Yazar arşivleri: admin

James Joyce 8

Ulysses’in geçtiği yerler Dublin’de, yerinde, bronz levhalarla işaretlenmiştir. Burada eserin 150. sayfasına ait levha görülmektedir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ulysses’in geçtiği yerler Dublin’de, yerinde, bronz levhalarla işaretlenmiştir. Burada eserin 150. sayfasına ait levha görülmektedir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • James Joyce da Thomas Mann gibi modern dünyadaki sorunlara, meselelere, farkındalıklara, kaygılara temel mitolojik temaları uygular.
  • Ulysses adlı eserin kahramanlarından Bloom Ulysses’i, Stephen Telemakhos’u, Molly Penelope’yi temsil eder.
  • James Joyce’un Ulysses’te (1922) ele aldığı ve geliştirdiği tema merhamettir. Kahramanı Stephen Dedalus’un Leopold Bloom ile paylaştığı müşterek merhamet sonucu mertlik gözünün açılması, onun kalbinin sevgiye uyanışı ve yolunun açılmasıdır.
  • Bazı yorumculara göre Stephen için Bloom, karşısında mücadele verdiği devlettir. Bloom gerçekte Hıristiyanlığın dönüştüğü şeyi yansıtır; Stephen ise Bloom’u reddeden ya da kabul edemeyen kişilerin dönüştüğü şeydir ve Joyce ikisini de kendinden yola çıkarak yaratmıştır.
  • Nilüfer Kuyaş Ulysses’de otobiyografik öge ile roman ögesinin dengede olduğunu, Odysseus destanı model alınmışsa da, Ulysses’in tamamen Ödipal bir roman olduğunu yazar. Joyce’un kimliğini temsil eden Stephen Dedalus karakteri kendi ailesini, babasını reddeder, toplumsal koşullarını, kültür mirasını sorgular ve yeni baştan kurar. Leopold Bloom’da farklı bir baba figürü bulur. Bir Yahudi, bir Öteki figürüdür bu; Dedalus’un ait olmama ve isyan duygularını temsil eder. Romanın kahramanı mitolojik ve ayrıksı ilişkiler kurarak, kendisini yeniden yaratır. Roman aslında Joyce’un kimlik manifestosu sayılabilir, kendi kimliğiyle hesaplaşmasıdır.
  • Ulysses’te bir son hedeflenmez, bir kesit sunulur.
  • Joyce, bir gün Dublin ortadan kalksa, kitabının sayfaları izlenerek kentin yeniden kurulabileceğini söylemiştir. Yazarın adı, Dublin ile özdeşleşmiştir.
  • Ulysses’te alıntılar ve göndermeler çoktur. Bunlar arasında Shakespeare’in eserleri (Hamlet, Hırçın Kız, Size Nasıl Geliyorsa, Kral Lear vb.) başı çeker. Edebiyat tarihindeki ve felsefedeki en önemli metinlerden biri olarak kabul edilen Hindu kutsal metni Bhagavad Gita bir diğeridir. Yeats, Byron, Milton, Dante ve Wilde da eserde yer alırlar. En yoğun alıntı ve göndermelerin kullanıldığı bölüm dokuzuncu bölümdür.
  • Joyce, Ulysses romanında neredeyse bütün anlatı tekniklerini kullandığı için, bilinç akışından gerçekçiliğe, fantastikten dramatik diyaloğa kadar her yönteme başvurduğu için eleştirildiği zaman “Beni hedefe ulaştıran her şey geçerlidir,” diye yanıt vermiştir.

 

 

Faşizm / Diktatörlük 1

  • Faşist izler arasında en belirgin olanlar ırkçılık, homoseksüelliğe karşı duyulan korku, baskın maçoluk, komünizm karşıtlığı ve sağ görüşlerin tercih edilmesi, fanatikçe gelenek saplantısı, kahramanların yüceltilmesi, “yaşasın ölüm” söylemleri, kadınların alt sınıf olarak görülmesi, sürekli bir savaşma duygusu biçiminde gözlenebilir.
  • Faşizm inanmayı, itaat etmeyi, savaşmayı, güzel bir ölüm idealinin müridi olmayı, ateşe atılmayı, olabildiğince fazla çocuk doğurmayı, siyaseti varoluşun temel amacı olarak görmeyi, içinde bulunulan toplumun seçilmiş toplum olduğunu kabul etmeyi bekler.
  • Faşizm farklı siyasal ve felsefi görüşlerden oluşmuş bir kolajdır. Faşizm, çok değişik tarzlarda sahnelenebilir.
Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936. Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

Normalleşme, John Heartfield (1891-1969), 1936.
Eserin konusu Almanya ile Avusturya’nın iki yıl içinde birleşme kararıdır. Sanatçı Avusturya milliyetçiliğinin sembolü olan Kudüs Haçı’nın kenarlarını keserek bunun altındaki Nazi gamalı haçını gösteriyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, Londra, 2017.

  • Faşizmin özellikleri arasında sayılabilecekler bir sistem oluşturmaz, çoğu da birbiriyle çelişir. Ama içlerinden herhangi birinin varlığı, teşhis için yeterlidir:*Faşizmden çok daha eski olan gelenek kültü ilk sırada yer alır. Bu yapı, çelişkileri hoş gören senkretik (bağdaştırmacı) bir yapıdır.
    *Modernizme düzülen övgü yüzeyseldir. 1789 ruhu, Akıl Çağı, Aydınlanma çürümüşlüğün başlangıcı olarak görülür. Modernizmin reddi özelliklerden biridir.
    *Entelektüel dünyaya karşı güvensizlik. Aydınları geleneksel değerleri terk etmekle suçlamak; domuz entelektüeller, yumurta kafalılar, radikal züppeler, komünist yuvası üniversiteler gibi ifadelerle açığa vurulan nefret.
    *Görüş ayrılığı ile ihanetin eşdeğer tutulması. Eleştirel anlayış, ayrımlar yapar; ayrım yapmak modernizmin bir göstergesidir. Görüş ayrılığı çeşitliliğin de bir göstergesidir. Faşizm görüş birliği arar. Uyumsuzlara karşıdır. Tanımı gereği ırkçıdır.
    *Düş kırıklığı içindeki orta sınıflara çağrıda bulunur.
    *Ulusa kimliğini düşmanlar verir. Komplo saplantısı ve komployu açığa çıkarmanın en kolay yolu olarak yabancı düşmanlığı. Komplonun köklerinden biri de içeridedir. Yahudiler, hem içeride hem dışarıda olma avantajlarından ötürü hedef oluştururlar.
    *Barışseverlik kötüdür, çünkü yaşam sürekli bir savaştır. Dünya egemenliği için nihai bir savaş kaçınılmazdır, ardından altın çağ gelecektir.
    *Seçkincilik. Parti üyeleri en iyi yurttaşlardır; her yurttaş partinin üyesi olabilir/olmalıdır. Her yönetici altındakine tepeden bakar, onlardan her biri de kendi altındakileri hor görür. Bu da kitlesel seçkincilik duygusunu güçlendirir.
    *Kahramanlık ve ölüm kültü. Kahramanlık olağan karşılanan bir durumdur. Faşist kahraman en güzel ödül olan ölümü özler. Falanjistlerin sloganı Viva la Muerte! (Yaşasın Ölüm) dir.
    *Maçoluk. Kadınları küçük görmek bu işin olmazsa olmazıdır. Fallusun ikamesi silahtır.
    *Birey değil halk önemlidir ve halk tekparça bir varlıktır ve lider onların sözcüsüdür. Çürümüş parlamenter yönetimlere karşıdır.
    *Kendine özgü yeni bir dil yaratır.
    Söz konusu ögeler değişik diktatörlük biçimlerinin hepsinde ortaktır.

 

Şiddet 66| İç Savaş ve Devrim Şiddeti 2

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937. General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Şehit İspanya, André Fougeron, 1937.
General Franco’nun İspanya’nın seçilmiş sol kanat hükumetine karşı isyanı, Avrupa’da faşizmin habercisi olmuştur. Pek çok Fransız, gönüllü olarak Franco’ya karşı savaşa katılmaya gitmişti. André Fougeron (1913-1998) İspanya İç Savaşı’ndaki masum kurbanları, ölü bir at ve tecavüze uğramış bir kadın ile betimlemiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Savaş döneminde sanat, çekilen acılara için bir protesto ve ölenler için bir anma şeklidir.
  • 1936-1939 yılları arasında yaşanan İspanya İç Savaşı’nın Avrupa’da ve sürgünlerin göç ettiği İspanyolca konuşulan dünyada güçlü etkileri olmuştur. Sanatçılar özellikle sivil halkın maruz kaldığı acılara tercüman olmaya çalışmışlardır. Paris’te yaşamakta olan Pablo Picasso, binlerce Basklının yaşadığı acıları tek bir figürde topladığı Ağlayan Kadın (1937) adlı tablosunu yapmıştır. Meksikalı sanatçı David Alfaro Siqueiros ise isyanını soyut eserlerle dile getirmiştir.
  • 26 Nisan 1937 günü İspanya İç Savaşı’nda Nazi uçakları, aşırı Katolik falanjist General Franco’dan aldıkları talimatla Bask bölgesinde Guernica’nın pazar yerine düzenledikleri saldırıda 7000 kişilik nüfusun 1654’ünü öldürdüler. Birkaç ay sonra Picasso Paris’te Guernica sergisini açtı.
Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974. Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Remus ve Romulus, Peter de Francia, 1974.
Peter de Francia (1921-2012) zalimlik ve aç gözlülüğü, Remus ve Romulus’u besleyen kurdu sömürmekte olan devrin askeri liderlerini betimleyerek tasvir etmiştir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar, İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti. Lübnan İç Savaşı 1975'ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan'da yaklaşık olarak 150.000 - 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir. Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

Maruniler, Müslümanlar ve Dürziler arasında meydana gelen çatışmalar,İsrail, Suriye ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün de katılımıyla Lübnan’ı kan gölüne çevirmişti.
Lübnan İç Savaşı 1975′ten savaşın sona erdiği 1990 yılına kadar Lübnan’da yaklaşık olarak 150.000 – 230.000 insanın ölümüne neden olmuştur. Yaklaşık 350.000 kişi yaralanmış bir milyondan fazla insan da ülkesini terk etmiştir.
Lübnan İç Savaşı sonrası Beyrut’ta zarar gören binaların bir kısmı, o acı günleri hatırlatmak için olduğu gibi bırakılmıştı.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, 2003.

 

James Joyce 7

Dublin’de James Joyce Center’dan. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Dublin’de James Joyce Center’dan.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Ulysses’i 8, Finnegan Uyanması’nı 17 yılda yazdı.
  • Paris’te Odéon’da, “Ulysses, 1922’de bu evde baskıya verildi” yazılı mermer bir levha vardır.
  • Eserin ilk ve son kelimesi “Evet”tir. Eser Bloom’u düşünerek başlar ve Bloom’u düşünerek biter.
  • Enis Batur’un değerlendirmesine göre Ulysses, tek başına “kültür devrimi” etkisi yaratmış bir romandır.
  • Dili kronolojik anlatının tutsaklığından kurtarıp bir sözcük ya da ifadeyle birkaç zamanı birden yakalamak iddiasındaki en ünlü modernist yazar kuşkusuz James Joyce, yapıt ise Ulysses’tir. Joyce bu yapıtında mitik zamanla güncel zaman arasındaki gerilimi vurgulamış, bir tümcede birden fazla zamanı temsil etmeyi denemiştir.
  • Yazıyla temsil ile şekille temsil arasındaki farkın yazıda kapatılıp kapatılamayacağını deneyen Joyce, Sirenler bölümünde bu ayrımı sesle görselliği birleştirdiği bir dil yaratarak aşmayı dener. Sesler, renkler ve şekilleri temsil eder. Circe bölümünde ise benzer bir tekniği müzikten değil tiyatrodan yararlanarak kullanır. Joyce’un en büyük özelliği belki de dilin olanaklarını sonuna dek zorlamasıdır.
  • Ulysses bugüne dek yayımlanmış olan romanlar arasında, üzerinde en fazla deneme ve eleştiri yazısı yayımlanan, en çok inceleme konusu edilen yapıt olmuştur. Kendisi de “İçine çok bilmece koydum, asırlarca tartışacaklar, böylece ölümsüz olacağım,” demiştir.
  • Eser, 16 Haziran 1904 tarihinde Dublin’de yaşayan alt-orta sınıftan kişilerin, on sekiz saat  boyunca neler yaptıklarını, neler düşündüklerini anlatmıştır.
  • 16 Haziran, Joyce’severler tarafından Bloom Günü (Bloomsday) olarak adlandırılır. Bloomsday, Ulysses’in ana karakteri Leopold Bloom’un adından gelir ve kitaptaki bütün olayların geçtiği gündür.
  • Ulysses, Homeros’un Odysseus’u gibi bir yolculuktur. Odysseus bir Akdeniz yolculuğuydu, Ulysses ise tinsel bir yolculuktur. Odysseus’un izleği 1904’ün Dublin’ine uyarlanmıştır. Başkahraman Dublin’dir.
  • Eser üç ana bölümden (Telemachia, Odyssey ile Nastos) ve 18 ara bölümden oluşur.
  • Romanın kurgusu titizlikle planlanmıştır ve 18 bölümün Odysseus’ta bir karşılığı vardır.
  • Bu 18 bölümde yazılanları nerede ve saat kaçta geçtiği, hangi organa ve sanata/bilime tekabül ettiği, hangi rengi yansıttığı, simgesinin ne olacağı ve söz konusu bölümde hangi anlatım tekniğinin kullanıldığı gibi pek çok farklı açıdan incelemek gerekir.
  • Ulysses anti-epik özellikler barındırır: Odysseus’daki on yıllık mitolojik yolculuk bir günün on sekiz saatine sığdırılmıştır; epik eserdeki yüce olaylar, natüralist bir dille anlatılan sıradan olaylara dönüşmüştür; Odysseus’daki tarih, kahramanlık, şeref ve iffet gibi geleneksel değerler Ulysses’te geçerliliğini yitirmiştir, burada sıradan kişilerin alelade yaşamlarını sürdürebilmeleri için tasarladıkları tümüyle yeni bir kahramanlık türü geçerlidir. Bloom, kahraman değil, anti-kahramandır. Epik biçim Ulysses’te hem yeniden kurulur, hem de alaya alınır.
  • Dublin, Bloom ve Dedalus kimliklerini ararlar.
  • Joyce her şeyi bize parça parça verir, anlamak için bizim parçaları birleştirmemiz lazımdır.
  • Esere natüralist metin olarak baktığımızda bize Dublin’in yaşamını, sokaklarını, meyhanelerini, kerhanelerini, otellerini, duraklarını, gazete basımevlerini, hastanelerini tanıtır. Önemli bir tarihi ve toplumsal dokümandır. Ayrıntılar ve gerçekçilik olağanüstüdür.

James Joyce kule ile plaj arasını yürümüş, saat tutmuştur.

  • Esere sembolik metin olarak baktığımızda Samuel Beckett’in söylemiyle Ulysses’te içerik biçimdir, kendisi konudur.
  • Ulysses devrik cümlelerle, bilmecelerle, kendi kendisiyle alay eden cümlelerle doludur.
  • Hem Ulysses’te hem de Finnegan Uyanması’nda Babil Kulesi önemli bir izlektir. Enis Batur, Ulysses’in bir kule olduğuna, eserde her şeyin Dublin’deki Martello Kulesi’nde başladığına ve yine orada bittiğine dikkat çeker.
  • Yeats sanata kule demiştir. Bu yüzden kule, sanatın sembolü olarak düşünülmektedir.
  • Almak, aldığını değerlendirip yeni bir ürün vermek anlamında yemek ve dışkı Joyce için önemlidir. Gübre, verimlilik demektir. Aldığından yeni ürün üretmek sanat üretimi ile özdeştir. Vücut salgılarından bahsetmek, tiksindirici olmak adına değil, dışavurumcu olmak adına yapılır.
  • James Joyce’un babası John Joyce’un, eserdeki Stephen Dedalus karakterinin prototipi; romandaki Martha Clifford adlı karakterin modelinin ise James Joyce’un kısa süreli bir macera yaşadığı Martha Fleischmann olduğu düşünülür.

 

 

Emperyalizm 2

İmparator Maximilian'ın İnfazı, Édouard  Manet, 1868-69 (üçüncü ve son versiyon). Eser, I. Maximilian'ın Meksikalı Cumhuriyetçiler tarafından kurşuna dizilerek infaz edilmesini anlatmaktadır. Maximilian, üç yıl boyunca Fransa İmparatoru III. Napolyon'un ordularının koruması altında Meksika'yı yönetmişti. Napolyon Maximilian'a verdiği sözleri tutmayarak ordusunu geri çekince Cumhuriyetçiler yönetimi ele geçirdiler ve 1867 yılında Maximilian ve yardımcılarını infaz ettiler. Manet’nin amacı Meksika’yı değil Fransa’yı suçlamaktır. Cumhuriyetçilerin bir imparatoru infaz etmesini gösteren bu tablo Fransa'da hoş karşılanmadı ve sergilenmesine izin verilmedi. Bu nedenle Manet (1832-1883), tablosunu bir süre kendi evinde sergiledi. Manet’nin Goya'nın Madrid'de 3 Mayıs 1808 isimli tablosundan etkilendiği, bu eserin de Picasso'nun Guernica adlı tablosuna esin kaynağı olduğu söylenir. Fotoğraf: leblebitozu

İmparator Maximilian’ın İnfazı, Édouard Manet, 1868-69 (üçüncü ve son versiyon).
Eser, I. Maximilian’ın Meksikalı Cumhuriyetçiler tarafından kurşuna dizilerek infaz edilmesini anlatmaktadır.
Maximilian, üç yıl boyunca Fransa İmparatoru III. Napolyon‘un ordularının koruması altında Meksika’yı yönetmişti. Napolyon Maximilian’a verdiği sözleri tutmayarak ordusunu geri çekince Cumhuriyetçiler yönetimi ele geçirdiler ve 1867 yılında Maximilian ve yardımcılarını infaz ettiler.
Manet’nin amacı Meksika’yı değil Fransa’yı suçlamaktır. Cumhuriyetçilerin bir imparatoru infaz etmesini gösteren bu tablo Fransa’da hoş karşılanmadı ve sergilenmesine izin verilmedi. Bu nedenle Manet (1832-1883), tablosunu bir süre kendi evinde sergiledi. Manet’nin Goya‘nın Madrid’de 3 Mayıs 1808 isimli tablosundan etkilendiği, bu eserin de Picasso’nun Guernica adlı tablosuna esin kaynağı olduğu söylenir.
Fotoğraf: leblebitozu

Güzel Beyaz Adam, Luc Tuymans, 2000. Luc Tuymans’ın (1958-) 1980 ve 1990’lardaki eserlerinde devamlı beliren tema, Faşizmin genelde Avrupa kültürüne ve özelde ülkesi Belçika’ya etkisidir. 2001 Venedik Bienali’nde sergisinin adı Güzel Beyaz Adam’dır ve bu beyaz adam o dönemdeki adıyla Belçika Kongo’suna bağımsızlığını almadan birkaç yıl önce resmi bir ziyarette bulunan Belçika Kralı Baudouin’dir. Kral, beyaz bir askeri tören üniforması giymektedir. Mesafeli duruşuyla bu figür, sömürgeci bir devletin temsilcisidir. Bağımsızlık sonrası Demokratik Kongo Cumhuriyeti adını alan ülkenin ilk başbakanı Patrice Lumumba, 1960 yılında başbakanlık makamına gelmiş, 1961 yılında suikasta kurban gitmiştir. Tuymans’ın dizileri, Belçika ve Batı’yı ülke üzerindeki denetimlerinden feragat ettiklerini ilan ettikleri halde, ülkenin siyasi hayatını karıştırmakla suçlamaktadır. Sanatçı, seyircinin kendi yorumunu getirmesi için alan bırakmak amacıyla eserlerini genellikle kırpılmış veya kısmen resmetmiştir. Fotoğraf: Image & Narrative

Güzel Beyaz Adam, Luc Tuymans, 2000.
Luc Tuymans’ın (1958-) 1980 ve 1990’lardaki eserlerinde devamlı beliren tema, Faşizmin genelde Avrupa kültürüne ve özelde ülkesi Belçika’ya etkisidir.
2001 Venedik Bienali’nde sergisinin adı Güzel Beyaz Adam’dır ve bu beyaz adam o dönemdeki adıyla Belçika Kongo’suna bağımsızlığını almadan birkaç yıl önce resmi bir ziyarette bulunan Belçika Kralı Baudouin’dir. Kral, beyaz bir askeri tören üniforması giymektedir. Mesafeli duruşuyla bu figür, sömürgeci bir devletin temsilcisidir. Bağımsızlık sonrası Demokratik Kongo Cumhuriyeti adını alan ülkenin ilk başbakanı Patrice Lumumba, 1960 yılında başbakanlık makamına gelmiş, 1961 yılında suikasta kurban gitmiştir. Tuymans’ın dizileri, Belçika ve Batı’yı ülke üzerindeki denetimlerinden feragat ettiklerini ilan ettikleri halde, ülkenin siyasi hayatını karıştırmakla suçlamaktadır. Sanatçı, seyircinin kendi yorumunu getirmesi için alan bırakmak amacıyla eserlerini genellikle kırpılmış veya kısmen resmetmiştir.
Fotoğraf: Image & Narrative

  • Birinci ve ikinci kolonileştirme dalgalarıyla birçok ülkenin tarım gelenekleri ve toprak mahsulleri ortadan kaldırılmıştır.
  • Kolonileşme, güçlü bir medeniyet ile karşılaştığı durumlarda, karşılıklı alışverişi tercih etmemesine rağmen, o bölgeye ait pek çok hammadde ve gıda kolonicilerin hayatına girer. Körinin İngiliz mutfağında yaygın kullanımı bu duruma bir örnektir. Ünlü Worcestershire
  • sosunun kökeni de Hindistan’dır.
Kinoa çiçekleri. Fotoğraf: caribbeangardenseed.com

Kinoa çiçekleri.
Fotoğraf: caribbeangardenseed.com

  • İspanyollar Latin Amerika topraklarında MÖ 3000’lerden beri tüketilmekte olan, İnkaların süper besini olarak anılan  kinoa ekimini yasaklamışlardı. Kinoa tohumları protein, kalsiyum, demir, E ve B vitaminlerinden zengindir. Proteini sekiz temel amino asidi de barındırdığından tamdır; tahıllardan iki kat daha fazla protein içerir. Yarım fincan kinoa yiyen bir çocuk ihtiyacı olan günlük proteini almış olur. İspanyollar çok yararlı olan bu besinin yerlileri çok güçlendirmesinden korkuyorlardı. Ekim yasağına uyulup uyulmadığını kontrol etmek de bitkinin salkım salkım açan çiçeklerinden ötürü kolaydı.
  • Latin Amerika’nın sömürgeleştirilmesi ile yerlilerin yükseklik hastalığına karşı içtikleri çayın bitkisi olan koko yaprağının ekimi de uyuşturucu özelliğinden ötürü yasaklar listesine girmiş.

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

  • Slow Food Devrimi, Carlo Petrini ve Gigi Padovani, Sinek Sekiz Yayınevi, 2012.
  • ibrahimokcuoglu.blogspot.com
  • Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.
  • Dünya Sanat Tarihi, Hugh Honour ve John Fleming, Alfa Basım, 2015.
  • Göçebe Düşünmek Deleuze Düşüncesinin Sınırlarında, Haz: Ahmet Murat Aytaç ve Mustafa Demirtaş, Metis Defterleri 5, 2014.