Kategori arşivi: Eski Kültürler

Hindistan’da Dans ve Kathakali

Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor. Fotoğraf: www.cbseguess.com

Şiva, Hinduizm’in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja’nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor.
Fotoğraf: www.cbseguess.com

  • Dans, Hindistan’da güçlü Hindu tanrısı Şiva’dan ötürü önemlidir.
  • Kutsal ile dans iki ayrı şey değildir; dans, kozmosun ritminden kaynaklanır.
  • Dünyada dans olmazsa güneş yok olur, yıldızlar söner.
  • Dans, Hindu dininin ve felsefesinin bir parçasıdır.
  • Dans, kutsal ile bağlantılı olduğu için, iyi bir dansçının, tanrı ile yakın temasta olduğu düşünülür. Bu sebeple, hangi kasttan olduğuna bakılmaz; iyi bir dansçı toplumda yüksek statü sahibidir.
  • Hindu çocuk 7-8 yaşında dans eğitimi almaya başlar.
  • Chennai dans okulları ünlüdür.
  • 20. yüzyıla kadar dans sadece tapınaklarda yapılırdı ve dansçılar ayrı bir kast oluştururdu.
Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Dansçı kastın adı Devadasi’dir; Devadasi, tanrının kölesi anlamına gelir. Bu kavram, 20. yüzyıldan sonra ortadan kalkmıştır.
  • Hinduizm’de sadece artistik olanlar değil, yaşayan ve yaşamayan her şey kutsaldır; hiçbir şey laik değildir, her şey Yüce Varlık’ın bir görünümüdür.
  • Kathakali 17. yüzyılda Kerala’da doğmuş bir dans türüdür.
  • Kathakali dansçıları en az altı yıl eğitim almadan sahneye çıkmazlar.
  • Ramayana ve Mahabharata epik şiirlerinden uyarlanmış konularla dans ederler.
  • Truplar genelde 12 dansçı, 4 şarkıcı, 4 perküsyondan oluşur.
  • Kadın rollerini de erkekler oynar.
  • Geleneksel Kathakali’nin başlangıcı, gün batımında davullarla duyurulur; genelde saat 18’den 21’e kadar sürer.
Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar. Kerala Eyaleti, Koçin şehri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar.
Kerala Eyaleti, Koçin şehri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kerala Eyaleti’nde dansör/aktöre ve festival zamanı yapılan seremoniye Teyyam deniyor.
  • Teyyam, musonlardan önce bölge insanının derdini dinleyen, sorularını cevaplayan, bolluk bereket için dua eden, kötü ürünü uzaklaştıran tanrı bedenleşmelerine verilen addır.
  • Günümüzde dansör/aktörler genelde alt sınıf kasttan oluyor. Gösteri olmadığı zaman terzi, postacı gibi esas görevlerini yapıyorlar.

 

Yararlanılan Kaynak

India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Megalitler 3

The Burren, İrlanda. Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş. Fotoğraf:gloccamorra.com

The Burren, İrlanda.
Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş.
Fotoğraf:gloccamorra.com

  • Dik taşların yatay taşla masa tablası gibi örtülmesinden oluşan anıta ise dolmen denir. Bunlar çoklu gömme için kullanılan mezar odalarıdır. Yan yana sıralanarak üstü kapalı bir yol oluşturanları da vardır. Bu galerilerin bazılarının uzunluğu 25 metreyi bulur. Dolmenlerin toprak üstünde ve toprak altında olanları vardır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere tümülüs, kurgan  veya höyük adı verilir. Bazılarının içinde taş sandukalar bulunmuştur. Toprak üstünde olanların da bir zamanlar gömülü olabileceği düşünülmektedir. Yurdumuzda en çok dolmen Trakya Bölgesi’nde bulunur.
  • Kafkasya’da yaklaşık MÖ 1100-400 yılları arasına tarihlenen Kuban Kültürü’ne ait pek çok dolmen bulunmuştur. Batı Kafkasya dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Bu delikler özel tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır.
  • Ruhun çıkıp gitmesini sağlamak için bir ruh deliği olan dolmenler kapatma taşı ile ve toprakla örtülmemiştir. Bunların örneklerine Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Kars dolmenleri Kafkas, Adıyaman ve Gaziantep dolmenleri ise Levant dolmenleri ile benzerlik gösterir. Bulundukları yöreye göre isim alanlar olduğu gibi; en eski dolmenler, büyük dolmenler, çokgen dolmenler, asıl dolmenler, dörtgen dolmenler, genişletilmiş dolmenler, uzun dolmenler, yuvarlak dolmenler ve dehliz dolmenler şeklinde de sınıflandırılmıştır.
  • Güney batı İngiltere’de Budmin yakınlarındaki taş anıtın erkeklerin ve kadınların enerjilerini artırdığına, hayvanları da çektiğine inanılır. Bu anıt, Galliler arasında bir bereket ve üreme simgesi olarak görülürdü. Kısır kadınlar ve yeni evliler gece yarısı taşı ziyaret ederlerdi.
İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur. Fotoğraf: earth spirit essences

İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur.
Fotoğraf: earth spirit essences

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Anadolu Megalitleri, Bakiye Yükmen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003.
  • http://www.nkfu.com/menhir-nedir
  • Eski Dünya’nın Yetmiş Büyük Gizemi, Brian M. Fagan, Oğlak Yayınları, 2002.
  • Malta, Book Distributors Limited Publishing, 2014.

 

Megalitler 2

  • Türkiye’deki megalit anıtlar için, somut sonuçlara ulaşılana kadar, Neolitik dönemden MÖ 1300’lere kadar olan zaman aralığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir.
  • Megalitlerin dolmen, kromlek, menhir gibi çeşitlemeleri vardır.
  • Menhir, dayanak gerektirmeden ayakta duran, dik ve yüksek tek bir taşa verilen addır. Bu megalitik anıtlar önemli bir kişinin veya olayın anısına dikildiği düşünülen, bazılarının yüksekliği 30 metreye ulaşan taşlardır. Menhirlerin dolmenleri gösteren işaretler olduğu; güneş kültü veya bereket elemanları; bölge sınır taşları ve tapınma amacıyla kullanılan dini taşlar oldukları da varsayımlar arasındadır. Batıl inançlar ve ayinler gibi bazı dinsel olaylar için yapıldıkları düşüncesinde, taşların büyüklüğü ve yüksekliği ile manevi dünyanın anlatımında kullanıldıkları hissi etkilidir. Bu son varsayımdan hareketle, Avrupa’da Hıristiyanlığın yayılmasından sonra bazılarının üzerine haç oyulmuştur.
  • Dayanak gerektirmeden ayakta duran iri ve yüksek taşlar bir doğru veya daire şeklinde dizilirse kromlek adını alırlar.
Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere. Fotoğraf:english-heritage.org.uk

Stonehenge adı eski İngilizcede asılı taşlar anlamına gelir. Amesbury, Salisbury, İngiltere.
Fotoğraf:english-heritage.org.uk

  • Dikine yerleştirilmiş taşların, oval biçimli halkalar oluşturdukları taş dairelerin Britanya’da özel bir yeri vardır. Bunların en ünlüsü Güney İngiltere’deki Stonehenge’dir. Günümüzde izlediğimiz Stonehenge III’tür. MÖ 3100’lere tarihlenen Stonehenge I, 500 yıl sonra terk edilmiş; MÖ 2100’lerde Stonehenge II düzenlenmiş; Stonehenge III’ün birinci evresi MÖ 2000’lerde başlamış deniyor. Bu dönemde kalıntıları görülebilen halka ve at nalı biçimli iki taş sırası inşa edilmiş. Yapım amacı tam olarak bilinmeyen, ama bir tapınma yeri olduğu düşünülen Stonehenge’lerin inşasının MÖ 1100’lere kadar sürdüğü biliniyor. Stonehenge’deki daireler incelendiğinde planlarında hassas geometrik ölçülerin kullanıldığı tespit edilmiştir ancak, bunun bilinçli olup olmadığını bilme imkanı yoktur. Stonehenge, yaz gündönümünde güneşin doğuşu ile aydınlanmak üzere düzenlenmiştir. Ancak buranın planlandığı nihai şekli almadığına inanılmaktadır. Yalnızca buradaki taşların kenarları düzeltilip köşeli hale getirilmiştir. Dik taşların üzerinde yer alan yatay taşlar zıvanalarla tutturulmuştur. Birbirine bitişik taşlar da kanallar ve yuvalarla birleştirilmiştir. Stonehenge’in yapımında çeşitli taşlar kullanılmış. En çok kullanılan taş, 240 km ileriden Batı Galler’den getirilen mavi taşlardır. Bunların da dört tonu vardır. Buradaki daha büyük sarsen taşları ise 30 km mesafeden buraya getirilmiştir. Taşları taşıma işinin ağaçların iç kabuklarından yapılan sağlam ipler ve meşe ağacından yapılma kızaklar ile yapıldığı sanılmaktadır. Alanda pek çok taş çekiçler ve keskiler bulunmuş, bunların taşları yerlerine sabitlemek için kullanıldığı anlaşılmıştır.

 

 

Megalitler 1

  • İri ve genelde düzensiz taşlardan yapıldıkları için megalit (büyük taş) denen anıtlar, tarih öncesi dönemden günümüze ulaşan en çarpıcı kalıntılardır.
  • Megalitler MÖ yaklaşık 5000 yılından sonra ortaya çıkmıştır.
  • Uzmanlardan bir kısmı megalitleri deniz yolu ile göç eden bir halka mal eder ve ilk çıktıkları yerin Akdeniz çevresi olabileceğini öne sürerken, kaynak olarak Doğu Avrupa’yı ve Kafkasya’yı gösterenler de vardır.
  • Bu anıtların kökenine ilişkin araştırmaların göç teorilerinin açıklanmasına yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
  • Megalitlerin işlevsel boyutu ile ilgilenenler kalıcı olmayı amaçlayan sembolik, anıtsal ve dini hedefli yapılar olduklarını düşünmüşlerdir. Bunların eski medeniyetlerin kurban altarları veya güneşin ya da göksel başka bir büyük cismin hareketleriyle ilişkili olabileceği, astronomik sistemlerle ilgili işaretler oldukları da düşünülmüştür.
  • Megalitlerin ataların yerine geçtiği, ata kültü yapıları olduğu da bir başka görüştür.
  • Megalitler yurdumuzda, Avrupa’da, Afrika’da, Asya ve Amerika’da olmak üzere yeryüzünün büyük bir kesiminde bulunurlar.
  • Bir görüşe göre megalitler, bazen insanların şematik sanatla ifade ettikleri gravürler, heykeller ve boyamaların olduğu, insanın sanatsal yetilerini de yansıtan anıtlardır. Portekiz ve İspanya’da 60’tan fazla sitteki boyalı figürler; Malta Tapınakları ve Fransa’daki megalitler üzerindeki spiral motifler, dikey çizgiler, küçük noktalar, siyah fon üzerine kırmızı motifler bu görüşe tanıklık etmektedir. Megalitik sanat içinde gayet süslü geometrik desenlere de rastlanmıştır.
Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Malta’daki ilk megalitik tapınaklar MÖ 3600’lü yıllara tarihleniyor. Adanın güney batısında yer alan Hagar Qim Prehistorik Tapınağı ise yaklaşık MÖ 3300 yıllarına ait. Dış duvar boyunca yer alan en yüksek megalit 5.2 m yüksekliğinde. Bir ana ve iki yan yapıdan oluşan tapınaktan pek çok taş ve kil heykeller çıkartılmış. Sağdaki bölümün arkasında ufak elips biçiminde bir delik bulunur. Bu deliğe Kahin Deliği adı verilmiş. Yaz gündönümünde yani 21 Haziranda güneş ışıkları bu delikten geçerek alçak taş levhalardan birini aydınlatıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Aynı tapınakta dış duvar boyunca yer alan megalitlerden 3 m yükseklikte ve 6.40 m uzunlukta olanının 20 ton ağırlığında olduğu tahmin edilmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Süslenmeye Dair 3

Makyaj

Berlin Mısır Eserleri Müzesi. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Berlin Mısır Eserleri Müzesi.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Mısırlı erkekler ve kadınlar gözlerine siyah veya yeşil renkte makyaj yaparlardı. Özellikle siyah makyajın ışığı kırarak gözü koruduğu biliniyor.
  • Kadınlar yanaklarını, dudaklarını ve tırnaklarını kırmızı demir oksit ile boyarlardı. Ciltlerini güneşten korumak için vücutlarını parfümlü yağlarla ovarlardı.
  • Eski Mısırlılar, sülfürü ateşte oksitlendirerek elde ettikleri maddeyi gözkapaklarına sarı ve mavi gölgeler vermek için, toprak boyasını da dudak ve yanaklarını renklendirmek için kullanıyordu.
  • Siyah sülfür rimel olarak kullanılırdı.
  • Fazlasıyla toksik olabilen kurşun esaslı maddelerin Eski Mısır’da  göz makyajı da dahil kozmetik alanında kullandığını biliyoruz. Yeni yapılan bir araştırma, bu maddelerin insan hücrelerindeki nitrik oksit üretimini %240’lara kadar çıkardığını ortaya koydu. Nitrik oksit insan vücudu için oldukça önemli bir bileşik. Bu bileşiğin vücuttaki görevi bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek hastalıklara karşı savaşmayı desteklemek. Bu yeni bilgiler ışığında makyajın enfeksiyonlara karşı korunmada ve göz hastalıklarının tedavisinde kullanılmış olabileceği düşünülüyor.
Günümüzde Hindistan’da da, özellikle Güney Hindistan’da gözleri hastalıktan ve güneşin şiddetli etkisinden korumak için bebeklikten başlanarak gözler sürmesiz bırakılmıyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kolkata, 2002.

Günümüzde Hindistan’da da, özellikle Güney Hindistan’da gözleri hastalıktan ve güneşin şiddetli etkisinden korumak için bebeklikten başlanarak gözler sürmesiz bırakılmıyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Kolkata, 2002.

  • Antik Yunan’da yüz beyazlatıcı pudra kullanılırdı. Bu pudra, kurşun ve sirkeden yapılırdı.
  • Bir zamanlar, erkekleri yoldan çıkaracak kokular süren kadınlar büyücülükle suçlanırdı.
  • Anglo-Saksonlar istemedikleri tüyleri madeni cımbızlarla alırlardı.
  • Ortada birleşen kalın kaşlara sahip olan kişiler alçak, hain, düzenbaz, inançsız olarak görülürdü. Güney İtalya ve İspanya’da bu yüzden birçok kadın diri diri yakılmıştı. Bu durumda, kaşları almak şarttı!