Kategori arşivi: Eski Kültürler

Bizans İmparatorluğu 109| Bizans’a Dair

  • Arapça, Farsça ve Osmanlıcada Rum ya da Rumi kelimeleri, Roma ile Romalı karşılığıdır. Bazen Urumeli diye anılan Rumeli de Romalı diyarı anlamındadır. Rum sözcüğünün, Anadolu Ortodokslarını ifade ettiği görüşü yanlıştır.
  • MÖ 450-404 yılları arasında yaşayan General Alkibiades’in geçen gemilerden vergi almak için yaptırttığı Kızkulesi şöhretini Bizans dönemine borçludur. 12. yüzyılda İmparator I. Manuel Komnenos, Boğaz’ın Marmara’ya bakan tarafına iki savunma kulesi yaptırır. Biri, Kızkulesi’nin bulunduğu yerde, diğeri de Sarayburnu kıyılarında olan bu kulelerin arasına şehre yönelik saldırıları önlemek ve ticari gemilerden vergi almak amacıyla zincir çekilir. Latin İstilası döneminde büyük hasar gören kule, şehrin Fatih tarafından kuşatılması sırasında Venedik’e ait bir deniz birliği tarafından üs olarak kullanılır. Fetihten hemen sonra kulenin bulunduğu yere, kenti korumak amacıyla toplar yerleştirilir.
  • Yahudilerin İstanbul’a ilk gelişleri Bizans döneminde olur. Karia Yahudileri şehirde yerleştikleri semte kendi adlarını verirler, semtin adı zaman içinde Karaköy olur.
  •  “Haçın yatay bölümü, Azize Helena’nın doğudan batıya, batıdan doğuya geçişlerini sembolize eder. Helena kökeni itibariyle Doğu’ya, uzun ikameti ile Batı’ya aittir. Doğu’nun imparatoriçesi olmadan önce, Batı’nın imparatoriçesidir.”  Don Giuliano Lonati.
  • 13. yüzyıla kadar Hıristiyanlık aleminde Papalık tarafından kafir ilanıyla aforoz edilen tek mezhep yaşadığı yere göre Bogomil, Kathar veya Patarini diye anılandı. Mezhep, Bosna ve Bulgaristan’da başlamış, Konstantinopolis Metropoliti Niketas tarafından Avrupa’ya yayılmıştı. Metropolit, Latin kaynaklarında Bogomil Papa diye anılır. Metropolit, mezhebin 1167 yılında Fransa’nın güneyinde, Saint Felix de Caraman/Lauragais şehrinde toplanan tek din kurultayına ruhani lider sıfatıyla Konstantinopolis’ten gelip katılmıştır. Bu mezhebin müminleri, Eski Ahit Tanrısı ile Yeni Ahit Tanrısı’nın farklı ve ilkinin kötü olduğuna; Eski Ahit Tanrısı’nın melek ruhları bedenlerine hapsettiğine; iyi olan Yeni Ahit Tanrısı’nın onları kurtarmaya geldiğine inanıyorlardı, vejetaryendiler. Üç kutsamayı (vaftiz, Aşai Rabbani (İsa’nın kanını simgeleyen şarabın ve etini simgeleyen hamursuz ekmeğin yenildiği ayini ve evlilik) reddediyorlardı. Putlara, simgelere, özellikle haça tapmaya karşı çıkıyorlardı. Hıristiyanlık öğretisinin, İsa’nın ana mesajına dönmesi gerektiğini düşünüyorlar, Papa’nın kutsal iktidarını tanımıyorlar, Kilise’nin yoksul olması gerektiğine inanıyorlardı. Heretik kabul edildikleri için, bu sapkınlara saldırmak, Müslümanlara saldırmak kadar kutsal bir savaş olarak kabul edildi. 1209’da düzenlenen Albigensian Haçlı Seferi 1229’a kadar sürdü. 1209’daki Béziers Katliamı tarihin en kanlı kıyımlarındandır ve katliamı Marcy’li Henry yönetmiştir. Katharlar’ın katledilmesi ile bölgede yaygın sanat türü olan trubadurların sayısında da önemli bir azalma olmuş, 1348 yılında gelen Kara Ölüm ile de trubadurların sayısı iyice azalarak bu gelenek 14. yüzyılın sonunda yok olmuştur.
  • Forum Tauri civarında köle kızlar erkeklere satılıyordu. Forum Tauri, yani Boğa Meydanı, şimdiki Beyazıt-Çemberlitaş semtinin altıydı.
  • Theodora imparatoriçe olup dine dönünce, şehirdeki bütün fahişeleri toplatmış, hepsini Kuzguncuk’ta özel olarak bu iş için yaptırdığı Tövbe Manastırı’na hapsetmişti.
  • Bir Bizans sözü şöyle der: “Kadının ziyneti sessizliktir. Kadının yüzü onun en tehlikeli silahını saklar; yani dilini.”
  • Bürokrasi birkaç yüzyıl  boyunca tüm gücü eline geçirmiştir. Bizans’ta kapitalizme izin verilmiş, ancak her aşamada çok sıkı kontrol edilmiştir. Üretim, iş, tüketim, dış ticaret, kamu yararı ve nüfus hareketi bile tamamen devlet kontrolü altında olmuştur. Teorik açıdan emirleri imparatordan alan, bir devlet memuru ordusu oluşmuştur.
Gustave Boulanger'ın tablosu, The Slave Market (Köle Pazarı), 1882. Sanatçı bu tablosunda Antik Roma’da bir köle pazarını betimlemek istemiştir. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Gustave Boulanger’ın tablosu, The Slave Market (Köle Pazarı), 1882.
Sanatçı bu tablosunda Antik Roma’da bir köle pazarını betimlemek istemiştir.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • O zaman kullanılan Bizans takvimi ile şimdiki takvim arasında 5508 yıl fark vardır. 1204 yılı onların takvimine göre 6712 yılıdır.
  • Sarayburnu’nun bir kartal gagasını andırdığı; Bizans İmparatorluğu’nun arması kartal olduğu için buranın stratejik önemi kadar manevi önemi de olduğuna inanılır.
  • Konstantinopolis sokak kedileriyle ünlüdür.
  • Hayırsız/Sivriada Bizans döneminde sürgün yeridir.
  • Bizanslıların Rum ateşi 14. yüzyıl sonunda, Berthold Schwarz tarafından kazara keşfedilene kadar, tüm savaşların yıkıcı unsuru olmaya devam etmiştir.
  • Fetih’ten sonra 100 yıl içinde İstanbul’daki tüm kubbeli kiliseler camiye çevrilmiştir. Kubbeli olmasına rağmen camiye çevrilmeyen, birçok yangından ve Ortodoks cemaatinin 1839’dan sonra başlatabildiği yenileştirme girişiminden de kurtulan, Paleologoslar dönemi (1261-1453) yapısı olan Muhliotissa Kilisesi hala kilise olarak işlev gören tek yapıdır.. Bunun nedeni Fatih’in verdiği bir fermandır.
  • Muhliotissa Meryem Ana Kilisesi/Moğolların Meryemi, İstanbul’da kesintisiz olarak Rum Ortodoks ibadetine açık kalmış tek Bizans kilisesidir.

 

Bizans İmparatorluğu 108| Bizans’tan Sonra 3 Ortaçağ’ın Bitişi

  • Modern tarihçiler, bize göre İstanbul’un Fethi’ni, Avrupalılara göre ise Konstantinopolis’in Düşüşü’nü artık Ortaçağ’ı bitiren tek etken olarak görmüyorlar. 1450’den 1517’ye kadar yayılan birden fazla dönüm noktası öneriyorlar.
Johannes Gutenberg’in baskı makinesi. Fotoğraf:www.bilim-teknoloji.com

Johannes Gutenberg’in baskı makinesi.
Fotoğraf:www.bilim-teknoloji.com

  • Bunlardan biri matbaanın icadı. Johannes Gutenberg’in (1398-1468) taşınabilir, metal harflerle geliştirdiği ve baskı tekniğinde devrim yapan matbaasında 1452 ile 1454 yılları arasında bastığı tarihin ilk matbu kitabı, İncil’dir.
  • İkinci tarih önerisi 1453 İstanbul’un Fethi’dir.
Granada’nın Düşmesi, Francisco Pradilla Ortiz, 1882. Son Nasri Sultanı Ebu Abdullah solda; Papa tarafından verilen adlarıyla Katolik Krallar  Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tablonun sağında görülüyor. Fotoğraf:tr.wikipedia.org

Granada’nın Düşmesi, Francisco Pradilla Ortiz, 1882.
Son Nasri Sultanı Ebu Abdullah solda; Papa tarafından verilen adlarıyla Katolik Krallar Kastilya Kraliçesi I. Isabel ile Aragon Kralı II. Ferdinand tablonun sağında görülüyor.
Fotoğraf:tr.wikipedia.org

  • Üçüncüsü, 1492. İspanya’nın Katolikler tarafından yeniden fethi, Reconquista. İspanya’daki son İslam devleti Granada Emirliği’ni ortadan kaldıran ve Hıristiyanlığı kabul etmeyen Müslümanlar ile Yahudileri İber Yarımadası’ndan atan Kraliçe İsabella, Reconquista’yı, Konstantinopolis’in düşüşünün rövanşı olarak sunmuştur.

    1492 yılında gerçekleşen bir başka önemli, tarihin akışını değiştirecek kadar önemli, olay ise Amerika kıtasının keşfidir..

Dr. Martin Luther, 31 Ekim 1517 tarihinde Wittenberg'de bulunan Schlosskirche’nin (Kale Kilisesi) kapısına 95 tezini çivilerken. Fotoğraf: www.hristiyanforum.com

Dr. Martin Luther, 31 Ekim 1517 tarihinde Wittenberg‘de bulunan Schlosskirche’nin (Kale Kilisesi) kapısına 95 tezini çivilerken.
Fotoğraf: www.hristiyanforum.com

  • Modern tarihçilere göre Ortaçağ’ı kapatan dördüncü dönüm noktası ise 1517’de Almanya’da Martin Luther tarafından başlatılıp Fransa’da Jean Calvin tarafından sürdürülen Protestan reformunun başlangıcıdır.
  • Reform, her şeyden önce Papa’nın yeryüzündeki iktidarına dayanarak devletlerin ve müminlerin üzerinde kurduğu baskı ile Roma Katolik Kilisesi’ne bağlı ruhban sınıfının haksız zenginleşmesine karşı çıkan din adamlarının isyanıdır. Bu din adamları, Hıristiyanlık dogmalarında reform talep etmişlerdir. Reform hareketi ile kurulan oluşum, Hıristiyanlığın kurumsal yozlaşmasını protesto ettiği için Protestan Kilisesi adını almıştır. Bu kiliseler, Papa’nın evrensel önderliğini, yeryüzü iktidarını, devletler üstü yetkilerini ve Roma Katolik Kilisesi’nin tüm kiliseler üstündeki otoritesini reddettiler. Bu, Hıristiyanlık aleminin Ortodoks ve Katolik olarak ayrışmasından sonraki ikinci büyük kırılmadır. Bu kırılma ile Avrupa’da savaşları başlamış, Katolikler ile Protestanlar arasındaki sonuncu ve kalıcı barış 1648’de yapılan Münster Antlaşması ile sağlanmıştır.
  • Lorenzo Valla’nın 1506’dan beri matbaada basılıp dağıtılan Konstantin’in Sahte ve Yalan Bağışına Dair Bildiri’si, Protestan reform öğretisini biçimleyen din bilginlerinin, adeta İncil’den sonra üzerinde en çok düşünüp yazdıkları bir rehber haline gelmişti. Aynı Bildiri, Hıristiyanlığı 900 yıl sonra ikinci kez bölüyordu.

 

 

Bizans İmparatorluğu 107| Bizans’tan Sonra 2

  • 1453- 19. yüzyıl arası Post Bizans; 19. yüzyıldan, 1839 Tanzimat Fermanı’ndan sonrası ise Neo Bizans olarak adlandırılıyor.
  • Osmanlı dünyasında Ortodoks azınlıklar varlıklarını sürdürdü. Osmanlılar başlangıçtan beri Ortodoks Kilisesi’ni himayeleri altına aldılar, metropolitlere tımar verdiler. 1300-1500  arasında Osmanlıların Balkanlar’da yerleşmesi bu siyasetin ürünü olarak görülür. Ortodoks inancına sıkı sıkıya bağlı Grek ve Slav köylüsü, Kilise’yi himaye eden Osmanlı rejimini bir koruyucu olarak görmüştür. Eski feodal angaryaları kaldıran, klasik Doğu Roma İmparatorluğu döneminde de hakim rejim olan, köylünün toprak tasarrufunu miri arazi rejimi (mülkiyeti devlete, yararlanma hakkı kişilere verilen topraklar) ile garanti eden vergi-toprak sistemi uzun Osmanlı egemenlik sürecini açıklayan ikinci temel olaydır. Osmanlı’ya karşı Haçlı seferleri düzenleyen Katolik Avrupa defalarca bozguna uğramıştır: Niğbolu’da 1396, Varna’da 1444, İkinci Kosova’da 1448, Konstantinopolis’te 1453. Fatih, İstanbul’da Patrikliği ihya etmiştir. Ortodokslar, Osmanlı’yı kendi devletleri olarak benimsemişlerdir. 1453-1456’da Papalık donanması İstanbul Boğazı’nı kontrol eden adaları işgal ettiği zaman, Rum halkının taraftarlığı sayesinde adalar Osmanlı egemenliği altına girmiş ve 20. yüzyıla kadar Osmanlı idaresinde kalmıştır. Osmanlı ayrıca İstanbul’a yerleşince, Latinlerin ticari tekeline son vererek,  Rumların ticaretten dışlanmışlığını sona erdirmişti. 1453-1550 döneminde Osmanlı hukuk rejimi, yerli halkların örfi adet ve hukukunu aynen korumuş, 1600’lere kadar dini hukuk kuralları, ulema fetvaları çıkartılmamıştır.
  • 1532 yılında Kanuni Sultan Süleyman Alaman Seferi’ne giderken Belgrad’da imparatorluk tahtına oturmuş, aynı Bizans imparatorları gibi davranarak, V. Karl’a sadece İspanya kralı diye hitap etmiş, onun üniversal imparator unvanını tanımamıştır.
  • Osmanlı dünyasında Ortodoks azınlıklar yeni bina inşa ettiklerinde kubbe yapamaz, mermer sütun kullanamaz, görkemli bina inşa edemezlerdi. Bazilikaya geri döndüler, ahşap çatı ve sütunlar kullandılar. Ahşap sütunun üstünü alçı ile sıvayıp mermer gibi boyadılar. Bu yasak 1839 yılına, Tanzimat’a kadar sürdü. İşte bu döneme Post Bizans deniyor.
Bugün Mustafapaşa adını almış olan Sinasos, 1920'li yıllara kadar halkının çoğunluğu Rumlardan oluşan, üç bin nüfuslu bir Kapadokya kasabasıydı. 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına tarihlenen eski Rum evlerinin oldukça zengin taş işçiliği vardır. Ustalar Karadenizlidir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Bugün Mustafapaşa adını almış olan Sinasos, 1920′li yıllara kadar halkının çoğunluğu Rumlardan oluşan, üç bin nüfuslu bir Kapadokya kasabasıydı.
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarına tarihlenen eski Rum evlerinin oldukça zengin taş işçiliği vardır. Ustalar Karadenizlidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sinasos’taki Rum evlerinin hepsi avluludur. Avlu, çoğu zaman dış avlu biçiminde olmakla birlikte iç avlulu olanları da vardır. Evler genel olarak iki katlıdır. Giriş bölümünde genellikle ahır bulunan avlunun altında çoğunlukla kayaya oyulmuş, şırahane denen bölüm vardır. Burası şarap ve içki imalatının yapıldığı bölümdür. Şırahane bir merdivenle avluya açılır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Sinasos’taki Rum evlerinin hepsi avluludur. Avlu, çoğu zaman dış avlu biçiminde olmakla birlikte iç avlulu olanları da vardır.
Evler genel olarak iki katlıdır.
Giriş bölümünde genellikle ahır bulunan avlunun altında çoğunlukla kayaya oyulmuş, şırahane denen bölüm vardır. Burası şarap ve içki imalatının yapıldığı bölümdür. Şırahane bir merdivenle avluya açılır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1924 yılında uygulanan Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle vatanlarını terk etmek zorunda kalan Rumlar arkalarında konaklar, kiliseler bıraktılar. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

1924 yılında uygulanan Türk-Yunan nüfus mübadelesiyle vatanlarını terk etmek zorunda kalan Rumlar arkalarında konaklar, kiliseler bıraktılar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Evin önemli odaları üst katta bulunurken, mutfak ve kiler zemin katta yer almaktadır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Evin önemli odaları üst katta bulunurken, mutfak ve kiler zemin katta yer almaktadır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • 1839’dan sonra kubbeli, mermer sütunlu, eklektik binalar yaptılar. Bizans, Gotik, Barok, Osmanlı etkileri taşıyan bu yoruma ise Neo Bizans dendi.
  • 19. yüzyıldan sonra Bizans birçok araştırmanın konusu olmuş, Orta ve Geç Bizans Dönemlerinin örnek alındığı Neo Bizans günümüze kadar Yunanistan’a hakim olmuştur. 10. yüzyıl sanatçısı nasıl resmettiyse, aynı teknik ve aynı malzeme ile çalışıyor; Khora’daki bir sahneyi bugün aynen yapıyor Neo Bizans sanatçısı.
  • Anadolu Ortodoksları içinde Türkçe konuşup Yunanca yazan Karamanlıların kökeninin Ortodokslaşmış Türkler mi yoksa Türk etkisinde kalmış Rumlar mı olduğu tartışılır. Bu topluluk Karaman’dan getirtilerek Yedikule’ye yerleştirilmiştir. Kurtuluş Savaşı sonrası Türkiye’ye bağlanmayı tercih edenler Türk Ortodoks Kilisesi etrafında toplanmıştır.

 

Bizans İmparatorluğu 106| Bizans’tan Sonra 1

  • Bulgarların Hıristiyanlığı kabulü büyük ölçüde Cyril ve Methodius kardeşlerin misyonerliği sayesinde 870 yılında gerçekleşmişti. Günümüzde tüm Slav dillerinin yazımında kullanılmakta olan Kiril alfabesinin önceli olan Glagolitik alfabeyi de bu kardeşler oluşturmuştu. Bizans, Bulgarların Hıristiyan olmasını sağlayarak onları politik etki çemberine almış; sınır komşusunun dini ve politik alanda rakipleri olan Roma ve Germenlerin etki alanına girmelerini de önlemişti. Bulgarlar Bizans sanatını da benimsemişlerdi.
  • Rusların 10. yüzyılda Hıristiyanlığı kabulünde de Bizans sanatının büyük etkisi olmuştu. Burada, diplomatik araç olarak sanattan bahsedebiliriz. Aya Sofya’da sergilenen İsa’nın ve onun elçisi olan imparatorun ihtişamı, Konstantinopolis’e gelen Rus heyetlerini hep çok etkilemişti. Kiev, Konstantinopolis’i model aldı, Konstantinopolis’ten mozaik sanatçıları Kiev’e gitti, Kiev de bir Altın Kapı yaptı.
  • Bizans’ın Kafkasya, Mısır, Yakın Doğu’daki Hıristiyanlık üzerinde etkisi olmadı. Onların kendi Hıristiyanlık anlayışları vardı.
  • Süryaniler ve Koptlar hep Müslüman devletlerin tebaası oldular.
  • Gürcüler, Bizans kilisesinin ayin usullerini aldılar ama Kafkasya halkları sanatta İran etkisinde kaldılar.
  • 451 yılındaki Konsil kararlarını tanımayan Ermeniler, başka bir dini dünyaya aittiler ve Ermeni krallar Müslümanlara Bizans’a olduğundan daha yakındılar. Ama Bizans’ta çalışan, hatta sarayda önemli görevlere gelen Ermeniler vardı. 989 yılında, depremde hasar gören Aya Sofya’nın kubbesini yapan, Ani’deki katedralin de ustası olan Trdat olmuştu.
  • 11.-12. yüzyılda Bizans’ın askeri ve diplomatik gücü azalmaya başlamıştı.
  • 1204 yılındaki Latin işgali, Bizans devletler hiyerarşisinde mütevazi unvanları kabul etmek zorunda kalmış olan yöneticilerin intikam alma dönemi oldu. Latin işgali sonrası Bizans’ın askeri ve diplomatik gücü eskisi gibi olamadı. Ama Bizans’ın politik baskısının ortadan kalkması, yurtdışında Bizans sanatına olan ilgiyi artırdı. Bizanslı sanatçılar yurtdışından çok talep gördü.
  • Rönesans, 13. yüzyılda Giotto ve Masaccio ile başlamıştır. Dolayısıyla fetihten kaçanlar Avrupa’da Rönesans’ı başlattı iddiası asılsızdır.
  • Başka bir iddia da fetih olmasaydı, Rönesans’ın Konstantinopolis’te başlayacağı yönündedir. Karşı görüşte olanlar ise, Bizans sanatının Rönesans gibi bir oluşumu başlatmak için cılız olduğunu öne sürer.
Pantokrator İsa, Yunan Theofan, 1378. The Church of Transfiguration, kubbe, Novgorod. Fotoğraf:www.varvar.ru

Pantokrator İsa, Yunan Theofan, 1378.
The Church of Transfiguration, kubbe, Novgorod.
Fotoğraf:www.varvar.ru

Kurtarıcı İsa, Andrei Rublev, 1410. Tretyakov Devlet Galerisi, Moskova. Fotoğraf:en.wikipedia.org

Kurtarıcı İsa, Andrei Rublev, 1410.
Tretyakov Devlet Galerisi, Moskova.
Fotoğraf:en.wikipedia.org

Kurtarıcı İsa, El Greco, 1600. National Gallery of Scotland, Edinburgh Fotoğraf:commons.wikimedia.org

Kurtarıcı İsa, El Greco, 1600.
National Gallery of Scotland, Edinburgh
Fotoğraf:commons.wikimedia.org

  • 1390 yılında İmparator Manuel Paleologos tarafından Türklere karşı destek aramak için Venedik’e gönderilen heyete başkanlık eden Konstantinopolis doğumlu Manuel Chrysoloras (1355?-1415), Yunan edebiyatının Batı Avrupa’da tanınmasında öncü rol oynamıştır.
  • 15. yüzyılın en ünlü ikona sanatçısı, Ortodoks fresk ve ikonlarıyla ortaçağ Rusya’sının en büyük ressamı kabul edilen Andrei Rublev’in (1360-1427 veya 1430) hocası Bizanslı sanatçı Yunan Theofan (1340?-1410?) idi.
  • Konstantinopolis, Moskova’dan Madrid’e kadar uzanan geniş bir etki çemberi oluşturmuştu.
  • Ressam, heykeltıraş, mimar Domenikos Theotokopulos, namı diğer El Greco (1541 – 1614) Bizans biçemini İspanya’ya taşıdı. Bizans biçeminin izleri İspanya’nın yanı sıra Balkanlarda, Venedik ve Siena okullarında da görüldü.
  • Bizans imparatorluk sanatı, altınla işli ipek giysiler, gümüşle süslenmiş saraylar, askeri zaferleri betimleyen mozaikler ile gücün nasıl teşhir edileceğini imparatorluklara öğreten bir medeniyet oldu.
  • 395 yılında Roma ikiye bölündükten ve Batı Roma 453’te yıkıldıktan sonra Avrupa, geri kalan tek Roma’yı “Doğu” Roma olarak anmıştı. Oysa devletin resmi adı, Roma İmparatorluğu idi. 1557 yılında, Alman hümanist ve tarih bilgini Hieronymus Wolf, Doğu Roma İmparatorluğu tarihi hakkında Latince bir kitap yazdı. Bu kitapla birlikte tarihte ilk kez, bir devlet yıkıldıktan 104 yıl sonra isim değiştirdi ve 1123 yıl süreyle Doğu Roma diye bilinen devlete Bizans adı verildi. Bu isimlendirmede devletin, Roma uygarlığının devamı değil de Ortaçağ Yunan uygarlığı olduğu savı vardır. Bazı tarihçiler tarafından yapay bulunan bu ad, tüm dünya tarafından benimsenir. Günümüzde dilimize de çok yerleşmiş olduğu için ben de bu adı kullanmayı tercih ettim.

 

Bizans İmparatorluğu 105| Bizans-Osmanlı Etkileşimi 2

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015. Sanatçı eseri için "Burada, İstanbul'un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul'da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum" diyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

İstanbul’la Yüzleşme, Ahmet Güneştekin, Contemporary İstanbul 2015.
Sanatçı eseri için “Burada, İstanbul’un bütün medeniyetlerini özellikle bir araya getiriyorum. Dördüncü yüzyıldan bu yana İstanbul’da hüküm sürmüş medeniyetlerin bıraktığı izleri bir arada görerek hepsiyle yüzleşmeyi istiyorum. Aynı zamanda bu medeniyetin izlerine de dikkat çekiyorum” diyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Herkül Millas, İstos Yayınları’nda yayımlanan eserinde altı bine yakın Türkçe ve Yunanca ortak kelime olduğunu yazar.
  • Osmanlı döneminde Rumlara verilen alkollü içki, önce şarap, sonra rakı, üretim ve satış izni Rum evlerinin mutfaklarından meze zenginliği ve kültürünü bütün Konstantiniye’ye yaymış.
  • Bizans’ta başkentin ihtiyacı için et alım-satımı da devlet tekelinde imiş. Bu durum, Tanzimat’a kadar (1839) Osmanlı’da da böyle olmuş.
  • Buğday, Bizans’ta ve Osmanlı’da devlet tekelindeydi.
  • Türkçede balık isimlerinin neredeyse tamamı, kılıç ve kalkan hariç, Rumcadır.
  • Lakerda, havyar çeşitleri, tütsülenmiş ve tuzlanmış balıkların bize Bizans mutfağının armağanı olduğu konusunda tüm yemek tarihi uzmanları aynı görüştedir.
  • Osmanlı mutfağına yeşil yapraklı otlar konusunda Girit’in etkisinin çok olduğu söylenir.
  • Osmanlıların Bizans kültürünün Hıristiyan unsurundan değil, Helenistik kültürün bilimsel ve felsefi tarafından etkilendiğini savunanlar vardır.
  • Bizans’ta binaların cepheleri düz sevilmez, çıkmalar yapılırdı. Osmanlı evinin dış çıkmaları, cephesi Bizans, içi ise Orta Asya ve İran etkilidir, denir. Semavi Eyice, Osmanlı ev cephesi Bizans geleneğidir, der.
  • Osmanlı mimarisi doruk noktasına Bizans mimarisi ve sanatının, özellikle Aya Sofya’nın verdiği esinle ulaştı; Süleymaniye Camii, Aya Sofya’nın formlarının bir türevidir diyen kaynaklar vardır. Aya Sofya, imparatorluk camilerini tasarlayan mimarlar için devasa boyutlarıyla onlara meydan okuyan vasfını daima sürdürdü. Burası halkın zihninde de efsaneler yoluyla büyük bir kutsallık kazanmıştı.
  • Sıfırdan inşa edilen yapılarda da etkileşim görülür. Bursa camileri Yunan haçı planlıdır; narteks ile camilerin son cemaat yeri birbirine benzer.
  • Aya Sofya Osmanlı düzeninde de devlet protokolünde önemli bir yer tutuyordu. Bizans döneminde önemli resmi törenlere sahne olan yapı, Osmanlı döneminde de sultan-halifelerin, yılın en kutsal gecesi olan kadir gecesini çoğunlukla geçirdiği camiydi.
  • İlber Ortaylı, tüm imparatorlukların kozmopolit olduğunu; ama Roma’nın en kozmopolit imparatorluk olduğunu söyler. Bizans’ın çok kozmopolit olmadığını, Bizans’ta başka dinlere o kadar toleranslı yaklaşılmadığını;  Osmanlı’nın çok daha toleranslı olduğunu yazar. Yine Ortaylı’ya göre,  Roma dağınık kavimlere, Osmanlı millet olma şuuruna erişmiş kavimlere hükmetmiştir.
  • 6. yüzyılda Bizans’ta Hun kıyafetinin moda olduğuna ve orduda Bulgar kemerlerinin kullanıldığına dair kayıtlar bulunmaktadır.
  • Bizans imparatorunun zitzokion denilen tören elbisesinin adı, Hazar asıllı olup, Türkçe çiçek kelimesinin karşılığı idi.
  • 9. yüzyılda İkonaklast dönemin son imparatoru olan Theophilos’un (829-842) şehrin dışında (Küçükyalı semtinde) inşa ettirdiği Bryas Sarayı’nın Bağdat’taki Abbasi sarayının mimari tarzı ve desenlerinin taklit edilerek inşa edildiği Bizanslı tarihçi Theophanes Continuatus tarafından yazılmıştır.
  • 10. ve 11. yüzyıllarda Makedonya Hanedanı devrinde İslam maden işleme sanatı Bizans’ta moda olmuştu. Bazı değerli eşyaların üzerindeki süslemelerde yarı kufi yazıların kullanıldığı bilinmektedir.
  • Komnenoslar döneminde, yani 12. Yüzyılda, Bizans yaşamında Selçuklu kültür ve sanatından gelen etkilerin iyice ön plana çıktığı; Selçuklu mimari tarzını, resim ve süsleme sanatını aksettiren, Büyük Saray kompleksi içinde, müstakil bir bina inşa edildiğinden bahsedilir.
  • Hem Bizans’ta hem Osmanlı’da merkez ve eyalet mimari üslupları birbirinden farklıdır. Bizans’ta merkezde taş ve tuğla, eyaletlerde mimari doku tuğla ağırlıklıdır.
  • İki boyutluluk; abartılı ve parlak renk kullanımı; boşlukta asılı gibi duran figürler; figürlerin zaman ve uzamdan soyutlanmış gibi ve kıpırtısız olmaları; perspektifliksizlik; aşkın ve mistik boyutlar; rasyonellikten uzak kompozisyonlar ve sembolik olma; eserlerin çoğunun imzasız olması açısından Bizans mozaikleri ve Osmanlı minyatürleri ortak noktalar taşırlar.
  • Osmanlı saray müziği ile Bizans müziğinin makamsal yapısı, müzik aralıkları ve tınısı çok benzer. Tambur Bizans’ta da çok önemlidir. Neva, çargah, segah, dügah, rast, aşiran, yegah, hicaz, bestenigar, hüseyni hem Bizans’ta hem de Osmanlı’da kullanılan makamlar olmuştur. Doğu Roma, İran, Türk etkisiyle kimlik kazanmış bir müzikten bahsedebiliriz.
  • E. Darko, Bizans ordu yapılaşmasının gelişmesinde, Türk milletlerinin, özellikle Göktürk ve Avarların etkisi olduğunu öne sürer.
  • Bizans patriği ile şeyhülislamın konumları benzerdir. Hem Bizans hem Osmanlı dönemlerinde din, devletin meşruiyet kaynağını oluşturuyordu.
  • Kiliseler, sonra da camiler dini ve gündelik hayatın merkezini oluşturdu. Bu mabetler sosyopolitik düzlemde temsili boyutları olan kuruluşlardı.
  • Bizans imparatorları her Pazar kiliseye gider, halkın dilekçelerini alırdı. Aynı yöntemi padişahlar da Cuma selamlığında uygulamışlardır.
  • Her iki uygarlıkta da kutsal yerleri devam ettirme geleneği vardı. Pagan tapınaklar kiliseye, sonra da camiye çevrilmiştir. İkisi hariç kiliselerin camiye dönüştürmenin büyük bölümü II. Bayezid döneminde (1481-1512) gerçekleşmiştir.
  • Bazı veli türbelerindeki kuyu sularının şifalı olduğuna inanılırdı. Bu inanç bir yandan Allah’ın Şafi (şifa veren) isminin, velilerde tecelli ettiği görüşünden kaynaklanmakta, çoğu zaman Kabe’deki Zemzem Suyu ile ilintilendirilen bu kuyular bir yandan da antikçağın Asklepios kültünden Ortodoksların ayazma geleneği aracılığıyla Anadolu Türk kültürüne sızmış olan şifa ve hayat veren su kaynağı olgusuna bağlanır. Yenikapı Mevlevihanesi, Aziz Mahmut Hüdai ve Nurettin Cerrahi tekkelerinin türbelerinde bulunan kuyular bu geleneğin izlerini taşıyan yerlere verebileceğimiz örneklerdir. Merkez Efendi Tekkesinin avlusunda da bir Bizans ayazması vardır.