Çağdaş Sanata Varış 121| Modernizm, Kapitalizm, Ulus Devlet 3

  • 193 üyeli Birleşmiş Milletler Örgütü ulus devleti şöyle tanımlıyor: Ortak değerler etrafında toplanan, geleceğini tayin etme hakkına sahip bir ulusun bir arada yaşadığı bir devlet modelidir.
  • 18. yüzyılın sonlarından önce gerçek bir ulus devlet, pasaport ve sınır olmadığı; insanların etnik ve kültürel kimliklere sahip olduğu ancak bunların içinde yaşadıkları siyasi oluşumu tanımlamaktan uzak olduğu düşünülüyor.
  • ABD’de 1776 ve Fransa’da 1789 devrimlerinde öncü ulus devletlerin tohumları atıldı. İnsanlar kendilerini yöneticileri ile değil, ulusal kimlikleriyle tanımlamaya başladılar.
  • 1789 Devrimi’nde bölge sakinlerinin yarısı Fransızca konuşamıyordu. 1860 yılında İtalya birleştiğinde sakinlerin ancak %2.5’i standart İtalyancayı konuşabiliyordu; liderler aralarında Fransızca konuşuyordu. Bu yüzden, “İtalya’yı yaratanlar İtalyanları da yaratmak zorunda kaldılar,” denir.
  • 1800’lü yıllarda kimse kendini Fransız olarak tanımlamazken 1900’lü yıllarda Fransa’da yaşayan hemen hemen herkes artık bir Fransızdı.
  • 1880’li yıllarda Prusya işsizlik yardımı yapan ilk hükümet oldu. Kimin Prusyalı olduğunun tespit edilmesi gerekti. İhtiyaçlar arttı: bürokrasi, vatandaşlık evrakları, genel nüfus sayımı, güvenlik güçleri tarafından korunan sınırlar…Bireylerin devletle bağ kurma eğilimleri artarken, dini kurumlara ve köylerine olan bağlılıkları azaldı.
  • Birinci Dünya Savaşı sonrası çok uluslu imparatorluklar parçalandı, Avrupa’nın sınırları kültürel ve dile dayalı farklılıklara koşut olarak yeniden çizildi.
  • Endüstrinin ihtiyaç duyduğu kaynakların dağılımının eşit olmaması, mikro devletlerin yaşama şansını azaltıyordu. Mikro devletler birbiri ile birleşti, imparatorluklar parçalandı.
  • Ulus devletler sanayi devriminin yarattığı kompleks hiyerarşilerden doğmuştu.
  • Ulus devletler ekonomik açıdan daha verimli bir ortam yarattı, sınırları dahilinde yaşayan insanların ulusal kaderlerini de tayin etme yetisi kazandı.
  • Tarihçilerin pek çoğuna göre devletler ulusları yaratır, uluslar devletleri değil.
  • Ulus oluşturma, modern ulus devletlerin evriminde kilit bir aşama oldu. Ulusların yaratılmasında anadili standartlaştıran kitlesel kitapların ortak bir dil oluşturmada çok büyük rolü oldu. Bunları, gazetelerin ortak ilgi alanı yaratması ve devlet okullarının ulusal bir kimlik oluşturması izledi.
Ulus devletin beşiği sayılan Avrupa’nın iki yüzyıllık geçmişine bakıldığında ulusal sınırların ne kadar büyük değişim geçirdiği görülür. Fotoğraf: Cumhuriyet Bilim Teknoloji 26.09.2014.

Ulus devletin beşiği sayılan Avrupa’nın iki yüzyıllık geçmişine bakıldığında ulusal sınırların ne kadar büyük değişim geçirdiği görülür.
Fotoğraf: Cumhuriyet Bilim Teknoloji 26.09.2014.

  • Etnik ve kültürel çoğulculuğun yaygın olduğu, çok lisanlılığın pek çok ülkede görüldüğü, kültürlerin birbirinin içine geçtiği, dolayısıyla ulus devlet modelinde sorun çıkma olasılığının yüksek olduğu savunuluyor.
  • Ulus devletlerin yalnızca tek bir ulustan oluşması gerektiği fikri, pek çok insanı doğal olmayan sınırlar içine hapseden sömürgeci bir yaklaşım olarak görülebiliyor.
  • Suriye ve Irak örnekleri bu iddiaları doğrular nitelikte ama, Singapur ve Tanzanya (120 etnik grup, 100 dil) sınırları dahilinde çeşitli uluslar, iç barışı bozmamaya özen gösteriyorlar; göçmenlerin ülkesi ABD ve Avustralya’da herkes tek bir ulus çatısı altında kaynaşmayı başarmış durumda. Ekonomik ölçek belki de en önemli faktör.
  • Ulusçuluğa göre insanların bir toprağa, bayrağa, ulusal bir hükümete ve BM tarafından tanınmaya ihtiyacı vardır.
  • Diktatörlükler etnik sürtüşmeleri daha da şiddetlendirir, çünkü diktatörlüğün kurumları, vatandaşların kendilerini ulusla özdeşleştirmelerini engeller.
  • Örneklerden görülüyor ki, etnisite ve dil önemli bir birleştirici. Ancak bürokrasinin daha önemli bir faktör olduğu savunuluyor. Son yapılan araştırmalar problemin etnik farklılıklardan değil, hükümetlerin tüm grupları tarafsız bir yaklaşımla aynı çatı altında toplayamamasından kaynaklandığını gösteriyor. Etnik grubun tanımı sorunlu bir konu. Ukrayna’daki Rusça konuşanların etnisitesi bugün hala tartışmalı.
  • Ulus içindeki çeşitliliğin sorun yaratmaması için çözümün Kanada’nın yaptığı gibi, gücü yerel topluluklara havale etmek olduğunu öne süren çevreler var.
  • Avrupa Birliği karlı ölçek ekonomileri (sabit maliyetler değişmediği sürece artan üretimle birim maliyetin düşmesi) yarattı. AB, tek başına rekabet edecek gücü olmayan Avrupa ülkelerine fırsat sundu. Ulus devletler sanayi devriminin yarattığı kompleks hiyerarşilerden doğmuştu. AB yeni bir hiyerarşik katman ilave etti ama yaygın/birleştirici bir bürokrasi oluşturamadı. Ekonomiler bağımsızlaştıkça, idari sistemler arasında daha fazla işbirliğinin kurulması gerekir. Oysa Avrupa’da sıklıkla felç olan hiyerarşilerden bahsetmek mümkün. Dolayısıyla hiyerarşi yerine kentler, sivil toplum örgütleri ve bölgeler arasında daha fazla iletişim kurulması öneriliyor.
Fotoğraf:Büyük Atlas, Prof. Faik Sabri Duran.

Fotoğraf:Büyük Atlas, Prof. Faik Sabri Duran.

  • Gündemdeki tüm olaylar şöyle ya da böyle ulus devlet kavramıyla bağlantılıdır.
  • Ekonomistler, siyaset bilimciler ve hatta bazı ulusal hükümetler, ulus devletlerin dünya sorunlarına çözüm üretme konusunda en ideal ölçek olmadığını düşünüyorlar. Bunlara göre gıda yetersizliği ve iklim değişikliği gibi yaşamsal sorunların küresel bazda ele alınması gerekir. Ulusal bazda ele alındığında, ulusal çıkarların küresel çıkarları baltaladığı öne sürülüyor.
  • Daha küçük ölçeklerde, kentsel ve bölgesel yönetimlerin insanlara ulusal yönetimlerden daha iyi hizmet verdiği savunuluyor.
  • Ulus devletler doğal ve kaçınılmaz kurumlar mıdır sorusu gündemi daha çok işgal etmeye başlıyor.
  • Oxford Üniversitesi akademisyenleri Yeni Ortaçağ Modeli’ni öneriyorlar: Yetkiler birbiri içine geçecek, egemenlik bölünecek, çoklu kimlikler ve idari kurumlar ile kesin olmayan sınırlar….
  • Princeton Üniversitesi akademisyenleri hiyerarşilerin yerini, ulus devlet bürokratlarının ve uzmanlarının oluşturduğu küresel bir ağın alacağına inanıyor. Hükümetler küresel sorunları çözmek için BM hiyerarşisi yerine G7, G8, G20 gibi esnek ağlarla çalışıyorlar. Ekonomik istikrarsızlık, salgın hastalıklar, iklim değişikliği ve siber güvenlik gibi küresel sorunlar söz konusu olduğunda bu tür ağların şart olduğu; birbirine bağlı sorunların birbirine ağlarla bağlanmış kurumlar tarafından çözülebileceği  düşünülüyor. Küreselleşmiş ekonominin bu ağların ortaya çıkmasına izin verdiği, kuralların uygulanması için güvenilir bir kuruma ihtiyaç olduğu, şu anda bunu yapabilecek tek varlığın ulus devlet olduğuna dikkat çekiliyor.
  • Ayrıca yerel sorunlarda yerel hükümetler, daha yüksek ölçeklerde daha yüksek güçler öneriliyor.
  • Küreselleşen dünyaya doğru evrilmenin bir başka alternatifi de Hollanda’dan: Çöküş. Çöküş şu demek: Hiyerarşik sistemlerin pek çoğu hantallaşma, pahalılaşma ve değişikliğe karşı direnç kazanma eğilimindedir. Sonuçta ortaya çıkan gerilim, kısmi bir çöküş veya yaratıcı bir yok oluş ile yeni yapıların ortaya çıkması.
  • Henüz noktası konmamış bu geçiş günümüzde de devam ediyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>