Kategori arşivi: Eski Kültürler

Kültür 1

  • Kültür gündelik hayatımızın temel malzemesidir. Giydiklerimiz, duyduklarımız, izlediklerimiz ve yediklerimiz; kendimizi diğerlerine nazaran nasıl gördüğümüz; yemek pişirme ve alışveriş yapma gibi gündelik faaliyetlerimizin işlevleri: tüm bunlar kültürel çalışmaların ilgi alanındadır. Bunlar bizi var eden süreçlerdir.
  • Hanif Kureishi, Son Söz adlı eserinde, “Önemsiz detaylar insanın asıl yapı taşıdır,” der.
  • Kültürü çalışmak sadece akademik değil, aynı zamanda siyasal bir faaliyettir: Gündelik hayatın belirli inşalarındaki iktidar ilişkilerini inceleyen ve böylelikle bu inşadaki çıkarlar kümelerini ortaya çıkaran siyasal bir faaliyettir.
Hint kınası. Fotoğraf: Depositphotos- Photo by Qpicimages

Hint kınası.
Fotoğraf: Depositphotos- Photo by Qpicimages

  • Umberto Eco, “Kültürler bize neyi muhafaza etmek, neyi unutmak gerektiğini söyleyerek eleme işlemini yaparlar. Buna hatalar da dahildir. Oysa internet bizi, kültür aracılığıyla değil kendi başımıza bir eleme işlemi yapmaya mahkum eder. İnternet bizi ayrıntıya boğuyor,” der
  • Lévi-Strauss, kültürlere ilişkin olarak, ancak başka kültürlerle temas halinde oldukları ölçüde yaşadıklarını söylemişti.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • İngiliz Kültürel Çalışmaları, Graeme Turner, Heretik Yayınları, 2015.
  • Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın, Umberto Eco ve Jean-Claude Carriére, Can Yayınları, 2010.

 

Kağıt

Fotoğraf: www.oyka.com.tr

Fotoğraf: www.oyka.com.tr

  • Kağıdın icat edilmesinden önce taş, tahta, ipek, bez, deri ve Eski Yunan’da cam üzerine yazı yazılmıştır. Roma imparatorlarına ait temel kayıtlar bronz üzerine kaydedilmiştir. Ortadoğu’da kurşun kağıt yerine kullanılmıştır. Fildişi bir başka malzeme olmuştur. Yanan Konstantinopolis Kütüphanesi’nde yılan bağırsağı üzerine yazılmış eserlerden bahsedilir.
  • Bulunan en eski yazılı metin, altı bin yıl öncesine aittir ve Mısır’da ahşap üzerine kakılmıştır.
  • Çin’in kuzeyinde, Urumçi’de, Avrupa’da kağıdın ortaya çıkmasından 9 yüzyıl önce yazılmış bir elyazması var.
  • Japonlar 600 yılında kağıt üretmeye başlamışlar.
  • Kağıdın Avrupa’ya gelişi Araplar vasıtasıyla oluyor.
  • Araplar, kelamın mekanı olarak düşündükleri kağıda büyük önem vermişler; her gittikleri yere kağıt üretimini götürmüşler.
  • 860 yılında kağıt Sicilya üzerinden Avrupa’ya girmiş.
  • Hıristiyanlık kağıda ilgi göstermiyor. Okuma yazma tamamen keşişlerin tekelinde. Kilise parşömeni yeterli görüyor. Ayrıca kağıdı getiren Araplar olduğu için kağıda dine aykırı ve şeytan işi olarak bakıyorlar.
  • 1221’de Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Frederic, kağıdı dine aykırı ilan edip idari faaliyetlerde kullanımını yasaklamış.
  • Fransisken Tarikatı‘nın kurucusu Aziz Francesco (1181-1230), İtalya’da Fabriano’da tutsak Arap korsanları kullanarak kağıt üretimini başlatıyor.
  • 14. yüzyılda Avrupa’da kağıt değirmenleri ile üretim endüstrileşmeye başlıyor.
  • Kağıdı hammaddesi olarak paçavra kullanılıyor. Çöp toplayıcıların çöplerden ayıkladıkları paçavraları sınırdan geçirmeleri yasak.
  • Hiçbir işçiye gerek kalmadan mekanik yollarla kağıt üretimini 1799’da Fransız Nicolas-Louis Robert bulmuş; ama icadına maddi destek bulamadığı için iflas etmiş.
  • Günümüzde Hindistan’da sadece çöp kullanarak kağıt üreten fabrikalar varmış. Bu yüksek teknolojili kağıt, sutyen yapımı, hoparlör imali gibi farklı alanlarda da kullanılıyormuş.
  • Dijitalleşmenin gelişmesi ile matbaalarda kullanılan kağıt miktarı azalırken, ambalaj ve temizlik malzemeleri alanında kağıt tüketimi artmış.
  • Kullanılmış her tür kağıttan yeniden kağıt üretilebiliyor. Mürekkebi kağıttan arındırma işlemi başarıldıktan sonra matbu kağıtta da geri kazanım oranı artmaya başlamış.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kağıt Yolunda, Metin Celal, Cumhuriyet Kitap, 30 Ocak 2014.
  • Kağıt Yolunda, Erik Orsenna, Metis Yayınları, 2013.
  • Bir Kitap Elifbası Denemesi VIII, Enis Batur, Cumhuriyet Kitap, 27 Nisan 2017.

 

 

Sahdu’lar ve Naga’lar

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Nepal’de Şiva tapınaklarının en kuzeyde olanı, dolayısıyla da en kutsalı Patsupatinah Tapınağı’nda bir Sadhu. Patsupatinah, kutsal nehir Bagmati’nin kıyısına kurulmuş bir tapınaktır.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Sadhu, Hinduizm inancında ermiş kişidir. Ona yakın olmak, tanrıya yakın olmak demektir.
  • 11 yaşında ailesini terk edip Sadhu olma yoluna giren oğlana manohar denir. Manohar, Sadhu’lara çay ve masaj yapar, çamaşırlarını yıkar, dua metni okur, meditasyon yapar.
  • Kadın Sadhu da olur.
  • Sadhu’lar, güçlü Hindu tanrıları gibi olmak için vücutlarına kutsal kül Bhasma sürerler.
  • Bu kül, günlük toplanmış inek pisliğinin yakılıp saf su ile kalın bir krem haline getirilmesiyle oluşturulur. Bhasma kururken beyazlaşır, talk pudrası gibi yumuşak olur.
  • Bu külün deri hastalıklarına ve psikosomatik hastalıklara iyi geldiği düşünülür.
  • Sadhu’ların politik gücü çoktur.
  • Başbakan Indira Gandhi (1966-1977 ve 1980-1984) büyük şehirlerden kutsal inekleri kaldırmak isteyince silahlanıp Parlamentoya yürümüşler ve tasarıya engel olmuşlardı.
  • Sadhu’lar genellikle kutsal kabul edilen sulara yakın yaşamayı tercih ederler. Kutsal nehirde yıkanmak, tüm hayatlarda edinilen günahlardan arınmak; bir yudum suyunu içmek, ölümsüzlük nektarı içmek anlamına gelir.
  • Savaşçı Sadhu’lar olan Naga’ların ortaya çıkışı Müslümanların Hindistan’a gelişi ile olmuştur. Kendi aralarında İslam propagandası ile savaşmak üzere ordular kurmuşlar, önce Mughal daha sonra Britanya İmparatorluklarına karşı savaşmışlardır.
  • Hinduizm’in savaşçıları olan Naga’lar günümüzde de savaş oyunları ile eğitiliyorlar.
  • Sadhu’lar zaten arınmış oldukları için öldüklerinde yakılmaları gerekmiyor.
  • Esrarı dünyaya Tanrı Şiva’nın getirmiş olduğuna inanıldığından Sadhu’lar esrarı sünnet diye içiyorlar.
Patsupatinah Tapınağı, Nepal. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Patsupatinah Tapınağı, Nepal.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

 

Yararlanılan Kaynak

  • India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Hindistan’da Dans ve Kathakali

Şiva, Hinduizm'in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja'nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor. Fotoğraf: www.cbseguess.com

Şiva, Hinduizm’in tanrılar hiyerarşisinde en büyük tanrılardan biri. Tüm Hindu tanrılarının pek çok yönü oluyor. Tanrı Şiva’nın pek çok yönünden biri de Dansın Tanrısı olması, Nataraja. Nataraja’nın iki türlü dansı var. Biri eril, öbürü dişil. Eril dansın adı Tandava, yok oluşu sembolize ediyor. Dişil dansın adı ise Lasya, var etmeyi sembolize ediyor. Yok oluş ve sonrasında varoluş ve tam tersi, bir döngü halinde. Bu yüzden tanrı, bir çemberin içinde betimleniyor.
Fotoğraf: www.cbseguess.com

  • Dans, Hindistan’da güçlü Hindu tanrısı Şiva’dan ötürü önemlidir.
  • Kutsal ile dans iki ayrı şey değildir; dans, kozmosun ritminden kaynaklanır.
  • Dünyada dans olmazsa güneş yok olur, yıldızlar söner.
  • Dans, Hindu dininin ve felsefesinin bir parçasıdır.
  • Dans, kutsal ile bağlantılı olduğu için, iyi bir dansçının, tanrı ile yakın temasta olduğu düşünülür. Bu sebeple, hangi kasttan olduğuna bakılmaz; iyi bir dansçı toplumda yüksek statü sahibidir.
  • Hindu çocuk 7-8 yaşında dans eğitimi almaya başlar.
  • Chennai dans okulları ünlüdür.
  • 20. yüzyıla kadar dans sadece tapınaklarda yapılırdı ve dansçılar ayrı bir kast oluştururdu.
Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kerala Eyaleti’nin Koçin şehrinde izlediğimiz Kathakali gösterisinden bir sahne.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Dansçı kastın adı Devadasi’dir; Devadasi, tanrının kölesi anlamına gelir. Bu kavram, 20. yüzyıldan sonra ortadan kalkmıştır.
  • Hinduizm’de sadece artistik olanlar değil, yaşayan ve yaşamayan her şey kutsaldır; hiçbir şey laik değildir, her şey Yüce Varlık’ın bir görünümüdür.
  • Kathakali 17. yüzyılda Kerala’da doğmuş bir dans türüdür.
  • Kathakali dansçıları en az altı yıl eğitim almadan sahneye çıkmazlar.
  • Ramayana ve Mahabharata epik şiirlerinden uyarlanmış konularla dans ederler.
  • Truplar genelde 12 dansçı, 4 şarkıcı, 4 perküsyondan oluşur.
  • Kadın rollerini de erkekler oynar.
  • Geleneksel Kathakali’nin başlangıcı, gün batımında davullarla duyurulur; genelde saat 18’den 21’e kadar sürer.
Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar. Kerala Eyaleti, Koçin şehri. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Kathakali temsilinde Tanrı ve kahraman rolü oynayanlar yüzlerini yeşile, kadın rolündekiler sarıya, kötüler ise yüzlerini kırmızı veya siyaha boyarlar.
Kerala Eyaleti, Koçin şehri.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Kerala Eyaleti’nde dansör/aktöre ve festival zamanı yapılan seremoniye Teyyam deniyor.
  • Teyyam, musonlardan önce bölge insanının derdini dinleyen, sorularını cevaplayan, bolluk bereket için dua eden, kötü ürünü uzaklaştıran tanrı bedenleşmelerine verilen addır.
  • Günümüzde dansör/aktörler genelde alt sınıf kasttan oluyor. Gösteri olmadığı zaman terzi, postacı gibi esas görevlerini yapıyorlar.

 

Yararlanılan Kaynak

India & the Sacred, Frederic Soltan & Dominique Rabotteau, Om Books Int., India, 2008.

Megalitler 3

The Burren, İrlanda. Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş. Fotoğraf:gloccamorra.com

The Burren, İrlanda.
Dolmen, büyük bir kayalık alanda yer alıyor. Oliver Cromwell (1599-1658) bu kayalık alana yüz bin İrlandalıyı sürüp, açlıktan öldürmüş.
Fotoğraf:gloccamorra.com

  • Dik taşların yatay taşla masa tablası gibi örtülmesinden oluşan anıta ise dolmen denir. Bunlar çoklu gömme için kullanılan mezar odalarıdır. Yan yana sıralanarak üstü kapalı bir yol oluşturanları da vardır. Bu galerilerin bazılarının uzunluğu 25 metreyi bulur. Dolmenlerin toprak üstünde ve toprak altında olanları vardır. Bu mezar odalarının üstü toprakla örtülürse, ortaya çıkan tepeciklere tümülüs, kurgan  veya höyük adı verilir. Bazılarının içinde taş sandukalar bulunmuştur. Toprak üstünde olanların da bir zamanlar gömülü olabileceği düşünülmektedir. Yurdumuzda en çok dolmen Trakya Bölgesi’nde bulunur.
  • Kafkasya’da yaklaşık MÖ 1100-400 yılları arasına tarihlenen Kuban Kültürü’ne ait pek çok dolmen bulunmuştur. Batı Kafkasya dolmenleri levha, bütün, tekne ve yekpare taş yapılar olarak ayrılırlar ve bütün tiplerde ön kısımda bir delik vardır. Bu delikler özel tıkaçlarla tam olarak kapatılmıştır.
  • Ruhun çıkıp gitmesini sağlamak için bir ruh deliği olan dolmenler kapatma taşı ile ve toprakla örtülmemiştir. Bunların örneklerine Hindistan’da rastlanmaktadır.
  • Kars dolmenleri Kafkas, Adıyaman ve Gaziantep dolmenleri ise Levant dolmenleri ile benzerlik gösterir. Bulundukları yöreye göre isim alanlar olduğu gibi; en eski dolmenler, büyük dolmenler, çokgen dolmenler, asıl dolmenler, dörtgen dolmenler, genişletilmiş dolmenler, uzun dolmenler, yuvarlak dolmenler ve dehliz dolmenler şeklinde de sınıflandırılmıştır.
  • Güney batı İngiltere’de Budmin yakınlarındaki taş anıtın erkeklerin ve kadınların enerjilerini artırdığına, hayvanları da çektiğine inanılır. Bu anıt, Galliler arasında bir bereket ve üreme simgesi olarak görülürdü. Kısır kadınlar ve yeni evliler gece yarısı taşı ziyaret ederlerdi.
İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur. Fotoğraf: earth spirit essences

İngiltere’de, Cornwall’de Menantol’deki megalitik yapının da şifa verici nitelikleri bulunduğuna inanılır. İki sivri taş ile aralarındaki ortası delik kaya, belirli törenlerde kullanılmış. Kayanın ortasından geçmek, hem ana rahminden yeryüzüne çıkmayı, bir dünyadan bir başkasına geçmeyi simgeler. Bir gerçeklikten bir başkasına geçmek, eşikten geçmek, inançlarda önemli yer tutar. Kelt Tanrıçası Sheelanagig, öteki dünyaya bir geçiş, bir eşik sayıldığı için, birçok kutsal sayılan mekanın girişinde bu tanrıçanın kabartması bulunur.
Fotoğraf: earth spirit essences

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Batıl İnançlar, Peter Lorie, Milliyet Kitapları, 1997.
  • Antik Dünyada Bilinmesi Gereken 500 Şey, Carolyn Howitt, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.
  • Anadolu Megalitleri, Bakiye Yükmen, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2003.
  • http://www.nkfu.com/menhir-nedir
  • Eski Dünya’nın Yetmiş Büyük Gizemi, Brian M. Fagan, Oğlak Yayınları, 2002.
  • Malta, Book Distributors Limited Publishing, 2014.