Kategori arşivi: Eğitim

Edebiyat Biliminin Yöntemleri 1

Tarihsel, Pozitivist Yöntem

Bir  eseri anlamak ve değerlendirmek için yazarın biyografisini, onun yaşamış olduğu tarihsel-toplumsal hayatı, kültür tarihini bilmek gerektiğini savunan yöntemdir.

Biçimci Yöntemler

Her edebi eserin ardında bir edebiyat sisteminin olduğunu kabul eden yöntemdir. Edebi eseri algılamak, dış dünya, yazar, okur gibi dış unsurlarla değil, eseri oluşturan unsurların aralarındaki ilişkilere bağlıdır.

Yapısalcı ve Yeni Eleştiri Yöntemleri, Biçimci Yöntem’in türevleridir.

  • Yapısalcı Eleştiri, yazarı ve okuru dışlar, eseri temel alır. Eseri, hem metin içi, hem de metin dışı ilişkileriyle ele alır. Yapısalcılık, kültür tarihini ihmal etmiş ve yerine eserin yapısını koymuştur. Böylece ölçü olarak Güzel kavramı, Biçim’e; Biçim de Yapı’ya dönüşmüştür. Yapısalcılık , eserdeki anlamı kendi yapısında arar.
felsefeforumu.com

felsefeforumu.com

  • Yeni Eleştiri Yöntemi de eseri temel almış; eserde, anlamı okurdan bağımsız bir şekilde mevcut saymıştır. Biçimciler, (Rus Biçimcileri, Yapısalcılar) için eser, tarihsel, toplumsal, kültürel ortamdan soyutlanmalıdır.

Eseri incelemeyi odak noktası kabul eden bu Biçimci Yöntemler (Yapısalcılık ve Yeni Eleştiri), yazara da, okura da sırt çevirmiş kuramlardır.

Bu görüşten ayrılan ve eserin kültürel ortamdan soyutlanamayacağını; edebi eserin, yalın bir nesne değil, çok yönlü anlam ve bağlantılar taşıyan, katmanlaşmış, oldukça yüksek düzeyde karmaşık bir düzenleme olduğunu savunan; okurun diğer yöntemlerle takviye edilmesi gerektiğini, ancak bu şekilde okurun altyapı eksikliğinden ötürü metinden kopmayacağını savunan Pozitivist Yöntem’den yana olduğumuzu belirtmekte yarar görüyoruz. Çünkü, “alınan bilgi”den çok (information), “yapılandırılan bilgi”ye (knowledge) inanıyoruz.

Devam edeceğiz.

 

Okuma’nın Aşamaları

Okur Yazarlık Aşaması

Okumak ve yazmak en basit şekliyle, yazı sembollerini kullanmak ve aynı yazı sembolleriyle oluşturulan anlamı çözmektir. Okuryazarlık, kişinin kendini ifade edebilme, başkalarının söylediklerini ve yazdıklarını anlama yetisidir. Okul öğreniminin ilk aşaması olarak devleti yönetenlerin ülke nüfusuna kazandırmak istedikleri, temel okuma yazma becerisidir. Okuma yazma bilenlerin oranı bir çağdaşlaşma sorunu sayılır ve bu oranın yükseltilmesi için çeşitli seferberlikler yapılır.

 

Okuma Alışkanlığını Kazanma Aşaması

Okuma, bir olgunluğun kazanılması ve böylece dünyanın gündelik olaylarını, kültürel, politik, ekonomik gelişmelerini izleyebilme yeteneğini ve özgürlüğünü kazandırır. Bu olgunluğun kazanılabilmesi için temeli sağlam bir anadil öğrenimi çok gereklidir. Okuryazar birey, edebi dilin iletişim imkanlarını, bütün incelikleriyle tanıma becerisini elde eder ve metnin iletisine/mesajına vakıf olur. Böyle bir okumayı kazanan kişi, başkalarına bağımlı olmaksızın, kendi çabasıyla bilgi edinir, insanlara, dünyaya ve olaylara bakışını derinleştirir.

Okumayı alışkanlık haline getiren kişi, sorumlu bir aydın olarak gelişmiş okuma yetkinliğiyle, basılı veya görsel, kendisine sunulan görüşleri yorumlar, hesaplaşır ve kendi görüşünü şekillendirebilir. Kulaktan dolma denilen, bilgiye, belgeye dayanmayan malumatla yetinmez.

Bilinçli Okur Olma Aşaması

En zor ve karmaşık, eleştirici ve irdeleyici olan okuma süreci aşamasıdır. Daha çok da orta ve yüksek öğrenimde kazanılır.

Okur, edebi metne, edebiliğin özelliklerini göz önüne alarak, yani biçim ve estetik sorunlarına dikkat ederek yaklaşır. Metnin soyut kavramlar örgüsünü ise, döneminin tarihsel olayları ve kültürel nitelikleri çerçevesi içinde ele alarak yorumlar. Böylece okur, edebi metni anlamlandırırken hem metiniçi dilbilimsel ve estetik ilişkileri izler, hem de bu ilişkilerin ötesine, metindışı bir doğrultuya yönelmiş olur. Metindışı ilişkilerin ve bunların metindeki ağırlıklarının belirlenmesi, yazarın amacına daha yakın bir yorumun üretilebilmesini sağlar.

Yoruma açık olmayan metinleri okuduğunda ise, metni gerçek yaşamdaki bilgi ve deneyimleri ile ele alır ve metnin iletisini gerçek yaşamla karşılaştırarak kavrar.

Günlük dilde ayırımına varmadan birbirlerinin yerine kullanılan okuma yazma ve okuryazar kavramları arasındaki anlam farkı giderek daha fazla açılmaktadır. Kağıt üzerindeki harfleri çözümlemeye dayanan okur yazar görüntüsünün karşısında, anlamlandırmaya dayalı okuryazarlık her geçen gün yeni terimlerle birleşerek anlam sahasını genişletmekte, yeni okuryazarlıklar gelişmektedir: medya okuryazarlığı, görsel okuryazarlık, bilgisayar okuryazarlığı, kültür okuryazarlığı, elektronik okuryazarlık, bilgi okuryazarlığı, görsel okuryazarlık gibi.

Kavram sahalarında yaşanan ayrılığın daha net olarak ortaya konulabilmesi için okuma yazma ve okuryazarlık kavramları arasındaki farklara bakarsak:

  • Okuma yazma kod çözmeye; okuryazarlık anlamlandırmaya dayalıdır.
  • Okuma yazma bir kategori; okuryazarlık ise bir derece belirtir.
  • Okuma yazmanın simge sistemi basılı ortamdaki harfler; okuryazarlığın simge sistemi ise insanın metin üzerinde düşünebildiği tüm bilgi, beceri, sosyal norm ve kavramlardır.
  • Okuma yazmanın statik tanımlaması yapılmıştır; okuryazarlığın ise tanımlanması devam etmektedir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Kişisel ve Sosyal Bir Değer Olarak Okuryazarlık; Yard. Doc. Dr. Murat Aşıcı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi; Değerler Eğitimi Dergisi, Cilt 7, No. 17, 9-26, Haziran 2009.
  • 21.Yüzyıl Okuryazarlık Türleri, Değişen Metin Algısı ve Türkçe Eğitimi; Yrd. Doç. Dr. Mehmet Kurudayıoğlu, Arş. Gör. Sait Tüzel, Çanakkale Onsekiz Mart Üni.; TÜBAR-XXVIII-/2010-Güz.

 

Ana İletişim Stillerimiz

Konuştuğumuzda, karşımızdaki kişinin söylediğimizi sözcüklere döktüğümüz şekliyle anlayacağını varsayıyoruz. Oysa iletişim stilleri çeşitli. Ayrıca, ana iletişim stilimizi stres altında iken değiştirebiliriz.

Mesajımızı etkin biçimde verebilmek için karşımızdaki kişinin iletişim stilini fark edebilmemiz gerekir. Bu nedenle zaman içinde diğer iletişim stillerini kullanmayı da farkında olmadan öğreniriz.

Ana iletişim stillerini kabaca dörde ayırabiliriz.

Foto: Miray Darıcı

Foto: Miray Darıcı

Kontrolcü Tip

  • Gücü sever.
  • Yüksek sesle ve otoriter bir tonda konuşur.
  • Cesur, atak, azimli, kararlı, disiplinli, iddialı, inatçı, mantıklı  ve rekabetçidir.
  • Çalışkandır, işi önemlidir.
  • Net iletişimden hoşlanır.
  • Verimli, sabırsız, çözüm odaklıdır.
  • Kontrol kendisinde olsun ister, kolay fikir değiştirmez.
  • Haklı olmayı sever.
  • Duygularını ifade etmekten hoşlanmaz.
  • Özgüveni yüksektir.
  • Randevusunu unutmaz, dakiktir, zaman onun için önemlidir.
  • Somut veriler ister.
  • Yavaşlık ve kararsızlıktan, sözlerinin kesilmesinden hoşlanmaz.
  • Kişisel ve duygusal konuşmalar ona uymaz.
  • Yönlendirilmekten, onun adına karar verilmesinden hoşlanmaz.
  • İsrafı sevmez.
  • İşine sadık, iş öncelikli, mantıklı, yönetici, sonuç ve başarı odaklı, kararlı, çalışkan, yenilikçi, yüksek enerjili olması olumlu algılanan yönleridir.
  • Sabırsız, kaba, duyarsız, asi, kötü dinleyici, inatçı, işkolik, sert ve patavatsız olması ise olumsuz algılanan yönleridir.
Foto: Miray Darıcı

Foto: Miray Darıcı

Teşvikçi Tip

  • Yüksek sesle, jestli, mimikli konuşur.
  • Enerjik ve çok hareketlidir.
  • Eğlenmek onun için önemlidir.
  • Yeni fikri, yeni projesi çoktur ama pek azını bitirebilir.
  • Duygularını rahatlıkla ifade eder, samimi iletişim kurar.
  • Değişimi çok sever.
  • Yüzeysel konuşmayı iyi yapar.
  • Gösterişli giyinir.
  • Randevu onun için önemli değildir.
  • Soyut kavramlarla değil, örneklerle konuşulmasını ister.
  • Kolay fikir değiştirir.
  • İltifat edilmesini önemser.
  • Çabuk öfkelenir, öfkesini çabuk unutur.
  • Başkalarının yanında eleştirilmekten, mecbur edilmekten, fazla ciddiyetten, mükemmeliyetçilikten, rapor yazmak ve okumaktan hoşlanmaz.
  • Neşeli, yaratıcı, açık, affedici, olumlu, iletişimi güçlü, coşkulu, motive edici, cana yakın ve hızlı karar alması olumlu algılanan yönleridir.
  • Tutarsız, sorumsuz, keyfi, benmerkezci, hayalperest, boş konuşan, maymun iştahlı, kötü dinleyici ve disiplinsiz olması ise olumsuz algılanan yönleridir.
Foto: Miray Darıcı

Foto: Miray Darıcı

Analizci Tip

  • Sakindir, istikrar ve huzur ister, kabalıktan hoşlanmaz.
  • Alçak sesle ve monoton bir tonlama ile konuşur.
  • Kendisine kibar ve yumuşak bir ses tonu ile hitap edilmesinden hoşlanır.
  • Topluluk içinde çekingen ve sessizdir, ilgi odağı olmaktan hoşlanmaz.
  • Duygularını saklar.
  • Sürpriz sevmez.
  • İyi bir gözlemcidir.
  • Konularla ilgili detay, kanıt ve onay ister.
  • Düşünmek için zamana ihtiyacı olur.
  • Mantıklıdır.
  • Detaylı düşünür, ağır çalışır, kaliteli iş üretir.
  • Acele etmesi için baskı yapılmasından hoşlanmaz.
  • Karar vermekten çekinir, sorumluluk almaktan kaçınır.
  • Rekabetten hoşlanmaz.
  • Randevu alınmasını tercih eder, ama randevusuz da görüşür.
  • Değişiklikten hiç hoşlanmaz.
  • Öfkesini çok sert göstermez.
  • Objektif, araştırmacı, iyi dinleyici, sabırlı, kabullenici, tedbirli, mantıklı, çok dikkatli, istikrarlı ve planlı olması olumlu algılanan yönleridir.
  • Çekingen, tembel, katılımcı olmaması, yavaş anlaması, aşırı detaycılığı, tutuculuğu ve kararsızlığı ise olumsuz algılanan yönleridir.

 

Foto: Miray Darıcı

Foto: Miray Darıcı

Destekçi Tip

  • Yardımseverdir, kolay empati kurar.
  • Duygusaldır.
  • Başkaları için hoşluklar yapmayı sever.
  • Alçak sesle, melodik tonlama ile konuşur.
  • İyi bir dinleyicidir.
  • Uzun süreli ilişkiler kurar.
  • Rekabetten hoşlanmaz.
  • Sahnede olmayı sevmez.
  • Kariyerinde güven ister.
  • Sadık bir çalışandır.
  • Randevusuz görüşmeyi kabul eder.
  • Yapılan işlerin duygusal bir faydasının da olmasını ister.
  • Öfkesini içinde tutar, dışa yansıması acı çekme şeklinde olur.
  • Başkalarının yanında eleştirilmekten hoşlanmaz.
  • Kabalık, haşinlik, agresif şakalar ona göre değildir.
  • Çabuk karar vermeye zorlanmak istemez.
  • Anlık değişimlerden hoşlanmaz.
  • Sadakati, insan ve ilişki odaklı olması, duygulu, yardımsever, takipçi, iyi dinleyici, şefkatli ve uzlaşmacı olması olumlu algılanan yönleridir.
  • Aşırı duygusal, güçsüz, bunalımlı, bağımlı, risk almayan, baskıya ve değişime dirençli olması ise olumsuz algılanan yönleridir.

 

İletişim konusunda seminer veren pek çok kurum var. Biz, yazımızı hazırlarken Pilates Studio Form’un seminer notlarından yararlandık.

 

 

Görsel Sanatlar ve Oyun

İnsan, düşünmeye başladığı andan itibaren iç gerçeklerini, içgüdülerini biçimsel olarak açıklamaya başlamıştır. Bu görsel imge ve simgelerle, oyun oynayan çocuğun zihninin işleyişi aynıdır.

İnsan doğa ile yetinemez, onu aklı ve emeği ile işler, kendi amaçlarına göre yenilikler getirerek kültür yaratır. Denge arayışını sanat aracılığıyla çözümler. Bir dönem için kurulan denge zamanla bozulur, çağın eğilimine göre yeniden kurulması gerekir.

İlk insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli araçlar üretmişler ancak bunları yapmakla kalmamışlar, tek ya da çok renkli geometrik bezekler, çiçek, yıldız, daire gibi sembolik motiflerin yanı sıra değişik konulu tasvirlerle süslemişler, güzelleştirmek için emek harcamışlardır. Törensel olmayan kaplar bile güzel biçimlere sokulmuştur. Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi MÖ 6800-5700 tarihlerinden kalma Çatalhöyük kazılarında ele geçirilen böyle eserlere ev sahipliği yapmaktadır. Yine MÖ 6. binyılın ilk yarısına ait makyaj aletleri, taş ve kemikten yapılma süs eşyaları da aynı müzemizdedir. Taşa, tahtaya kazılarak resim, maddelerin şekillendirilmesi ile heykel ortaya çıkmış; duyguların seslerle belirtilmesi müziğe temel olmuş, çeşitli oyunlarla tiyatro başlamıştır. Bu faaliyetlerle insanlar dar hayatlarını genişletmişlerdir. Arkeoloji, her insanda güzele karşı bir ilgi ve güzellik duygusu olduğunu kanıtlamaya devam etmektedir.

Çocuğun dünyayı anlamlandırmasını ve eğlenmesini sağlayan oyun ve oyuncağın tarihi çok eskidir. İlk çağda mağara duvarlarına resimler çizerken kullanılan taşlar bugünkü boya kalemlerinin ataları olarak oyuncak sayılmaktadır. Arkeolojik bulgularla ortaya çıkarılan tahta atlar, topaç, misket ve kil bebekler ilk oyuncak çeşitleridir.

Gaziantep’teki Medusa Cam Eserleri Müzesi’nde Hitit ve Fenike dönemlerine ait pişmiş toprak ve taştan yapılmış oyuncaklar  sergileniyor. Binlerce yıl önce kralların çocukları için yapıldığı tahmin edilen pişmiş toprak ve taştan yapılma dört bin yıllık oyuncak arabalar 2011 yılında yapılan kazılarda bulunmuş.

Gaziantep’teki Medusa Cam Eserleri Müzesi’nde Hitit ve Fenike dönemlerine ait pişmiş toprak ve taştan yapılmış oyuncaklar sergileniyor. Binlerce yıl önce kralların çocukları için yapıldığı tahmin edilen pişmiş toprak ve taştan yapılma dört bin yıllık oyuncak arabalar 2011 yılında yapılan kazılarda bulunmuş.

Dış dünyanın, duyumsamaların, özlemlerin ve izlenimlerin zihinde görüntüye dönüşmesi, resimsel bir değer kazanması, yani imge ile, duyularla ifade edilemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işaretlerle yani simgelerle görselleştirme yoluyla insan, sorunlarını oyun alanında çözmüş, acılarını sağaltmıştır. Sanatçı da çocuğun oyun oynarken yaptığı gibi, kendi iç ve dış gerçeklerinden yeni var oluş biçimleri yaratır. Bir oyun olarak sanat varoluşsaldır.

Sanat ile oyunda öykünme ve özgürlük ortak iki noktadır. Her ikisi de insanı gündelik yaşamın sıkıntılardan, kaygılarından uzaklaştırarak, insanın adeta kendisini unutmasını sağlar. Her ikisinde de  hayal dünyasına yönelme olur. Bu dünya içinde, insan mutlak özgür olur. Friedrich Schiller’e (1759-1805) göre, “İnsan oynadığı sürece insandır.” Schiller’e göre sanat bir oyundur ve insan, gerçek özgürlüğe ancak sanat yoluyla ulaşabilir. İnsan sanatla uğraşırken, kendini zamandan koparılmış gibi hisseder. Bu ise oyun oynarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyişimize benzer. Biz, böylece insanlığımızın saf ve tam olarak ortaya çıktığını anlarız.

Sanatın öykünme olarak değil de, bir yaratma içtepisi olarak ele alındığı düşünceye göre sanat kişisel bir dürtü ve tepkidir. Bu noktadan hareket ettiğimizde oyunun ve sanatın kendi dışında başka bir amacı olmadığını yani auto telos kavramlar olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sanatçı da çocuğun oyun içindeki tavrı gibi eserini meydana getirmekten başka bir amaç gütmez. Bu görüşe göre hem sanat hem oyun bir doyum kaynağıdır, sanatçı kendini tamamlamak için yaratır.

Felsefe ve psikiyatri profesörü, Alman Karl Groos’un (1861-1946) Oyun Teorisine göre ise oyun, hayatın sonraki aşamaları için bir hazırlık ve çocukların gelişimi için gerekli olan bir fonksiyondur. Aynı şekilde hayvanların oyun oynamasının da içgüdülerini geliştirerek onları savaşmaya ve hayatta kalmaya hazırlayan bir pratik olduğunu öne sürer. Dolayısıyla bu görüşe göre oyun, auto telos değil, işlevseldir.

Sinemaya eğlenmek için giden seyirci, kendi kendinden kaçmak, gündelik tekrarları yok etmek ister. Uykunun ve çocuk oyunlarının verdiği o sınırsız korunma duygusuna sinemada yeniden kavuşur, sinemaya çocuk oyununu devam ettirmek için gider.

Sanat ve oyun beğeni ve zevklerin gelişmesinde de önemli yer tutar. Gerçeğin imitasyonları ile oynayan çocuk doğruyu-yanlışı, iyiyi-kötüyü, güzeli ve çirkini öğrenir. Bu nedenle sanatın ve oyunun eğitim içindeki önemi kavranmış ve eğitim programları hazırlanırken estetik değerlere, müfredatı oyunla, eğlendirerek vermeye dikkat edilmeye başlanmıştır. Konsol oyunlarına rağbet oyun oynamaya olan ihtiyacın her yaşta devam ettiğini göstermektedir.

Sanat ve oyun ancak özgür ortamlarda ortaya çıkabilirler ve toplumların ileri gitmeleri ancak özgür ve yaratıcı bireyler sayesinde gerçekleşebilir.

 

Yararlanılan Kaynaklar

  •  Çocuğun Görsel Sanat Eğitimi, Zerrin Kehnemuyi, YKY 7. Baskı 2013.
  • Görsel Sanatlarda Oyunsallık, Nazan Azeri, M.Ü. Güzel Sanatlar Enstitüsü Prof. Dr. Ergin İnan’a sunulan Sanatta Yeterlilik Tezi, 2000.
  • Sanat ve Oyun, Arş.Gör. Canan Birsoy Altınkaş, Bilim, Eğitim ve Düşünce Dergisi, 2002.
  • Anadolu Medeniyetleri Müzesi Rehberi
  • Okullarda Resim, Hüseyin ve Hayrettin Kılıçkan, Taç Yayınevi.
  • Sanat ve Oyun, Sosyolog Ömer Yıldırım, Atatürk Üniversitesi Çağdaş Felsefe Tarihi Dersi Ders Notları.
  •  Yeşil Gözler, Marguerite Duras, Metis Yayınları, 2008.

 

 

Demokrasi, Cumhuriyet ve Özgürlük

Yorumlarınızla bu formata uygun katkıda bulunun listeyi birlikte tamamlayalım…

MÖ 4. yüzyılda Pers şehri Dara (Darius’tan), MS 6. yüzyılda Bizans şehri Anastasiapolis, bugün Mardin’de Oğuzköy. Dara’yı gezerken girdiğimiz mağaradan bozma, neredeyse hiç eşyası olmayan bir evdeki Atatürk resmi.

MÖ 4. yüzyılda Pers şehri Dara (Darius’tan), MS 6. yüzyılda Bizans şehri Anastasiapolis, bugün Mardin’de Oğuzköy.
Dara’yı gezerken girdiğimiz, sahibesi Türkçe bilmeyen, mağaradan bozma, neredeyse hiç eşyası olmayan bir evdeki Atatürk resmi.

Özgür olmak ve demokratik olmak açısından baktığımızda da farklı durumlarla karşılaşıyoruz.

Çin Halk Cumhuriyeti, ne tam anlamıyla özgür ne de demokratiktir. Tayvan 1960 yılından beri hem özgür hem de demokratiktir. Büyük ölçüde Çinlilerden oluşmuş bir toplum olan Singapur demokratiktir, muhalif adaylara da açık olan (her ne kadar pahalıya patlasa da) düzenli seçimler yapılmaktadır, ancak özgür değildir. Medya ve siyasi eylem sıkı bir şekilde denetlenmektedir. Hong Kong ise demokratik ve oldukça özgür bir toplumdur: her ne kadar siyasi baskı ve bir dereceye kadar sansür olsa da, hareketli bir basını vardır. Çin Halk Cumhuriyeti hükümetine cephe alan kitaplar basmak kolaydır ve çeşitli siyasi partilere destek vermektedir (her ne kadar yasakoyucu bu partilerden birinin iktidara gelmesini engellese de). (Modern Çin, Rana Mitter, Dost Kültür Kitaplığı, 2012)