Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 54 | Bizans’ta Mimari 4 Erken Dönem

İlk merkezi planlı kilise olma iddiasını taşıyan birkaç yer vardır. İlki, 512’de Suriye’nin Bosra şehrinde yapılmış ama kubbesi çökmüştür. 5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kilisenin Suriye’de Bosra yolu üzerinde El Ezra kasabasındaki Yunan Ortodoks Aya Yorgi bazilikası (515) olduğu söylenir. Aynı iddiada olan Aya Sofya’ya bu kilisenin örnek olduğu öne sürülür. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İlk merkezi planlı kilise olma iddiasını taşıyan birkaç yer vardır. İlki, 512’de Suriye’nin Bosra şehrinde yapılmış ama kubbesi çökmüştür.
5. yüzyılda yapılıp ayakta kalan ilk merkezi planlı kilisenin Suriye’de Bosra yolu üzerinde El Ezra kasabasındaki Yunan Ortodoks Aya Yorgi bazilikası (515) olduğu söylenir. Aynı iddiada olan Aya Sofya’ya bu kilisenin örnek olduğu öne sürülür.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans mimarisini üç  dönemde incelemek adettir : Erken, orta ve geç dönem.

 

Erken dönem, 6. – 9. yüzyıl arasına tarihlenir.

  • Aya Sofya’nın (532-537) ana planı sade ama ayrıntıları sofistikedir. Planının özellikleri, çok büyük olması, mermer oymalarının zenginliği ile Aya Sofya Bizans mimarisinin tacıdır. Tipik olarak erken Bizans kilisesi küçüktü. Binanın ana planı haç biçimi idi.
  • Bazen bazilika planının dışına çıkılmış, dairevi veya oktagonal planlar da kullanılmıştır. Erken dönemde bazı saraylardaki yuvarlak planlı yapıların kiliseye dönüştürülmesine rastlandığı gibi, doğrudan kilise olarak yapılmış yuvarlak planlı yapılara da rastlanır. Bu plana saray geleneğinin kaynaklık ettiği öne sürülmekte; bazı kaynaklar ise bu plandaki kiliselerin kökeninde erken devir martiryonları görmektedir.
  • Erken dönem Suriye bazilikalarında girişin üzerinde teras bulunurdu.
  • Erken devir Bizans kiliselerinde ruhban için yapılmış, basamaklı oturma yeri, sintronon, vardı.
  • Bazilika planlı ilk Bizans kiliseleri ahşap tavanlı idi. Yangın tehlikesi nedeniyle tonozlu çatı düzenine geçildi. Bu geçiş, tavan ve kubbelerin süslenmesini gerektirdi. Bu da, ikona, fresk ve mozaik sanatını geliştirdi. Erken Bizans dönemindeki bazilika tipli Ayios Prodromos (İmrahor Camii) gibi kiliselerden sonra 6. yüzyılda kubbeli kiliselere geçildi. İlk örneklerden biri Sergios ve Bakhos Kilisesi’nde (Küçük Ayasofya) görülen kubbedir ve dört köşe bir binanın üzerine oturtulmuştur. Bu yüzyılda kubbeli kiliseler ve kubbenin bazilika tipi binalara uygulanmasıyla kubbeli bazilika modeli ortaya çıktı. Bunun en büyük örneği Aya Sofya oldu. 6. yüzyıl yapıları arasında Justinyen’in yaptırdığı Havariyyun Kilisesi’ni de saymak gerekir. Hora Manastırı Kilisesi’nin (Kariye Müzesi) de geçmişi 6. yüzyıla kadar gider. Yapılan ilk kilise daha bitirilmeden 557 yılındaki depremde yıkılmıştır.
  • 5. yüzyıl ortalarında Konstantinopolis’teki saraylarda sigma biçimli bir portiko ve buradan girilen gösterişli bir kabul salonu kullanılmaktaydı.
  • Yarım yuvarlak kolonadlı avlu; bu avludan girilen yuvarlak, üzeri kubbe ile örtülü büyük bir kabul salonu, 5. yüzyılda Konstantinopolis’te üst düzey saray görevlilerinin saray planlarında yaygın olarak kullanılmıştı.
  • Justinyen, Neo Platonculuk’un yuvası olarak kabul ettiği Atina Üniversitesi’ni kapatmanın yanı sıra, paganlığın izlerini silmeyi amaçlayan bir başka eylem olarak görkemli Gorgon başlarını Yerebatan Sarnıcı’na gömdürmüştü.
  • 9. yüzyıldan itibaren haç biçimli kiliselerin yapımı başladı.
Yine bu dönem kiliselerde naosa birden çok giriş yapılırdı. L. Yazıcıoğlu tarafından yapılan Azize Euphemia Kilisesi’nin restitüsyonu. Fotoğraf:Khalkedon’lu (Kadıköy) Azize Euphemia ve Sultanahmet’teki Kilisesi.

Yine bu dönem kiliselerde naosa birden çok giriş yapılırdı. L. Yazıcıoğlu tarafından yapılan Azize Euphemia Kilisesi’nin restitüsyonu.
Fotoğraf:Khalkedon’lu (Kadıköy) Azize Euphemia ve Sultanahmet’teki Kilisesi.

Selanik Kalesi, taş ve sıra sıra tuğla ile örülerek yapılmış bir Erken Bizans yapısı. Erken dönem duvar tekniğine baktığımızda, duvarlar kalındır; zeminden yaklaşık 1.5 metreye kadar olan alt kısımları, birbirine demir ve kurşun kenetlerle tutturulmuş büyük kesme taş bloklardan inşa edilir; bazen bu blokların iç kısmı 1.5 m yüksekliğe kadar mermer levhalar ile kaplanır;  üst kısımlarda ise almaşıklı olarak tuğla ve daha küçük boyutlu taş sıraları kullanılır; büyük kesme taş bloklardan örülmüş olan ilk sıranın üzerinde 4x35x35 cm boyutlarındaki tuğlalardan birkaç sıra örülmüş bir şerit vardır. Bu tuğla sırasının üzerinde de yaklaşık 80 cm kadar yükseklikte, daha küçük boyutlu taştan örülmüş bir sıra, bunun üzerinde tekrar tuğladan yapılan örgü devam eder. Yapıların kubbe ve yarım kubbelerden oluşan üst kısımları ise tamamen tuğladan inşa edilmişlerdir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Selanik Kalesi, taş ve sıra sıra tuğla ile örülerek yapılmış bir Erken Bizans yapısı.
Erken dönem duvar tekniğine baktığımızda, duvarlar kalındır; zeminden yaklaşık 1.5 metreye kadar olan alt kısımları, birbirine demir ve kurşun kenetlerle tutturulmuş büyük kesme taş bloklardan inşa edilir; bazen bu blokların iç kısmı 1.5 m yüksekliğe kadar mermer levhalar ile kaplanır; üst kısımlarda ise almaşıklı olarak tuğla ve daha küçük boyutlu taş sıraları kullanılır; büyük kesme taş bloklardan örülmüş olan ilk sıranın üzerinde 4x35x35 cm boyutlarındaki tuğlalardan birkaç sıra örülmüş bir şerit vardır. Bu tuğla sırasının üzerinde de yaklaşık 80 cm kadar yükseklikte, daha küçük boyutlu taştan örülmüş bir sıra, bunun üzerinde tekrar tuğladan yapılan örgü devam eder. Yapıların kubbe ve yarım kubbelerden oluşan üst kısımları ise tamamen tuğladan inşa edilmişlerdir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saraçhane kazılarında bulunan bu mermer kakmalı sütun, yeşil cam hamuru ve ametist kakmalıdır ve 524-527 yılları arasına tarihlenmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Saraçhane kazılarında bulunan bu mermer kakmalı sütun, yeşil cam hamuru ve ametist kakmalıdır ve 524-527 yılları arasına tarihlenmektedir.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

5. yüzyılın ikinci yarısı veya 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu mermer koç başlı sütun başlığı Mangan Bölgesi, Gülhane’de bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

5. yüzyılın ikinci yarısı veya 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen bu mermer koç başlı sütun başlığı Mangan Bölgesi, Gülhane’de bulunmuştur.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeuksippos Hamamı’nın yapımına 196 yılında Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından başlanır,  Büyük Konstantin (324-337) tarafından tamamlanır. Hamam çok sayıda antik heykel ile donatılır. Çevresindeki dükkanların geliri ile bakımı sağlanır. Yangın ve depremlerden sonra onarılır ama 8. yüzyıldan sonra hamam olarak kullanılmaz. Son dönemlere kadar hapishane ve ipek işleme atölyesi olarak kullanılmıştır. Thebai’li ozan Khristodoros, bir şiirinde Zeuksippos Hamamı’nın heykellerinden bahseder; Hekabe, Odysseus, Aiskhines ve Aristo’nun heykelleri olduğunu yazar. Kazı sırasında Hekabe ve Aiskhines yazıtlı kaideler bulununca bina kalıntılarının Zeuksippos Hamamı’na ait olduğu anlaşılmıştır. 4. yüzyıla tarihlenen Nereid kabartmalı mermer mimari levha parçası Zeuksippos Hamamı’na ait. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Zeuksippos Hamamı’nın yapımına 196 yılında Roma İmparatoru Septimus Severus tarafından başlanır, Büyük Konstantin (324-337) tarafından tamamlanır. Hamam çok sayıda antik heykel ile donatılır. Çevresindeki dükkanların geliri ile bakımı sağlanır. Yangın ve depremlerden sonra onarılır ama 8. yüzyıldan sonra hamam olarak kullanılmaz. Son dönemlere kadar hapishane ve ipek işleme atölyesi olarak kullanılmıştır.
Thebai’li ozan Khristodoros, bir şiirinde Zeuksippos Hamamı’nın heykellerinden bahseder; Hekabe, Odysseus, Aiskhines ve Aristo’nun heykelleri olduğunu yazar. Kazı sırasında Hekabe ve Aiskhines yazıtlı kaideler bulununca bina kalıntılarının Zeuksippos Hamamı’na ait olduğu anlaşılmıştır.
4. yüzyıla tarihlenen Nereid kabartmalı mermer mimari levha parçası Zeuksippos Hamamı’na ait.
İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bizans İmparatorluğu 53 | Bizans’ta Mimari 3

Bizans su mimarisi örnekleri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde görülebiliyor. Beyazıt’ta bulunmuş, 4. yüzyıla ait yazıtlı ve tıpalı mermer su boruları ve yol ağzı su dağıtım elemanı (altta). Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Bizans su mimarisi örnekleri İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde görülebiliyor. Beyazıt’ta bulunmuş, 4. yüzyıla ait yazıtlı ve tıpalı mermer su boruları ve yol ağzı su dağıtım elemanı (altta).
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans’da binanın cephesinin düz olması sevilmezdi, cephede hareketli çıkmalar olmalıydı.
  • Bursa, Mustafa Kemal Paşa’da Laskaris Sarayı olarak anılan bir Bizans sarayının kulesi ayaktadır.
  • Yunanistan, Mora’da, Mistra şehrinde, Mora despotlarının sarayı olduğu düşünülen bir saray kalıntısı vardır. Bu yapılarda, taştan, dışa çıkmalı konsolların izleri belirgindir.
  • Roma İmparatoru Diokletianus’un 4. yüzyılda, bugünkü Hırvatistan’ın ikinci büyük şehri Split’te, inşa ettirdiği 40.000 metre karelik saraydaki Jupiter Tapınağı, Bizans döneminde, 7. yüzyılda  Meryem’e adanmış bir katedrale  dönüştürüldü. Bizans’ın paganizmin izlerini temizlemek amacıyla yaptığı mimari çalışmalar da olmuştur. Daha sonra tahrip olan bu saray, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer almaktadır.
Silifke, Karakabaklı’daki Bizans evi. Fotoğraf: Türklerde Ev Kültürü, Prof. Dr. Metin Sözen, Doğan Kitap, 2001.

Silifke, Karakabaklı’daki Bizans evi.
Fotoğraf: Türklerde Ev Kültürü, Prof. Dr. Metin Sözen, Doğan Kitap, 2001.

  • Bizans evleri de sarayları taklit etmiştir. Roma geleneği baskındır. Birbirine koridorla bağlanan, biri kadınlara, diğeri erkeklere ait olan iki avlulu evlerde oturulmuştur. Görkemli Bizans evlerinde havuz ve heykel mutlaka olurdu.
  • Kilikya denen Silifke-Adana arasında Ayaklı’da; Silifke’nin hemen arkasında, birbirine zafer taklı antik yolla bağlı, Karakabaklı, Sinekkale, Işıkkale’de (bunlar Türkmenlerin verdiği adlar, eski adlarını bilmiyoruz) Bizans evleri var. Villa tipi ev, belli bir seviyeye kadar taş örülmüş, sonrası ahşap, konsolları durduğu için etrafının balkonla çevrili olduğu anlaşılan, sarnıcı, giriş siperliği duran, restorasyonsuz bir çiftlik evi vardır. Orta katın ev sahibine, alt ve üst katların hizmetlilere ait olduğu düşünülüyor. Künk kırılmış ama tuvalet giderinin yeri belli. Bölgede bazilikalar da var.
  • Taşucu yakınındaki bir yerleşmede, düzensiz planlı, üst katına dıştan merdivenle çıkılan, mazgal pencereli, yalnızca üst katlarında güneye açılan pencereleri olan evler vardır. Kesme taştan düzenli planlanmış evler ise, Gökkale, Karakabaklı, Devecili’de görülür. Bunlardan bazılarının güney cephelerinde balkonlar bulunuyordu. Karakabaklı’da üç ayrı tip Bizans evi vardır. Bunlardan biri Helenistik geleneğe uygun,  tek kat üzerine revaklı avlulu tiptedir. Silifke’nin doğu kıyısındaki Akkale, cephesi denize bakan, içinde tonozlu büyük salonları olan iki, belki de üç katlı bir yapıdır. Deniz tarafına açılan çok yüksek tonozlu giriş holleri, bunun bir kale olamayacağını gösterir. Yukarı katlara bağlantı, geniş çaplı bir helezonlu merdiven veya rampayla sağlanmıştır. Kuzey Afrika Roma villalarıyla benzerliği açık olan bu büyük bina, büyük olasılıkla Roma döneminde, Kapadokya Kralı Arhelaos’un yaptırdığı saray olabileceği düşünülmektedir. Yapı, Bizans döneminde de kullanılmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 52 | Bizans’ta Mimari 2

  • Kemer yapımı ve beton kullanımı gibi, Romalılar tarafından geliştirilmiş kubbe, Erken Hıristiyan ve Bizans mimarlığının da önemli bir ögesiydi.
  • Kubbe, Hıristiyanlığın ilk yıllarında mezarlarda yaygın olarak kullanılmıştı. Roma ve İran’da da kubbeli yapılar vardı. Ama Bizanslı mimarlar daha önce kullanılmış elemanları birleştirerek yeni bir stil yaratmış oldular. Bizans yapı ustaları, pandantif denen üçgen unsurları kullanarak kubbe yapısı ile kare planlı bir bina arasındaki boşlukları doldurabileceklerini keşfettiler. Pandantifler, bazilikadaki merkezi bölümün üstünde kubbe kullanmayı mümkün hale getiriyordu. İstanbul’daki Aya Sofya (533-37), yarım kubbeli eksedralarla (ekoylum) çevrelenen bir merkezi basık kubbeden yararlanmaktadır. Bu yarım kubbeler de kendi küçük yarım kubbeleriyle taşınmaktadır. Roma, Erken Hıristiyan ve Bizans kubbeleri genellikle beton veya tuğlayla tek-cidarlı olarak yapılmıştı. Çift-cidarlı kubbe Rönesans’ta yapıldı. Önceleri kubbe, arkat üzerindeki duvarlara taşıtılır, kalın duvarlar tarafından payandalanırdı.
  • Altın, ipek ve mermer Augustus zamanından beri Roma İmparatorluğu’nun kullandığı malzemelerdi. Özellikle devşirme malzeme olarak kullanıldığı zaman daha da kıymetli olduğu düşünülürdü. Bizanslılar da eski mermerleri yeniden kullandılar. Bizans’ta da savaşlar ve depremler sonunda taş ve mermer ocakları kapanıyor, açık olduklarında ise malzeme çok pahalı oluyordu. Dolayısıyla devşirme malzeme kullanımı çok yaygındı. Spolia’nın (yeniden kullanılan malzemenin) varlığı, genellikle sütun başlıklarındaki garip görünümlerle kendini gösterir. Eski başlık, yeni Hıristiyanlık bağlamı içinde yeniden kurgulanır. Eski mimari biçimler, yeni dine ve onun sembollerine uyacak şekilde uyarlanmaktaydı. Malzeme ayrıca, ekonomik nedenlerin yanı sıra binayı daha önceki çağlarla ilişkilendirmek için sembolik nedenlerle de yeniden kullanılırdı. Antik Roma’dan kalma spolia, Erken Hıristiyanlık ve imparatorluğun şanıyla ilişkilendirildiği için kiliselerde özellikle tercih edilmekteydi. Venedikliler San Marco’nun cephesinde Konstantinopolis’i hatırlatan bir imparatorluk görkemi vermek için Bizans mermerlerini gemilerle ülkelerine taşımışlardı. Osmanlılar da kalan malzemeyi kendi saray ve camilerinde kullandılar.
  • 9. yüzyılda maliyet düşürmek için devşirme malzeme çok kullanıldı. Marmara Adası’ndan bile taş çıkartılmadı. O dönem sütun başlıkları sade ve derinliksizdir. Eski başlıklar yontulup tekrar kullanıldı.
  • Prota’nın (Kınalıada) sert kayaları sur yapımında kullanılmıştı.
Sütun, Romalılar tarafından dekoratif bir eleman olarak kullanılırdı. Bizans mimarisinde destek elemanı görevini yüklendi. Bizans, çok çeşitli sütun başlıkları kullandı. Yeni kiliselerin iç mekanında, sütunlar tarafından taşınan arkatlar vardı. Başlangıçta, Erken Hıristiyan dönemin sütun ve başlıkları Roma’daki öncellerine çok benziyordu. 527-536 yılları arasında inşa edilmiş Konstantinopolis’teki  Aziz Sergios ve Bakhus Kilisesi’nin (Küçük Ayasofya) sütun başlığı dantel benzeri kıvrımdal bezemeleri ve girift halkaları ile Roma etkisinden kurtulmuştu. Bunlar gibi üç ana modelden (Dor, İyon, Korent) farklı sütun başlıklarına kompozit/karma düzen adı verilir. Fotoğraf:www.panoramio.com

Sütun, Romalılar tarafından dekoratif bir eleman olarak kullanılırdı. Bizans mimarisinde destek elemanı görevini yüklendi. Bizans, çok çeşitli sütun başlıkları kullandı.
Yeni kiliselerin iç mekanında, sütunlar tarafından taşınan arkatlar vardı. Başlangıçta, Erken Hıristiyan dönemin sütun ve başlıkları Roma’daki öncellerine çok benziyordu. 527-536 yılları arasında inşa edilmiş Konstantinopolis’teki Aziz Sergios ve Bakhus Kilisesi’nin (Küçük Ayasofya) sütun başlığı dantel benzeri kıvrımdal bezemeleri ve girift halkaları ile Roma etkisinden kurtulmuştu. Bunlar gibi üç ana modelden (Dor, İyon, Korent) farklı sütun başlıklarına kompozit/karma düzen adı verilir.
Fotoğraf:www.panoramio.com

Ayvansaray’da ele geçen bu mermer sütun başı 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmekte. İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ayvansaray’da ele geçen bu mermer sütun başı 6. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilmekte. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Bizans’ta başkentte binalar, belli bir sıra taştan sonra 4-5 sıra tuğla örülerek yapılırdı. Böylece her bölüm kendi içinde çalışır, savaşta mancınığa hedef olduğunda isabet ettiği bölüm yıkılır, duvar çökmezdi. İmparatorluğun güneyinde sadece yerel taş kullanılır, tuğla gibi pahalı malzeme kullanımı pek tercih edilmezdi.
  • Bizans’ta bina yapımında kullanılan Horasan harcı denen dere kumu, tuğla parçaları ve kireçten oluşan harcın içine bazen saman da konurdu. Bizans eserlerinin restorasyonunda bu harç yerine çimentodan yapılan harcın kullanılması, yenileme çalışmalarına yöneltilen temel eleştiri konusudur.
  • Kurutulmuş çamur blokları hava koşullarına dayanıklı tuğlalar haline getirme fikri MÖ 3. binyılda gelişti. Tuğla kullanımı, bazı bölgelerde, bazı dönemlerde mimarlığın karakteristik bir ögesi oldu. Roma tuğlası günümüz tuğlasına göre daha uzun ve dardı. İtalya’da binalar genellikle tamamen tuğladan yapılmaktaydı. Öte yandan İmparatorluğun kuzey kesimlerinde tuğla, dekoratif etkiler oluşturmak için yerel taşlarla karıştırılıyordu. Bizans’ta ustalar tuğlaya damga vururdu. Konstantinopolis’te kullanılacak tuğla, Marmara Ereğlisi’nde üretilip gemi ile başkente getirilirdi. Ancak yukarıda izah edilen sebeplerle tuğlalar birden çok defa kullanıldığı için, üzerindeki damga binanın yapım tarihi hakkında doğru tarihi bilgi vermez. Bizans’ta kemer, kubbe ve tonozlar genelde tuğla gibi hafif malzeme ile yapılırdı.
  • 12.-13. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmış, harçla örülmüş görüntüsü veren ama geri çekilmiş tuğla ile yapılan yeni örgüye gizli tuğla tekniği adı verilir.
  • Taş ve tuğla almaşık örgülü duvarlar Bizans binaları için tipiktir.
  • Kullanım zorluğundan ötürü bu dönemde cam hala az kullanılıyordu. Su mermeri konarak mekanın aydınlık olması sağlanırdı.
  • Ekseriyetle üzeri kiremitle döşeli ahşap çatı yapılırdı. Çatı eğimi çok olmazdı. Kiremitlerin üzeri nadiren desenli olurdu. Kiremiti gaga burunlu mıh ile ahşaba çakarlardı. Günümüze kalan mıhlardan çatıda kullanılan ahşabın kalınlığını anlıyoruz. İstanbul’da hem Bizans’tan hem de Osmanlı’dan yadigar kurşun kaplı kubbeleri olan yapılar da vardır.
  • Osmanlı’da gezgin minare ustaları olduğu gibi, Bizans’ta da gezgin inşaat ustaları vardı. Mekanikos, mühendis gibi hesapları yapan; arkitekton ise kalfa gibi çalışan kişiye verilen addı.

 

Bizans İmparatorluğu 51 | Bizans’ta Mimari 1

  • Büyük Konstantin  Yeni Roma’yı kurarken yapılanmada Roma’daki Palatin Tepesi’ni örnek almıştır, denir.
  • Bizans mimarisinin kökleri Perge, Efes, Milet ve  Ege’deki diğer şehirlerde olmakla birlikte Doğu’dan gelen yeni mimari etkiler öne çıkarak Bizans’a ait mimari biçimler ortaya çıkmıştır.
  Yapımına 4. yüzyılda başlanmış olan Aya İrini, İstanbul'da bulunan, camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir. Fotoğraf:tr.wikipedia.com


Yapımına 4. yüzyılda başlanmış olan Aya İrini, İstanbul’da bulunan, camiye çevrilmemiş en büyük Bizans kilisesidir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.com

  • Bizans mimarisi denince akla önce kiliseler gelir. Dini açıdan kilise Tanrı’nın Evi’dir, taşı toprağı kutsaldır. Sadece temeli bile kalsa, o yer kutsaldır. Kiliseler işlevlerine göre değil, biçimlerine göre tasnif edilir. İlk Hıristiyan kiliseleri, içi iki sıra sütunla, ortadaki daha geniş ve yüksek olmak üzere üç sahına/nefe bölünmüş dikdörtgen biçimindeki plana sahiptir ve bu yapı tipine bazilika denir. İnşası kolay olan bazilikadan binlerce yapılmıştır. Roma’da bazilika, mahkemelerin ve ticari anlaşmaların yapıldığı yerdi. Kilisede apsisin bulunduğu yerde, hakimler otururdu. Roma’nın sütunlu caddeleri bazilikaya örnek oldu diyenler de vardır. Batı Roma’nın düşmesinden sonra bazilikal plan Avrupa’da büyük ölçüde terk edildi ama Bizans’ta varlığını sürdürdü. Zaman içinde, neflerin üzerini örten düz çatı terkedilmiş ve parçalı kubbe inşa usüllerinin bulunmasıyla kubbeli bazilikalar ortaya çıkmıştı. Kubbeli bazilika Bizans mimarisinin dehasını gösterir ve gelecek bin yılda Ortodoks kiliselerinin modeli olur. En önemli kubbeli bazilikalardan biri Aya İrini’dir. Konstantinopolis’te 400-500 kilise olduğu düşünülüyor.
  • Bizans mimarlığında bazı kiliselerde iç mekan, dört ayağa oturtulan merkezi kubbenin dört yanına eklenen dört kol yerine, apsis yönü dışında çevresini U biçiminde saran bir koridorla genişletildi. Çevre koridorlu ya da dehlizli plan adı verilen bu şemanın örneklerine İstanbul’da Fethiye Camisi’nin yerindeki Theotokos Pammakristos Manastır Kilisesi’nin kuzey yapısında, Fenari İsa Camisi’nin yerindeki Konstantin Lips Manastır Kilisesi’nin güney yapısında rastlanmaktadır.
  • Rotonda denen yuvarlak, merkezi planlı kiliselerde çokgen planlı bir iç mekana sekiz ayak yerleştiriliyor, yapıyı örten kubbenin oturduğu bu ayaklarla dış duvarlar arasında çepeçevre bir koridor ortaya çıkıyordu. Bu türün, ayakların sekizgen değil, kare planlı bir iç mekanın yer aldığı çeşitlemesine örnek, İstanbul’daki Küçük Ayasofya Camisi’dir.
526-536 yılları arasında yapılan, mimarlarının Milet'li İsidoros ve Tralles'li Anthemius olduğu düşünülen, Bizans İmparatoru I. Justinyen ve karısı Theodora tarafından yaptırılan Aya Sergios ve Bachos Kilisesi, 1497 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiştir. Günümüzdeki adı Küçük Ayasofya Camii’dir. Fotoğraf:antikkonak.com

526-536 yılları arasında yapılan, mimarlarının Milet’li İsidoros ve Tralles’li Anthemius olduğu düşünülen, Bizans İmparatoru I. Justinyen ve karısı Theodora tarafından yaptırılan Aya Sergios ve Bachos Kilisesi, 1497 yılında Sultan II. Beyazıt döneminde camiye çevrilmiştir. Günümüzdeki adı Küçük Ayasofya Camii’dir.
Fotoğraf:antikkonak.com

  • Merkezi planlı (kare, çokgen ya da daire) ve tek kubbeli Roma yapılarından türeyen bir kilise planı da, daha çok Ortodoksluğun egemen olduğu Doğu Avrupa, Anadolu ve Ortadoğu’da rastlanan Yunan haçı (kolları eşit uzunlukta olan haç) biçimindeki şemaydı. Bu tür kiliseler kubbeli bir orta mekanın dört yanına eşit uzunlukta dört kolun eklenmesiyle oluşturuluyordu. Açık Yunan Haçı adı verilen bu plan tipinin iki ünlü örneği İstanbul’da bugünkü Fatih Camii’nin yerindeki Havariyyun Kilisesi ile Venedik’teki San Marco Bazilikası’dır. İkisinde de haçın kolları birer kubbeyle örtülmüştür. Bu plan tipi Orta ve Geç Bizans dönemlerinde görülmez.
  • Daha sonra kubbeli orta mekanın dört yanındaki kolların üzeri birer beşik tonozla örtüldü; kolların arasında kalan boşluklara daha küçük birer kubbeli köşe mekanı inşa edilerek, yapının planı kareye tamamlandı. Kolları eşit uzunluktaki haçın böylece kapalı bir mekanın içinde kalması ve dışarıdan algılanamaması nedeniyle bu plana Kapalı Yunan Haçı dendi. Trilye, Aziz Stefanos Kilisesi Kapalı Yunan Haçı planlı kiliselerin en eskisidir. İstanbul’daki Bodrum Camisi’nin yerindeki St. Miraleion Kilisesi, Eski İmaret Camisi’nin yerindeki Pantepoptes Manastır Kilisesi, Kilise Camisi’nin yerindeki Hagios Theodoros Kilisesi bu planın uygulandığı yapılardır. Cyril Mango’ya göre bu planın çıkış noktası ateşgede Sasani tapınakları, Suriye’deki Roma tapınakları veya Bitinya (Bursa) manastırlarıdır.
  • Sivil ve askeri mimariden günümüze ulaşmış Bizans eserlerinden bazıları  İstanbul’daki şehir surları, Tekfur Sarayı, Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları, Valens Su Kemeri, Çukurbostan Açık Sarnıcı, Dikilitaş, Çemberlitaş’tır. Anadolu’daki yapıların bazıları ise, Hadrianapolis Kalesi (Edirne), Eskihisar Kalesi (Gebze), Karamanağa Köprüsü (Malatya), Amasra Kalesi, Laskarisler Sarayı (İzmir), Side ve Efes gibi antik kentlerde yapılan çeşmelerdir.

 

Bizans İmparatorluğu 50 | Negatif Mimari 2

  • Göreme Açık Hava Müzesi’nde taştan oyulmuş masaları ve sıralarıyla 11 yemekhane vardır. Her biri ayrı bir kiliseye aittir. Bütün bu kiliseler, 11. yüzyılın ortasından sonuna dek olan zaman diliminde yapılmıştır. Bu kiliseler, onları yapan atölyelere göre iki gruba ayrılırlar: Sütunlu Grup ( Elmalı, Karanlık ve Çarıklı Kiliseler) ve Yılanlı Grup (Yılanlı Kilise, Azize Barbara ve Azize Katerina ile Kızlar Kilisesi). Yılanlı Grup’ta kullanılan resimler birbirinden farklıdır, bir şema izlemezler.
Suriye’de Palmyra’da 50 hipoje var. Bunlardan biri olan Üç Erkek Kardeşi Mezarı’nın girişi ve lahitleri. Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Suriye’de Palmyra’da 50 hipoje var. Bunlardan biri olan Üç Erkek Kardeşi Mezarı’nın girişi ve lahitleri.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Bir başka negatif mimari örneği ise kayalara oyularak yapılmış zemin altı mezar odalarıdır. Eski kültürlerde Mısır’da, Mezopotamya’da, Yunan’da, Etrüskler’de ve Romalılar’da görülür. Bazen yerin üstüne inşa edilip üzeri toprakla tepe haline getirilmiş olanları ( tümülüsler ve kurganlar)da vardır. Kemiklerin toplu halde gömüldüğü dehlizlere de katakomb denir. Kollu-dallı ve ızgara sisteminde yapılmış olanları vardır. Yeraltı mezarlarının bazıları geniş, bazıları hol biçiminde dar, bazısı ise hücreli idi. Hipoje de denen yeraltı mezarları genellikle nekropol denen mezarlık alanlarında bulunurdu. Katakomblardaki özel odalara ise kripta adı verilir.
  • İlk Hıristiyanlar da katakombları hem ölülerini gömmek, hem de gizlice ibadetlerini yapmak için kullanmışlardır. Katakomblarda ibadet edildiği gibi yemek de yenirdi.
  • Önceleri, paganlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler aynı mezara gömülürlerdi. Sonraları mezarlar dinlere göre ayrıldı. Aynı şekilde bir süre ibadet için de farklı inançlar aynı mekanları kullanmışlardır. 2. yüzyıla tarihlenen Suriye Salihiye’deki Dura Europos hem sinagog hem de Hıristiyan Evi olarak kullanılmıştır.
  • Suriye, Palmira’da 2. yüzyıla tarihlenen, 50 adet hipoje vardır. Zengin ailelere ait mezarlarda süslü lahitler, mezar çıkıntılarına yapılmış rölyefler ve freskler vardır.