Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 6 | Konstantinopolis 1

Erguvan şehrin simgesi.  Şehrin simgesi olmasının nedeni, Bizans’ın imparatorluk rengi olmasından kaynaklanıyor. Yunanca pofira erguvan rengi anlamına gelir. Bu renk giysiler hanedana aitti. İmparatorlar kendilerine erguvan kanlı derlerdi. İmparatorlar erguvan renkli odalarda doğarlardı: Porphyrogenitos. Sadece Mısır’da bulunan, porfir denen, kırmızımsı mora çalan rengi olan mermer Aya Sofya gibi önemli mabetlerde, saraylarda ve imparator lahitlerinde kullanılırdı. Bir efsaneye göre, erguvan ağacı önceleri beyaz çiçek açarken, İsa'ya ihanet eden Yahuda pişman olup kendini bir erguvan ağacına astıktan sonra erguvan utancından bu renk çiçek verir olmuş. Fotoğraf:www.fotokritik.com

Erguvan şehrin simgesi. Şehrin simgesi olmasının nedeni, Bizans’ın imparatorluk rengi olmasından kaynaklanıyor. Yunanca pofira erguvan rengi anlamına gelir. Bu renk giysiler hanedana aitti. İmparatorlar kendilerine erguvan kanlı derlerdi. İmparatorlar erguvan renkli odalarda doğarlardı: Porphyrogenitos. Sadece Mısır’da bulunan, porfir denen, kırmızımsı mora çalan rengi olan mermer Aya Sofya gibi önemli mabetlerde, saraylarda ve imparator lahitlerinde kullanılırdı.
Bir efsaneye göre, erguvan ağacı önceleri beyaz çiçek açarken, İsa’ya ihanet eden Yahuda pişman olup kendini bir erguvan ağacına astıktan sonra erguvan utancından bu renk çiçek verir olmuş.
Fotoğraf:www.fotokritik.com

  • İstanbul’un yerleşim yerleri açısından tarihine baktığımızda:
    Kadıköy, Fikirtepe’de ve Yenikapı’da Neolitik Çağ,
    Küçükçekmece Yarımburgaz Mağarası Neolitik ve Kalkolitik Çağ,
    Sultanahmet çevresinde Bronz Çağ,
    Boğaz kıyılarında Eskiçağ’a ait yerleşimler ortaya çıkartılmıştır.

  • Şehrin kuruluşuna baktığımızda:
    Megara’dan (Yunanistan’da, Attika’daki dört bölgesinden biri) gelenler ilk olarak Khalkedon’a (Kadıköy) yerleşmişler.
    Yunanlar, Byzas önderliğinde Sarayburnu’na MÖ 660 civarında şehir kurmuşlardır. Şehrin adı Byzantion olur.
    Byzantion, MÖ 512 yılında Pers Kralı I. Darius’un eline geçer.
    Şehir, MÖ 478’de Spartalı Pausanlıların eline geçer.
    İki yıl sonra Byzantion halkı, şehirlerini geri alır.
    MÖ 339’da Makedonyalı II. Philip (Büyük İskender’in babası) şehri işgal eder.
    Birinci yüzyılda, İmparator Vespasian zamanında  şehir Romalıların eline geçer.
    İkinci yüzyılın sonlarında Roma İmparatoru Septimus Severus (145-211), şehir halkının, kendisine karşı çıkmasına kızarak 194 yılında şehri tahrip eder.
    Septimus Severus’un oğlu İmparator Caracalla (188-217) şehri tekrar imar eder. Şehre Augusta Antonina adı verilir.
    258 yılında Byzantion ve Khalkedon Gotlar tarafından yağmalanır.
    Şehrin imar faaliyetleri 324 yılında Roma İmparatoru I. Konstantin ile yeniden başlar.
    Şehir, Yeni Roma adıyla 11 Mayıs 330’da törenlerle açılır.
    Konstantinopolis adı II. Theodosius döneminde resmi kayıtlarda kullanılmış.
    Halk kendine Bizantini demeye devam eder.
Fotoğraf:lookleks.com

Fotoğraf:lookleks.com

  • Şu anda resmi ismi İstanbul olan kent, tarih boyunca yazım farklılıklarını da dikkate alırsak değişik dillerde 130 dolayında isim ile anılmış. Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde bile 25 farklı isim kullanılmış.
  • Bir ara Roma sıfatlarından Flora’ya benzer Anthusa (çiçekli yer) kullanılmış.
  • Slav toplulukları şehre, Çar Kenti anlamına Çargrad adını vermişler.
  • İstanbul’un fethinden sonra İstanbul sözcüğünün eski Grekçe kente doğru anlamına gelen eis ten polin sözcük grubundan kaynaklandığı kabul ediliyor. Sözcükler zaman içinde değişime uğrayınca İstinbolin ve İstanbul sözcüğü ortaya çıkıyor. Genelde İstanbul sözcüğünün 11.yüzyıldan itibaren kullanıldığı kabul edilir. Türkler de fetihten önce kenti bu isim ile bilirler.
  • İbn Battuta, Seyahatname’sinde 1334 yılında gezdiği Konstantinopolis’i anlatırken Astanbul der.
  • Osmanlı’nın gerileme döneminde, kentin İslami karakterini öne çıkarmak isteyenlerce zaman zaman İslambol olarak anılmış.
  • Osmanlı döneminde kente, Arapça ve Farsça kökenli birçok isim verilmiş:
    Beldetü’l Tayyibe (Güzel Şehir), Şehr-i Azam, Darü’l İslam, Dersaadet (Mutluluk Kapısı), Der-i Devlet, Asitane (Kapı, Eşik), Asitane-i Aliye, Darü’s Saltana (Saltanat Evi), Darü-l Hilafe, Pay-ı Taht.
  • Para ve fermanlarda III. Selim (1789-1808) dönemine kadar Konstantiniye yazdı. III. Selim’in kısa saltanatı sırasında İslambol kullanıldı. Daha sonra yine Konstantiniye adına dönüldü.
  • Konstantiniye, aynı zamanda İslam’ın son başkenti oldu.
Floransalı Cristoforo Buondelmonti’nin 1422 tarihli Konstantinopolis haritası. Bunun, şehrin günümüze ulaşmış en eski harita olduğu öne sürülüyor. Fotoğraf: wikimedia.org

Floransalı Cristoforo Buondelmonti’nin 1422 tarihli Konstantinopolis haritası. Bunun, şehrin günümüze ulaşmış en eski harita olduğu öne sürülüyor.
Fotoğraf: wikimedia.org

  • Roma İmparatorluğu’nun MÖ 509-MS 284’e kadar 1275 yıl süreyle başkenti Roma’dır.
  • 284-330 yılları arasında 46 yıl süreyle başkenti Nikomedia’dır (İzmit).
  • 330-1453 yılları arasında ise 1123 yıl süreyle başkent Konstantinopolis’tir.

Bizans İmparatorluğu 5 | Büyük Konstantin

Altın sikke üzerinde I. Konstantin. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

Altın sikke üzerinde I. Konstantin. İstanbul Arkeoloji Müzesi.

  • MÖ 27’de Augustus ile Roma’nın İmparatorluk dönemi başladı ve bölünmeye kadar yaklaşık 300 yıl devam etti. Otoritenin kötüye kullanımı, bürokratik engeller, ekonominin kötüye gidişi, iç savaşlar, istilalar ve şahsi kaprislerle İmparatorluk çökme noktasına geldi. Roma İmparatorluğu daima daha fazla adam, daha fazla mal, daha fazla vergi gerektiren bir bürokrasi haline gelmişti.
  • Roma İmparatorluğu 286 yılında, İmparator Diokletianus tarafından ikiye ayrıldı. Hem Doğudakinin hem de Batıdakinin yöneticisine Augustus ünvanı verildi. Her birinin, ünvanı Sezar olan yardımcıları/varisleri olurdu. Hepsi imparatorluğun belirli bölgelerinden sorumlu olurlardı. Bütün devlet işlerinden bu 4 kişi sorumluydu. 313 yılında dörtlü idareden ikili idareye geçilmişti. Bu bölünme kısa vadede kalıcı olmadıysa da 395 yılında gerçekleşecek daimi bölünmeye emsal teşkil etmişti.
  • Batı’nın Augustus’u Konstantin, Doğu’daki Augustus Licinius’u yenip, 324’te tüm İmparatorluğun tek hükümdarı oldu.
  • I. Konstantin (324-337) iki temel karar aldı:

    *Tek hükümdar olunca Nikomedia’daki (İzmit) Diokletianus Sarayı’nda oturmakla birlikte, MS. 324 yılında başkenti, MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulan, Byzantium’a taşımaya karar verdi ve 330 yılına kadar savunma duvarları, saray, yönetim yapıları, bir forum başta olmak üzere, şehir inşa edildi. Şehrin açılışı 11 Mayıs 330’da yapıldı, adına Yeni Roma dedi. 337’de, Büyük Konstantin’in ölümünden sonra  şehir Konstantinopolis diye anıldı. “Roma’dan uzakta bir Roma” kurma fikrinin Diokletianus’a ait olduğu, onun da Nikomedia’yı aynı amaçla yükselttiği söylenir.

  • ** Romalılar devletin çıkarlarına ters düşmeyen ve halk ayaklanması yaratmayacak her türlü oluşuma karşı hoşgörülüydüler. Hıristiyanlık Romalılarca bir başka gizli din olarak algılandı, Yahudiliğin bölgesel bir çeşidi sanıldı. Yahudiler gibi Hıristiyanların da ülke içinde çalışmasına izin verildi, hoşgörüldü. 3. yüzyılda Hıristiyanlık imparatorlukta büyük bir güç haline geldi. Diokletianus’un, hükümdarın tanrı olarak kabulünü istemesiyle Hıristiyanlar ile devlet arasında sürtüşme çıktı ve katliam başladı. 313 yılında iki imparator I. Konstantin ve Licinius Milano Emirnamesi’ni hazırladılar. Emirname’de hiç kimsenin tapınma hakkından mahrum edilemeyeceği yasal bir nitelik kazandı. 324 Emirnamesi ile I.Konstantin, Hıristiyanlara karşı olan bütün uygulama ve yasaklara son verdi. Sürgüne gönderilmiş olanların evlerine dönmesini, kürek mahkumu olanların serbest bırakılmasını buyurdu. Daha önce el konulmuş olan bütün Hıristiyan mallarını iade etti. Annesi Helena, Hıristiyandı. Hıristiyanlığın kanuni konumunu garanti etti. Hıristiyan rahiplere vergi muafiyeti tanıdı ve Hıristiyanlığın kutsal günlerine saygı gösterilmeye başlandı. Pazar gününü, “Güneş’in muhterem günü” nü, dinlenme günü ilan eden bir yasa çıkartarak, Pazar gününün, Aziz Paul zamanından beri Hıristiyanların kutsal dinlenme günü olan Cumartesi’nin yerini almasını başlattı. 325 yılında I. Nikaea (İznik) Konsili’ni topladı. Roma’da asillerin çok önemli bir kısmı halen pagandı. Hıristiyanlık Roma’da o sıralar daha çok orta ve alt sınıf arasında yaygındı. Roma’ya ilk Hıristiyan valiyi I. Konstantin atadı. Roma, çoktanrılı dinin bina, heykel ve tapınakları ile dolu olduğundan başkenti taşımak istediği, Yeni Roma’nın, Hıristiyanlığın merkezi olmasını hedeflediği düşünülür. Annesinin 330 yılında ölümünden sonra kilise yapımı için kamu fonlarından destek verdi. İmparatorluğun birçok yerinde başta Roma olmak üzere kiliseler inşa ettirdi.
  •   Konstantin, Romalıların haçı işkence aleti olarak kullanma geleneğine son verdi. Bundan böyle haç Hırıstiyanlığın simgesi olacaktı. Bizans’ta haç, devletin koruyucusuydu.
İmparator’un annesi de Kutsal Topraklar’a ilk hacca gidenler arasındaydı.  Kudüs’te Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haçı bulduğuna inanılır. Doğu Kiliseleri onları aziz ve azize olarak kabul eder ve 21 Mayıs’ta anar. Fotoğraftaki Büyük Konstantin tablosu Helsinki’de, Rus Ortodoks Katedrali Uspenski’de bulunmaktadır.

İmparator’un annesi de Kutsal Topraklar’a ilk hacca gidenler arasındaydı. Kudüs’te Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haçı bulduğuna inanılır. Doğu Kiliseleri onları aziz ve azize olarak kabul eder ve 21 Mayıs’ta anar.
Fotoğraftaki Büyük Konstantin tablosu Helsinki’de, Rus Ortodoks Katedrali Uspenski’de bulunmaktadır.

  • Konstantin eski başkentten asil aileleri getirip Yeni Roma’ya yerleştirerek yeni bir yönetici sınıf oluşturmak istiyordu, onları güzel evlere yerleştirdi. Aristokratlar ve senatörler için Roma’daki senatör evlerinin kopyaları yaptırılmıştı.
  • Hedefi, tek imparatorluk, tek imparator ve tek Tanrı idi.
  • Merkeziyetçi bir devlet yönetimini geliştirdi ve Kilise üzerinde otorite kurdu.
  • Solidus olarak bilinen para sistemini oluşturdu.
  • Konstantinopolis’in su dağıtım sisteminin temellerini attı.
  • Septimus Severus’un başlattığı Hipodrom’u tamamladı.
  • Kenti savunmak için yeni bir sur yaptırdı.
  • Büyük Saray yapı topluluğunun ilk yapılarını inşa ettirdi.
İmparator I. Konstantin’in mermer büstü, New York Metropolitan Müzesi.

İmparator I. Konstantin’in mermer büstü, New York Metropolitan Müzesi.

  • I. Konstantin’in ancak ölüm döşeğindeyken vaftiz olduğu; dine aykırı olduğunu bildiği kararlarını alabilmek için vaftizini geciktirdiği söylenir. Böylece, ilk Hıristiyan Roma İmparatoru olur.
  • Kendi cenaze merasimini planlamış, kendi anıtmezarını hazırlamıştır. Kutsal Havariler Kilisesi’ne On İki Havari için yaptırdığı anıtmezarların ortasına gömülmüştür. Havarilerden Aziz Andreas, Aziz Timoteus ve Aziz Luka’nın röliklerinin Antiocheia’dan buraya getirilmiş olduğuna inanılır. 337-1056 yılları arasında imparatorlar, imparatoriçeler, imparatorluk ailesi üyeleri Kutsal Havariler Kilisesi/Havariyun Kilisesi’ne (Hagia Apostolea), daha sonraki yıllarda ise kendi yaptırdıkları kiliselere gömülmüşlerdir. 1204 yılında IV. Haçlı Seferi sırasında Latinler tarafından bu mezarlar açılarak yağmalanmıştır. Fatih Camisi bu kilisenin kalıntıları üzerine yapılmıştır.
  • İmparatorun dairesel planlı Mausoleion’u kubbeli, kütlesel, silindirik bir yapı olmalıdır. Spalato’daki (Split) Diokletianus’un mezar yapısına benzediği düşünülmektedir.
  • Konstantin bir Hıristiyanlık merkezi yarattı ise bu, Kudüs’te Kutsal Mezar için inşa edilen büyük kilise kompleksidir. Roma’da da çok sayıda kilise ve kamu yapısı inşa ettirmişti.
  • Bazı kaynaklara göre Konstantinopolis’te Kutsal Barış kilisesi Aya İrini, Ayios Akakios ve Ayios Mokios kiliselerini yaptırdığı; bazı kaynaklara göre ise, Mausoleion dışında Konstantinopolis’te herhangi bir kilise yaptırmadığı yazılıdır. Aya Sofya’nın inşaatını da onun başlatıp başlatmadığı net değildir. Konstantinopolis’te kesin olarak ona atfedilebilecek tek kilise onun başlattığı, oğlunun tamamladığı Havariyun Kilisesi’dir.
  • Kaiserialı (Kayserili) Eusebios Büyük Konstantin’in cenaze törenini şu satırlarla betimliyor: “Konstantin’in mor kumaşlara sarılı altın tabut içindeki bedeni, sarayın anı salonunda  bütün maiyetindekiler, generaller, senatörler ve imparatorluğun daha alt kademelerinde olanlar, başında tacı ile morlar içinde yatan hareketsiz insanın önünde eğilerek saygılarını sundular. Altın katafalkın çevresi yanan mumlarla çevrilmişti. Cenaze alayı sokaklardan geçerek Havariyun Kilisesi’ne geldi. Yeni imparator ve Roma devletinin görevlileri burada ayrıldı. Kilise adamları ve Hıristiyan cemaat yeni vaftiz edilmiş olan kardeşlerini aldılar. Dualardan sonra kendi yaptırdığı anıtmezara On Üçüncü Havari olarak gömüldü.”

    Onun döneminde inşa edilmiş yapıları Bizans Anıtları bölümünde anlatacağız.

Bizans İmparatorluğu 4 | Giriş 2

  • Bizans’ta politikalar heterojen olmuştur ama imparatorluk makamı kavramı çağlar boyu aynen korunmuştur.
  • Bizans İmparatorluğu aslında Roma İmparatorluğu’dur. Ancak zaman içinde imparatorluğun dini, çok tanrıcılıktan Hıristiyanlığa, dili ise Latince’den Yunanca’ya değişti. Böylece, sonraları Bizans olarak adlandırılacak kültür ortaya çıktı. Bizans, Helenizm ve Hıristiyanlık melezi bir uygarlık idi.
  • Aziz Basileios, pagan edebiyatından işlerine yarayanları almalarını; ancak Helen yazı ve edebiyatını kapsamlı bir şekilde öğrendikten sonra Hıristiyan sırlarını anlayabilecek olgunluğa erişilebileceğini yazmıştır.
5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

5. yüzyıl sonu, 6. yüzyıl başına tarihlenen fildişi Roma ve Konstantinopolis betimli diptik (açılıp kapanabilen yüzeylerden oluşan iki parçalı resim). Sağdaki Konstantinopolis, Roma’dan bir santimetre daha yüksek. Tesadüfen mi, bilerek mi yapıldığını merak ettim. Viyana, Kunsthistorisches Museum.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

  • Bazı tarihçiler, Bizans İmparatorluğu yıkıldığı zaman uygarlığıyla birlikte yok olduğunu iddia etmişlerdir. Uygarlık, devletten daha kapsamlı bir olgudur ve çoğu zaman bir devletin ölümü, uygarlığının da ölümünü gerektirmez.
  • Bizans, eski Greko-Romen dünya ile Rönesans Avrupa’sı ve Osmanlı İmparatorluğu dünyaları arasında bir bağ meydana getirir.
  • Roma, Batı ve Germen alemi için ne tesir yaptıysa, Bizans da Slav ve Doğu alemi için aynı tesiri yapmıştır. Slavlar, Bulgarlar ve Ulahlar (Makedonya’da ve Romanya’da yaşayan etnik grup), Bizans’ın dinini, idare şeklini, edebiyatını, sanatını benimsemişlerdir. Ortodoksluk, Kiril alfabesi, Rus sarayındaki gelenek ve merasimler Bizans’tan alınmış, Bizans İmparatorluğu siyasi mevcudiyetini kaybettikten sonra bile tesirini  sürdürmüştür.
  • Hem Kutsal Kitaplar’ın hem Helenistik eserlerin tercüme edilmesini sağlayarak Ermeni ve Süryanileri; ilahiyat, eğitim ve manastır sistemi ile Latin Batı’yı derinden etkilemişlerdir.
  • Emeviler’in merkezi Şam Doğu Bizans vilayetlerindendi. O topraklarda Bizans yapısı büyük oranda dağılmadan kalmıştı. İslam’ın ilk dönemlerinin idari, ekonomik, mali ve sosyal kurumları Bizans geleneğinden oldukça etkilenmişti. Bağdat merkezli Abbasiler önceleri Pers etkisindeki kültürel-politik bir çevrede kalmışlar, Halife Memun’un saltanatı döneminde (813-833), Yunan metinlerinin önemli bir bölümünün tercüme edilmesi ile Helenistik mirasın parçaları İslam uygarlığına aktarılmıştı. Halife, Bilgelik Evi adlı bir araştırma enstitüsü kurmuş, Yunan alimlerini metinleri Arapçaya çevirmeleri için bir araya getirmişti. Yunan tıbbı ilk sırada çevrilenlerdendi. Galenos’un 128 tıbbi araştırması, astronomi, aritmetik, geometri, coğrafya alanlarındaki yazılar; Aristo’nun yazılarının büyük bir kısmı, Platon’un Diyaloglar’ından dördü, Plotinos’un ve Yeni Platoncuların çalışmaları Arapçaya bu dönemde aktarılmıştı.
  • Konstantinopolis, dönemin en büyük politik güçlerinden birinin merkezi; pagan dünyadan Hıristiyanlığa geçişin kararının verildiği kent; Ortodoks Hıristiyanlığın kültür merkezi; Ortaçağ Avrupası’nın en etkili bilim yuvası olmuştur.
  • Roma ile Konstantinopolis, Papa ile Patrik, Yunan ile Latin arasındaki üstünlük mücadelesi her zaman sürmüştür.

 

Tombak

Saray mutfağında yemek pişirmek için kullanılan kapların tümü bakırdandır. Mutfak eşyaları arasındaki önemli bir grup ise tombak kaplardır. Tombak, Osmanlı kültüründeki yerini 16. yüzyılda almış, ancak 17. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Saray koleksiyonunda, 18. ve 19. yüzyıla ait çok sayıda tombak örneği bulunmaktadır. Bu gruptaki eşyalar arasında leğen-ibrik takımları, gülabdanlar (gülsuyu kabı), buhurdanlar (tütsülük), fincan zarfları, şerbetlikler, su güğümleri, sütlük, küçük servis tepsileri, kapaklı kâseler, çorba tasları, kahve ibrikleri, kepçeler ve sefer tasları bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi. Fotoğraf:www.topkapisarayi.gov.tr

Saray mutfağında yemek pişirmek için kullanılan kapların tümü bakırdandır. Mutfak eşyaları arasındaki önemli bir grup ise tombak kaplardır. Tombak, Osmanlı kültüründeki yerini 16. yüzyılda almış, ancak 17. yüzyılda yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Saray koleksiyonunda, 18. ve 19. yüzyıla ait çok sayıda tombak örneği bulunmaktadır. Bu gruptaki eşyalar arasında leğen-ibrik takımları, gülabdanlar (gülsuyu kabı), buhurdanlar (tütsülük), fincan zarfları, şerbetlikler, su güğümleri, sütlük, küçük servis tepsileri, kapaklı kâseler, çorba tasları, kahve ibrikleri, kepçeler ve sefer tasları bulunmaktadır.
Topkapı Sarayı Müzesi.
Fotoğraf:www.topkapisarayi.gov.tr

  • Kıymetsiz metalin üzerine kıymetli maddeyle kaplama yapılması. Bu, günümüzde bakır üzerine altın kaplama anlamına gelmektedir.
  • Tombak, altın ve gümüşün civa içinde çözülme, sıvılaşma özelliğinden yararlanılarak geliştirilmiş bir tekniktir.
  • Civa, cam veya porselen bir kabın içine konur.
  • Civanın içine (genelde Beyşehir civası) 24 ayar, ince kesilmiş altın parçaları konur. Tahta çubuk ile karıştırılarak yeni bir bileşim elde edilir. Buna amalgam denir.
  • Bakır, amalgam ile kaplanıp ısıtılır, civa uçar geriye altın kalır.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda kaplama genelde pirinç üzerine yapılırdı.
  • İşlem sırası şöyledir:
  • Usta önce kaplanacak eşyayı ateşe koyar (tavlar).
  • Sonra zaç yağına (sülfirik asit) batırıp çıkarır.
  • Arı su ile yıkar, kurular.
  • Temiz objeye nitrik asitte erimiş civayı kıl fırça ile sürer.
  • Altını kaplayacak olan usta amalgamı hazırlar. Amalgam, tunç veya pirinçten yapılmış tel fırçalarla veya mantar parçası ve bez ile tamponlanarak eşyanın üzerine sürülür.
  • Amalgamın objenin üzerine aynı kalınlıkta sürülmesi gerekir.
  • Amalgamı sürdüğü fırçayı her seferinde civalı suya batırır. Böylece amalgam fırçaya daha kolay alınabilir.
  • Nitrik asit içinde eritilmiş civa ile obje temizlenir. Daha sonra kaplanan eşya ateşe tutularak civanın uçması sağlanır. Bu işlem objeyi ateşte çevire çevire yapılır, objenin her yerinin eşit ve gerektiği kadar ısıtılması gerekir. Çok ısıtılırsa renk kırmızıya döner. Bu işlemi yapan ustaya uçurucu denir. Gerekli ise işlem tekrarlanır. Daha sonra obje sirkeli suda sarı fırça ile yıkanır. Altın kaplanan obje parlak olmayan sarı renktedir.
  • Altın temiz ve saf değilse civa ile çok zor birleşir. Bu yüzden kullanılan altın 24 ayar olmalıdır. Gümüşün ise 1000 ayar olması gerekir.
  • Altının kolay sürülebilmesi için, altını incelten civanın da temiz olması gerekir.
  • Altın gümüş karışımı daha kolay sürülür ama sonunda obje yeşil altın rengi alır.
  • Obje, limon sarısı renk alsın isteniyorsa %40 güherçile, %25 şap, %35 deniz tuzu, saf su ile macun haline getirilir. Portakal rengi elde etmek için, sirke içinde bekletilen kan taşı, deniz tuzu ve saf su macun haline getirilir. Ateş kırmızısı elde etmek için sarı balmumu, kırmızı kil, şap ve cengare (bakır asetat) saf su ile macun yapılır. Altın kaplanmış obje sirkeli suda sarı fırça ile yıkandıktan ve kurutulduktan sonra, renk tercihine göre hazırlanan macun ile kaplanır. Sonra çevire çevire ısıtılır. Macun şeffaf bir hal alınca soğuk suya atılır. Isı farkı ile macun çatlar. Obje temizlenir.
  • Madenlerin yüzeyini parlatmak için kullanılan aletin adı mazgala’dır. Ucu, yapılacak işin çeşidine göre değişir.
Sadberk Hanım Müzesi, Osmanlı pirinç ve tombak eserler. Fotoğraf:guven-guven.blogspot.com

Sadberk Hanım Müzesi, Osmanlı pirinç ve tombak eserler.
Fotoğraf:guven-guven.blogspot.com

  • Osmanlı’da altın ve gümüş eşyada 15. yüzyılda form ve süslemelerde Memlûk etkisi görülürken, 16. yüzyıl başlarında Klasik Osmanlı üslubu şekillenmiştir.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda zaman zaman askeri masrafları karşılamak ve sikke kestirmek için saray hazinesindeki altın ve gümüşlerin saray darphanesine vakfedilerek eritildiği, değerli taş kakmaların söküldüğü, hatta halkın elindeki gümüşlerin satın alındığı bilinmektedir.
  • Bu nedenle, 16. yüzyıldan günümüze ulaşmış çok az kıymetli eşya vardır.
  • 17. yüzyıldaki Klasik Osmanlı form ve desenlerinin yerini 18. yüzyıl sonlarından itibaren Avrupa etkisi ile Barok ve Rokoko formları almıştır.
  • 18. yüzyılda ekonomik nedenlerle altın ve gümüş eserlerin yapımının azalması, altın görünümlü tombakların çoğalmasına neden olmuştur. Altından ayırt edilemeyişi nedeniyle tombak, zengin sınıfın rağbet ettiği bir süsleme çeşididir.
  • Tombak, günlük yaşamda ve dinsel yapılarda kullanılan eşyalarda, askeri techizatta, mimari süsleme elemanlarında yaygın kullanım alanı bulmuştur. Osmanlı maden sanatının en erken dönemine ait örnekler askeri teçhizattır.
  • Bakırların üzerinde çeşitli damga ve kitabelere de rastlanmaktadır. Topkapı Sarayı silâhhanesinde yapılan miğfer, at alın zırhı, kalkan gibi askeri techizat üzerinde Osmanlıların mensubu olduğu Kayı boyu silâh damgası kullanılmıştır. Özellikle saray mutfağında kullanılan kap-kacak üzerine kime ait olduğunu gösteren şahıs kitabeleri, cami ve türbelere vakfedilen eşya üzerine de çoğunlukla tuğra biçiminde vakıf kitabeleri yazılmıştır. Bazı tombak eserlerde de sahtekârlığı önlemek amacı ile vurulan tombak damgasına rastlanmaktadır.

 

Yararlanılan Kaynak bu defa değişik. 1995 yılında katıldığım Ancien Salons Privés seminerlerinden Günday Kayaoğlu’nun verdiği Anadolu ve Osmanlı Maden Sanatı adlı olanına ilk Hindistan gezim sebebiyle katılamamış, dönüşte Süreyya Semiz’den notlarını almıştım. Dolayısıyla bu yazı için teşekkürüm üç kişiye ait: Ancien’de bize bu imkanı sunan Ari İstanbulluoğlu, Günday Kayaoğlu ve Süreyya Semiz.

Bizans İmparatorluğu 3 | Giriş 1

Bizans’ta Hanedanlar

Büyük Konstantin I. Hanedanı (306-363)

Valentinian ve Theodosius Hanedanı (364-457)

I.Leo Hanedanı (457-518)

Jüstinyen Hanedanı (518-578)

Heraklius Hanedanı (610-711)

İsaurian (Suriye) veya Leo Hanedanı (717-802)

Amorian Hanedanı (820-867)

Makedonya Hanedanı (867-1056)

Komnenus ve Dukas Hanedanı (1057-1185)

Angelus Hanedanı (1185-1204)

Latin İmparatorları (1204-1261)

Laskaris Hanedanı (1204-1261)

Paleologos Hanedanı (1259-1453)

 

  • 16. yüzyılda Alman tarihçi Hieronymus Wolf’un Roma İmparatorluğu yerine ilk kez Bizans İmparatorluğu tabirini kullanarak tarihe bu yeni ismi kazandırmıştır.
  • Bizans’ın Batı dünyasıyla ilişkileri sorunluydu. Kimi zaman ortak mirasa dayalı bir kültürel ve siyasi birlik sağlanırken, kimi zaman da anlaşmazlıklar yaşanıyordu. Özellikle öne çıkan bir nokta Hıristiyan inancının farklı yorumlanmasıydı. Siyasal, dinsel ve ekonomik nedenler Konstantinipolis ile Roma’yı birbirinden ayırmış, Haçlılar bu Doğu-Batı ayrımını daha da derinleştirmişti.
  • Osmanlıların Anadolu ve Balkanlar’da ilerlemesi üzerine Konstantinopolis ve Roma arasında 1274′de Lyon’da, 1438-9′da Floransa’da dinsel birlik bildirgesi imzalanmış, bildirge imparator, kimi soylular ve kilise tarafından kabul görmesine rağmen Bizans halkının çoğunluğu tarafından kabul görmediği için çabalar başarısız olmuştur. “Ne Latinlerin yardımlarına ne de Birleşme Bildirgesi’ne ihtiyacımız yok. Bizi onlardan uzak tutun.”
  • Bizans medeniyetin en aşağılık biçimi olmak, ahlaksızlık, dinsel kurnazlık; rahiplerin, hadımların ve kadınların entrikalarının; zehirlemelerin, komploların, nankörlüğün, kardeş katillerinin hüküm sürdüğü bir dönem olarak ağır yergilere muhatap olmuştur. Bu kampanyayı 18. yüzyılda Edward Gibbon başlatmış; Bizans’ı Antik Yunan ve Roma’da en iyi olan şeylere ihanet etmekle suçlamış; 1869’da W. E. Lecky bu olumsuz kanaati pekiştirici yazılar yazmıştır. Bizans İmparatorluğu, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra iki güçlü medeniyetin değerli varisi olarak görülmeye başlanmıştı. Ancak ondan sonra toplam 1123 yıl sürmüş olan bu dönem Hıristiyanlığın Doğu Kalesi olarak görülmeye; Avrupa’yı 7. yüzyılda Sasani ordularından, 8. yüzyılda Bağdat Halifesi’nin ordularından koruduğu; klasik mirası, Yunan ve Latin edebiyatını, Roma hukukunu muhafaza ettiği kabul edilmiştir.
  • Justinyen’in hazırlattığı Corpus Iuris Civilis, günümüze kadar intikal etmiş önemli bir eserdir. Klâsik Dönem Roma Hukuku hakkındaki bilgilerimiz önemli ölçüde Corpus Iuris Civilis’e dayanmaktadır. Roma Hukuku’nun Avrupa’yı etkilemesi bu eser sayesinde olmuştur.
Londra’da British Museum’da bulunan kişileştirilmiş Roma (solda) ve Konstantinopolis (sağda) betimli iskemle süsleri. Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

Londra’da British Museum’da bulunan kişileştirilmiş Roma (solda) ve Konstantinopolis (sağda) betimli iskemle süsleri.
Fotoğraf: Bizantion’dan İstanbul’a Bir Başkentin 8000 Yılı, Sakıp Sabancı Müzesi, 2010.

 

Bizans’a Yolculuk

Bir kez doğadan sıyrılsam, bir daha
doğal bir biçim almayacak bedenim,
Yunan kuyumcularının uyuklayan imparatoru
uyanık tutmak için dövme altın
ve altın varaktan yaptıkları biçimlerden başka;
ya da altın bir dala kondurdukları kuştan,
Bizans’ın hanımlarıyla beylerine
dünün, bugünün ve yarının öyküsünü şakıyan.

W. B. Yeats, Cevat Çapan çevirisi.