Kategori arşivi: Edebiyat

James Joyce 5

Fotoğraf: Ireland Calling

Fotoğraf: Ireland Calling

  • Joyce’un 1914 yılında yayımlanan ve bütün hikayelerinin toplandığı kitap olan Dublinliler Murat Belge tarafından dilimize çevrilmişti.
  • Dublinliler, Joyce’un yayımlanan ilk önemli eseri ve tek öykü kitabıdır.
  • Bütün hikayeler arasında tematik bir ortaklık ve gelişme vardır. Her bir hikaye ayrı ayrı okunabilir ama kitabın bütünü bir roman gibi tasarlanmıştır. Tema, Dublinli olmaktır. İrlanda’yı terk etme kararı vermeyen ve İrlanda’da kalan insanların kaderi anlatılır. Tutsaklık ve felç, İrlanda’nın insanlarını mahkum ettiği durumdur. Vurdumduymaz, sığ ve bencil büyükler, İrlandalılığı temsil eder. Söylenen baladlar, Joyce’u boğan İrlanda milliyetçiliğinin simgeleridir.
  • Dublinliler, Joyce İrlanda’dan ayrılmamış olsa yaşayacaklarını anlatır gibidir.
  • Sıradan dünyalarında zararsız eylemlerin dışına çıkma riskini almayan Dublinlilerin anlatıldığı Ölüler adlı öykü, 1987 yapımı filmi, yönettiği ya da senaryosunu yazdığı filmlerin neredeyse tamamının uyarlama olduğu John Huston tarafından tekerlekli sandalyede yönetilmiş, John Huston filmin gösterime girdiğini göremeden vefat etmiştir. Film bir aile yapımı gibidir: İyi bir senarist olan yönetmen, sağlık nedenleriyle senaryoyu oğlu Tony Huston’a yazdırmış, başkarakterlerden birini de kızı Anjelica Huston canlandırmıştır.

 

James Joyce 3

  • James Joyce, Proust gibi yeni teknikler, biçemler, yazın kuralları ve kuralsızlıkları yaratmıştır.
  • Joyce, Proust, Mann zamanı bir karaktermişçesine romana sokarlar. Zamanın saati ile bilincin saati ayrı ayrı işler.
  • Henry James, James Joyce, Virginia Woolf, bakış açısını gizleyen anlatı teknikleri geliştirmeye özen gösterdiler. Henry James güvenilmez anlatıcıyı anlatının merkezine taşırken, Joyce ve Woolf anlatıyı roman kişilerinin düşüncelerine, algılamalarına, izlenimlerine yayarak, çok odaklı anlatılar üretti. Artık roman okunması zor bir anlatıydı. Amacı her okura değil, bu zorluğu göğüslemeye hazır olan eğitimli ve yetenekli okura seslenmekti. Doğrudan aktarılan iç monologda ya düşünceler başka düşünceleri çağrıştırır, ya da çağrışımlar fiziksel uyarılar sonucu oluşarak birbirini kovalar. Joyce’un daha çok ikinci, Woolf’un ise birinci anlatı tekniğini kullandığı söylenebilir.
  • Bilinç akışı insanın duygu ve düşüncelerinin yarı bilinçli halden bilinçli hale geçişini gösteren zihinsel durumu yansıtır. İnsan gramer açısından doğru, düzgün cümlelerle düşünmediğinden anlatı bu tekniğe başvurduğu yerlerde gramer ve sentaksı bozar; peş peşe anlamsız gelen sözcükler geçer.

Metinler arası göndermeler, yoğunlaşmış anlamlar, yinelendikçe izlekleri pekiştiren ifadeler kullanılır.

  • Woolf ile beraber bilinç akışı yönteminin en önemli uygulayıcısı sayılan Joyce yoğun metinler arası göndermeler, parodi ve pastişe izlenimci resim ve sinema tekniğini de katmıştır.
  • Yirminci yüzyılın anlatısı ne kolektif ahlakın ve toplumsal ideallerin anlatısı olan destan, ne de sıradan insanın toplumdaki serüvenini anlatan klasik romandır. Joyce’un uyguladığı modernist anlatının temel niteliği ödünsüz öznelliktir. Ona göre çağının epiği, en öznel anlatı biçimi olan liriğe yaklaşmalıdır; Joyce 20. yüzyılın düzyazısına lirik epik der.
  • Joyce kesinlik içeren tüm felsefelere karşıdır; Albert Einstein’dan önce, her şeye göreceli yaklaşır.
  • Joyce son derece yenilikçi eserleriyle bugün de yazarlar üzerinde etkisi olan edebi yenilikler getirmiştir. Eserleri, sadece edebi yenilikçiliği ile değil, Katolikliğe, cinselliğe, sanata ve İrlanda politikasına ilişkin ortaya koyduğu yaklaşımlar ile de önemlidir.
  • 1907, 1927 ve 1932 yılında şiir kitapları yayımlanmış, düzyazısıyla birçok şaire esin kaynağı olan Joyce, şiirde başarılı olamamıştır. Kendisi de Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi adlı eserinde Stephen’ı kullanarak, yazdığı kötü şiirlerle alay eder. O bölümün lirik ve Romantik havası da ironiyi artırır. Ibsen etkisinde yazdığı Sürgünler adlı oyunu da vasat bulunur.
  • Hayatıyla sanatı birbirine çok yakındır. Tanıdıklarını sık sık ve açık açık eserlerine dahil ederdi.
  • Eleştirmenler çoğunlukla Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni lirik, Ulysses’i epik, Finnegan Uyanması’nı dramatik olarak sınıflandırırlar. Murat Belge’ye göre bu sınıflamalar edebi türlerden çok, sanatçının zihin durumunu anlatır. Yazarın her eserinde bu üç tarzın da örnekleri bulunabilir.

 

James Joyce 2

  • Joyce İrlanda’dan ayrılmasını bir taşra atmosferinde, milliyetçi ve Katolik bir ortamda büyük bir yazar olamadığı için ayrılmaya mecbur kaldığını ileri sürer. Oysa oradan ayrıldığında kitapları yayımlanmakta, şöhreti artmaktaydı. Bazı iddialara ise genç ve eğitimsiz kız arkadaşını ailesine ve entelektüel dostlarına eşi olarak tanıştırmaktan utandığı için İrlanda’dan ayrıldığı yönündedir.
  • İrlanda onun için üç bağımlılığı, aileyi, dini ve İrlanda ulusçu politikasını temsil ediyordu.
  • İrlanda, öteden beri Avrupa’nın en koyu Katolik üyesiydi. Kilise şekillere sımsıkı bağlı, çok güçlü bir örgüte sahip, karşı çıkılmaz bir gericilik kurumuydu. Ulusçuluk akımını da kendi bünyesi içine almayı başarmıştı.
  • 1898’de bugünkü adıyla University College of Dublin’e girmiş, Modern Filoloji bölümünden (Latince, İtalyanca, Fransızca, Almanca ve Norveç dilleri) yeterlik derecesiyle 1902 yılında mezun olur. Sonra Paris’te tıp okumaya gider fakat dersleri Fransızca takip etmekte zorlandığı için eğitimini yarıda bırakır.
  • Dublin’de üniversitede okurken Yeats’in bir tiyatro oyununu protesto etmeyi reddetmiş, Dublinli Katolikler tarafından aforoz edilen Henrik Ibsen’i savunan makaleler yazmış, İrlanda tiyatro sahnelerinin dar görüşlülüğüne hücum eden denemeler yayımlamıştır.
  • Koyu bir Katolik olan annesi Mary Joyce’un kanser olduğunu öğrenince Fransa’dan İrlanda’ya döner. Annesinin ölümünün ardından çok zor bir dönem geçirir. Geçimini gazete makaleleri yazarak ve ders vererek kazanır. Şarkı söylediği de bilinir, hatta tenor sesinin güzelliği sayesinde bir yarışmada ikincilik almış ve hakkında güzel şeyler yazılmıştır. Bu dönem Joyce’un içmeye başladığı dönemdir.
  • Yine o günlerde bir otelde oda hizmetçisi olan Nora ile tanışır. İlkokul mezunu Nora ile olan birlikteliği dini ve toplumsal baskılara maruz kalmasına sebep olur. Birlikte kıta Avrupa’sına kaçarlar, Trieste, Roma, Paris, Zürih, Pula’da (Hırvatistan) yaşarlar. Trieste o sırada Avusturya işgali altındadır. İtalyan gazetesinde İrlanda ile İngiltere’nin ilişkisini anlatarak Avrupa’da İrlanda’nın sesi olduğu gibi, benzeşim yoluyla Avusturya sansürünü de kırmış olur. Sürgünde yaşayabilmek için gazete yazarlığından başka bankada memurluk ve öğretmenlik de yapar.

  • Byron, Shelley, Lawrence gibi Joyce da sürgünü kendisi istedi. Bu yazarların tümü henüz hayattayken uluslararası şahsiyetler oldular. Onları büyütmüş olan uluslar için ve çoğunlukla onlara karşı yazmaya devam ettiler. ABD’li edebiyat eleştirmeni Richard David Ellmann (1918-1987), Joyce’un yaşamı bir yerde yeterince karmaşa içine girince onu çözmek yerine başka bir yere gitmeyi tercih ettiğini savunmuştur.
  • Joyce her zaman şiddet karşıtı, ırkçılığa ve baskıya karşı sesini duyurmuştur. Ülkesindeki dini baskının gücünü, katı Katolik halkın bireyler üzerindeki dayanılmaz baskısını da anlatmış, şüpheciliğin engellenemediğini, fikir üretiminin olanaksız kılındığını da dile getirmiştir. “Kendisine saygısı olan hiç kimse İrlanda’da kalmak istemez. Aksine Jüpiter tarafından lanetlenmiş gibi ülkeden kaçmak ister” diye kendi sürgün nedenini açıklamıştır.
  • 1904 yılında terk ettiği İrlanda’ya üç kez döner. Bunlar mecburi yapılmış dönüşlerdir ve hep kısa kalmıştır. Son gelişi 1912 yılındadır. Şehirle ilişkisi bir aşk/nefret ilişkisidir. Giacomo Joyce hariç bütün eserleri Dublin’de geçer, başka bir yeri yazmamıştır, Dublin eserlerinin başkarakteri gibidir.
  • Fredric Jameson’a göre, Joyce ya da Mallarmé’nin başını çektiği bir modernizmin peşinde koştuğu ideal, “vatansız sözü” söylemekti; bunun için her türlü anlatı biçimi kullanılmalı, karıştırılmalıydı ki söz evrensellikle buluşsun.

 

James Joyce 1

Yararlanılan Kaynaklar

 

1-İngiliz Edebiyatı Tarihi, Mina Urgan, YKY, 2004.

2-Ulysses, James Joyce, YKY, 1999. Çeviren: Nevzat Erkmen

3-Joyce’un Kulesi, Enis Batur, 1996,Ulysses, YKY, 1999.

4-1922’de Bir “Ulysses”, 1984’de Bir Başka “Ulysses”, Enis Batur, 1984, Ulysses, YKY, 1999.

5-Çevirenin Sözü, Nevzat Erkmen, Ulysses, YKY, 1999.

6-Joyce’un Sürgününde, Feridun Andaç, Cumhuriyet, 21 Haziran 2001.

7-Finnegan Uyanması, James Joyce, Sel Yayıncılık, 2016. Çeviren: Fuat Sevimay

8-Jim-Session, Enis Batur, 2016. (Finnegan Uyanması’nın önsözü)

9-Fuat Sevimay ile Finnegan Uyanması seminerleri.

10-Dublinliler, James Joyce, İletişim Yayınları, 2011.

11-Önsöz, Murat Belge, Dublinliler, İletişim Yayınları, 2011.

12-Giacomo Joyce, James Joyce, Aylak Adam, 2014.

13-Sunum, Nil Sakman, Giacomo Joyce, Aylak Adam, 2014.

14-Var Olarak Yok Olmak, Murat Özer, Radikal Kitap, 29 Temmuz 2011.

15-Kitap İçin 3, Selçuk Altun, Sel Yayıncılık, 2013.

16-Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2016.

17-Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

18-Bir Ulysses Eksikti, Umberto Eco, 2009. (Düşman Yaratmak, Doğan Kitap, 2014.)

19-Mitolojinin Gücü, Joseph Campbell, MediaCat, 2015.

20-Joyce Vakfı’nın Zor Adamı, Cem Akaş, Radikal Kitap.

21-James Joyce’u Anlamak, Yankı Enki, Remzi Kitap Gazetesi, Eylül 2012.

22-Paulo Coelho’dan Ulysses’e Aşağılama, Alison Flood, The Guardian, 6 Ağustos 2012.

23-Joyce’un Düşünce İklimi, Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 8 Kasım 2013.

24-Edebiyattan Pek Anlamam, Kenneth C. Davis ve Jenny Davis, NTV Yayınları, 2011.

25-Don Kişot’tan Bugüne Roman, Jale Parla, İletişim Yayınları, 2000.

26-Entelektüelin Kutsal Kitabı, David S. Kidder ve Noah D. Oppenheim, Maya Kitap, 2014.

27-Okurken Ne Görürüz?, Peter Mendelsund, Metis Yayınları, 2015.

28-Başka Hayatlar, Nilüfer Kuyaş, Dünya Kitapları, 2003.

29-Avrupa Romanı Üzerine On Bir Makale, Richard P. Blackmur, İletişim Yayınları, 2017.

30-Edebiyat Üstüne Yazılar, Murat Belge, YKY, 1994.

31- Sevin Emiroğlu, Batı Edebiyatı seminer notları.

32- The Modern World – Ten Great Writers, Malcom Bradbury, The Penguin Books, 1988.

33- Yazınsal Yaşamlar, Javier Marias, Can Yayınları, 2008.

 

 

Dublin, 2001. Fotoğraf: Hülya Bakır

Dublin, 2001.
Fotoğraf: Hülya Bakır

JAMES JOYCE

(1882-1941)

 

  • Dublin’in gözde bir semtinde, hizmetlileri olan üst-orta sınıf bir ailede dünyaya gelmiş, altı yaşında saygın bir Cizvit okuluna yatılı olarak verilmişti. James on bir yaşına geldiğinde babasının birikmiş borçlarının ödenebilmesi için mülkler satıldı.
  • 2 Şubat günü dünyaya geldiği için bu günü özelleştirmek adına hem Ulysses hem de Finnegan Uyanması kitaplarının ilk baskılarını bu güne denk getirmek istediği söylenir.
  • İlk şiir kitabı 4, ilk romanı 13, ilk öykü kitabı 8 yayınevi tarafından reddedilmiştir.
  • Hafızası kuvvetli, şarkı söylemeyi seven, piyano dersleri alan, tiyatro oyunlarında oynamaktan zevk alan bir çocuk ve aynı zamanda iyi de bir koşucuymuş.
  • Büyüyünce kendine ve dış görünüşüne önem veren, ayrıca poz vermesini de seven biri olmuş.
  • Joyce yirmi yaşında ilk Paris yolculuğuna çıkarken, kardeşi Stanislaus’a kendisine bir şey olursa yazılarının dünyanın bütün büyük kütüphanelerine gönderilmesini istediğini söylemişti.
  • “Ben yaşarken meşhur olmak istiyorum,” dediği söylenir.
  • En gözde yazarı Dante, en favori düşünürleri Aquinolu Thomas ve Giordano Bruno’dur. O sıralar sesini duyurmaya başlayan Ibsen’i de seviyordu.
  • James Joyce, Robinson Crusoe’ya yazdığı bir önsözde, yabancı yapıtlara öykünmediği, kişilerini gerçek İngilizler olarak canlandırdığı, daha önce var olmayan bir edebiyat türünü biçimlendirdiği için, Daniel Defoe’yu İngiliz romanının babası saydığını yazmıştır.

 

Dil 2

  • İki insan arasındaki uçurum, temel olarak dil aracılığıyla aşılır. Bir karşılaşma düşmanca olsa ve arada hiç kelime kullanılmasa bile, dilin varoluşu bunu sağlar.
  • Jean-Jacques Rousseau (1712-1778) Dillerin Kökeni Üstüne Deneme adlı eserinde dilin metaforla başladığını ileri sürmüştür. “İnsanı konuşmaya yönelten ilk güdüler duygular olduğuna göre, ilk söyledikleri sözler de benzetmelerdi. Dil önce mecazi anlamı olan kelimelerle doğdu. Kelimeleri gerçek anlamlarıyla kullanma daha sonra ortaya çıktı,” diye yazmıştı.
  • ABD’de University of Pennsylvania’da 1981 yılında bir şempanze üzerinde yapılan bir araştırmanın sonucu olarak Descartes’in iddiasının tersine düşünebilmek için sözel bir dilin gerekmediği sonucuna varılmıştı.
Fotoğraf: The Tulsa Initiative Blog

Fotoğraf: The Tulsa Initiative Blog

  • Betty Hart ve Todd Risley tarafından University of Kansas’da 1995 yılında yapılan bir başka araştırmada farklı gelir gruplarından gelen çocuklar arasındaki en büyük farkın çocukların duyduğu kelime sayısı olduğu saptanmış.

Beyin gelişimi için kritik dönemin insanın ilk üç yılı olduğu, bu dönemde beynin gelişiminin %90’ının tamamlandığı biliniyor. Beynin en hızlı geliştiği ilk 36 ayda çocuğun çok kelime ile aşina olmasının ileriki senelerdeki başarısının temeli olacağı düşünülüyor.

Varlıklı ve eğitimli aileler üç yıl boyunca toplam 45 milyon kelime,

Orta eğitim ve gelir seviyesine sahip aileler aynı sürede toplam 30 milyon kelime,

Eğitim seviyesi düşük ailelerde ise bu kritik yıllarda toplam 15 milyon kelime kullanıldığı saptanmış.

Yetişkinlerle çocuk arasındaki kelimelerin sayısının sonraki yıllara etkisinin çok büyük olduğu; 30 milyonluk kelime farkının pek çok çocuk için kapanamayan bir fark yarattığı düşünülüyor.

Dil, işte böylesine önemli bir faktör.

Yararlanılan Kaynaklar

Hayvanlara Niçin Bakarız, John Berger, Deli Dolu, 2017.

Yeni Doğana Kitap Okunur mu Abi, Selçuk Şirin, Hürriyet Gazetesi, 10 Aralık 2017.