It’s a Fact 2

Fotoğraf: lovewitch.com

Fotoğraf: lovewitch.com

  • The word ‘bungalow’ derives from the Hindi word bangala, meaning “Bengali” and “a house in the Bengal style”.
  • There are more lakes in Canada than the rest of the world put together.
  • The Mona Lisa was first bought by Francis I, King of France, as a decoration for his bathroom.
  • If you take sleeping pills, you dream less.
  • In the 19th century, when German princes behaved poorly, their since-birth-accompaniment got the punishment instead.
  • In Japan, only the imperial family is allowed to drive a maroon colored car.
  • The vegetable known to men for the longest is the broad bean.
  • Knocking on wood is a Christian practice. The wood symbolizes the Cross.

 

 

Şiddet 85| Sanat ve Şiddet 4

  • Librettolarda da kadınlara geleneksel olarak yöneltilen eleştiriler yer alır. Figaro’nun Düğünü’nde, Dördüncü Perdede Figaro’nun Susanna kendisini Kont’la aldatıyor zannettiğinde sadece Susanna’ya değil, genel olarak kadınlara acımasız, yalancı, sadakatsiz gibi tanımlar ve hakaretler yöneltir. Mozart’ın Cosi Fan Tutte (1790), Bütün Kadınlar Yapar Bunu adlı operası için de sıkça mizojen yorumu yapılır.
  • Modern bir sanat biçimi olan polisiye de aynenantik trajediler gibi, Katharsis’e erişmeyi amaçlar. Erotizm de kötü itkileri yatıştırmaya uygundur.
  • Nilüfer Kuyaş, 19. yüzyıl edebiyatında anlatı biçiminin kaynağı iyinin kötüye karşı mücadelesi iken, 20. yüzyılda anlatı formunun kökeninin kötülükle nasıl yaşanabileceğine döndüğünü yazar.
  • Basım tarihi 1949 olan George Orwell’in 1984 adlı romanı polis devletinin şiddeti üzerinedir.
  • Doktor Jivago adlı roman ve yazarı Boris Pasternak, Soğuk Savaş’ın malzemelerinden biri haline gelmişlerdi. 1956 yılında SSCB’nin Rus edebiyatının büyük şairi Pasternak’ın tek romanı Doktor Jivago’yu ülkesinde yayımlatmasına izin vermemesi, ABD için eşi görülmemiş bir propaganda fırsatı yaratmıştı. Peter Finn ve Petra Couvée’nin eserin yayımlanmasında CIA’in oynadığı rolü gösteren belgelerden yola çıkarak hazırladıkları Jivago Vakası, CIA’in sanatı, edebiyatı nasıl kendi amaçları için kullandığını göstermesinin yanı sıra, yazarın eserini yayımlatma çabasını, yasaklanmış kitapların öyküsünü de anlatır. Yasaklanan eserler, sürgüne gönderilen yazarlar SSCB’de sık yaşanan durumlar olmuştur.
Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008). Fotoğraf: Nkfu

Eserlerinde devrimci ideallerle sert politik gerçeklikler arasındaki çelişkileri göstermeye çalışmış; Sovyetler Birliği’nde rejim/devlet şiddetinin çeşitli uygulamalarına maruz kalan (8 yıl bir kampta hapis cezası, normal hapishanede hapis, siyasal tutuklular için kurulan özel bir kampta 3 yıl tutulma, istenmeyen kişi ilan edilme, sürgün, ülke dışına çıkma yasağı, yazarlar birliğinden kovulma, vatandaşlığının iptali, sınır dışı edilme) yazar Aleksandr Soljenitsin (1918-2008).
Fotoğraf: Nkfu

  • Bazı pop müzik parçalarının sözleri kadın düşmanlığı içerir. Hayal kırıklığından doğan bir kültür olan Rap müziğinin sözlüğünde kadınlar, fahişe ve sürtük olarak geçer.
  • Hayatı reddeden, seksten nefret eden, alkolü sadece kayıtsızlık için kullanan Beat sendromunun en tanımlayıcı işaretlerinden biri, özellikle Kerouac ve Burroughs’un kitaplarında, kadını hakir görmektir.
  • Sineklerin Tanrısı adlı romanında yaşları 6-13 arasında değişen çocuklar tarafından gerçekleştirilen şiddet dolu olayları anlatan William Golding’e 1983 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün verilmesi kamuoyunda rahatsızlık yaratmıştı.
  • Sanat yapıtlarında yer alan şiddet, insanın yıkıcılığının kültürel yapısını ortaya koyar. Antik kültürde sanat yapma edimi, sıradan insanlara sunulan bir şiddet gösterimi idi. Bu gelenek, bir kültürel miras olarak hem Doğu hem de Batı resminin tüm süreçlerinde kendini göstermiştir.

 

 

Milliyetçilik 7

  • Sömürgecilik, milliyetçiliği, ona karşı direnirken bile körüklemiştir.
  • Dünyadaki milliyetçi devrimlerin ilk örnekleri, karşı çıktıkları yöneticilerle aynı dili konuşan ve aynı dine bağlı, ayrıcalıklı seçkinler tarafından gerçekleştirilmiştir. Söz konusu seçkinler, sömürgeciler tarafından eğitilmiş, yerli halktan kişilerdi. Latin Amerika’nın İspanyol sömürgelerinde en tepe yöneticiler İspanya’dan gelir ve genellikle görevleri bitince İspanya’ya geri dönerlerdi. Altlarında kreol (İspanyol asıllı Latin Amerika doğumlular) memurlar kitlesi çalışırdı. Bunlar genelde doğdukları bölgede görev yapar, İspanya’ya gitme gibi bir umutları olmazdı. Bu onlara üstlerindeki “gerçek” İspanyollardan farklı olduklarını hatırlatırdı. Bu sömürge memurları, eğitimli seçkinler olarak, ulusal bütünleşmenin kültürel tabanını oluştururlardı. Her ülkenin sömürgecilik karşıtı seçkinleri, uluslararası milliyetçilik söylemine, kendi koşullarına göre yeni bir yön kazandırdılar. Yeni fikirler ürettiler, değişik yerel ögeler kattılar.
2017 Venedik Bienali, Malta Pavyonunda sergilenen eserlerden biri de Osmanlı’nın Malta Kuşatmasını betimleyen yastık kılıfı idi. Düşman, kimlik oluşumu için gereklidir. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

2017 Venedik Bienali, Malta Pavyonunda sergilenen eserlerden biri de Osmanlı’nın Malta Kuşatmasını betimleyen yastık kılıfı idi. Düşman, kimlik oluşumu için gereklidir.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu

  • Milliyetçilik, sömürgeci devletle ve sömürge ekonomisindeki özel çıkarlarla ilişkili grupların ortak bir projesiydi: En önce emperyal metropollerde okuyan ya da tecrübe kazanan gençler arasında yayıldı.
  • Milliyetçiliği doğuran ana kaynaklardan biri ulusal bütünleşme düzeyidir. Ayrılıkçı milliyetçilikler de genellikle ulusal bütünleşmenin başarısızlığından doğar. Sovyetler Birliği ve çeşitli Doğu Avrupa ülkeleri, bunun en bariz örneğidir. Milliyetçilik söyleminin, bir yandan ayrılıkçı pan-milliyetçi ve birleştirici hareketleri barındırma özelliği vardır.
  • Sonradan ve bir tür emekle, “öteki” hayat alanlarında da yaşayabileceğini, “öteki” milletten insanlarla gerçek ilişkiler kurabileceğini bilen, bu vasfına güvenen insanın milliyetçiliği aşması kolaydır. Aksine bu vasfını geliştirememiş insan için milliyetçilik, korunma içgüdüsüne cevap veren doğal bir ideolojidir.

 

It’s a Fact 1

Fotoğraf: Kıbrıs Today

Fotoğraf: Kıbrıs Today

  • Rats can survive without water longer than camels.
  • A liter of vinegar is heavier in winter than it is in summer.
  • There is no cholesterol in kangaroo meat.
  • The Baltic is the least salty sea in the world.
  • Ancient Chinese believe that sperm is produced in the brain.
  • Headaches are caused by nerves and muscles that are located around the brain, not in the brain.
  • Cow’s milk can contain up to twice as much protein as human milk.
  • Denim was first made in France.

 

 

Şiddet 84| Sanat ve Şiddet 3

EDEBİYATTA KADIN KARAKTERLER

Boboli’nin bahçesinde Dante ve Beatrice, Raffaele Giannetti  (1832–1916), geç Pre-Raphaelite stili, 1877. Fotoğraf: Wikimedia Commons

Boboli’nin bahçesinde Dante ve Beatrice, Raffaele Giannetti (1832–1916), geç Pre-Raphaelite stili, 1877. Fotoğraf: Wikimedia Commons

 

  • Dante, iffetli ve dokunulmamış Beatrice modelini ortaya attı. Dokunulmamış, iffetli Beatrice modeli yüzyıllarca gururla varlığını sürdürdü. Rönesans, bilge kadını ortaya çıkardı ve bilge kadın, şiirle düzyazıya yöneldi. Dickens, çocuk eş modelini ortaya attı ve çocuk eşler çoğalmaya başladı. George Eliot bu modeli taklit etti. Sonra soylu kadın, saf eş, sadık anne modelleri ortaya çıktı. Kadınlar da kendilerini bu modellere uydurmaya çalıştı.
  • Flaubert, Yerleşik Düşünceler Sözlüğü adlı kitabında 19. yüzyılda burjuvaların sanatçıya ilişkin görüşünü aktardı: ”Sanatçılar: Hepsi soytarı. Bütün kadın sanatçılar ise sürtüktür.”
  • Victoryen Dönem’de (1837-1901) Shakespeare’in eserleri dildeki kabalıklarından ve cinsel sözcüklerinden arındırılarak, aileler için yeniden basıldı. Sansür, yazara, esere, edebiyata ve okura uygulanan şiddettir.
  • Aynı dönemde Charles Dickens (1812-1870), 15 romanının ve sayısız öykülerinin hiçbirinde etkileyici bir ergen kadın portresi çizmedi. Dönemin ideali çocuk kadına sadık kalarak sansürü içselleştirmiştir.
  • Viktoryen Dönem’in yarattığı hayranlık uyandıran asil ve özverili, eşinin iyiliği için kendini feda eden, onun için didinen kadın ideali Charlotte Brontë’nin (1816-1855) Jane Eyre ve George Eliot’un (1819-1880) Middlemarch adlı eserlerinde işlenmişti. Gerçekçi bir yazar olan ve psikolojik çözümlemenin öncüsü olarak kabul edilen Mary Anne Evans, kadın olduğunu gizlemek için George Eliot takma adı ile eserlerini yayımlamıştır: İçsel sansüre ve kadının toplumdaki yerine işaret eden bir başka uygulama.
  • Şehvet, tutku, aşk ve şiddet dolu duyguları içeren Uğultulu Tepeler adlı tek romanı ile Emily Brontë (1818-1848), skandala sebep olmuştu.
  • Fransız yazar Emile Zola (1840-1902) ise ergen kadınların canlı portrelerini erotik bir çekicilikle çizmiş, Toprak adlı romanı, İngiltere’de müstehcen olarak sınıflandırılmış, yasaklanmış ve yayımcısına hapis cezası verilmişti.
  • Edebiyattan kovulan erotizm ve cinsellik yeraltına inmiş, 1857 yılında bu tür yazına pornografi adı verilmişti: terim, fahişeler ve fahişelik üzerine yazılar anlamına geliyordu.
  • Guatemalalı Nobel ödüllü yazar Migel Angel Asturias (1899-1974), Mısır Adamları (1949) adlı eserinde Orta Amerika yerlilerinde kadının ezilişini, törelere göre yargılanışı ve cezalandırılışını anlatırken, bir yandan da kadının şeytana karışmış bir varlık olduğunu yazar. Sayın Başkan (1946) adlı eserinde ise bir rahibin ağzından şöyle der: “ Erkek gibi ata binerek erkekle eşit olduğuna mı inandın? Büyük bir günah bu… Efendimiz Tanrı, kadını kadın yarattığı için, kadın kadın olarak kalmalı ve Tanrılığa özenip düş yıkımına uğrayan şeytan gibi erkekliğe özenmemeli.” “Söz etmeye değmez. Korsesiz bir kadın…Ne bayağı olduğu belli…”
  • Büyülü Gerçekçilik’in babası sayılan Meksikalı yazar Juan Rulfo (1918-1986), ülkesinin kırsal kesimindeki şiddete dayalı, şiddetten kaynaklanan insan ilişkilerini kısa, kesik cümleler ve imgelerle dile getirmiştir. Eserlerinde (Kızgın Ova 1953 ve Pedro Paramo 1955), insanlar ölümün mırıltısıyla konuşurlar; ortam, ölümü yansıtır.
  • Ülkemizde 2005 yılında yayımlanan Gabriel Garcia Marquez’in Benim Hüzünlü Orospularım adlı eserinde orospu;

    Beyinsiz bir vücut olarak algılanan,
    Gel denildiğinde gelip, git denildiğinde giden,
    Kaderine karşı çıkmaktan aciz,
    Kendini para için boyun eğmek zorunda hisseden,
    Kendi cinsine ve vücuduna saygısını kaybetmek zorunda bırakılmış ve buna alıştırıldığı için hiçbir şeyi yadırgamayan kadın olarak betimleniyor.