabıcı, terzi, dokumacı gibi zanaatkarlar bulunmaktaydı. Aya Sofya’nın mülklerinde de bağımlı zanaatkarlar ve tüccarlar vardı.
Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris. Fotoğraf:home.psu.ac.th

Harbaville Triptiği, geç 10. yüzyıl, fildişi, Louvre Müzesi, Paris.
Fotoğraf:home.psu.ac.th

  • Kilise ve saraylar değerli kumaşlarla, fildişi, altın ve gümüş üzerine taşlarla süslenmiş yapıtlarla dolu idi.
  • Bizans’ta lükse olan düşkünlük fildişi ve mors dişinden yapılma objelere düşkünlükte de kendini gösterir. Hindistan, Afrika ve Vikinglerle yapılan pahalı ticaretle ithal edilen bu malzemenin kullanımı sadece İmparatorluk’un refah dönemlerinde olabilmiştir.
  • Fildişi eritilebilir olmamasına rağmen 4. yüzyıl başlarından kalma bir belgeye göre bir libre külçe gümüşün kırkta biri kadar ettiği; fildişinin 24 katı kadar değer biçilen ipeğin para yerini tutan bir meta olduğu bilgisi aynı belgede yer alır.
  • 11. yüzyılda, nakit para sıkıntısı yaşandığı dönemde, saray mensuplarının alacakları en az bir kere ayni olarak ödendiğinde, para yerine top top ipek kumaş dağıtılmıştı.

 

Bizans İmparatorluğu 64 | Bizans Sanatı 5

  • 13.-15. yüzyıl ortalarında, Geç Bizans döneminde sanat eserlerinin sayısı ve çeşitliliği azalmıştır. Genellikle Orta Bizans  döneminin başarısı ve orijinalitesi kaybolmuş, sanatsal değeri en yüksek eserler mozaikler ve freskler olmuştur. Fresk daha çok ekonomik nedenlerle kilise süslemesinde mozaiğin yerini almıştır. Ama bu dönemde figürler artık statik değildir. İsa artık hareket halinde gösterilmekte, Adem’i Cennetten çekip çıkarmaktadır. Yeni bir tür natüralizm uygulanmış, fiziksel formlardan çok hisler önem kazanmıştır.
Atina’daki, 11. yüzyıl yapısı  Havariler Kilisesi’ndeki Bizans freskleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Atina’daki, 11. yüzyıl yapısı Havariler Kilisesi’ndeki Bizans freskleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Fresklerde sanatçılar artık kilisenin adsız bir hizmetkarı değildir, eserlerine imza atmaktadırlar.
  • Fresk birçok yerel stilin oluşmasını beraberinde getirmiştir.
  • Kapadokya, 5. yüzyıldan itibaren dinsel resim konusunda çok etkin bir bölge olmuştur. Boyalar kimi zaman doğrudan doğruya doğal kaya yüzeyine, bezle, kimi zaman da sıva üzerine uygulanmıştır. Freskler için kullanılan yaş sıva ya yalın topraktan ya da içine saman gibi kuru bitkilerin karıştırıldığı çamurdan oluşuyordu.
  • Kapadokya hiçbir zaman, İkonaklastlara tam teslim olmamıştır. 843 yılından sonra Kapadokyalı sanatçılar, İkonaklastik dönemde tahrip edilmiş olan resimleri eski yerlerine yeniden yapmaya başladılar.
  • Kapadokya’da sadece fresk vardır, mozaik yoktur. Mozaik hem zenginlik hem de ışık gerektirir, oysa buralar kaya oymadır. Kapadokya’daki bir-iki kilisenin fresklerinin yapılış tarihi yazılmıştır.
Suriye, Palmira’da 2. yüzyıla tarihlenen 50 hipojeden biri olan Üç Erkek Kardeşin Mezarı’nın freskleri. 19. yüzyıldan sonra hipojeler oldukları yerde korumaya alınmıştır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Suriye, Palmira’da 2. yüzyıla tarihlenen 50 hipojeden biri olan Üç Erkek Kardeşin Mezarı’nın freskleri. 19. yüzyıldan sonra hipojeler oldukları yerde korumaya alınmıştır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 7. yüzyıldan itibaren boşaltılan katakomplar (birbirlerine koridor ile bağlı yeraltı mezar odaları), duvar resimleri ile süslü olurdu. Katakomplar boşaltıldığı zaman azizlerin kemikleri kiliselere götürüldü. Bu sırada duvar resimleri ve lahitler de taşındı; definler, kiliseye ve etrafına yapılmaya başlandı. Katakomp resimlerinde Tevrat’tan alınma sahneler, özellikle de İsa’nın gelişi ile ilgili bir ön hikaye sayılan (İsa, Tanrı’nın Kuzusu), İshak’ın kurban sahnesi çok uygulanmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 63 | Bizans Sanatı 4

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk. Teselya Vadisi, Yunanistan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk.
Teselya Vadisi, Yunanistan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Fresk ve mozaik, Roma teknikleridir.
  • Ucuz bir uygulama olan freskin iki çeşidi vardır: Kuru fresk ve ıslak fresk. Kuru fresk (fresco secco), kuru sıva üzerine yapılır, uygulaması kolay, renkleri cansızdır. Bu uygulamada boya sıvanın üzerinde bir tabaka olarak kalır. Islak olan ise (fresco buono) yaş sıva üzerine yapılır. Duvarın küçük bir kısmına sıva yapılır, üzeri boyanır, sıva ve boya beraber kurur, boya sıvanın bir parçası olur. Sıvanın kireci bol tutulur, mümkün olduğunca beyaz yapılır ki üzerine sürülen renkler canlı olabilsin
  • Kilisenin duvarlarına yerleştirilen mozaik ve freskler kilise doktrinindeki hiyerarşiye uygun olarak yerleştirilirdi.
  • Ana kubbe Cennet’i temsil eder ve İsa betimlemesi ile süslenirdi.
  • Baba’nın halesi üçgen olurdu ve sık betimlenmezdi.
  • İsa’nın boş tahtı da fresk ve mozaiklere konu olurdu.
  • Edessa (Urfa) kralı Abgar’a iyileşmesi için gönderilen İsa’nın yüzünü sildiği mendil, mandilion ve Veronika’nın Havlusu kullanılarak ilk İsa çizimleri yapıldı denir. İlk çizimin de İncil Yazarı Aziz Luka’ya ait olduğuna inanılır. Bu çizimin ikona ve diğer medya ile yapılan çizimlere model teşkil ettiği düşünülür.
  • Kiliselerin içinin mozaik veya fresk ile bezenmesinde hiyerarşik, topografik veya litürjik sistem uygulanırdı.
  • Hiyerarşik Sistemde İsa, kilisenin en yüksek ve göksel noktası olan kubbeye işlenirdi. Onun altında önem derecesine göre sıralama yapılır, pandantiflerde yeryüzü ile gökyüzünü birbirine bağlayan kişiler olarak düşünülen İncil Yazarları; küçük kubbelerde 12 Havari; apsisin yarım kubbesinde Tanrı Anası betimlemeleri yer alırdı. Meryem’in hayatı ile ilgili diğer sahneler nartekse işlenirdi. Apsisin alt duvarlarına Kilise Babaları yerleştirilirdi. Hiyerarşik sistem yukarıdan aşağıya, yani dikey bir sistemdi.
  • Topografik Sistem, yatay bir sistemdir. Resmedilen yerin, resmedilen olayın geçtiği yer gibi kutsal olduğu esasına dayanır. Dolayısıyla kutsal yerleri ziyaret etmek gerekmez. Bu yüzden Bizans yönetiminde kutsal yerleri geri alma fikri oluşmamıştır.
  • Litürjik (ayin usullerine göre olan) Sistemde ise resmedilecek azizlerin seçimi bulunulan yere göre seçilir, yerel azizlere yer verilir.
  • Her aziz ve azizenin ayin günü vardır. Resmedilirken yortular ve azizler kilise takvimine göre dizilir. Kapalı Yunan Haçı planı, resimleri düzgün dizebilmeye uygundur.
  • 9. yüzyıldan sonra yapılan kiliseler bu sistemlere uyularak resimlendi. Şimdi İstanbul’da bu üç sistemi de gösteren örnek yok, ya yıkıldılar ya da camiye dönüştürüldüler.
  • 9. yüzyıldan itibaren resimleri mekandan soyutlama yoluna gidilir, resmin arkası, fon boş bırakılır.
  • Yine aynı yüzyıldan itibaren tüm kaynaklar perspektif sorunundan bahseder. Bizans’ta resmin daha iyi algılanabilmesi için perspektif ayarlanır, ters perspektif kullanılır. Ters perspektif, Rönesans öncesi kullanılan, matematiğin değil, dini kuralların geçerli olduğu perspektiftir. En kutsal olan en büyük çizildiği için, resmedilenler kompozisyonda bulundukları yere göre değil, en kutsal ile olan durumlarına göre betimlenirler. Bu yüzden ön planda olan tüm kişiler merkezdeki en kutsaldan küçük çizilirler. Böyle bir perspektifle varlıkların ayrıca, izleyiciye uzak kesimleri, bugün alıştığımız gibi daha küçük değil, daha iyi algılatmak amacıyla daha büyük çizilir.
  • İsa, yeraltı dünyasının kapılarını kırar, Süleyman ve Davut peygamberleri (İsa, Davut soyundan gelir), Adem ile Havva’yı kurtarır. Orta Bizans betimlemelerinde İsa, Havva’yı değil, Adem’i elinden tutup kaldırır. Son dönem Bizans resminde ise ikisini de tutup kaldırır. Havva’nın eli şalı ile örtülüdür; kutsal şeyi çıplak elle tutmazlar.
  • Çarmıha gerilme betimlemelerinde İsa’nın başının üzerinde görülen INRI, Isus Nazaret Rex Judayon, Nasıralı İsa Yahudilerin Kıralı, anlamına gelir.
  • Katolik betimlemelerinde İsa ahırda, Ortodoks betimlemelerinde İsa mağarada doğar.
  • Kilise banileri 9. yüzyıldan sonra nartekste betimlenmeye başladı.
  • Meryem ve İsa’nın hayatına dair olan sahnelere siklus denir.
  • Kiborion, Bizans resminde kutsalı temsil eder.
  • 11. yüzyıldan sonra resmin içine mekan girer.
  • Paleologoslar döneminden kalma ikonaların sayısı çoktur ve bunlar da fresklerdeki gibi hareketlerde özgürlük, daha insani duruşlar ve zengin renkleri ile Bizans ikonasının soyluluğunu ve zarafetini kabul ettirmişlerdir.
Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk. Teselya Vadisi, Yunanistan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Diriliş Manastırı’nın içinden bir fresk.
Teselya Vadisi, Yunanistan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

 

Bizans İmparatorluğu 62 | Bizans Sanatı 3

11. yüzyıla tarihlenen üç aziz ikonu, Sina Dağı.

11. yüzyıla tarihlenen üç aziz ikonu, Sina Dağı.

  • Justinyen sonrası Bizans sanatında Ermeni ve Gürcü etkileri görülmeye başladı. Bu etki, Bizans yoluyla Ortaçağ Batı sanatına da sızdı.
  • Bizans sanat ekolünün belki de en ayırıcı özelliği eserlerine ruhaniliği derinlemesine işleyen bir okul olmasıydı. Bizanslı teologlar, dini ressamlar ve mozaik sanatçıları, Tanrı’nın imgesini yansıtmaya çalışmaları gerektiğine inanıyorlardı.
  • İmparator ve imparatoriçe tasvirlerini, insan resmine daha hoşgörülü davranılan Batı’daki topraklarındaki tapınaklarda yaptırmayı seçerlerdi. Aya Sofya’da da İkonaklazm döneminden önce hiçbir imparator portresi yer almamıştı.
  • Erken Bizans Dönemi’nde sembol kullanımı çok yaygındı. İncil Yazarları’ndan Matta kartal, Luka boğa, Markos aslan, Yuhanna melek ile tasvir edilirdi. Havariler önceleri kuzu, Orta Bizans’ta ayırıcı özellikleri vurgulanarak insan olarak betimlenmişlerdir.
  • İkonaklast dönemde, tasvirler ortadan kaldırıldığı için, Erken Bizans Dönemine ait ikona ve mozaik örneklerinden Doğu’da sadece Antakya’da, Batı’da ise İtalya’da kalmıştır. Ancak İtalya’dakilerin çoğu, Rönesans’ta Ortaçağ resim sanatı önemsiz kabul edildiğinden, özellikle Roma’dakilerin, çoğunun üzerine ya yeni mozaik döşenmiş, ya da kazınıp yeni dönemin üslubuna uygun bezenmişlerdir. Ravenna, Rönesans döneminde önemsiz, kasaba gibi bir yerdi. Bu yüzden oradaki eserler aynen kaldı. Erken dönem Bizans resim sanatı için Ravenna önemlidir.
  • İkonaklast dönemden sonra yaratılan fresklere baktığımızda 850-950 yılları arasına Arkaik Evre deniyor. Kapadokya’daki Tokalı Kilise’nin freskleri bu dönemdendir.
  • 950-1020 yılları arası Geçiş Evresi’nde Konstantinopolis’te görülen mimari ve sanat alanındaki gelişmeler Kapadokya sanatı üzerinde büyük etki yaratmıştır. Bunun tek istisnası Ihlara Vadisi’ndeki kiliseler olmuştur. Bu kiliselerde Doğu etkisi altında bambaşka bir tarz gelişir.
  • Orta Bizans Evresi olarak bilinen 1020-1150 yılları arasındaki dönemde, başkentteki sanat tarzı Kapadokya’da da etkin olmuştur. Göreme’nin üç ünlü kilisesi Elmalı, Karanlık ve Çarıklı o dönemin Yunanistan, Balkanlar, Kıbrıs, Gürcistan ve Kiev’de de görülen tipik sütunlu kiliselerdendir. Orta Bizans Evresinde Müjde, Ziyaret ve Kutsal Ruh’un Havariler’e İnişi gibi kimi sahneler duvar resimlerinde kullanılmaz olmuştur. Çarmıha Geriliş sahnesindeki iki hırsız da yoktur. Ana apsiste genellikle bir Deisis (Meryem ve Vaftizci Yahya’nın insanların günahlarının affı için İsa’dan af dilemeleri) bulunur.
  • Orta Bizans Dönemi’nde sembolün yerini figür alır. Bu dönem, din dışı bir sanatın varlığına da işaret eden, günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenmekte olan üç çalgıcı heykelciği ve bir akrobat heykelciği ile kendini göstermektedir.
  • 12. ve 13. yüzyıllarda melez bir sanat anlayışı oluşmuştur. Şekilci bir desen anlayışı, gölge yokluğu ve arka planda altın yaldız kullanımı yaygındır. Bu formu daha sonra Gürcüler, Ermeniler ve Latinler de kullanıp geliştirmişlerdir. Bu anlayış, 14. yüzyıla kadar İtalya, Katalonya, Bulgaristan ve Rusya dışında tüm Avrupa’da etkili olmuştur. Kapadokya’da duvar resimleme sanatı 13. yüzyılın sonu ile 19. yüzyıl arasında durmuş, 1923 yılından sonra bitmiştir.
  • Ejder ya da yılanı öldürmek, Kapadokya’nın birçok kilisesinde kullanılan bir temadır. Aya Yorgi’nin (St. George) öldürdüğü ejder ya da yılanın Erciyes Dağı’nın zirvesindeki büyülü bitkiyi koruyan canavar olduğuna inanılmaktaydı. Dolayısıyla Aya Yorgi, aynı zamanda, bölge insanı için yerel bir kahramandı.

 

Bizans İmparatorluğu 61 | Bizans Sanatı 2

  • Bizans sanatındaki parlak dönemlerin ilki, I. Justinyen devridir, 6. yüzyıldadır; ikincisi İkonaklazm dönemi sonrası, İmparator I. Basil (867-886) ile başlayan ve Komnenos Hanedanı (1081-1175) ile devam eden dönemdir. Bu iki dönem, Bizans sanatının altın çağı diye anılır. 1261 yılında Latin işgalinin sona erdirilmesi ile sanat tekrar canlanmış, bu dönem de Osmanlı fethine kadar sürmüştür.
  • Bir imparatora ait heykel ve resimleri ortadan kaldırmak en büyük hakaret ve düşmanlık göstergesi sayılmıştır.
Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz. Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

Farklı dönemleri temsil eden üç örnek, bin yıllık ömrü içinde Bizans sanatının geçirdiği aşamaları gösteriyor: Antik Yunan ve Roma’nın klasik izlerinden, Doğu’nun çileciliğinin izlerine, ve sonunda varılan etkileyici natüralizmi örneklerde görebiliyoruz.
Fotoğraf: Byzantium, Time-Life.

  • Mimaride olduğu gibi edebiyatta, müzikte ve kültürün diğer alanlarında sanatçıların ana gayesi değişmezdi. Kilise içlerinin mozaik ve fresklerle süslenmesi ve dini amaçla kullanılan objelerin güzelleştirilmesi önem taşırdı. Bizans yazınında, azizlerin röliklerinin ve ikonalarının gerçekleştirdiği mucizeler önemli bir yer tutar.
  • 431 yılında toplanan Efes Konsili’nde Meryem Ana ile ilgili kararlar alındıktan sonra (Theotokos-Tanrı Anası) Meryem’in betimlenmesi değişti. Konsil kararı öncesi İsa tahtta, Meryem ayakta iken, Konsil sonrası ikonografide Meryem tahta oturdu ve İsa’yı kucağına aldı.
  • 6. yüzyıl sonundan itibaren din adamları İsa’nın insan olarak gösterilmesini istedi. “Kendisi bize nasıl görünmek istediyse öyle görünmüştür, öyle betimlenmelidir,” dendi.
  • 6. yüzyıla kadar hiçbir sanat türü için “Bizans Stili”nden bahsedilemez, denir. Ana çıkış noktası erken Hıristiyan sanatıdır. 2. ve 3. yüzyıllarda Roma mezarlarındaki fresk ve lahitler esas alındı. 4. yüzyıl başlarında Hıristiyanlar kiliseler inşa etmeye ve içlerini süslemeye başladılar. Bu tarihten itibaren Hıristiyanlar kendi stillerini üreterek, pagan Roma’dan ayrıldılar. Geç 3. ve erken 4. yüzyılda Romalıların portre sanatında benzerlik aranmaz, gayri şahsi, neredeyse sembolik olarak imparatorun yüce şahsiyeti yansıtılmaya çalışılırdı. Hıristiyanlar daha resmi, daha az naturalistik bir yorum getirdiler. 4. ve 5. yüzyıllarda bu iki stil yan yana var oldular, zaman zaman karıştırılarak kullanıldılar ama çok başarılı örnekler çıkmadı. 6. yüzyılda, Justinyen devrinde ilk başarılı örnekler yaratıldı. Bu eserler klasik sanattan naturalistik figürleri ve kompozisyonun genel ritmik dengesini aldı. Klasik figürün sağlamlığı ve üç boyutluluğunun yerine yüzeyde lineer, stilize bir yöntem uygulandı. Klasik sanatın üç boyutlu insan yüzü yerine daha abstre bir yüz, daha derinliksiz ve yüz hatlarının detaysız uygulanışı kullanıldı. En başarılı eserler saf klasik ya da saf soyut yöntemlerin kullanıldığı eserler arasından çıktı.
Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi. 6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir. Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı  hakkında bize bilgi vermektedir. Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.

Soyluların yüzleri genellikle gözlemciye dönük olarak cepheden resmedilirdi.
6. yüzyıl başlarında Prenses Anikia Juliana için yapılmış ünlü Dioskorides Yazması’nda prensesin bir yanında Yücelik, öbür yanında Sağduyu kişileştirilmiştir. Tahtta oturan prenses sağ eliyle kitabın bir kopyası üzerine altın paralar atmaktadır. Üst giysisi altın çizgili, ayak taburesi de altın süslemelidir. Minyatürü bir bütün olarak içine alan ise büyük aznavur desenidir. Karenin üçgen köşeliklerinde kırmızı üzerine altın yaldızla prensesin adının harfleri yazılıdır. Lacivert fonun boyanmasında lapis lazuli kullanılmıştır. Kullanılan renklerin parıltısı, prensesin pozu, para bağışlayışı ile tablo cömertliği temsil etmektedir.
Yazmada yer alan bu tablo, hem soylu kadın giysisi, hem Bizans şaşaası, hem Bizans değerleri, hem de Bizans resim sanatı hakkında bize bilgi vermektedir.
Hayırsever Anikia Juliana’nın portresi, Österreichisches Nationalbibliothek, Viyana, Avusturya.