Çağdaş Sanata Varış 148| Postmodern Politika 2 Michel Foucault

Fotoğraf: www.nkfu.com

Fotoğraf: www.nkfu.com

  • Kültür teorisyeni Michel Foucault (1926-1984) bilgiyle, politik güç arasındaki doğrudan ilişkiyi göstermeye çalışır, iktidar ve meşrulaştırma sorunlarıyla ilgilenir. Usun ürünü olan söylemlerin ve düşünce biçimlerinin ezilenlerin ve dışlananların yanında olmadığını, onların politik gücü bürokrasiler yoluyla  politikayı elinde tutanlara verdiğini öne sürer. Her söylem ve epistemoloji belli bir politikanın ürünüdür ve düzenini, değerlerini sürdürmeyi amaçlar.
  • Foucault, iktidar sorununu, kontrol aracı haline gelen bilgi açısından ele aldı. Bilginin güç ve iktidar sağladığını söyledi. (Aristo’nun öğrencisi, İskenderiye Kütüphanesi’ni düzenleyen Demetrios da MÖ 3. yüzyılda aynı görüşteydi.) Bilgi ile iktidarın temelde nasıl birbirine bağlı olduğunu, birinin genişlemesinin nasıl aynı anda diğerinin de genişlemesine yol açtığını gösterdi. Bilginin tarafsız olmadığını, iktidar ve denetimin bir aygıtı olduğunu savundu.
  • Epistemelerin kriterleri, neyi ve kimi dışarıda bıraktıkları ile tanımlanabilir: Modernite, akıl karşıtı olarak tanımladığı deli, suçlu ve sapkın kategorilerini gereksiniyor, hatta bunları kendisi yaratıyordu. Dolayısıyla bu akıl pratikte cinsiyetçi, ırkçı ve emperyalistti. Öjenik denen, ırkın iyileştirilmesini hedefleyen, uygun olanla olmayanı ayıran bu sahte bilim, fiziksel antropolojinin uygulamalı bir dalı olan antropometri vasıtasıyla sağlıklı/üstün insan tipleri ile dejenere alt tipleri sınıflandırmak için sayısız kafa vs. ölçtü. Avrupalı olmayan ırkların, delilerin, suçluların ve fahişelerin oluşturduğu alt tipler asimetrik özellikleriyle sınıflandırılabilirdi.
  • Foucault, gerçeği kimin tanımladığının ve hangi amaçla kullandığının önem taşıdığını söyler ve Tarih yoktur; dışlanmışa karşı meşru tarihlerin bir dizisi vardır”, der. Foucault tarihteki ayrımcılığın maskesini indirmiştir.
  • Foucault, toplumun çeşitli iktidar kurumları (hukuk, tıp, politika, akademi, sanat…) tarafından kontrol edildiğini savunmuştur. Bu kurumlar tarafından kullanılan dil, kendi otoritesini pekiştirir, kurum dışındakileri güçsüzleştirir ya da dışlar. Sanat hakkında sanatçılar tarafından kullanılan dil de eğitimsiz kişileri marjinalleştirir.
  • Belli bir role uygun hareket etmenin kimliğimizi, kendimize ilişkin algımızı ve başkaları tarafından algılanma biçimimizi şekillendirdiğini söyler. Kendimizi nasıl gördüğümüz ve başkalarının bizi nasıl gördüğü kısmen işimize, çocuklarımıza nasıl baktığımıza, hangi eğitimi aldığımıza, ne yaptığımıza, hangi ülkeden geldiğimize, nasıl göründüğümüze göre şekillenir. Bu faktörler bizi belli bir yere oturtur ve kimliğimizi, toplumdaki konumumuzu belirler.
  • Foucault için benliğin tanımı sosyal ilişkiler çerçevesinde yapılabilir. Benlik, politiktir ve benliğin bilgisi, iktidarla bağlantılıdır. Söylemler, hayatın bütün yönlerine aracılık eder. Söylem, bilimsel bilgiyi de kullanır. Toplumu bölücü pratikler kültürden kültüre değişir ve değişime tabidir.
  • Michel Foucault, her toplumda söylemlerin denetlendiğini ve sınırlandığını söyler. Bu denetleme ve sınırlama mekanizmalarının dışsal olduğu gibi, içsel de olabileceğini; dışsal denetim mekanizmalarında, toplumun sesi bir çeşit arka plan, fon oluşturuyor, yazarın konuşması bu düzlemin içinde yer alıyor. Toplum kendi sesini doğru sayıyor. Doğrunun sesi olarak seçilen/ görülen/ dayatılan bu ses, öteki sesleri dışlıyor. Toplum, kendi ekonomik uygulamalarının gereksinimlerini ahlak kurallarına, davranış reçetelerine dönüştürerek dayatıyor. Toplum her şeyin söylenmesine izin vermiyor, deliliğin, cinselliğin ve bazı politikaların sesleri doğru olmayan seslerden sayılıyor. İçsel denetim mekanizmalarında ise kendi kendini denetleme geçerli. İlkeler bir kere içselleşince, kişinin söylemini içten denetlemeye başlıyor. Foucault, yazara ve okura fazla bir özgünlük payı tanımıyor, denetim mekanizmalarının oldukça katı bir şekilde işlediklerini savunuyor.
  • Foucault’ya göre, nerede bir söylem varsa, onu kontrol edenler, sınır getirenler ile onun aracılığıyla kendini temsil etme hakkı verilmeyenler arasında bir çatışma vardır. Baskının olduğu yerde yıkım da vardır. Bir rejim ne kadar sıkı olursa olsun insanlar her zaman direniş fırsatı bulur.
  • Modern hayatın talep, yasa ve sansürlerinin cinsel özgürlüğü kısıtladığına inanmaz; Modern Batı toplumunun cinselliği bastırmak bir yana, bizzat ürettiğini; Victoria Çağı’ndan itibaren, bastırılmak bir yana, cinsellik söylemlerinin sürekli çoğaldığını öne sürer. Cinsellik söyleminin, doğal seks diye bir şeyin olduğu izlenimini yaratmaya hizmet eden, modern bir fenomen olduğunu ileri sürer. Foucault’ya göre bu, ekonomik olarak faydalı ve politik olarak muhafazakar bir cinselliği teşvik etmeye yönelik sosyal kontrolün bir başka yoludur. Cinsellik söylemlerinin artan bir kışkırtma mekanizmasına konu olarak cinsel çeşitliliği bizzat yarattığını savunur.
  • Foucault 1969 yılında bir kitabın başka kitaplara, metinlere, cümlelere yapılan göndermelerden oluşan bir sistem olduğunu; kitabın birliğinin değişken ve göreli olduğunu belirtmiş, bu tanımlamaya adını Roland Barthes, metinlerarasılık olarak koymuştur.
  • Foucault ölümünden kısa bir süre önce Aydınlanma’nın yeniden düşünülmesi gerektiğini söylemiştir.
  • Michel Foucault’dan etkilenen bir tarihçi beden, soy kütüğü ve kopuşla ilgili düşüncelerle meşgul olur.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>