Kategori arşivi: Eski Kültürler

Megalitler 2

  • Türkiye’deki megalit anıtlar için, somut sonuçlara ulaşılana kadar, Neolitik dönemden MÖ 1300’lere kadar olan zaman aralığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
  • Megalitlerin dolmen, kromlek, menhir gibi çeşitlemeleri vardır.
  • Menhir, dayanak gerektirmeden ayakta duran, dik ve yüksek tek bir taşa verilen addır. Bu megalitik anıtlar önemli bir kişinin veya olayın anısına dikildiği düşünülen, bazılarının yüksekliği 30 metreye ulaşan taşlardır. Menhirlerin dolmenleri gösteren işaretler olduğu; güneş kültü veya bereket elemanları; bölge sınır taşları ve tapınma amacıyla kullanılan dini taşlar oldukları da varsayımlar arasındadır. Batıl inançlar ve ayinler gibi bazı dinsel olaylar için yapıldıkları düşüncesinde, taşların büyüklüğü ve yüksekliği ile manevi dünyanın anlatımında kullanıldıkları hissi etkilidir. Bu son varsayımdan hareketle, Avrupa’da Hıristiyanlığın yayılmasından sonra bazılarının üzerine haç oyulmuştur.
  • Dayanak gerektirmeden ayakta duran iri ve yüksek taşlar bir doğru veya daire şeklinde dizilirse kromlek adını alırlar.
Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere. Fotoğraf:english-heritage.org.uk

Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere.
Fotoğraf:english-heritage.org.uk

  • Dikine yerleştirilmiş taşların, oval biçimli halkalar oluşturdukları taş dairelerin Britanya’da özel bir yeri vardır. Bunların en ünlüsü Güney İngiltere’deki Stonehenge’dir. Günümüzde izlediğimiz Stonehenge III’tür. MÖ 3100’lere tarihlenen Stonehenge I, 500 yıl sonra terk edilmiş; MÖ 2100’lerde Stonehenge II düzenlenmiş; Stonehenge III’ün birinci evresi MÖ 2000’lerde başlamış deniyor. Bu dönemde kalıntıları görülebilen halka ve at nalı biçimli iki taş sırası inşa edilmiş. Yapım amacı tam olarak bilinmeyen, ama bir tapınma yeri olduğu düşünülen Stonehenge’lerin inşasının MÖ 1100’lere kadar sürdüğü biliniyor. Stonehenge’deki daireler incelendiğinde planlarında hassas geometrik ölçülerin kullanıldığı tespit edilmiştir ancak, bunun bilinçli olup olmadığını bilme imkanı yoktur. Stonehenge, yaz gündönümünde güneşin doğuşu ile aydınlanmak üzere düzenlenmiştir. Ancak buranın planlandığı nihai şekli almadığına inanılmaktadır. Yalnızca buradaki taşların kenarları düzeltilip köşeli hale getirilmiştir. Dik taşların üzerinde yer alan yatay taşlar zıvanalarla tutturulmuştur. Birbirine bitişik taşlar da kanallar ve yuvalarla birleştirilmiştir. Stonehenge’in yapımında çeşitli taşlar kullanılmış. En çok kullanılan taş, 240 km ileriden Batı Galler’den getirilen mavi taşlardır. Bunların da dört tonu vardır. Buradaki daha büyük sarsen taşları ise 30 km mesafeden buraya getirilmiştir. Taşları taşıma işinin ağaçların iç kabuklarından yapılan sağlam ipler ve meşe ağacından yapılma kızaklar ile yapıldığı sanılmaktadır. Alanda pek çok taş çekiçler ve keskiler bulunmuş, bunların taşları yerlerine sabitlemek için kullanıldığı anlaşılmıştır.

 

 

Megalitler 1

  • İri ve genelde düzensiz taşlardan yapıldıkları için megalit (büyük taş) denen anıtlar, tarih öncesi dönemden günümüze ulaşan en çarpıcı kalıntılardır.
  • Megalitler MÖ yaklaşık 5000 yılından sonra ortaya çıkmıştır.
  • Uzmanlardan bir kısmı megalitleri deniz yolu ile göç eden bir halka mal eder ve ilk çıktıkları yerin Akdeniz çevresi olabileceğini öne sürerken, kaynak olarak Doğu Avrupa’yı ve Kafkasya’yı gösterenler de vardır.
  • Bu anıtların kökenine ilişkin araştırmaların göç teorilerinin açıklanmasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
  • Megalitlerin işlevsel boyutu ile ilgilenenler kalıcı olmayı amaçlayan sembolik, anıtsal ve dini hedefli yapılar olduklarını düşünmüşlerdir. Bunların eski medeniyetlerin kurban altarları veya güneşin ya da göksel başka bir büyük cismin hareketleriyle ilişkili olabileceği, astronomik sistemlerle ilgili işaretler oldukları da düşünülmüştür.
  • Megalitlerin ataların yerine geçtiği, ata kültü yapıları olduğu da bir başka görüştür.
  • Megalitler yurdumuzda, Avrupa’da, Afrika’da, Asya ve Amerika’da olmak üzere yeryüzünün büyük bir kesiminde bulunurlar.
  • Bir görüşe göre megalitler, bazen insanların şematik sanatla ifade ettikleri gravürler, heykeller ve boyamaların olduğu, insanın sanatsal yetilerini de yansıtan anıtlardır. Portekiz ve İspanya’da 60’tan fazla sitteki boyalı figürler; Malta Tapınakları ve Fransa’daki megalitler üzerindeki spiral motifler, dikey çizgiler, küçük noktalar, siyah fon üzerine kırmızı motifler bu görüşe tanıklık etmektedir. Megalitik sanat içinde gayet süslü geometrik desenlere de rastlanmıştır.
Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Süslenmeye Dair 3

Makyaj

Berlin Mısır Eserleri Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin Mısır Eserleri Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mısırlı erkekler ve kadınlar gözlerine siyah veya yeşil renkte makyaj yaparlardı. Özellikle siyah makyajın ışığı kırarak gözü koruduğu biliniyor.
  • Kadınlar yanaklarını, dudaklarını ve tırnaklarını kırmızı demir oksit ile boyarlardı. Ciltlerini güneşten korumak için vücutlarını parfümlü yağlarla ovarlardı.
  • Eski Mısırlılar, sülfürü ateşte oksitlendirerek elde ettikleri maddeyi gözkapaklarına sarı ve mavi gölgeler vermek için, toprak boyasını da dudak ve yanaklarını renklendirmek için kullanıyordu.
  • Siyah sülfür rimel olarak kullanılırdı.
  • Fazlasıyla toksik olabilen kurşun esaslı maddelerin Eski Mısır’da  göz makyajı da dahil kozmetik alanında kullandığını biliyoruz. Yeni yapılan bir araştırma, bu maddelerin insan hücrelerindeki nitrik oksit üretimini %240’lara kadar çıkardığını ortaya koydu. Nitrik oksit insan vücudu için oldukça önemli bir bileşik. Bu bileşiğin vücuttaki görevi bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek hastalıklara karşı savaşmayı desteklemek. Bu yeni bilgiler ışığında makyajın enfeksiyonlara karşı korunmada ve göz hastalıklarının tedavisinde kullanılmış olabileceği düşünülüyor.
Günümüzde Hindistan’da da, özellikle Güney Hindistan’da gözleri hastalıktan ve güneşin şiddetli etkisinden korumak için bebeklikten başlanarak gözler sürmesiz bırakılmıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kolkata, 2002.

Günümüzde Hindistan’da da, özellikle Güney Hindistan’da gözleri hastalıktan ve güneşin şiddetli etkisinden korumak için bebeklikten başlanarak gözler sürmesiz bırakılmıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kolkata, 2002.

  • Antik Yunan’da yüz beyazlatıcı pudra kullanılırdı. Bu pudra, kurşun ve sirkeden yapılırdı.
  • Bir zamanlar, erkekleri yoldan çıkaracak kokular süren kadınlar büyücülükle suçlanırdı.
  • Anglo-Saksonlar istemedikleri tüyleri madeni cımbızlarla alırlardı.
  • Ortada birleşen kalın kaşlara sahip olan kişiler alçak, hain, düzenbaz, inançsız olarak görülürdü. Güney İtalya ve İspanya’da bu yüzden birçok kadın diri diri yakılmıştı. Bu durumda, kaşları almak şarttı!

 

Süslenmeye Dair 2

El ve Saç

  • Çinli alimlerin çoğu el emeğiyle çalışamayacak kadar zeki ve alim olduklarını göstermek için tırnaklarının uzatırlardı. Kimisi sadece bir tırnağını uzatırdı. Dul İmparatoriçe Ci Hi (1835-1908) her tırnağını ellerinin yaklaşık iki katı kadar uzatmıştı.
  • Değişik giysiler, bazı inançlara göre, uğur ya da uğursuzluk getirebilir. Ayrıca bedenin belirli bir yerinin herhangi bir giysi ile kapatılması, o yere büyülü bir nitelik katar. El, bir güç ve üstünlük kaynağı olarak düşünülmüştür. Ortaçağ saray geleneklerine göre, düğün töreninde kadının eli tutulurdu. Kadının elini öpmek, evlenirken parmağına yüzük takmak hep ele verilen önemin göstergeleri olmuştur.
  • Homeros’un eserlerinden birinde Kral Laertes’in elinde eldiven bulunduğu yazılıdır. Tarihçi Herodot da Leotkhides’in bir eldiveni rüşvet alınan altın paralarla doldurduğunu yazar.
  • Elin giysisi olan eldivene aşk, sevgi, saygı nitelikleri uygun görülmüştür. Eldiven, çok uzun süre, bütün toplum kesimlerinde bir numaralı süs eşyası olarak görülmüştür. İnsanın düşürdüğü eldiveni eğilip yerden kendisinin alması uğursuzluk, bir başkasının eldivenini yerden almak ise uğur getirirdi (nezakete davet). Bir kadının kayıp eldivenini bulmak, o kadınla aşk yaşanacağına işaretti. Eldiven hediye etmek ise uğursuzluk getirirdi.
  • Eldiven ile düello arasındaki bağlantı da çok ünlüdür.
  • Nepal’de kadınlar sadece tek ellerine, yemek yemedikleri ellerine oje sürerler.
1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi. Fotoğraf: Filoji.com

1861’de, kocası İmparator Xianfeng’in ölümünün ardından Çin’in yönetimi İmparatoriçe Cixi’ye geçti. Cixi, 47 yıllık saltanatı boyunca acımasız bir hükümdar olduğunu gösterdi.
Fotoğraf: Filoji.com

  • Sümer saray kadınları uzun saçlarını tek örgü haline getirip başlarının çevresine sarar; iğneler, kurdeleler ve boncuklarla işlenmiş başlıklar takarlardı.
  • Eski Mısır’da ergenliğe kadar çocukların saçları kazınır, genellikle bir çocuk olarak tasvir edilen Tanrı Horus’a atfen, sadece kulaklarının arkasında bir tek örgü bırakılırdı.
  • Eski Mısırlılar, saç losyonları kullanırlardı.  Eski Mısır metinlerinde saç bitlerinden kurtulmak için kullanılan zeytinyağlı losyon tariflerine rastlanmış. Zengin erkekler ve kadınlar peruka takardı.
  • Antik Mısır’da kadınlar kocaları ölünce saçlarını keserlerdi.
  • Yunan kadınların saçları uzun ve bağlıydı. Sadece kadın kölelerin ve yas tutan kadınların saçları kısa olurdu.
  • Yunan erkekleri sakallıydı. Roma’da sakal modasını İmparator Hadrianus (117-138) başlatmıştı.
  • Çinli kadınların yüksek saç modelleri vardı. Bunun için takma saç da kullanırlardı. Yeşim taşından, altından, gümüşten, camdan veya fildişinden iğneler ve taraklar kullanarak saç modellerini tamamlarlardı.
  • Saç, önceleri gücün, sağlığın, diriliğin bereketin simgesiydi. Samson, gücünü uzun saçlarından alıyordu. ABD’de günümüzde yıldız falına bakıp, burçlara göre saç biçimleri öneren uzmanlar var.

 

Süslenmeye Dair 1

  • Japonya’nın Hokkaido Adası, Kuril Adaları ve Sahalin’in yerlisi Ainu kavmi, ağaç kabuğundan kumaş dokurdu. Erkekler körpe ağaçlardan kabuk toplar, bunları suyun içinde yumuşatır, liflerini ayırır ve güneşte kuruturlar, kadınlar da bu liflerden kumaş dokurlardı.
  • Meksika’daki Mayalar, pamuktan dokunmuş ve boyanmış elbiseler giyerlerdi. Başlık gibi süs eşyaları ise ağaç kabuklarının yumuşatılmış liflerinden yapılırdı.
  • Meksikalı kadınlar eski devirlerde de üçgen biçiminde, bazen püsküllerle süslenmiş şallar kullanırlardı.
  • Eski Mısır’da papirüsten yapılma sandaletler yaygındı. Sadece zenginler deri sandalet yaptırabilirlerdi.
  • Kore’deki eski Silla Krallığı’nın (MS 5-6. yüzyıllar) başkentinin yakınında yapılan kazılarda altından yapılma pek çok nesnenin yanında altın ayakkabılar da bulunmuştur.
  • Eski Mısırlı erkek ve kadınlar iç çamaşır olarak peştamal kullanırlardı.
  • Antik Yunanlar daha çok keten ve yünden yapılma giysiler giyerlerdi.
  • 16. yüzyılda bir Llolard’ın (Anglo-Sakson gezici derviş) yazdıklarından, zengin kadınların kol kenarlarına ipek şeritler dikilmiş tunikler ve kırmızı deri ayakkabılar giyip, başlarına uzun örtüler taktıklarını; saçlarını bukle bukle yaptıklarını; el tırnaklarını atmaca pençesi gibi sivrilttiklerini öğreniyoruz.
  • Açılıp kapanan yelpazeler MS 4. yüzyılda Japonya’da icat edilmişti.
    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu'nun batısında yaşayan Frigler Anadolu'da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion'da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur. Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    Fibula, iki parça kumaşı birbirine tutturmaya yarayan bir takı ve modern çengelli iğnelerin atası. MÖ 12.-7. yüzyıllar arasında Orta Anadolu’nun batısında yaşayan Frigler Anadolu’da fibula kullanan ilk halk topluluğu olarak biliniyorlar. Başkentleri Gordion‘da yapılan kazılarda çok miktarda fibula bulunmuştur.
    Fotoğraf: Rezan Has Müzesi

    • Antik dünyada bol dökümlü, gevşek giysileri bağlamak için broşlar kullanılmıştır.
    • Zengin Anglo-Sakson kadınlar çok mücevher kullanırdı. Erkeklerin ise silahları süslü olurdu. Özellikle grena (lal taşı) adı verilen kırmızı taşlardan hoşlanırlardı (MS 6-7. yüzyıllar).
    • Aztekler kulak, burun ve dudak deliklerine altın, seramik ve obsidyenden (siyah volkanik kristal) yapılma takılar takarlardı.
    • Demir Çağı Britanyası’ndaki Keltler madeni telleri bükerek torc adı verilen kolyeler yaparlardı. Snettisham’da 64 altın telden yapılma bir kilodan ağır bir torc bulundu (MÖ 100).
    • Yüzükler tarih boyunca en büyük güç kaynakları olmuşlardır. Daire sonsuzluk ve birliğin simgesidir.
    • Şeytanın insan bedenine bir boşluktan, bir delikten girdiğine inanılmıştır. Bu yüzden, büyülü bir taş ya da madenden yapılmış küpe takarak bedeni şeytana karşı korumak mümkündür. Hindistan’da buruna hızma takılmasının nedeni de aynıdır. Bazı yörelerde ağızlar ve gözler dövmelerle çizilen desenlerle korunur.
    • Elmasların, safirlerin, zümrütlerin sahiplerinin geleceğini olumlu etkilediğine inanılırdı.
Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır. Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu. Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü. Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi. Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti. Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı. Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı. Fotoğraf: si.edu

Bazı değerli taşların belirli güçler taşıdığına inanıldığından, uğurlu ve uğursuz sayılan taşlar ve mücevherler vardır.
Mavi Elmas ya da Umut Elması adı verilen değerli taş, 17. yüzyılda Hindistan’da Tanrı Rama’nın heykelinden çalındı, taşı bir Fransız aldı/satın aldı. Bu adam, yabani hayvanlara yem oldu.
Aynı taş, Fransa Kralı XIV. Louis’nin eline geçti, kral frengiden öldü.
Daha sonra elmasın sahibi olan XVI. Louis, giyotinde can verdi.
Mavi Elmas, bir İngiliz bankerin eline geçti; adam elması oğluna verdi, oğlu tüm servetini kaybetti.
Elması elde eden ABD’li elmas tüccarı taşı Smithsonian Enstitüsü’ne bağışladı.
Marie Antoinette’e ait bir kolye de, 1960’lı yıllarda düzenlenen bir müzayedede alıcı bulamamıştı.
Fotoğraf: si.edu

 

Süslenmeye Dair Yazılarında Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Ainular Ortaya Çıktı, Hürriyet Gazetesi, 06 Haziran 2008.