Yazar arşivleri: admin

Popülizm 4

  • Batı Avrupa’da totalitarizmin doruk noktası olan 1930’lar ve 1940’ların ürünü Nasyonal Sosyalizm ve İtalyan Faşizmi yalnızca popülist değil, aynı zamanda ırkçılığı, şiddetin yüceltilmesini ve radikal lider ilkesini de barındıran kurumlar olmuşlardır. Hitler’i ve 1940 yılında Fransa’da Vichy hükumetinin lideri Mareşal Petain’i iktidara getiren halkı temsil eden meşru meclisler olduğu için savaş sonrasında kontrol ve denge mekanizmaları güçlendirilmiş, anayasa mahkemesi gibi seçmene karşı sorumlu olmayan kurumlar, demokrasinin korunmasından sorumlu kılınmıştır. Bu şekilde güçlendirilmiş olan demokrasi, diktatörlükleri yıkıp, liberal demokrasiye geçen hemen her ülkede benimsenmiştir: 1970’lerde İber Yarımadası’nda, sonra Orta Avrupa’da ve en son Doğu Avrupa’da olduğu gibi.
  •  Refah devletinin küçülmesi, alınan göçler ve ekonomik kriz sonucu Avrupa, 1970’lerin ortalarından başlayarak popülist aktörler karşısında savunmasız kaldı. Bir görüşe göre Avrupa’da faşizm ve popülist siyasetler etnik köklere ya da kültüre bağlılıktan değil, işini, aşını, güvenliğini kaybetme telaşından güçleniyordu. Yükselen popülist liderler, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, radikal dincilik, küreselleşme karşıtlığı gibi ilkel akımların popülerleşmesi toplumsal gerilemenin göstergeleriydi. Siyasal hareketlerin ağırlık noktası milli aidiyet boyutuna, güvenlik vaadine ve geçmiş zamanların parıltısının yeniden teminine kayıyordu.
Fotoğraf: Özgür Üniversite

Fotoğraf: Özgür Üniversite

  • Popülizmin beslendiği en güçlü damar anti-küreselleşmecilik ve milliyetçilik düşünceleriydi. Trump “Önce Amerika” gibi popülist sloganlar üretirken, ülkenin temellerini yerinden oynatabilecek bazı politikaları da uygulamaya koyuyor. ABD Başkanı için güvenlik meselesi, popülizmi en ileri noktalara kadar götürebileceği bir araç.
  • Batı dünyasında sağda yeni partiler ve popülist liderler yükseliyor. Popülist söylemlerin ve sağ hareketlerin yükselişi anti-İslam, anti-terörist, anti-yabancı, anti-göçmen duyguların üzerine inşa ediliyor.
  • Demokrasi geçmişi çok eski olan ülkelerde bile antidemokratik bazı uygulamalara kapı açan popülizmin toplumda giderek daha fazla karşılık bulduğu görülüyor. Fransa’da Jean-Marie Le Pen yıllarca anti-semitik ve aşırı sağı savunan söylemleri ile marjinal bir hareket olarak kalmıştı. Kızı Marine Le Pen, 2011’de cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura kalan iki adaydan biri olmuş, 2017 başkanlık seçimlerinde ikinci turda seçimi kaybetmiş ama oyların da %35’ini toplamıştı.
  • Popülizm her zaman milliyetçiliğin veya etnik şovenizmin bir formu değildir.

 

Şiddet 59| Devlet Şiddeti 5

Savaş ve Tecavüz

  • Roma’nın krallık döneminden beri savaş ekonomik bir faaliyettir.
  • Ulusların açık onayı alınarak yapılan savaş, sıcak savaş olarak adlandırılır.
  • ABD’li sosyolog Robert Alexander Nisbet (1913-1996), tarihte savaş koşullarında doğmamış olan ve kökü özel savaş disiplinlerine dayanmayan, bilinen hiçbir devlet yoktur, der. Bu açıdan bakıldığında devlet, savaş yapma aygıtının kurumsallaşmasıdır.
  • İkinci Dünya Savaşı, yedi kıtanın altısında, okyanusların tümünde yaşanan, elli milyon insanın ölümüne, yüz milyonlarcasının yaralanmasına yol açan, uygarlık merkezlerini yerle bir eden bir trajedi idi.
  • 1950-1970’lerde ABD ve Komünist ülkeler arasında vekalet savaşları (proxy wars) yapıldı. İki taraf doğrudan birbiriyle savaşmak yerine, üçüncü tarafların savaşlarına müdahil oldular. ABD ve Sovyetler Birliği Kore, Küba krizi, Afganistan aracılığıyla birbirlerine meydan okumuşlardı.
  • Şiddetli bir korku, aşırı fiziksel zorluk, korkunç yaralanmalar, kollarında ölen arkadaşlar gibi savaşçıların yaşadıkları koşulların yol açtıklarına çeşitli savaşlarda çeşitli isimler verildi:
    Birinci Dünya Savaşı sonrası savaş bunalımı,
    İkinci Dünya Savaşı sonrası savaş nevrozu,
    Vietnam, Irak, Afganistan savaşları sonrası yaşananlara ise post travmatik stres bozukluğu (PTSB) dendi. PTSB, travmatik bir olayın fiziksel olarak yeniden yaşanması, kabuslar ya da geriye dönüşler ile tekrar tekrar ortaya çıkarak anksiyete ve depresyona yol açmasıdır.
  • 18 yaşın altındakileri askere alan ülkelere yaptırım uygulama gayretleri varsa da, Irak, Myanmar ve Afganistan gibi ülkelerin ordu ya da milis kuvvetlerde çocuk asker kullandığı biliniyor.
  • Çocuklukta yaşanan cinsel taciz, fiziksel taciz, suç, büyük araba kazaları gibi savaş da psikolojik travmanın önemli kaynaklarından biridir.
İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.  Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İsrail-Filistin davasında “taş atan çocuklar” intifadanın sembolü olmuşlardı. 2017 yılında da Kudüs direnişinin sembolü çok sayıda İsrail askeri tarafından askeri karakola gözleri bağlı şekilde götürülen Fevzi el Cuneydi oldu.
Fotoğraf: AA, Wisam Hashlamoun.

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını. Fotoğraf: https://onedio.com

İkinci Dünya Savaşı sırasında seks kölesi olmuş ve hayatta kalmayı başarmış Güney Koreli bir Konfor Kadını.
Fotoğraf: https://onedio.com

  • Büyük İskender’in MÖ 334 yılında yaptığı İran Seferi sırasında iki askeri, evli iki İranlı kadına tecavüz ettikleri için İskender’in emri ile asılmışlardı.
  • İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon ordusu, askerlerinin cinsel ihtiyaçlarını karşılaması için birçok Koreli kadını, senelerce seks kölesi haline getirdi, bu kadınları kenef diye adlandırdı. Sayıları 200.000’e yaklaşan bu kadınların oluşturduğu topluluğu ise Konfor Kadınları diye adlandırdı. Askerlere hizmet verilmesi için oluşturulan evlerin aşırı sağlıksız koşulları ve cinsel yollarla bulaşan hastalıklar nedeniyle birçok kadın hastalanmış, hastalanan kadınlar ya askerlerce bizzat öldürülmüş ya da ölüme terk edilmiştir. Güney Kore hem bir özür, hem de bu durumun mağdurlarına tazminat ödenmesini istese de, 2015’in sonuna kadar Japonya bu yaşananlardan dolayı ne özür dilemeyi ne de mağdurlara para ödemeyi kabul etmedi. Birçok Japon politikacı tarafından olayın normal bir durum olduğu dillendirildi. Ancak, kamuoyu baskıları ve yapılan eylemler sonucunda 2015 yılında Japonya hem özür diledi hem de mağdurlara ve ailelerine yaklaşık 8 milyon Dolar tazminat ödemeyi kabul etti.
  • Günümüze yakın bir tarihte gündeme geldiği ve uzun süre gündemden düşmediği, ayrıca bir de isim verildiği için Koreli kadınların yaşadığı trajedi aslında tekil bir olay olarak görülmemeli. Savaşa maruz kalmış tüm ülkelerde kadınların yaşadığı durum ve ardından politikacıların yaptığı açıklamalar hemen hemen aynı. Savaş, savaşan erkeğe olduğu kadar, cephe gerisindeki kadına da cehennem hayatı yaşatan bir durum.
  • 1931’de Japonya’nın Mançurya’yı işgal etmesiyle başlayan Çin işgalinde çok önemli bir tarihsel vaka olan Nanjing Katliamı’nda Japon askerleri tarafından 200-300 bin Çinlinin öldürüldüğü, 20 bin civarında kadına tecavüz edildiği tahmin edilmektedir.
  • 1990’lı yıllarda Yugoslavya’nın parçalanması ile başlayan milliyetçi çatışmalarda Sırp ordusunun kurduğu kamplarda Hırvat ve Müslüman kadınlara sistematik olarak tecavüz edildi ve bu kadınlar hamile bırakıldı. Sırp kültüründe, Katolik Hırvatlar ve Müslüman Boşnaklarda olduğu gibi, çocuğun babanın tohumundan oluştuğu ve annenin yalnızca kuluçka vazifesi gördüğü inancı yaygındır. Kadınlar, kişisel aşağılanmalarının yanı sıra; onuru, kadının namusu ile özdeşleştiren kültürlerde halklar da aşağılanmış kabul edilirler. Hayatta kalan Müslüman kadınlar, eşleri ve aileleri tarafından reddedildiler.
  • 1994 yılında yaklaşık yüz gün içinde 800.000 Tutsi ve ılımlı Hutu‘nun, aşırı uç Hutular tarafından öldürüldüğü Ruanda katliamı neticesinde Hutu ağırlıklı hükumet düşürülmüş, öç almak isteyen Tutsilerin saldırması ile yüz binlerce Hutu, komşu Zaire‘ye (Kongo Cumhuriyetine) sığınmıştı. Aile ve Kadın Bakanı, Hutu milislerinden, Tutsi kadınlarına ve genç kızlarına öldürmeden önce tecavüz etmelerini istemişti. Kendisi de kadın olan bu bakan, soykırımı teşvikten uluslararası mahkemeye çıkartılan ilk kadın olmuştu.
  • Kadının iffetinin, ailenin, ülkenin, halkın onuruyla özdeşleştirildiği durumlarda kadınlar, birden çok defa cezalandırılmış oluyor.
  • 1993 yılında Viyana’da, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nda tecavüzün ve her çeşit cinsel şiddetin savaş suçları listesine alınması kararlaştırıldı. Sonraki toplantılarda bu karar, bazı Müslüman ülkelerle Vatikan Devleti’nin bazı maddelere muhalefet şerhi koymasına rağmen onaylandı. Anlaşmanın pratik sonuçlarının sınırlı kalacağı bekleniyor.
  • 2000’li yılların ürünü IŞİD, Ezidi kadınları kaçırıp köle pazarında sattı; bir kadına on militan tecavüz edince kadının Müslüman olduğu, tecavüz edenin de sevaba girdiği yalanlarıyla kız çocuklarının, kadınların rahimleri paramparça edildi.
  • Savaş, tüm çirkinliklerine kesinlikle tecavüzü de ekliyor.

 

Huntington’ın Demokrasi Dalgaları

  • Demokratikleşme tarih boyunca dalgalar halinde uluslararası toplumu etkilemiş, bazı görüşlere göre, 1980’lerden itibaren kuvvetle esmeye başlayan küreselleşme rüzgarı ile birlikte bu dalgalar iyice yükselmişti.
  •  Olgunlaşmış bir demokrasi, içerisinde insan hakları, kuvvetler ayrılığı, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü, genel ve eşit oy gibi ilkeleri barındırmalıydı.
Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849). Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

Büyük Dalga, Katsushika Hokusai (1760-1849).
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi.

  • ABD’li siyaset bilimci Samuel Huntington (1927-2008) 1991 yılında demokrasi dalgalarını üç döneme ayırmıştı. Bu teoriye göre üç demokrasi dalgasına karşılık dünyada iki de ters dalga yaşanmıştı.İlk dalga 1828-1926 yılları arasında Atlantik ve Avrupa’da etkili olmuş, sonra çekilme dönemine girmişti. Bu dönemde 29 demokratik ülke ortaya çıkmıştı.

    Birinci ters dalga 1922-1942: Mussolini’nin iktidara gelmesi ile başlayan dönemdi.

    İkinci demokrasi dalgası 1943-1962 yılları arasında yükselmiş, demokratik ülke sayısı 36 olmuştu.

    İkinci ters dalga 1958-1975 yılları arasındaydı ve demokratik ülke sayısı 30’a düşmüştü. Askeri yönetimlerin iktidara oturduğu ülkeler arasında Portekiz, Yunanistan ve Türkiye de vardı.

    Son dalga 25 Nisan 1974’te Lizbon’da bir radyo istasyonunda çalan Grandola Vila Morena adlı şarkıyla başlıyordu. Kadife Devrim olarak bilinen şiddetsiz bir askeri darbe ile Portekiz’de yükselişe geçen yeni demokrasi dalgası, Soğuk Savaş’ın (1949-1989) bitiminin ardından iyice coşmuştu.

    Huntington’a göre küreselleşmenin hikayesi ile Üçüncü Dalga’nın hikayesi birlikte yazılacaktı. Küresel süreç, demokrasinin önüne çekilen bütün setleri yıkıp geçerken ekonomik piyasaları da serbestleştirerek, hukuk kurallarını evrenselleştirecek ve insan topluluklarını özgürleştirecekti.

    Ama beklendiği gibi olmadı.

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai. Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek. Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

Büyük Tavşan Dalgası, Katsushika Hokusai.
Bu ünlü tablonun birçok replikası ve yeniden yorumlamaları da yapıldı. Tablonun günümüz mangasının gelişiminde büyük etkileri olduğunu ve Avrupalı büyük sanatçıları da etkilediğini söylemek gerek.
Fotoğraf: Kitaplık Kedisi

 

Yararlanılan Kaynaklar

Duvar, Deniz Ülke Arıboğan, İnkılap Kitabevi, 2017.

Üçüncü Dalga: Geç 20. Yüzyılda Demokratikleşme, Samuel P. Huntington, Kilit Yayınları, 2011.

 

 

Popülizm 3

Fotoğraf: DMY Felsefe

Fotoğraf: DMY Felsefe

  • Popülist siyaset ahlaklı ve ahlaksız, saygın ve yozlaşmış, önem taşıyan halk ile bir önemi olmayanlar arasında ayrımlar yapmaya izin veren bir kritere dayanır.
  • Teknokratlar ve popülistler tek bir siyasal çözüm olduğuna ve tek bir gerçek halk iradesi olduğuna inanırlar.
  • Popülistlerin, meylettikleri büyük dışlama konusunda kimse onlara yetki vermiş değildir. Seçimlerde alınan %51 oy oranı da bu yetkinin kaynağı olamaz.
  • Halkın sadece gerçek halk olan bölümü desteklenmeyi ve iyi idareyi hak ettiği için kitlesel kayırmacılık ya da başka bir deyişle ayrıcalıklı hukuk gündeme gelir. Tarafsız olması gereken bürokratik pozisyonlara kendi taraftarları atanır (Macaristan’da Victor Orban); var olan mahkemelerin prosedürleri değiştirilir, yeni hakimler atanır ( Polonya’da Jaroslaw Kaczynski). Pek çok parti taraftarlarını ödüllendirir. Popülistlere mahsus olan, bu tür pratikleri açıktan ve ahlaki bir meşrulaştırma ile sürdürmeleridir. Bunlar, devlet tarafından desteklenmeyi hak edenlere yapılmaktadır.
  • Yolsuzlukla ilgili çıkan haberler, popülist liderlerin itibarına zarar vermez. Avusturyalı Jörg Haider ve İtalyan Kuzey Ligi yolsuzluğa bulaştılar ama her ikisi de büyümeye devam ediyor.
  • Finlandiya’da Gerçek Finler Partisi, gerçek Finlandiyalıların tek temsilcisi olduğunu iddia eder. İtalya’da Beppe Grillo, diğer tüm adaylar yozlaşmış ve ahlaksız olduğundan parlamentodaki koltuklarının tamamını hak ettiğini öne sürer.
  • Popülist lider seçimle iş başına geldiğinde demokrasinin sınırlarını kendisi belirler.
  • Popülistler her zaman, adına konuştukları homojen halkın inşasıyla meşguldürler.
  • Popülistler, rakiplerinin birbirine benzediğini söylemekten çok hoşlanırlar.
  • Demokratik aktivistler asla halk sadece ve yalnızca biziz demezler, biz de halkın bir parçasıyız derler.
  • Neoliberalizmi eleştirmek, popülist olmak demek değildir.
  • Rusya Devlet Başkanı Putin dünyadaki bütün popülist liderlerin idolü haline gelmiştir. Bu liderler Marine Le Pen gibi sağdan ya da Alexis Chipras gibi soldan gelebilir.

 

Şiddet 58| Devlet Şiddeti 4

Taklitçilik, John Heartfield, 1934. Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.  Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

Taklitçilik, John Heartfield, 1934.
Alman sanatçı John Heartfield (1891-1968) politik çürümeyi fotomontajla anlatma yolunu seçmiş bu alanda öncü bir sanatçıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Helmut Herzfeld olan adını milliyetçiliği protesto etmek için John Heartfield’a değiştirmiştir. Yine aşırı sağın zalim ve ikiyüzlü politikasını protesto için 1920 yılında Komünist Partiye katılmıştır. Eserleri sergilerin yanı sıra komünistlerin çıkarttıkları dergilerde de basılmıştır. Nazileri baş hedefi haline getirince Prag’a kaçmak zorunda kalmış, çalışmalarını daha sonra Birleşik Krallık’ta sürdürmüştür. Yukarıdaki fotomontajında, Goebbels’e bir tavsiyede bulunmaktadır: Goebbels Führer’ine, İşçi Bayramında emekçilere hitap ederken Marx’ın sakalını takmasını söylemelidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Tate Modern, 2017.

  • Nazilik, kesin olarak Hıristiyan karşıtı ve yeni-pagandı, tıpkı Stalin’in Sovyet Marksçılığının resmi şekli Diamat’ının açıkça maddeci ve ateist olduğu gibi. Totaliterlik, bireyin her eylemini devlete ve devletin ideolojine tabi kılan bir rejim ise, Nazizm de Stalincilik de totaliter rejimlerdi.
  • Wasili Grossmann (1905-1964), kurbanları insan olarak algılamayan totaliter sistemlerin kaba güç kullanımının, insanların aklını kötürümleştirme yeteneğine sahip olduğunu yazar.
Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi. Fotoğraf: kitap alıntılarım - WordPress.com

Nasyonalizmin dönemin ruhu olduğu; Nazi ve Stalin yönetimlerinin aynı varlığın, parti devletinin biçimi oldukları söylenir. Hitler milyonlarca Yahudiyi sistematik bir şekilde yok etti. Stalin döneminde on milyonu İkinci Dünya Savaşı’nda olmak üzere toplam 40 milyon kişi öldü. Bu döneme Büyük Terör dendi.
Fotoğraf: kitap alıntılarım – WordPress.com

Büyük Temizlik kurbanları. Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu. Fotoğraf: Akşam

Büyük Temizlik kurbanları.
Stalin, 1929-1933 arasında zorunlu kolektifleştirme, kıtlık, açlık nedeniyle milyonları; 1937 yılında başlattığı siyasi temizlik ile nicelerini öldürttü. 1930-1953 arasında SSCB’de Halk Düşmanı suçlamasıyla 786 bin kişi idam edildi; 3.800 bin kişi devlete karşı suç işlemekten hüküm giydi. Glasnost sonrası bu davalardan 850 bin tanesine yeniden bakıldı; sadece 12 bin davanın neticesi haklı bulundu.
Fotoğraf: Akşam

  • 1932–1933 arasında Sovyetler Birliği’nde, şimdiki Ukrayna ve Rusya’nın Kuban bölgesinde suni olarak yaratılan kıtlık sebebiyle yaklaşık olarak 8 milyon insanın öldüğü olaylar Ukrayna Kırımı ya da Holodomor olarak anılır. Sovyet arşivlerinin açılmaması yüzünden ölü sayısı kesin olarak bilinememektedir.
Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya. 1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Varşova Ayaklanması Anıtı’ndan bir bölüm, Varşova, Polonya.
1944’de 63 gün süren ayaklanmayı bastıran Naziler üç ay boyunca şehri yakıp yıktılar. Ayaklanma esnasında Kızıl Ordu, Vistula Nehri’nin karşı kıyısındaydı ama Polonyalılara yardıma gelmedi. 1945’te Ruslar “şehri kurtarmaya” geldi. O zamana kadar şehirde binaların %85’i yıkılmış, 700.000 kişi ölmüştü. Ruslar, Ayaklanma’dan bahsetmeyi yasakladılar. Fotoğrafta bir bölümü görülen anıt, 1989 yılında, Ayaklanma’nın 45. yıl dönümünde açıldı. Anıtın bu bölümünde, kanallardan kaçarak kurtulmayı başaran 5.000 kişi temsil ediliyor.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı. Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel. Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez. Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.  Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

Ortaçağ şatosu, halkı tehdit eder gibi yükselir. Solda, Moskova’da inşa edilmiş, Stalin Gotik yedi binadan biri. Bunlardan biri Dışişleri Bakanlığı, biri Moskova Devlet Üniversitesi tarafından kullanılıyor. Üniversitenin binası 40 bin odalı.
Sağdaki fotoğrafta ise Çin’in Xian kentindeki bir heykel.
Devlet baskısı, aynı Asur rölyeflerinde olduğu gibi, mimari ve heykel ile de kendini empoze eder. Baskıcı zihniyet çağlara göre değişmez.
Bir başka yöntem ise tüm devlet dairelerine asılan resimlerdir. Stalin’in her şeyi denetleyen bakışları altında çalışmak ve o bakışa katlanmak zorunda kalmak pek çok eserde anlatılmıştır. Sürekli göz hapsinde tutulan halk, politik şiddetin nesnesi olur.
Fotoğraflar: Füsun Kavrakoğlu

  • Komünist idare zamanında insanların seçim imkanlarının sosyal bakımdan baskıcı şartlarla çok sert kısıtlandığı günümüzde artık net bir biçimde biliniyor.
  • Nazizim, Stalinizm, faşizm ve diğer bütün totaliter rejimler ve onların artçıları şiddet politikası uygulamışlardır.
  • Bertolt Brecht sorar “ Tüm yetki halktan gelir. Fakat nereye gider?”