Okumak

İsimsiz No. 11, John Latham (1921-2006), Kitap parçaları ve alçı, 1992. Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

İsimsiz No. 11, John Latham (1921-2006), Kitap parçaları ve alçı, 1992.
Fotoğraf: Füsun Kavrakoğlu, Venedik Bienali, 2017.

  • Alman filozof Arthur Schopenhauer (1788-1860), roman okumanın insanları kandırdığını, baştan aşağı yanlış bir hayat görüşünü benimsettiğini, genellikle hayatlarının tamamına büyük zarar verdiğini söylemişti. Okumayla ilgili çok düşünüp çok yazmış olan Schopenhauer için hayat kötü kitaplara harcanamayacak kadar kısadır.
  • Cambridge Üniversitesi’nden John Fiske (1939-), her metin ve her okumanın kısmen metnin kendi yapısındaki kısmen de okuyan öznenin metinle ilişkisinde bulunan toplumsal ve dolayısıyla da siyasal bir boyutu olduğunu söyler.
  • Kitaplar bize kendi hayatımızın fark edemediğimiz yönleriyle ilgili bir şeyler anlatırlar. Kitapların işledikleri gerçeklerin bizim de gerçeklerimiz olduğunu düşünür, ancak bu gerçekleri kitapları okumadan kendi kendimize dile getirmeyi başaramayız. Bir kitabı bitirdikten sonra kendi hayatımıza döneriz; ancak artık farklı biriyizdir, diye yazar Alain de Botton.
  • İtalyan edebiyat adamı Giorgio Manganelli (1922-1990) incelikli bir okurun bir kitabın kapağını açmadan bile okunmaması gerektiğini bildiğini yazar. Bunu, bir tür aydınlanmaya bağlar. Bu değerlendirme biraz aşırı olsa da, iyi bir okurun giriş bölümünden, gelişigüzel açılan bir-iki sayfadan, içindekiler listesinden, kaynakçadan bir kitabın okumaya değer olup olmadığını anlama erdemi gerçekten de vardır.
  • İyi bir okur, kitapların anlattıklarından değil, düşündürttüklerinden oluşan bir tür sanal görüntü kurgular.
  • Psikanalist ve edebiyat hocası Pierre Bayard (1954-), her bir okumanın, ya da okumamanın, veya eksik okumanın yaratıcı bir yanının olması ve okurun her şeyden önce kitaba kendinden bir şeyler katması gerektiğiyle ilgilenir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks, Metis Yayınları, 2014.
  • Görmek ve Fark Etmek, Alain de Botton, Sel Yayıncılık, 2011.
  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

 

Şiddet 43| Doğu’da Kadının Konumu 4 | Çin 2

  • Konfüçyüs inancı, ataerkil bir düzen getiriyor; bedeni kötü bir şey olarak görmüyor ama tehlikesine karşı uyarıyordu. Kadınların devlet içinde düzensizliğe ve karışıklığa yol açacağı ve imparatorluk sarayı için de ayıp bir şey sayılacağı için kamu görevleri kadınlar için yasaktı.
  • Emperyal Çin’de kadınlar tüccar da olamıyorlardı.
  • Qing Hanedanlığı döneminde, 17.-18. yüzyıllarda elit kadınlar matbaacılık konusunda seslerini duyurdular. 19. yüzyıl sonunda kadın hakları savunusu yapan entelektüel bir hareket gelişti.
  • Geç emperyal dönemde kadınlar bazı durumlarda miras yoluyla mülk edinebiliyordu.
  • 1928 yılında iktidara gelen Milliyetçi Parti, kadınlara vatandaşlık hakkı tanıdı ve teoride de olsa, evlilik ve miras konularında eşit statü hakkı verdi.
  • 1949 yılında Çin Komünist Partisi zafer kazanınca posterlerde kadınlar elinde tüfek, erkekler ise bebekleri beslerken görüntülendi. ÇKP dulların ve kızlarının haklarını güçlendirmek, mirastan eşit pay alabilmelerini sağlamak için önemli işler yaptı. Ancak günümüzde bile, özellikle kırsal alanlarda, erkekler miras konusunda önceliğe sahiptir.
  • Çin’deki Kültür Devrimi (1965-1969) sırasında cinsel köleliğin simgelerinden biri sayılan etek giyme yasağı getirildi. Eşitliği vurgulamak için erkeklerle kadınlar tek tip giyinmek zorundaydılar.
  • 1978 yılından sonraki reform çağında, ÇKP’deki kadın yönetici sayısı, yerel ve üst düzeyde, dramatik şekilde azaldı.
Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır. Çin'in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı. Şanghay, 1995.

Duvar resimleri ve başka yerlerde tasvir edilen Han Hanedanı dansçılarının, dansın bu dönemde daha da geliştiğine tanıklık etmektedir. Tang Hanedanı döneminde dans, yeni doruklara ulaşmıştır.
Çin’in kültürünün önemli bir parçası olan operada kadın rolleri erkekler tarafından oynanırdı.
Şanghay, 1995.

  • İmparatorluk döneminde kadına karşı ön yargılı bakış açısı dul kadınların tekrar evlenmesini istememek, bedensel hareket kabiliyetini kısıtlamaya da yönelik olan kızların ayaklarının bağlanması, memuriyet sınavlarının sadece erkeklere açık olması ile kendini göstermişti.
  • Cumhuriyet döneminde (1912-1949) cinsiyet ve aile ilişkilerini düzenlemeye yönelik hamleler yapıldı. 1911 Devrimi’nden hemen sonra kadınlara oy hakkı tanınmıştı. Ancak bu dönemde seçimler pek de önem verilmeyen bir hak olmuştur. Ayak bağlama uygulaması ise devlet tarafından hoş görülmeyen bir uygulamaya dönüşmüştü.
  • Mao Çin’de kadınlara farklı bir baskı uygulandığına dikkat çekmiş, kadınların sadece sınıfsal adaletsizlikten değil, erkek akrabaların uyguladıkları şiddetten de mustarip olduklarını belirtmişti.
  • Çin Halk Cumhuriyeti’nde ulus çapındaki ilk hareket 1950 tarihli Yeni Evlilik Kanunu oldu. Bu uygulama ile:
             * Eskiden aile büyüklerine ait olan kimin kimle evleneceği uygulamasına son verilerek, nikahın  özgür iradeleri ile karar vermiş iki birey arasında kıyılması gerektiği;
             *Eski sistemde erkek için çok daha kolay olan boşanma hakkında da eşitlik ilkesinin geçerli kılınarak karı ve kocaya hukuk önünde eşit muamele edileceği hükme bağlandı.
  • ÇHC’de evlilik törenlerinde aile büyüklerinin resimlerinin yerini Mao’nun portresi almış, daha önce damadın anne babasının önünde eğilen yeni evli çift, 1949 sonrasında Mao’nun portresinin önünde eğilir olmuştur.
  • Köyde yaşayan bir gelinin evlendiğinde kocasının ailesinin yanına taşınma zorunluluğu hakkında yeni yasa hiçbir değişiklik getirmemiştir.
  • ÇHC, kanunlarla cinsiyet eşitliği tanındığı için Tibet kadınlarının statüsünü yükselttiğini savlar.
  • Devrim öncesi kız ceninlerin öldürülmesi bilinen bir uygulamaydı. 1949’dan sonra hızla terk edilmişti. 1980’lerin başında bu uygulama hortladı. Cinsiyete dayalı kürtajlar yeniden başladı.
  • Çinlilerde de cinsellik utanma duygusu ya da günah düşüncesiyle yüklü değildir. Ancak kadınlar başka alanlarda baskı altındadır.
  • Eski Çin’de cenazenin layıkıyla kalkabilmesi için her ailenin bir oğul sahibi olması gerekiyordu. Kadının bir erkek çocuk doğurmamış olması boşanma için sağlam bir sebepti. Bir genç kız için ülkü, erkek çocuk doğurmaktı. Oğlan çocuk doğurmayan kadın yerini başka bir kadına bırakıyordu.
  • Çin’de nüfusun %92’si Han ırkından. Nüfus patlamasının yarattığı endişeyle 1979 yılında çocuk sayısı konusunda Han ırkına sert kısıtlamalar getirildi. İlk önlem erken evlilikleri caydırmak oldu. Erkeklerin 22, kızların 20 yaşından önce evlenmesi yasaklandı. İkinci önlem, çocuk sayısını kısıtlamak oldu. Büyük kentlerdeki çiftlerin tek çocuk yapmasına izin verildi. İzin verilenden fazla çocuğu olanlar, yaşadıkları bölge ve gelir durumuna göre değişen para cezaları ödüyor. Kırsal kesimde ilk doğan çocuk kız ise ya da kalıtımsal olmayan bir sakatlığı varsa, ikinci bir çocuğa izin veriliyordu. Nüfus yoğunluğu çok düşük olan bölgelerde yaşayan ailelere ve etnik azınlıklara, ikinci çocuk izni vardı.
  • Kentte olsun, köyde olsun art arda çocuk sahibi olmak mümkün değil. İki çocuk arasında 4-5 yıl beklemek gerekiyor.
  • Bugün de Çin’de oğlan çocuklara öncelik verilmektedir. Çoğu hamile kadın, karnında taşıdığı bebeğin erkek olmadığını öğrenince kürtaja karar veriyor.
  • Çin’de kürtaj serbest. Üstelik gebeliğin her aşamasında mümkün.

 

Çağdaş Sanata Varış 315|Çağdaş Dönemde Müzik 2

  • Çağdaş Dönem’de müzikte de alternatif yaklaşımlar, disiplinler arası çalışmalar, sıra dışı mekanlarda gösterimler, multimedya ögelerinden yararlanma, farklı dönemler ve müzik türleri arasında etkileşim kuran performanslar gerçekleştirilmiştir.
  • York Üniversitesi gibi bazı yükseköğrenim kurumlarında sanat, mimari, matematik, kozmoloji, müzik ve bilim arasındaki disiplinler arası etkileşimleri keşfetmeyi amaçlayan Müzik Araştırmaları Merkezi bulunuyor.
  • Patti Smith’in Land 1975-2002 adlı albümünün metinlerini ünlü yazar Susan Sontag kaleme aldı. 11 Eylül’de ülkesi ABD’yi eleştirmesiyle çirkin saldırılara maruz kalan Sontag’ın Patti Smith’le yaptığı iş birliği iki radikal sanatçının çağdaş bir uğraşı oldu.
  • Konserlere, genelde bir tiyatro sanatçısının da anlatıcı olarak katılması çağımıza ait bir uygulama.
  • Çağdaş, Klasik ve Caz müzikte ustalık gösterebilen; trompetçi, doğaçlama sanatçısı ve besteci Markus Stockhausen (1957-)gibi müzisyenler çağımızı yansıtıyor.
  • Artık, Pierre Boulez, Julia Morrison, Yannis Xenakis gibi bilgisayar kullanarak beste yapan sanatçılar var.
  • Enstalasyon/Yerleştirme Sanatı’na ses yerleştirmeleri de dahil oldu. Kanadalı sanatçı Janet Cardiff (1957-), 2001 yılında gerçekleştirdiği ses yerleştirmesi Kırk Sesli Motet’te, Thomas Tallis’in elden geçirilmiş eserini kullanmış, besteyi bir ses etkinliğine dönüştürmüş, galeri mekanına yerleştirilen kırk hoparlörün her birinden farklı bir şarkıcının sesi yayınlanmıştır. Galeri mekanında gezinenler, yerlerini değiştirdikçe, işittikleri ses karışımı da değişmiştir. Sanatçı, partneri George Bures Miller ile birlikte 1995 yılından bu yana ses yürüyüşleri de düzenlemektedir. Sanatçılar, çok kanallı kayıt teknolojisi kullanılarak üretilen sesi, katılımcılara verdikleri taşınabilir müzik çalardan dinletirken, müziğin dinleyicilerin çevrelerine ilişkin algılarını radikal şekilde değiştirdiği öne sürmektedir.
  • ABD’li sanatçı Jennifer Allora (1974-) ile Küba doğumlu sanatçı Guillermo Calzadilla (1971-) 2008 yılında bir Performans-Heykel-Resital-Dans eseri ürettiler. Önce 20. yüzyıl başında üretilmiş bir Bechstein piyanoyu hazırladılar: Piyanonun kuyruk kapağı üstünde, ayakta duran bir piyanistin sığabileceği büyüklükte bir delik açtılar; iki oktavı kullanım dışı bırakıp geri kalan telleri işlevlerini yerine getirecek şekilde korudular; piyanonun pedallarını ters yöne çevirdiler. İcracı bir yandan piyano çalarken bir yandan da önceden belirlenmiş koreografiye göre piyanoyu mekan içinde sürekli hareket ettirecekti. Çalınacak eser Hitler’in en sevdiği bestelerden biri olan Neşeye Övgü (Beethoven, Dokuzuncu Senfoni’nin bir bölümü, 1824), 1942 yılında Wilhelm Furtwängler yönetiminde Hitler’in doğum gününde bir Bechstein ile çalınmıştı. Neşeye Övgü ayrıca Irkçı politika ile yönetilen Rodezya’nın (Zimbabwe’nin eski adı) ulusal marşı idi; Kültür Devrimi sırasında Çinliler tarafından benimsenmişti ve Avrupa Birliği’nin marşı idi. Sanatçı ikilinin küresel siyasetin alegorisini yaptıkları pek çok eseri bulunuyor.
Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken. Fotoğraf:  Ángel Franco/The New York Times

Çeşitli sanatçılar tarafından icra edilen Dur, Onar, Hazırla: Hazırlanmış Piyano için Neşeye Övgü Çeşitlemeleri’ni MoMA’da Jun Sun çalarken.
Fotoğraf: Ángel Franco/The New York Times

 

Kültür Üzerine

  • Umberto Eco (1932-2016), kültürün birikim değil, eleme olduğunu söyler. Kültür, bir veri birikiminden ibaret olmayıp aynı zamanda bunların süzgeçten geçirilmesi anlamına da gelir. Kültür, aynı zamanda, yararlı ya da gerekli olmayanı atabilme kapasitesidir.
  • Jorge Luis Borges (1899-1986), bir öyküsünde her şeyi hatırlayan bir karakteri anlatır. Tam da bu nedenden ötürü, adam tam bir salak, tamamen bloke olmuş biridir.
 Fotoğraf: İnsan Bu

Fotoğraf: İnsan Bu

  • ABD’li eleştirmen Dwight Macdonald (1906-1982), 1960 yılına ait bir denemesinde kültürü üç farklı seviyede tanımlar: Yüksek Kültür, Joyce, Proust, Picasso tarafından temsil edilirken, Kitle Kültürü adını verdiği kültür sınıfının Hollywood ürünleri ve rock müziği tarafından temsil edildiğini söylüyordu. Üçüncü grup, temelde kitsch olan, avangard tarzın hatlarından da yararlanan eğlencelik ürünleri kapsıyordu.
  • Eco, Avrupa kültürünün kimliğinin, farklı edebiyatlar, felsefeler, müzikal ve teatral eserler arasındaki uzun diyaloğa dayandığını; bunun savaşa rağmen silinmeyen bir şey ve bu kimlik üzerine, dil bariyerine bile direnç gösteren bir topluluk inşa edildiğini söyler.

 

Maç seyretmek uğruna konsere gitmekten vazgeçmek acaba bir gösterge olabilir mi?

 

Yararlanılan Kaynaklar

  • Budalalıktan Deliliğe, Umberto Eco, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

 

 

Şiddet 42| Doğu’da Kadının Konumu 3 | Çin 1

Tang Hanedanı (618-906) dönemine ait renklendirilmiş kil Hanım figürini.  Şanghay Müzesi.

Tang Hanedanı (618-906) dönemine ait renklendirilmiş kil Hanım figürini.
Şanghay Müzesi.

  • Batılılar insanoğlunu yaradılışın merkezi olarak görürken Çinliler, insanı doğanın içinde oldukça küçük bir figür olarak tanımlarlar.
  • Çin yaradılış söylencesinde insanı balçıktan bir tanrıça yaratır.
  • Çin İmparatorluğu 1912 yılında sona erene kadar Çin, çok eşli bir toplumdu. İmparatorluk döneminde erkekler en az üç, bazen bir düzine eş ve metres ediniyordu. İmparator bir kadınla evlenir, bu kadın imparatoriçe olurdu ama imparatorların çok kalabalık bir haremi vardı.
  • Kadınlar ilk gençlik yıllarından itibaren erkeklerden ayrı bölümlerde yaşıyorlardı.
  • Kadınlar ve erkekler genellikle yemeği de ayrı ayrı yerlermiş.
  • Aile kavramı eskiden beri Çin toplumu için çok önemlidir. Çin toplumunun adı uzun yıllar “Yüz Aile” idi.
  • Evlilikler aileler tarafından ayarlanır, çiftlerin aile kararına saygı göstermeleri beklenirdi.
  • Aile içi evlilikler kesinlikle yasaktı.
  • Evdeki en yaşlı erkek hane halkının başıydı. Evi onun ilk karısı idare eder, evdeki diğer kadınların günlük yaşamını da denetlermiş.
  • Han Hanedanı döneminde (MÖ 206- MS 220) soylu kadınlar dış dünyadan uzak tutulurdu. Evlerinin gözetleme kulelerinden sokağı seyredebilirlerdi.
  • Çin İmparatorluğu’nda sadece saray kadınlarının okuma yazma bilmesi gerekiyor; öbür kadınlar için örgü, dikiş ve müzik aleti çalmayı bilmek yeterli görülüyordu. Kadınlara özgü erdemler, yumuşaklık, alçak gönüllülük, özverili olmak ve itaat idi.
Dream of the Red Chamber, Ling Jian, 2015. Contemporary Istanbul 2015. Fotoğraf: Australia China Art Foundation

Dream of the Red Chamber, Ling Jian, 2015.
Contemporary Istanbul 2015.
Fotoğraf: Australia China Art Foundation