Kategori arşivi: Edebiyat

Dil 2

  • İki insan arasındaki uçurum, temel olarak dil aracılığıyla aşılır. Bir karşılaşma düşmanca olsa ve arada hiç kelime kullanılmasa bile, dilin varoluşu bunu sağlar.
  • Jean-Jacques Rousseau (1712-1778) Dillerin Kökeni Üstüne Deneme adlı eserinde dilin metaforla başladığını ileri sürmüştür. “İnsanı konuşmaya yönelten ilk güdüler duygular olduğuna göre, ilk söyledikleri sözler de benzetmelerdi. Dil önce mecazi anlamı olan kelimelerle doğdu. Kelimeleri gerçek anlamlarıyla kullanma daha sonra ortaya çıktı,” diye yazmıştı.
  • ABD’de University of Pennsylvania’da 1981 yılında bir şempanze üzerinde yapılan bir araştırmanın sonucu olarak Descartes’in iddiasının tersine düşünebilmek için sözel bir dilin gerekmediği sonucuna varılmıştı.
Fotoğraf: The Tulsa Initiative Blog

Fotoğraf: The Tulsa Initiative Blog

  • Betty Hart ve Todd Risley tarafından University of Kansas’da 1995 yılında yapılan bir başka araştırmada farklı gelir gruplarından gelen çocuklar arasındaki en büyük farkın çocukların duyduğu kelime sayısı olduğu saptanmış.

Beyin gelişimi için kritik dönemin insanın ilk üç yılı olduğu, bu dönemde beynin gelişiminin %90’ının tamamlandığı biliniyor. Beynin en hızlı geliştiği ilk 36 ayda çocuğun çok kelime ile aşina olmasının ileriki senelerdeki başarısının temeli olacağı düşünülüyor.

Varlıklı ve eğitimli aileler üç yıl boyunca toplam 45 milyon kelime,

Orta eğitim ve gelir seviyesine sahip aileler aynı sürede toplam 30 milyon kelime,

Eğitim seviyesi düşük ailelerde ise bu kritik yıllarda toplam 15 milyon kelime kullanıldığı saptanmış.

Yetişkinlerle çocuk arasındaki kelimelerin sayısının sonraki yıllara etkisinin çok büyük olduğu; 30 milyonluk kelime farkının pek çok çocuk için kapanamayan bir fark yarattığı düşünülüyor.

Dil, işte böylesine önemli bir faktör.

Yararlanılan Kaynaklar

Hayvanlara Niçin Bakarız, John Berger, Deli Dolu, 2017.

Yeni Doğana Kitap Okunur mu Abi, Selçuk Şirin, Hürriyet Gazetesi, 10 Aralık 2017.

 

 

Okumak

İsimsiz No. 11, John Latham (1921-2006), Kitap parçaları ve alçı, 1992. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

İsimsiz No. 11, John Latham (1921-2006), Kitap parçaları ve alçı, 1992.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

  • Alman filozof Arthur Schopenhauer (1788-1860), roman okumanın insanları kandırdığını, baştan aşağı yanlış bir hayat görüşünü benimsettiğini, genellikle hayatlarının tamamına büyük zarar verdiğini söylemişti. Okumayla ilgili çok düşünüp çok yazmış olan Schopenhauer için hayat kötü kitaplara harcanamayacak kadar kısadır.
  • Cambridge Üniversitesi’nden John Fiske (1939-), her metin ve her okumanın kısmen metnin kendi yapısındaki kısmen de okuyan öznenin metinle ilişkisinde bulunan toplumsal ve dolayısıyla da siyasal bir boyutu olduğunu söyler.
  • Kitaplar bize kendi hayatımızın fark edemediğimiz yönleriyle ilgili bir şeyler anlatırlar. Kitapların işledikleri gerçeklerin bizim de gerçeklerimiz olduğunu düşünür, ancak bu gerçekleri kitapları okumadan kendi kendimize dile getirmeyi başaramayız. Bir kitabı bitirdikten sonra kendi hayatımıza döneriz; ancak artık farklı biriyizdir, diye yazar Alain de Botton.
  • İtalyan edebiyat adamı Giorgio Manganelli (1922-1990) incelikli bir okurun bir kitabın kapağını açmadan bile okunmaması gerektiğini bildiğini yazar. Bunu, bir tür aydınlanmaya bağlar. Bu değerlendirme biraz aşırı olsa da, iyi bir okurun giriş bölümünden, gelişigüzel açılan bir-iki sayfadan, içindekiler listesinden, kaynakçadan bir kitabın okumaya değer olup olmadığını anlama erdemi gerçekten de vardır.
  • İyi bir okur, kitapların anlattıklarından değil, düşündürttüklerinden oluşan bir tür sanal görüntü kurgular.
  • Psikanalist ve edebiyat hocası Pierre Bayard (1954-), her bir okumanın, ya da okumamanın, veya eksik okumanın yaratıcı bir yanının olması ve okurun her şeyden önce kitaba kendinden bir şeyler katması gerektiğiyle ilgilenir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2014.
  • Görmek ve Fark Etmek, Alain de Botton, Sel Yayıncılık, 2011.
  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

 

Dil

  • Uyumsuz tiyatronun önde gelen yazarlarından biri olan Romen yazar Eugène Ionesco (1909-1994), yalnızca sözcükler önemlidir, gerisi gevezeliktir, der.
  • Dilsel alışkanlıklar, çoğu zaman dile getirilmemiş duyguların önemli belirtileridir, der Umberto Eco.
  • Tüm Nazi ya da faşist okul kitaplarında, karmaşık ve eleştirel akıl yürütmenin araçlarını sınırlandırmak üzere, son derece kısıtlı bir sözcük dağarcığı ve ilkel bir söz dizimi temel alınır.
  • Avusturyalı kadın yazar Ingeborg Bachman (1926-1973), dili bir şehirle kıyaslamıştı. Şehir ve dil aynı ütopyayı ve aynı yıkımı içerir, şehrimizde de dilimizde olduğumuz gibi düşler kurar ve kayboluruz, dil de şehir de sadece bu düş kurma ve yolunu kaybetme biçimidir. Venedik’i bir dille karşılaştıracak olursak, Venedik’te oturmak Latince çalışmak gibidir, ölü bir dil, tıpkı Venedik gibi, hayalet dildir; o dili konuşamayız ama o hala kendi tarzında titreşir, mırıldanır, fısıldar.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik, 2017.

Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik, 2017.

  •   İngiliz dilbilimci David Crystal (1941-), Dillerin Katli adlı kitabında 2100’e gelindiğinde dünya dillerinin yüzde 50 ila 90’ı ölmüş olacak diye yazar.
  • Bir dili öğrendiğimizde sadece bir iletişim aracını edinmiş olmayız, bir kültürün müşterisi oluruz.
  • Kişinin söylediklerinde ciddi olup olmaması ya da bir başkasını taklit etmesi bir yana, bazı ifadeler her daim nefret içerir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Beş Ahlak Yazısı, Umberto Eco, Can Yayınları, 2014.
  • Çıplaklıklar, Giorgio Agamben, Alef Yayınevi, 2017.
  • Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2014.

 

Minör Edebiyat 2 | Türk Edebiyatında Minör Yazarlar

Daha önce yayımladığımız Minör Edebiyat yazısından sonra Türk Edebiyatındaki minör yazarların bazılarından da söz etmek istedik.

  • Sevim Burak edebiyatındaki dil farkındalığı, yeni söz söyleme olanaklarını açığa çıkarmıştır. Majör dilin içerisinden dilin minör bir kullanımını gerçekleştirmiştir. Özellikle, Yanık Saraylar ve Everest My Lord metinlerinde bu kullanımı görmek mümkündür.
  • Dilin sınırlarını aşan Leyla Erbil dil yapılarına, edebiyatın kurumsallaşmasına meydan okur. Her metninde yeni anlatım olanakları ve yeni bir dil geliştirir. Bu dil politiktir. Geleneksel edebiyatın sınırlarını yok sayan bir biçimde dili işler. Majör dili bozarak dilin yersizyurtsuzlaşmasına imkan tanır.
  • Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları’nda köyden gelip kentin varoşlarına yerleşenleri anlatır. Bu insanların kolektif deneyimleri siyasal olanla bağlantılıdır. Ayrıca bu deneyimlerin ifadesi bir gecekondu semtindeki insanların majör dilde yarattıkları minör kullanımı dile getirir.
  • Metin Kaçan Ağır Roman’da Dolapdere semtinin yaşamını majör dilin sınırlarını aşarak minör dilin yaratıcı gücüyle okura aktarır.
Dikilmiş Kitaplar, Maria Lai (1919-2013), 1996. 2017 Venedik Bienali. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dikilmiş Kitaplar, Maria Lai (1919-2013), 1996.
2017 Venedik Bienali.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Minör edebiyat farklı dünyalar yaratmaya çalışan bir edebiyattır.
  • Minör yazarlar edebi düzlemde, kişisel olmayan yeni bağlamlar yaratarak, dili yersizyurtsuzlaştırarak ve bireyseli siyasal olana bağlayarak sınırı yerinden eden ve hayatı dönüştürmek için yeni mücadele silahları bulan kişilerdir.
  • Minör yazarlar değişim için farklı olma gücünü sağlayan göçebelerdir.
  • Minör edebiyat, göçebelerin edebiyatıdır.

 

Yararlanılan Kaynak

Minör Edebiyat ve Minör-Oluş, Mustafa Demirtaş, Göçebe Düşünmek, Metis Defterleri, 2014.

 

 

Minör Edebiyat 1

  • Minör edebiyat toplumsal ve politik bir işleve sahip olan, kolektif ifadeleri besleyen ve dilin güçlü yersizyurtsuzlaşma katsayılarıyla kullanıldığı edebiyat tarzını tanımlar.
  • Deleuze ve Guattari tarafından geliştirilen bu kuramda sözü edilen yersizyurtsuzlaşma, düşünürlerin göçebe düşünce kavramı ile ilgilidir.
  • Düşüncenin nerede ve nasıl ortaya çıktığı, içerdiği fikirlerin nasıl organize edildiği ve sunulduğu, kendi dışındaki güçlerle hangi yollardan bağ kurduğu ve zaman içinde nasıl bir yol kat ettiği onun oluş biçimleri üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir diye düşünen Deleuze ve Guattari’ye göre, zihinde şekillenen model, uygulandıkça şekillenir, karşılaştığı engellerden ötürü yerini yeni söylemlere bırakır. Böylesi bir biçim, Deleuze ve Guattari tarafından göçebe düşüncede bulunur. Böyle bir düzenleniş içinde, fikirlerin hiyerarşik bir yapı veya merkezi bir gösterenin buyurganlığı ile birbirine bağlanmaları söz konusu değildir. Tıpkı merkezsiz bir yapı olan köksapın (rizom) yerin altında gelişmesi gibi göçebe düşünce iktidarın yüzeyinde değil, yeraltında gelişir.
2017 Venedik Bienali’nde sergilenen pişirilmiş ekmek hamuru ve kağıttan yapılmış 17 adet Ekmek Ansiklopedisi adlı işinde Maria Lai (1919-2013), gündelik malzemeyi yaratıcı biçimde kullanmayı tercih eden bir sanatçı olduğunu belirtmiştir. Bu esere bir nevi ekmek hamurunun yersizyurtsuzlaştırılması da diyebiliriz. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2017 Venedik Bienali’nde sergilenen pişirilmiş ekmek hamuru ve kağıttan yapılmış 17 adet Ekmek Ansiklopedisi adlı işinde Maria Lai (1919-2013), gündelik malzemeyi yaratıcı biçimde kullanmayı tercih eden bir sanatçı olduğunu belirtmiştir. Bu esere bir nevi ekmek hamurunun yersizyurtsuzlaştırılması da diyebiliriz.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Minör kavramı, majör kavramıyla karşıtlık içinde yer alır.
  • Majörlük değişmezliğe, durağanlığa, standarda işaret eder. Standart model yetişkin, beyaz, heteroseksüel, Avrupalı, standart dil konuşan erkektir.
  • Minörlük, standarttan sapan bir değişim ve oluştur.
  • Model hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmediğinden majörlük hiç kimsedir; minör ise herkestir. Minörün sınırları çizilmemiştir. Kadın minördür.
  • Minör edebiyat, bir azınlığın majör dilde yaptığı edebiyattır.
  • Majör bir dilin içindeki azınlıklar, majör dili değiştirip kendilerinin kılarlar.
  • Sözdiziminde alışılmadık bir şeyler vardır. İki ayrı sözdizimi yapısı bir virgülün iki yanına kusurlu biçimde yerleştirilmiş gibidir. Bilgi tuhaf bir biçimde parçalanmıştır, cümlelerin nereye gittiği konusunda ilginç bir belirsizlik vardır ama anlam tuhaf ya da belirsiz gibi gelse de ileriye doğru hareket son derece özgüvenlidir. Kullanılan bazı kelimeler sözlükte yoktur. Metin, oksimoronlarla doludur, bu da genel bir güvensizlik hissi uyandırır. Metin kaynak kültürde kendine özel bir konum edinir, okurlarla ilişkisi de özeldir.
  • Kafka gibi dilin minör kullanımını icra eden yazarlar, o dilin yoksunlaşma sürecini bir yaratıcılık kaynağına dönüştürürler ve onun yersizyurtsuzlaşma eğilimini kullanırlar. Onlar dilin yoğun bir kullanım modelini  keşfederler.
  • Dolayısıyla minör bir edebiyat salt bir yerel dile ya da bir toplumsal azınlığa bağlı olmayan ancak gizemi kendi dilinde bir azınlık gibi olmak olan bir edebiyattır; egemen sistemden becerikli bir şekilde kaçıştır. Majör dili bozarak dilin yersizyurtsuzlaşmasını sağlar. Minör edebiyatın amacının, gelecek olan ya da eksik olan bir halk için yazmak olduğunu belirtirler. Bu nedenle Deleuze ve Guattari için Kafka büyük bir yazardır. Standart bir halk kavramı olmadan yazdığı için, gelecek olan bir halkın sesi olarak yazdığı için büyük bir yazardır.
  • Deleuze ve Guattari için minör edebiyattaki her şey siyasaldır.

 

Yararlanılan Kaynak

Minör Edebiyat ve Minör-Oluş, Mustafa Demirtaş, Göçebe Düşünmek, Metis Defterleri, 2014.

Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2014.